Edubilim Forumları - www.edubilim.com Edubilim Forumları - www.edubilim.com
Duyurular: 2011-2012 Eğitim ve Öğretim Yılı 2.Dönem Evrakları
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 26, 2012, 03:08:34 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


...::: EDuBiLiM :::...




  Sayfa: [1]  
  Bu Konuyu Gönder  
Gönderen Konu: Toplum icine cikma korkusunu yenme  (Okunma Sayısı 412 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
OupavóÇ
Uzman Üye
*****
Üye No: 87679
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Öğrenci
Mesaj Sayısı: 934
Nerden: Samsun
Puan: +16/-9
k¡Msen¡n anLayaMayacaqı ß¡r D¡LDe kønuşMak, yaZMak haTTa aqLaMak ¡sTerD¡M

Offline
« : Kasım 21, 2010, 01:54:04 ÖS »

Diksiyon » Toplum Önüne
Çıkma Korkusunu Yenme
Toplum karşısında, mikrofon
veya kamera karşısında
konuşurken yüzleştiğimiz en
büyük engel korku ve
heyecandır. İlk defa yaptığımız
her iş önce heyecan ve korku
oluşturur. Korku anında dolaşım
sistemi içerisine gerginlikle
orantılı olarak aşırı kortizol
salgılanır. Bu durum düşünce
akışını engeller. Kişi bu anda
olumlu duygularını kaybeder.
Daha ileri düzeyde elleri ve hatta
tüm vücudu titrer. Kalbin
çarpması ve kan dolaşımı
hızlanır. Davranışların kontrol
edilmesi zorlaşır. Bu sorun ileri
düzeyde olursa, insan
başkalarıyla göz göze gelemez;
başı titrer, adeta beyni dış
dünyadan kopmuş gibi olur.
Korku anında insan kalbinde bir
iç endişe akıntısı hisseder. İnsan
bir an önce bu durumdan
kurtulmak için o ortamdan
uzaklaşmak, yapmak istediğini
yapmaktan vazgeçmek zorunda
kalır. Ayrıca endişe veya korku
konuşmacının inandırıcılığı
kaybetmesine yol açar.
Bazı insanlarda korku duygusu
çok gelişmiştir. Sık sık duyulan
bu endişeler gittikçe birbirlerini
beslerler ve endişe edebilme
yeteneği gelişir: İnsan en küçük
bir sorundan bile endişe
duymaya başlar. İleri düzeyde
korku ve endişe, sinir sistemi için
son derece tahrip edicidir.
Tüm başarılı konuşmacılar
toplum önüne çıktıklarında
mutlaka heyecanlanmışlardır.
İstisnasız her insan korku ve
endişeyi yenebilir. Ancak bunun
için tüm inançlarını yeniden
gözden geçirmeli ve bir dizi
egzersiz yapılmalıdır. Aşağıda
korkunun nedenleri tek tek
açıklanmıştır. Bu nedenler varsa
bunları yok etmek amacıyla bir
sonraki bölümde yine bir dizi
alıştırma hazırlanmıştır. Bu
alıştırmaların bir kısmını yalnız
başınıza gerçekleştirebilirsiniz.
Ancak bunları toplum karşısında
gerçekleştirirseniz daha hızlı
başarırsınız.
KORKUNUN NEDENLERİ
Temel korku nedenleri arasında
baskı dolu çocukluğu, sürekli
yaşanan stres ve hastalıkları,
sosyal olmayan bir iş ortamında
uzun süre çalışmayı, başarısızlığa
inanmayı, hafızanın zayıf
kalmasını, söylenecek bir söz
bulunamamasını sayabiliriz.
Baskı Dolu Çocukluk
Çocukluk ve gençlik döneminde
aşırı aile otoritesi, baskı, şiddet,
dayak gibi olaylar yaşanabilir.
Normalin üzerine çıkarak belli bir
süreklilikte devam ettiğinde bu
durum kişinin psikolojisinde çok
köklü bir içe dönüklük ve
cesaretsizlik üretir. Baskı ve
şiddet ortamında çocuk kendine
güvenini kaybeder. Kişiliği bir
yandan tepkici, diğer yandan
başkalarına bağımlı gelişir.
Sürekli aşağılanan çocuğun alt
şuurunda başarısızlık imajı
yerleşir. Bu imajı normal şarlar
altında özel bir gayret
göstermeksizin yok etmek
mümkün değildir. eğer bir
şekilde yerleşmiş olan aşırı
heyecanlarınız varsa köklü
değişikliklerle bunları yok
etmelisiniz.
Sürekli Stres ve Hastalıklar
Ara sıra yaşanan, şiddetli de olsa,
stres ve hastalıkların kalıcı bir
olumsuz psikolojik etkisi yoktur.
Hatta kısa süreli ve geçici
olduklarında bunlar insanın
yaşama sevincini ve heyecanını
artırabilirler.
Ancak stres (ve stres üreten
hastalıklar) hafif de olsa uzun
süreli yaşanırsa şöyle bir gelişme
olur: Kan dolaşım sistemine
devamlı kortizol hormonu
salgılanır. Bu salgılama vücudu
kısa sürede çöplüğe dönüştürür.
Stres vücudu germekte ve
saldırıya hazır tutmaktadır.
Dolaysıyla bu kirlilik uygun
yöntemlerle temizlenmediğinde
aşırı baskı altında kalan sinir
sistemi yorulur. Bu yorgunluğun
aralıksız devam etmesi halinde
insan ölüme kadar gidebilir.
Vücut bu durum karşısında
otomatik bir tedbir alır. Beyin ile
vücut arasındaki emir-komuta
zinciri zayıflatılır. Çünkü kişi öyle
bir düşünce alışkanlığına sahiptir
ki bu düşünce gerginlik
üretmekte ve vücudu tahrip
etmektedir. Bu durumda vücudu
ölüme gitmekten kurtarmak için
beyin bir anlamda vücudu
uyuşturur, vücut gevşer ve
rahatlar. Ama bu rahatlama aynı
zamanda düşünce akışını da
iyice tahrip eder. Bu süreçte
düşünce akışı bloke olur,
hatırlama iyice zayıflar,
unutkanlık kendini gösterir, kişi
iç sorunlarıyla iyice bunalır.
Tüm bunlar yine kişinin kendine
güvenini sarsar, kişiyi
insanlardan uzaklaştırır. Böylece
korkunun başarısızlık, kendini
suçlama, aşağılama gibi bir
boyutu ortaya çıkar.
Ancak hastalıkların stres
üretmesi insanın düşünce
biçiminden kaynaklanır. İnsan
eğer hastalığı kendisini
olgunlaştıran bir fırsat olarak
görürse, vücudu acı çekebilir,
ama psikolojisi sağlam
olacağından tahrip edici stresi
yaşamayabilir.
Antisosyal Bir İş Ortamı
Bazı işler veya iş ortamları vardır
ki bunlar yapıları gereği insanları
toplumdan uzak tutarlar.
Örneğin bilgisayarın sürekli
başında oturup iş yapmak
durumunda olanlar dış
dünyadan büyük ölçüde
koparlar. Zihinleri bilgisayar
dünyasının kendilerine sunduğu
sanal ortama iyice kapılmıştır.
Bazı fabrika işleri belli bir
tezgahın önüne hapsedebilir. Bu
arada geceleri çalışıp gündüzleri
uyuyan bekçilerin genellikle
konumları da toplumsal olmayan
(asosyal) bir yapı taşır. Buna
karşın yöneticilik, pazarlamacılık,
öğretmenlik ve sunuculuk gibi
meslekler kişileri sosyal olmaya
zorlar.
İnsanlar kendilerini toplumdan
uzaklaştıran işlere
hapsettiklerinde beyinleri bu
ortama alışır. Değişik insanlarla
muhatap olabilme yetenekleri
zayıflar. Kavramaları kendi iç
referanslarıyla sınırlanır.
Topluma açılıp insanlarla
konuşmaktan sıkılırlar. Kişilikleri,
içine kapanık ve bireysellik
ekseninde gelişir. Dolaysıyla
toplum önünde söz söylemeleri
gerektiğinde büyük bir korku ve
heyecan duyarlar. Ancak çeşitli
hobiler geliştirerek ek sosyal
faaliyetler içerisinde bulunanlar
bu kötü gidişi engelleyebilirler.
Başarısızlık İnancı
Yukarıdaki şartların hiç birisi
mevcut olmadığı halde insanlar
yine de toplum önünde söz
söylemekten korkabilirler. Bunun
önemli bir nedeni başarısızlık
imajının zihinlerine iyice
yerleşmesidir. İnsanın her
davranışa yüklediği anlam, alt
bilincine bir emir olarak
gönderilir. Bir işi başarmaya
girişen insan her zaman istediği
sonucu elde edemeyebilir. Bu
herkes için tabiidir. Ama bazı
insanlar sonucu elde
edemediklerinde hemen
başarısız olduklarını düşünürler
ve kendilerini suçlarlar. Bu
suçlamalar bir çok kez
tekrarlanır. Sonuçta insan
farkında olmadan kendi alt
bilincine “ben başarısızım”
hükmünü yerleştirmiş olur. Bu
çok sınırlayıcı bir kalıptır. Çünkü
insan bir kere bu inancı
otomatikleştirdiğinde bu inanç
onun hemen her işinde başarısız
olmasına yol açar. Neye
inanıyorsak beynimiz onu
doğrulamak uğurunda amansız
gayretler göstermeye devam
edecektir.
“Ben başarısızım” inancı alt
bilincinde yerleşmiş olan insan
“belki bu defa başarabilirim”
diyerek harekete geçse de sık sık
“ya başaramazsam” endişesini
yaşar. Bu endişe dikkatini
zayıflatır, zihnini olumsuz
sonuçlara yaklaştırır. Bu
muhtemel olumsuz sonuçlar
dayanma ve direnme azmini
azaltır. Kişi kendisini güçsüz
hisseder. Bu güçsüzlük ve onun
getirdiği tedirginlik kişiyi
“vazgeçme” noktasına götürür.
Böylece kişi gerçekten de
başarısız olur. Toplum karşısında
konuşabilme ise cesaret
gerektiren bir başarıdır.
Başarısızlık inancı cesareti
kıracağından kişi toplum
karşısında konuşamaz.
Başarısızlık ihtimali aklına
geldiğinde bile derin bir korku
veya endişe yaşar.
Söylenecek Bir Sözün Olmaması
Toplum karşısında söz söylemeyi
engelleyen son faktör kişinin
söyleyecek bir sözünün
olmamasıdır. Pek tabii ki ne
söyleyeceğimizi bilmiyorsak
konuşmaya başlayınca takılırız.
Bunu bir çok defa tecrübe
etmişizdir. Dolaysıyla
düşüncelerimizden emin
olmadığımızda konuşmaya
cesaret edemeyiz.
Bir insanın söyleyecek sözünün
olmamasının çeşitli nedenleri
olabilir ki bu, çok kapsamlı bir
sorundur. En temelde bu durum
kişinin iyi bir okuyucu
olmamasından kaynaklanır.
İnsanlar bilgilerinin % 80’ini
okuma yoluyla elde ederler. Hiç
okumayan insanların bilgileri çok
sınırlıdır. Ayrıca bu kişiler
bilgilerini birbirleriyle
ilişkilendirerek yeni anlamlar ve
bakış açıları da üretemezler.
Ancak insanlar okuma dışında
kişisel tecrübelere sahip
olabilirler. Bu tecrübeler üzerinde
düşünmüş olabilirler. Bu
durumda bilgileri var demektir.
Söyleyecek sözü olmayan insan
çok az konuyla ilgilenen hatta
kendisinin dışında hiç bir şeyle
ilgilenmeyen insandır. Çünkü
söylenen söz ancak başkalarını
ilgilendirdiğinde başkalarına
anlatılabilir. Başkalarıyla
ilgilenmeyen ve genel sorunlar
üzerinde düşünmeyen insanların
beyin aktiviteleri zayıftır.
Dolaysıyla böyle insanlardan söz
söylemeleri istendiğinde ne
söyleyecekleri konusunda
endişeye kapılırlar. Bu endişe
konuşma cesaretlerini kırar.
Hafızanın kontrol Edilememesi
Çok zayıf bir hafıza kişinin
özgüvenini yitirmesinin ve
konuşmaktan çekinmesinin en
önemli nedenlerindendir. Çünkü
konuşmacı huzura çıktığında
hafızasının kendisine yardımcı
olmayacağını ve ne
söyleyeceğini unutabileceğini
düşündüğünden konuşmaya
cesaret edemez. Esasen hafızası
çok zayıf olan insanlar belirgin
bir hastalığın işaretini verirler.
Çoğunlukla hafıza eksikliği bir
hastalığın belirtisi değil zihinsel
tembelliğin belirtisidir. Zihinsel
tembellik konsantrasyon
eksikliğinden kaynaklanır.
Konsantrasyon eksikliği ise
girginlikten veya stresten
kaynaklanır. Dolaysıyla kişi
gevşedikçe konsantrasyon
yeteneği artar; bu artış
hafızanın doğal çalışma ritminin
sağlam işlemesine yol açar.
Konuşacağı konu üzerinde
yeterince zihinsel ve duygusal
olarak yoğunlaşmış bir kişi
mutlaka o konu üzerinde söz
söyleyebilir. Ancak biz yine de
ayrıntılı olmamakla birlikte
hafızamızın güçlenmesini ve bize
yeterince yardım etmesini
sağlayan bazı teknikler üzerinde
duracağız. Mükemmel bir
hafızaya sahip olmak isteyenler
bilmelidirler ki ısrarlı bir çalışma
ile kısa sürede arzuladıkları
hafızayı geliştirebileceklerini
görebilirler.
Korkunun Çözülmesi
Şurası gerçek: Yüzlerce defa
binlerce insanın huzurunda
konuşmamışsanız her defasında
heyecan duyarsınız. Bazen
heyecanınız o kadar büyük olur
ki sizi zincirlerle kürsüye
çıkaramazlar.
Kendinizden emin olun. Korkuyu
ve heyecanı çok kolay
yeneceksiniz. Eğer bunu
gerçekten arzuluyorsanız
şimdiden bilin: Toplum önüne
çıktığınızda kalbiniz sakin,
gözleriniz ışıl ışıl olacak.
Çalışmalarınızı üç ana bölümde
oluşturacaksınız.
Unutmuyorsunuz. Korkular
zihninizde yerleşmiş otomatik
programların sonucudur. Ortamı
oluştuğunda bu programlar bir
plak gibi devreye girmektedir.
Plağı bozmaz ve yerine yenisini
koymazsanız eskisi çalmaya
devam eder. En kötüsü de
devamlı çaldığınız plaklar her
defasında daha güçlü ve köklü
hale gelirler.
Korkularımızı üç temel alanda
çalışarak yok edeceğiz. Birinci
alan kelimelerle kurulu alandır.
Düşüncelerin bir boyutunu
kelimeler oluşturur. Korkularımız
varsa bunlar kelimelerle
örülmüştür. Bu bölümü “Cümle
Telkin sistemi”yle çözeceğiz.
Düşüncelerimizin ikinci
boyutunu imajlar oluşturur.
Kendinizi nasıl
canlandırıyorsunuz. Korkudan
titreyen bir insan olarak mı? Başı
dik, yüzünde tebessüm olan bir
cesaret abidesi olarak mı? “İnsan
ne düşünüyorsa odur.” sözü
doğrudur. Bu ifadeyi
değiştirelim. İnsan kendini
hayalinde en çok nasıl görüyorsa
odur. Kendimiz hakkındaki imaj
filmlerini değiştirmemiz
gerekiyor. Bu çalışma alanını
“İmaj telkin Sistemi” olarak
adlandıralım. Korkuyu yenmeye
çalışırken üçüncü bir boyutu
“davranışı” kullanacağız. Kelime
veya imajlardan oluşan tüm
düşünceler, tekrar edildiklerinde
eyleme dönüşürler. Eylem
davranıştır, tutumdur.
Beynimizdeki kalıpları asıl
pekiştiren sergilediğimiz
tutumdur. Çünkü düşünce
tutuma dönüştüğünde tüm
algılarımız devreye girer.
Davranırken yaptıklarınızı duyar,
görür ve onlara dokunursunuz.
Bu bölümde yapacağımız
çalışmaları “Tutum telkin
Sistemi” kavramıyla ifade edelim.
Şimdi gurur verici büyük
kişiliğinizi inşa etmeye hazırsınız.
bizimle gönü birliği içinde
çalışmaya devam ettiğinizde
heyecan verici bir hızda nasıl da
değiştiğinizi göreceksiniz.
Başlıyoruz:
Cümle Telkini
Toplum karşısında söz
söylemekten korku ve endişe
duymanın devamlılığını sağlayan
en önemli faktör inanç
sistemidir. Aldığımız her bilgi,
yaşadığımız her tecrübe inanç
sistemimizi etkiler ve yeniden
şekillendirir. Bu bölümde bu
inançların başlıcalarını
aktarıyoruz.
-Ben yeterince yetenekli değilim
-Bu işi başaran insanlar benden
çok üstün
-Şimdiye kadar hep başarısız
oldum
-Başkaları varken bu işi yapmak
bana düşmez
Bu temel inançlar sizde az veya
çok bulunabilir. Herkes için
bunlar kesinlikle asılsız
inançlardır. Ancak ne yazık ki
insanların çoğunluğu bu asılsız
inançları edindiklerinden
hayatları hep sönük geçmeye
mahkum edilmiştir. Dikkat
edelim: İnançlar her zaman
kendilerini doğrularlar. Neye
inanıyorsak, maddi manevi tüm
güçler bizi doğrulamak için
çalışırlar. Şimdi yukarıdaki
inançların neden doğru
olmadığını anlatacağız. Lütfen bu
açıklamaları tekrar tekrar
okuyunuz. Bu açıklamaları
ezberleseniz bile fırsat buldukça
okumaya devam ediniz. Burada
amaçlanan sadece öğrenmeniz
değildir. Temel amaç doğru
inancın alt bilincinize
kilitlenmesinin sağlanmasıdır.
Zira inançlarınız kendinize
defalarca söylediğiniz sözlerdir.
Şimdi doğru sözleri kendinize
söyleyerek doğru inançları
yerleştirmeniz gerekmektedir. Bu
açıklamaları yeterince okur ve
anlatılanları fırsat buldukça
düşünmeye devam ederseniz bir
ay içinde yeni inançlarınız alt
şuurunuza kaydolacaktır. Daha
hızlı değişmek istiyorsanız, tele-
terapi kasetlerinde anlatılan
sistemi her gün kullanmalısınız.
Cümle telkin sistemine göre alt
şuurumuzu hızla yapılandıracak
yeni cümle emirleri vereceğiz. Alt
şuurumuzdaki kalıplar zaten bu
tür cümle emirlerinden
oluşmuştu. Emirlerin güçlü bir
şekilde yerleşmesi için belli
özelikler taşıması gerekir. Bu
özellikleri sıralayalım:
1.Derin Gevşeme: Tüm kas
sistemlerinizi gevşetmelisiniz. (Ek
‘ye bakınız.) Seminer ortamında
sunucunuz derin gevşemeyi size
gösterecektir. Ne kadar derin
gevşeyebilirseniz emirleriniz o
kadar derin ve kalıcı yerleşir.
2.Cümle Yapısı: Cümle yapısı
yeterince basit olmalıdır. Kısa
cümleler kurmalısınız. Cümle
sadece şimdiki zaman kipinde
olmalıdır. Alt şuur geçmiş veya
gelecek zaman kipinde söylenen
sözleri, geçmiş veya gelecek
zaman için dikkate alır. Geçmiş
hep geçmiştir ve gelecek de hep
gelecektir. Alt şuur olumsuz
emirleri anlamaz veya tersinden
anlar Sadece olumlu emirleri
anlar.
3. Gelişme Sürekliliği: Cümle
yapısı gelişmenin sürekliliğini ve
tekamülü içermelidir. Her hangi
bir olayın tekrarına bağlı olarak
daha iyi olma durumu ifade
edilmelidir. Buna göre aşağıdaki
telkin cümlelerini eleştirelim:
--Ben başarılı olmak isteyen bir
insan olarak her gün gelişiyor,
mükemmelleşmeye adım adım ve
süratle ilerliyorum. (Cümle çok
uzun, emir kayboluyor.)
--Sigara içmiyorum. (Zaman kipi
doğru, ama cümle olumsuz.)
--Çok ders çalışacağım. (Gelişme
bağı yok. Gelecek zaman hatası
var. Asırlar geçse de alt şuur
emri hep geleceğe atar.)
--Her gün ve her nefeste daha
çok gülümsüyorum. (Uzunluk
yeterli. Şimdiki zaman doğru
kullanılmış. Gelişme her güne ve
her nefese bağlanmış. İşte en iyi
cümle telkin biçimi budur. “Her
sabah daha dinç uyanıyorum.”
deyin.
Telkin oluştururken yıkmak
istediğiniz olumsuzluklar
hakkında zorluklarla
karşılaşabilirsiniz. Eskilerini nasıl
kaldıracaksınız?
Öfkeleniyorum---------------------
Öfkelenmiyorum.
Sigara içiyorum---------------------
Sigara içmiyorum.
Çözüm kelimelerin
olumsuzlanarak kullanılması
değildir. bunun yerine olumlu
karşıt anlamlı kelimeleri seçmek
zorundasınız.
Öfkelenmemek
istiyorsunuz----------------- Daha
sakin oluyorum.
Sigara içmemek
istiyorsunuz---------------- Sigara
içmeyi bırakıyorum.
Bu bölümde önce genel
başarımızı engelleyen hatalı
inançları yok etmemiz gerekir.
Ardından doğru inançların fikir
temellerini oluşturacağız. bu fikir
temellerinin alt şuurumuza
kodlanması için alıştırmalar
yapacağız.
YIKICI İNANÇLAR
Ben Yeterince Yetenekli Değilim
Size de Edison veya Einstein gibi
günü 24 saat olan bir ömür
emanet edildi. Siz de
kafatasınızın içinde bütün diğer
insanlar gibi ölünceye kadar eşit
sayıda milyarlarca sinir
hücresinden oluşturulan harika
bir beyin mekanizması
taşıyorsunuz. Siz de herkes gibi
sadece süt emme yeteneği
gelişmiş olarak dünyaya
gönderildiniz ve bunun dışındaki
her şeyi dünyada öğrendiniz.
Öyle büyük bir potansiyele
sahipsiniz ki milyonlarca iş
yapsanız bile beyin kapasitenizin
hala yaklaşık binde bir-ikisini
kullanıyorsunuz. Kimse sizden
üstün yeteneklerle yaratılmadı.
Siz de kimseden üstün
yeteneklerle yaratılmadınız.
Öyleyse neden bazı insanlar
zirvelere tırmanıyorlar? Neden
sempati, karizma, zenginlik,
şöhret gibi değerler yalnızca bazı
insanların elinde kalıyor? Fizikçi
iseniz neden bir Einstein veya
Abdüsselam değilsiniz?
Edebiyatçı iseniz tarihin
gerilerinde hala parlak kalan
Shakeasper’in ötesine neden
geçmiyorsunuz?
İnsanı potansiyel üstünlüğüne
kavuşturan tek vasıta “bilgi” ve
bilgiye dayalı “eğitim”dir.
Kendinizi incelediğinizde bilgiye
dayalı olmayan hiç bir becerinizi
bulamayacaksınız. Okuma-
yazması olmayan Hz.
Peygamber’e(asm) Kur’an’da
geçen ilk emrin “oku” yani
“öğren” olması şaşırtıcı gelmiyor
mu? Bugün biz bilgilerimizin %
80’ini okuma yoluyla elde
ediyoruz.
Siz sel yığınlarında kendinizi
sürükleyen bir sıradanlığa layık
olamayacak kadar üstünsünüz.
Hayallerinizde yaşayan “büyük
size” ulaşmak sizin elinizdedir.
Kimse günlük 24 saatine bir
dakika ekleyemez. Ama siz bir
gününüze 10 günlük işi
sığdırabilirsiniz. Bu güne kadar
kişisel yeteneklerinize ne kadar
yatırım yaptınız?
Zihninizden yükselen çeşitli itiraz
sesleri duyuluyor; iddialarımızı
küçümsüyor musunuz? O zaman
aşağıdaki açıklamalara ne
diyeceksiniz?
-Bu İşi Başaran İnsanlar Benden
Çok Üstün
Kendinizi yanıltıyorsunuz. bir
vakitler Anthony Robbins de
böyle düşündüğünü söylüyor.
20 yaşlarında iken bir otelde
hizmetli olarak çalışıyordu. Fakir
ve eğitimsizdi. Çektiği ızdırap
canına tak ettiğinde tüm
hayatını kökten değiştirmeye
karar verdi. Önce bir hızlı okuma
kursuna gitti ve ardından birkaç
yıl içinde 700 kitap okudu.
Bugün aynı adam Amerika
Birleşik Devletlerinin her yıl
milyonlarca dolar kazanan adamı
ve neredeyse tüm dünyada
tanınıyor. yıllarını eğitime
harcayan profesörler bile önce
hafife aldıkları bu yüksek eğitimi
olmayan adamdan ders almaya
ve kitaplarını tavsiye etmeye
başladılar. Onun hayatını sadece
on yıl içinde böylesine değiştiren
neydi? O sadece başarmak için
yola çıktı ve kader onu başarıya
ulaştırdı. Onun kavradığı gerçeği
biz de kavramalıyız.
Şunları bilmeliyiz. İnsanın sinir
sisteminde milyarlarca nöron
vardır. Nöronlardan oluşan
beynimiz saniyede 30 milyar
bitlik bilgi işleyebilmektedir.
Herhangi bir normal beyinde
oluşturulabilecek potansiyel
örgü veya bağlantı sayısı 1
rakamını izleyen 10 milyon
kilometre sıfırla ifade
edilebiliyor. Kafamızdaki her bir
nöronun bir milyon bitlik
enformasyon depolama
kapasitesi vardır. Bu korkunç
potansiyel sağlıklı olan herkeste
vardır ve biz insanlar
potansiyelimizin ortalama olarak
% 1’ini kullanıyoruz. Geri kalan
büyük kapasite ise kullanmamız
için bizi bekliyor.
200 civarındaki buluşun sahibi
Edison başarının % 99’unu
çalışmaya, %1’ini de zekaya
bağlamaktadır. Bu zekanın
önemsiz olduğu anlamına
gelmez. bunun anlamı zekanın
tek gelişme yolunun çalışma
olduğunu gösterir.
Evet sonuçta bu işi başaranlar
sizden üstündür. Ama bu
üstünlükleri sizden üstün
doğmalarından kaynaklanmaz.
Sadece çalışarak üstün hale
gelmişlerdir. Tarihe üstün olarak
geçen herkes sadece ve yalnızca
amansızca çalışarak
üstünleşmişler; yani kullandıkları
beyin kapasitelerini
arttırmışlardır. Diğerlerinden hiç
farkınız olmadığı halde kendinizi
üstün olmamaya mahkum
ederseniz oluşturduğunuz bu
inanç kalıbı tüm hayatınız
boyunca sizin üstün olmanızı
engelleyecektir.
-Şimdiye Kadar Hep Başarısız
Oldum
Edison da elektriği bulmak için
yıllarca beklemek ve binlerce
deney yapmak zorunda kalmıştı.
Bir ABD başkanı sonunda başkan
olabilmek için yıllarca bir çok
seçime girmek ve kaybetmek
zorunda kalmıştı. Hayat her
zaman sabırla hedefleri üzerinde
durmaya devam edenleri hedefe
ulaştırmıştır.
Dağarcığınızdan “başarısızlık”
kelimesini kaldırmak
zorundasınız. Böyle bir olgu
yoktur; teşebbüse devam eden
insan için başarısızlık yoktur.
Sadece her defasında başarıya
bir adım daha yaklaşmak vardır.
Başarısızlık denilen her şey sizi
başarıya götürmeyen bir yolun
keşfidir. Her başarısızlık
zannedilen olay bizin için paha
biçilmez derslerle doludur. Eğer
yaptıklarınızın sonucunu kontrol
etmemişseniz “başarısızlığınıza”
hükmedecek ve çalışmaktan
vazgeçeceksiniz. Elinizde bir
pusula yoksa tek başarı yolunuz
deneme-yanılmadır. Oysa şimdi
elinizde başarıya ulaşanların
oluşturduğu pusulalar vardır.
“Başarısızlık” kelimenizi
kaldırmakla kalmamalı ve bu
kelimeye yüklediğiniz
tecrübelerinizin anlamlarını da
“başarıya bir adım daya
yaklaştım” şeklinde
değiştirmelisiniz. Bu değişikliği
yaptığınızda aslında gerçeğin ta
kendisinin de bu olduğunu
göreceksiniz.
Eğer bu kelimeyi
unutamıyorsanız, mutlaka
kullanacaksanız, başarısızlığı
doğru tanımlayın. Gerçekte tek
başarısızlık vardır: Çalışmaktan,
denemekten, teşebbüsten
vazgeçmek...
Başkaları Varken Bu İşi Yapmak
Bana Düşmez
Herkes böyle düşünseydi şimdi
geceleri karanlıkta kalıyor
olacaktık. Hepimizin hayatını
değiştiren insanlar böyle
düşünmüyorlardı. Bu iş öncelikle
birinci derecede bana düşer
diyen insanlar o işi yapan
insanlardır. Farklılaşan insanlar
derhal sorumluluk üstlenen
insanlardır. Kullandığınız her şey
başkalarının ürettiği şeyler
midir? Neden siz de
üretmeyesiniz? Bu işin
sorumluluğu benim omuzlarımda
dediğinizde birden o işin önderi
konumuna getirildiğinizi
göreceksiniz. Bu konulmuş bir
kanundur. Sizin yaptığınız işi
başkalarının da yapmasının size
zararı yoktur. Siz de yaparsanız o
iş daha mükemmele ulaşır. Kaldı
ki eğer duygularınızı kuvvetli
kullanıyor ve daha çok
çalışıyorsanız, o işi yapan
başkalarının da lideri konumuna
yükselirsiniz.
Dünyada iki tip insan vardır:
Yöneten ve yönetilenler;
güdenler ve güdülenler; düşünce
üretenler ve üretilen düşünceyi
taklit edenler... Birinci sınıfta yer
alanlar tüm insanlığın %
10’undan azdır. siz sadece bir
inanç ve bakış açısı değişikliği ile
ilk guruba dahil olabilirsiniz.
Eğer hala “ben yapamam”
diyorsanız, o zaman bilmelisiniz
ki yapmak istemiyorsunuz. Yani
“ben yapmak istemiyorum”
demek istiyorsunuz.
Yapabileceğini bildiği halde
yapmak istemeyen insan için ise
yapılabilecek hiç bir şey yoktur.
Yaratıcımız ne yapabileceklerini
bilen insanların tercihlerine
müdahale etme hakkını ve
gücünü kimseye vermemiştir.
ALIŞTIRMA: KORKU-CÜMLE TELKİN
1. Aşağıdaki telkin cümlelerini
okuduktan sonra takip eden
açıklamaları inceleyin. Önce telkin
cümlelerinin inanç temellerini
yerleştirmeliyiz.
a) Her gün Büyük Yeteneklerim
Sürekli Gelişiyor.
Bu sözü milyonlarca defa
kendinize söyleyeceksiniz.
Lütfen önce bir kaç saatinizi
kendinize ayırın. Tüm
geçmişinize bakın. Bu güne
kadar başardığınız küçük büyük
ne varsa, edindiğiniz küçücük bir
tecrübe bile olsa not defterinize
kaydediniz. Göreceksiniz ki
küçümsediğiniz siz, çok büyük
işleri zaten başardınız. Köyde hiç
bir kültürel ve tecrübi birikimi
olmayan bir çobana göre çok
farklı birikimleriniz var. Bunları
tekrar tekrar düşünerek ne
kadar yetenek potansiyeliniz
olduğunu kendinize
söyleyeceksiniz.
b) Her gün Daha Üstün Olmaya
Devam ediyorum
Bu inancı da milyonlarca defa
tekrar edeceksiniz. Unutmayın
zaten her gün binlerce defa
kendiniz hakkında kendinize bir
şeyler söylüyorsunuz. Geçmişteki
tecrübelerinizi hep yüklediğiniz
anlamlarla sık sık kendinize
söylediniz. Şimdi o tecrübelerin
anlamını değiştiriyorsunuz ve
yine kendinize söylüyorsunuz.
Başaran insanların geçmişlerini
düşünün. Bir Marslı gibi, başka
bir yaratık gibi dünyaya
gelmediler. Onlar da sizin gibi
önce, okuma-yazma
bilmiyorlardı. Onlar da
annelerinin kucağında
büyüdüler. Hatta biz bir anne
kucağından yoksun idiyseniz
daha üstün olma fırsatına sahip
olduk demektir. Daha büyük
asker daha zor şartlara rağmen
zafere kavuşan askerdir. Başarılı
olduklarını bildiğiniz insanlara
göre daha çok fakirlik, hastalık
veya acı çekmişseniz ruhunuz
daha dolu ve heyecanlı demektir.
Tüm bunlar diğerlerinden daha
da üstün olabilmeniz konusunda
sizi daha yukarılara itecektir. Bu
yeni iç konuşmanın
duygularınızda yol açtığı
değişikliği hemen görmelisiniz.
c) Her gün Daha Başarılı Olmaya
Devam Ediyorum.
Lütfen geçmişinize bakınız. 10 yıl
önceki siz ile 5 yıl önceki ve
bugünkü sizi karşılaştırın. Bu
karşılaştırma biçimi bir alışkanlık
olarak yerleşmelidir. Her zaman
dikkat etmeniz gereken, azıcık da
olsa üstünleştiğiniz noktalar
olmalıdır. Çoğu insanın düştüğü
korkunç hataya düşmeyin.
Kendinizi çok imkanı olan
başkalarıyla değil; bugün düne
göre daha çok imkanı olan
kendinizle karşılaştıracaksınız. Siz
size göre üstünleşiyorsunuz.
Nerelerde ne kadar? Üstün
noktalarınızı görmek için
kendinizden aşağıda olanlara
bakabilirsiniz ama asla
kendinizden üstün olanlara
bakarak kendinizde üstün
noktalar aramayın. Aksi taktirde
ilerleme sürecini gerileme
sürecine dönüştürürsünüz.
Kendinizden üstün olanlara
sadece nerelere çıkmak
istediğinizi düşündüğünüzde
bakmalısınız. Bu bakış sizi
yukarıya çekecektir. Bu
ilerleyişinizi milyonlarca defa
görmelisiniz. Unutmayın,
beynimiz dışarıdaki gerçeğimizi
hayalimizde kurguladığımız
gerçeğimizden ayıramaz. Yani
yetim bir bebeği görmek sizi
üzdüğü kadar, yetim bir çocuğu
hayal etmek de sizi üzer.
Dışarıdaki gerçeği biz kontrol
edemeyiz ama hayalimizdeki
gerçekle istediğimiz gibi
oynayabiliriz, onu hemen
değiştirebiliriz. Hemen değişmek
istediğimize göre ilk yapmamız
gereken hayalimizi
değiştirmektir.
d) Önüme Çıkan Her İşi Hemen
Yapıyorum.
Karşınızda çözülmesi gereken bir
problem mi var? Hemen harekete
geçiyorsunuz. Problem yoksa
aramalısınız. Çünkü özellikle bu
çağda problemsiz hiçbir köşe
bulamayız. Üstlenebileceğimiz bir
çok görev vardır. Biz görevi
arayarak üstlenmesek bile çoğu
zaman görev bir fırsat olarak
bize sunulur. Çoğu insan bu tür
fırsatları angarya görerek
reddeder. Bilmeliyiz ki yaptığımız
her işin hemen parasal bir
karşılığı olmak zorunda değildir.
En önemli karşılık edineceğiniz
paha biçilmez tecrübedir. Önce
gereken mükemmellikte işi
gerçekleştiremeseniz de
bilmesiniz ki hiç kimse bir işi ilk
yaptığında kusursuz olmamıştır.
Yolda yürüyen bir görme
özürlüyü kolundan tutup yardım
etmek mi gerekiyor? Bir
milletvekilinin bir konuda
uyarılması mı gerekiyor? Yetim
bir çocuğun başının okşanması
mı gerekiyor? Ailenizin geçiminin
sağlanması mı gerekiyor? Daha
neler bulacaksınız. Neden siz
değil de bir başkası yapsın
bunları? Başkası da yalnız başına
eksik yapmaya mahkum üstelik...
Sizi sadece bu tutumunuz ve bu
tutuma bağlı olarak
sürdürdüğünüz tekrarlarınız
geliştirir. Hiç bir iş angarya
değildir. Ücretsiz çıraklık
yapsanız bile edindiğiniz tecrübe
bir gün paha biçilmez olacak ve
eğer ücret arıyorsanız yılların
emek birikimini bir gecede
alabilecek hale gelebildiğinizi
göreceksiniz.
Burada tabii ki her işi hemen
yapmaya kalkın demiyoruz.
“Arzuladığınız size” destek
olabilecek, o kişi olabilmek için
gerekli yeteneklerinizin
gelişmesine destek olacak her iş
fırsatına sahip çıkın diyoruz.
2. Aşağıdaki Telkinleri derin
gevşemeyi takiben
uyguluyorsunuz. Her bir telkini
10’ar defa zihninizden tekrar
edin.
--Her gün dostlarımı daha çok
seviyorum.
Her gün kendime güvenim ve
cesaretim artıyor. Her gün
sahnede daha yüksek güvenle
konuşuyorum.
3. Aşağıdaki telkin cümlelerini
seminer ortamında (veya
arkadaşlarınızla birlikte başka bir
ortamda) yüksek sesle
söyleyiniz. Önce hep birlikte,
ardından tek tek.
--Kendime güvenim artıyor.
--Cesaretim artıyor.
--Yaratıcımın verdiği gücü
hissediyorum.
--Tüm engelleri aşıyorum.
--Hızla güçleniyorum.
--Hepinizi çok seviyorum.
İmaj-Telkini
Telkinlerin çok büyük boyutunu
zihnimizde yaşadığımız imajlar
(visualization) oluşturur.
İmajların etkisi kelimelerden
bazan yüzlerce kat fazladır.
Zihninizde kendinizi
görüyorsunuz. Ulaşmak
istediğiniz ideal “siz” i
tanımlıyorsunuz. o kişiyi inşa
edeceksiniz. Geleceğinizi
kuracaksınız. hayalinizde hangi
filmlerin kahramanısınız.
kendinize ne tür roller
biçiyorsunuz. İnsanlar
yaşadıklarını önce zihinlerinde
prova etmişlerdir. gelecekte
yaşayacak olan nasıl bir “siz”in
provasını yapıyorsunuz?
İmaj-Telkin sisteminde
korkularını yenen bir “siz” in
provasını yapacaksınız.
Gelecekteki size hayalinizde
dokunacaksınız. Sizi göreceksiniz.
Sizin kokunuzu hissedeceksiniz.
Sizi işiteceksiniz. Bu tekniği
sadece korku ve heyecanı
yenmekte kullanmak zorunda
değilsiniz. Geliştirmek istediğiniz
tüm yeteneklerinizde bu çalışma
size yardımcı olacaktır.
ALIŞTIRMA: KORKU-İMAJ-TELKİN
1. Toplum Önündesiniz:
Gözlerinizi kapatacaksınız. (Şu
anda nasıl yapıldığını okumak
için tabii ki gözleriniz açık)
Kendinizi sahnede hayal
ediyorsunuz. Karşınızda binlerce
insan var. Sizi heyecanla
alkışlıyorlar. Onları görün. Işıklar
üzerinizde odaklı. Fotoğraf
flaşları üzerinizde patlıyor. Size
dönen kameraları, resminizi
çeken kameraları görün. Tüm
salonu, kocaman salonu görün.
Kürsüde kendinizi görün.
Ortamınızdaki tüm sesleri duyun.
Alkışları, ıslıkları, flaş
patlamalarını, elinizdeki
mikrofonu.... “Sağ olun. sağ olun”
diyorsunuz. Sesinizin yankısını
duyun. “Huzurunuzda olmaktan
mutluyum. Sizi seviyorum”
deyin. Sesiniz dalgalanıyor,
duyuyorsunuz. Ortam sıcak.
Sıcaklığı hissedin. Kalbinize
dikkat edin. Çok sakinsiniz.
Elinizde mikrofon var. Onu
ağzınıza yakın tutuyorsunuz ve
hissediyorsunuz. Kalbiniz sakin.
Mutlusunuz. Heyecanla
konuşmaya başlıyorsunuz. sizi
alkışlıyorlar. Onları
görüyorsunuz.
Protokol sıralarına bakın. Orada
devlet başkanları ve
milletvekilleri oturmuş, sizi
seyrediyorlar. Onlara hükmeder
gibi konuşuyorsunuz. Başınız
dim dik. mutlusunuz, cesursunuz,
gülümsüyorsunuz.” (Bu bölümde
size anlatılan görsel canlandırma
müzik eşliğinde seminer
sunucunuz tarafından
uygulanacaktır.)
2. kendinizi Bil Clinton ile
tartışırken hayal edin.
3. Televizyonda bir açık
oturumda konuştuğunuzu hayal
edin. tüm ayrıntıları yaşayın.
4. Meclis kürsüsünde
milletvekillerine
konuşuyorsunuz.
Davranış-Telkini
Sergilediğimiz tüm
davranışlarımız zamanla
kişiliğimizin bir parçası olurlar.
Otomatikleşirler. Eğer
davranışlarımızı değiştirirsek
onlara bağladığımız
duygularımızı da değiştirmiş
olacağız. Duygular ve davranışlar
her zaman yan yana gelirler.
Korkmuş gibi davranırsanız
korkarsınız; korkarsanız,
korkmuş gibi davranırsınız. Ya
korkmamış gibi davranırsanız ne
olur? Korkuyor olsanız da süratle
korkunuzun yok olduğunu
görürsünüz. Duygularınızı boş
verin ve korktuğunuz her şeyin
üzerine korkmuyor gibi
davranarak gidin. Şimdi korku
duygusunun yaptırmak
istemediği bir kısım davranışları
zayıftan şiddetliye doğru
arttırarak yapacağız. Yıktığımız
davranış kalıplarıyla aslında o
kalıpları oluşturan korkularımızı
yıkacağız. Ancak bu çalışmaları
bilhassa topluluk ortamlarında
yapmaya özen göstermeliyiz.
ALIŞTIRMA: KORKU-DAVRANIŞ-
TELKİN
1. Önce ayağa kalkıp güzel
konuşma seminerini tercih
ettiğiniz için gurup olarak
kendinizi alkışlayınız. Ayağa
kalkarak isim, soyad ve
görevinizi söyleyiniz. Her
arkadaşınızı alkışlayınız.
2. Dörder kişilik guruplar
oluşturarak ön sırada ayakta
durunuz. (1 er dakika) Semineri
hangi yolla öğrendiniz, katılma
amacınız nedir? Herkes hocaya
kısa bir soru sorar. (her
konuşmada alkışlar-bağırmalar-
yüksek sesle bravo bağırışları)
3 . Tek tek yüksek bir zemin
üzerine çıkınız. Aşağıdaki
cümleleri bağırarak söyleyiniz ve
oturunuz.(alkışlar)
“Ben cesaretliyim. Kendime
güveniyorum. Herkes gibi
yetenekliyim.
Başaracağım. Bana inanın
arkadaşlar.”
4 . Gazete kağıdından sopa
yapınız. Ayağa kalkınız, aşağıdaki
cümleleri kuvvetle söyleyerek
sopayı tekrar tekrar masaya
vurunuz.
“İçimdeki engelleri yok
ediyorum. Ben başarısızlık
tanımıyorum. Çok güçlüyüm.”
5 . İkişerli guruplar halinde
aşağıdaki konuya sert dille
(oturarak ve ayakta olarak)
tartışırlar:
“Işık topraktan daha önemlidir.”
“Toprak ışıktan daha önemlidir”
“Bilgi sayesinde zeka artar.”
“Zeka sayesinde bilgi artar.”
6 . Önce herkes oturduğu yerde
sesini yükselterek gülme ve
bağırma çalışması yapar.
Ardından dörderli guruplar
halinde ve son olarak teker teker
topluluk önüne çıkarak bu
çalışmayı yapar.
Gülerken: Şuna bakın
hahhahhaaa, hihhihhi, şuna
bakın hohhohhoo, hehhehhee
Bağırırken: Defol yanımdan.
Defol. Gözüm görmesin seni,
defol...
7 . Yürüyüş çalışmaları:
Omuzlar dik, ileriye bakarak sert
ve düzgün adımla yürüyüş
Önce bir, sonra iki el havada,
ardından eller havada çırpılarak
ve guruba bakarak yürüyüş.
Tüm vücudu hareket ettirerek,
sağa sola sarkarak ve guruba
bakarak yürüyüş
Eller arkada (dil çıkararak bunu
yapmayı çok zor buluyorsanız
oluşturabileceğiniz en gülünç
yüz ifadesiyle) guruba bakarak
yürüyüş
8 . Şarkı Söyleme:
Gurup ortamında hem gurup
halinde hem de bireysel olarak
belli şarkılar, mırıldanarak,
yüksek sesle, oturarak, gurup
halinde ve tek tek ayağa
kalkılarak söylenecek. (seminer
sunucusu gerekli parçaları, söz
çözümleriyle birlikte öğrencilere
sunacaktır)
Hafıza Faktörü
Hafızamızı etkileyebilmek için
üzerinde durabileceğimiz dört
teme alan vardır. Bu alanlara
hakimiyet derecemiz hafıza
gücümüzü belirler. kitabımızın
temel konusu “hafıza eğitimi”
olmadığından burada konu
hakkında detaylı bilgi
verilmeyecektir. İşte önemli
faktörler:
1. Biyolojik-Psikolojik Sağlamlık:
Vücudumuzu genel yönetim
biçimimizle ilgilidir.
Vücudumuzun bio-kimyasal
denge durumu hafızamızı ciddi
şekilde etkiler. bu arada
ruhumuzu yönetme biçimimiz de
ciddi şekilde hafızamızı etkiler.
Konuya ilişkin daha ayrıntılı bilgi
için kitabınızın ikinci bölümünde
yer alan “Mutluluk Geliştirme
Yaklaşımı” altında yapılan
açıklamaları okuyunuz.
2. Gevşeme Düzeyi: en büyük
hafıza düşmanı gerginliktir.
Gerginliğin ürettiği stres
düşünce akışını engeller,
yavaşlatır. Gerginlik arttıkça
konsantrasyon azalır.
Konsantrasyon azaldıkça da
hafıza tahrip olur. Seminerimizde
size öğretilen derin gevşeme
egzersizlerini her gün bir defa
(30 dakika) uyguladığınız
taktirde 20 gün içersinde fark
edilir bir değişim
gözlemleyeceksiniz. (Bkz Ek: de
yer alan açıklamalar) Hafızayı
güçlendirmenin en kolay
yolunun derin gevşeme
olduğunu söyleyebiliriz.
3. İnanç Biçimi: hafızanızın kötü
olduğuna inanıyor musunuz?
Cevabınız “evet”se, emin olun
hafızanız kötüdür. Çünkü süper
bir hafıza temeline sahip olsanız
da, eğer olmadığına inanmışsanız
sadık dostunuz olan alt şuur tüm
çabasını sarf ederek hafızanızı
tıpkı inandığınız hale getirir. Deli
olmak istiyorsanız bunun çok
kolay bir yolu vardır. Her gün
kendinize deli olduğunuzu
söyleyiniz.
Hafızamızın kötü olduğuna ilişkin
inancı nasıl geliştiririz? Gergin ve
sıkıntılı yaşadığımız günlerde
beynimizin düşünce akışı
yavaşlar. O zamanlarda kötü
hafıza dikkatimizi çeker. Gizliden
gizliye endişe etmeye ve
hafızamızın kötü olduğunu
kendimize söylemeye başlarız.
Sonra sevdiğimiz zarar verici
arkadaşlarımız bize bizi
güçsüzleştiren telkinler iletirler:
“Nasıl unutursun, yaşlanıyorsun
galiba. sen de mi unutkan oldun?
Sakın bunu da unutma ha!” Bu
sözleri duya duya büsbütün
unutkanlığa şartlanırız. Bu tür
sözler tekrar edildiklerinde önce
şüphe oluştururlar. Sonra
kanaata dönüşürler. ardından
inanç olurlar. Sonunda iyice
güçlenirler; iman derecesinde
güçlü olurlar. Onları söküp atmak
vücuttan damarları söküp atmak
kadar zor oluverir.
Varsa -bilinçli veya bilinçsiz
yerleşmiş olabilir- böyle bir
inancı derhal yıkmalısınız. Hafıza
zayıflamasının nedenlerini
öğreniniz. Hafızanızın yerinde
olduğunu ve gelişmeye devam
ettiğini düşünürseniz, süreci
tersine dönüştürürsünüz. Önce
eski inancınızdan şüphelenirsiniz.
Ardından bu şüphe kanaata
dönüşür. güçlü bir hafızaya
sahip olduğunuza inandınız mı
emin olun beyniniz bu inancınızı
doğrulamak için tüm gücüyle
çalışacaktır.
4.Hafıza Teknikleri
Bu güne kadar hafıza üzerinde
pek çok bilimsel araştırma
yapılmış; özellikle Batı’lı
araştırmacılar orijinal hafıza
teknikleri geliştirmişlerdir. Esasen
bu hafıza teknikleri insanlık
tarihi kadar eskidir. zira tarihte
süper hafızalı insanlar
yaşamıştır. Ama herkesin
kolaylıkla kullanabileceği sisteme
yeni kavuştuğumuzu
söyleyebiliriz. Bu teknikler
üzerinde yeterince çalışarak
sizler de birer hafıza ustası
olursunuz.
Dünyaca tanınmış hafıza
öğreticilerinden birinin Dominic
O’brain, diğerinin Tony Buzan
olduğunu biliyoruz. Türkiye’den
kendisi de mükemmel bir
hafızaya sahip olan Melik Safi
Duyar bilinen hafıza tekniklerini
Türkiye halkının hizmetine
sunarak çok değerli bir hizmete
imzasını atmıştır. Bu isimler
dışında inanılmaz hafızalarıyla
şaşırtıcı gösteriler yapan pek çok
isim bulunmakla birlikte, bu üç
ismin imzasıyla yayınlanan
eserler hafıza teknikleri
konusunda yeterince
bilgilenmemizi sağlayacaktır.
Bir gerçeğin altı çizilmelidir. derin
gevşemeyi bilmeyen kişi için
diğer iki faktörün büyük
etkinliği kalmaz. Derin gevşemeyi
başardığınızda ise beyninizin
doğal çalışma biçimi normal
hayatta hafıza tekniklerine fazla
bir ihtiyaç bırakmaz.
Bu kitapta hafıza üzerinde
ayrıntılı bilgi vermiyoruz. Ancak
konuya ilişkin kitapların
bazılarını kitabınızın Ek ‘inde
bulabilirsiniz. Konuşma sırasında
karılaşacağınız hatırlama
sorununu çözmek için konunuzu
çalışın ve gerginliği yok edin.
Hafızanızın sizi yalnız ve
yardımsız bırakmayacağını
göreceksiniz. Burada size sadece
bir kaç alıştırma verilecektir.
ALIŞTIRMA: KORKU-HAFIZA
1. Derin Gevşeme ve Telkin
Kitabınızın Ek’ de anlatılan derin
gevşemeyi yaptıktan sonra
aşağıdaki telkinleri, telkin
bölümünde tekrar ediniz.
--Her gün hafızam gelişiyor.
--Her gün daha iyi hatırlıyorum.
2. Duyusal Canlandırma Yapınız
Duyularınızı kullanarak
zihninizde canlandırma yapınız.
Duyusal canlandırma
yeteneğinizi bol alıştırmalarla
geliştirdikçe bilgilerin daha güçlü
olarak hafızanızda yerleşmeye
başladığını göreceksiniz. Aşağıda
örnekleri verilen bu tür
egzersizler iç görü yeteneğinizi
artıracaktır. Söz söylemeye
kalkmadan önce yapacağınız
çalışmada ise böyle bir
canlandırma ile hafızanızdaki
bilgileri iyice pekiştirmiş
olacaksınız.
Görsel Canlandırma
Kaybettiği yavrusunu arayan bir
annenin görüntüsü, Güneş
doğarken ve batarken
oluşturduğu görüntünün renk
özellikleri, akan suda yansıyan
ışığın görüntüsü, bir fırtına
görüntüsü, lisede iken sizin
görüntünüz, çiçeklerin
görüntüleri, böcekler, arabalar....
İşitsel Canlandırma
Gök gürültüsü, hayvanların
sesleri, rüzgar, sinek vızıltısı,
uçak sesi, öfkeyle bağırma,
ağlama, gülme sesleri ...
Dokunsal Canlandırma
Tokat attığınızda eliniz ne duyar,
ateşte yansa parmağınız ne
hisseder, demiri sıksanız, elinizi
kesseniz, yumuşak yatağa
uzansanız, çocuğu öpseniz... ne
duyarsınız.
2 . Eski Bilgilerinizi Tarayınız
İlk okul, ortaokul, lise döneminde
okulda öğretmenleriniz kimlerdi,
hangi dersleri aldınız,
okulunuzun nasıl bir çevresi
vardı, hangi önemli hatıralarınız
var? Oturun ve kendinize bunları
hatırlama talimatı vererek
bekleyin.

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Yeni Üye
*
Avatar Yok
Üye No: 149806
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 2
Nerden: Hatay
Puan: +0/-0

Offline
« Yanıtla #1 : Temmuz 18, 2011, 12:53:02 ÖS »

çok başarılı teşekkürler

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Etiket:
  Sayfa: [1]  
  Bu Konuyu Gönder  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Edubilim olarak 2009-2010 Eğitim ve Öğretim Yılında da eğitimle ilgili , bilgi , belge ve dosyalarla tüm öğrenci ve öğretmenlerin yanındayız...
Tüm hakları sakllıdır. Edubilim 2007-2009. Bu sitede bulunan bilgi , belge ve dökümanların izin alınmadan veya kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır. İletişim Adresi: edubilim@gmail.com

Edubilim I Edubilim Forumları I Urllist I Etiketler I Rss I Google Etiketleri I Site Haritası I Site Map

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!