OupavóÇ
Uzman Üye
Üye No: 87679
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğrenci
Mesaj Sayısı: 934
Nerden: Samsun
Puan: +16/-9
k¡Msen¡n anLayaMayacaqı ß¡r D¡LDe kønuşMak, yaZMak haTTa aqLaMak ¡sTerD¡M
|
 |
« : Ağustos 23, 2010, 08:56:00 ÖÖ » |
|
PIRAYE IÇIN YAZILMIS : SAAT 21-22 SIIRLERI Ne güzel sey hatirlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yasim kirki geçmis iken... Ne güzel sey hatirlamak seni : bir mavi kumasin üstünde unutulmus olan elin ve saçlarinda vakur yumusakligi canimin içi Istanbul topraginin... Içimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti... Parmaklarin ucunda kalan kokusu sardunya yapraginin, günesli bir rahatlik ve etin daveti : kipkizil çizgilerle bölünmüs sicak koyu bir karanlik... Ne güzel sey hatirlamak seni, yazmak sana dair, hapiste sirtüstü yatip seni düsünmek : filânca gün, falanca yerde söyledigin söz, kendisi degil edasindaki dünya... Ne güzel sey hatirlamak seni. Sana tahtadan bir seyler oymaliyim yine : bir çekmece bir yüzük, ve üç metre kadar ince ipekli dokumaliyim. Ve hemen firlayarak yerimden penceremde demirlere yapisarak hürriyetin sütbeyaz maviligine sana yazdiklarimi bagira bagira okumaliyim... Ne güzel sey hatirlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yasim kirki geçmis iken... 20 Eylül 1945 Bu geç vakit bu sonbahar gecesinde kelimelerinle doluyum; zaman gibi, madde gibi ebedî, göz gibi çiplak, el gibi agir ve yildizlar gibi piril piril kelimeler. Kelimelerin geldiler bana, yüreginden, kafandan, etindendiler. Kelimelerin getirdiler seni, onlar : ana, onlar : kadin ve yoldas olan... Mahzundular, aciydilar, sevinçli, umutlu, kahramandilar, kelimelerin insandilar... 21 Eylül 1945 Oglumuz hasta, babasi hapiste, senin yorgun ellerinde agir basin, dünyanin hali gibi halimiz... Insanlar, daha güzel günlere insanlari tasir, oglumuz iyilesir, babasi çikar hapisten, güler senin altin gözlerinin içi, dünyanin hali gibi halimiz... 22 Eylül 1945 Kitap okurum : içinde sen varsin, sarki dinlerim : içinde sen. Oturdum ekmegimi yerim : karsimda sen oturursun, çalisirim : karsimda sen. Sen ki, her yerde «hâziri nâzir»imsin, konusamayiz seninle, duyamayiz sesini birbirimizin : sen benim sekiz yildir dul karimsin... 23 Eylül 1945 O simdi ne yapiyor su anda simdi, simdi? Evde mi, sokakta mi, çalisiyor mu, uzanmis mi, ayakta mi? Kolunu kaldirmis olabilir, — hey gülüm, beyaz, kalin bilegini nasil da çirçiplak eder bu hareketi!... — O simdi ne yapiyor, su anda, simdi, simdi? Belki dizinde bir kedi yavrusu var, oksuyor. Belki de yürüyordur, adimini atmak üzredir, — her kara günümde onu bana tipis tipis getiren sevgili, canimin içi ayaklar!...— Ve ne düsünüyor beni mi? Yoksa ne bileyim fasulyanin neden bir türlü pismedigini mi? Yahut, insanlarin çogunun neden böyle bedbaht oldugunu mu? O simdi ne düsünüyor, su anda, simdi, simdi?... 24 Eylül 1945 En güzel deniz : henüz gidilmemis olanidir. En güzel çocuk : henüz büyümedi. En güzel günlerimiz : henüz yasamadiklarimiz. Ve sana söylemek istedigim en güzel söz : henüz söylememis oldugum sözdür... 25 Eylül 1945 Saat 21. Meydan yerinde kampana vurdu, nerdeyse koguslarin kapilari kapanir. Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz : 8 yil... Yasamak : ümitli bir istir, sevgilim, yasamak : seni sevmek gibi ciddî bir istir... 26 Eylül 1945 Bizi esir ettiler, bizi hapse attilar : beni duvarlarin içinde, seni duvarlarin disinda. Ufak is bizimkisi. Asil en kötüsü : bilerek, bilmeyerek hapisaneyi insanin kendi içinde tasimasi... Insanlarin birçogu bu hale düsürülmüs, namuslu, çaliskan, iyi insanlar ve seni sevdigim kadar sevilmeye lâyik... 30 Eylül 1945 Seni düsünmek güzel sey ümitli sey dünyanin en güzel sesinden en güzel sarkiyi dinlemek gibi bir sey. Fakat artik ümit yetmiyor bana, ben artik sarki dinlemek degil sarki söylemek istiyorum... 1 Ekim 1945 Dagin üstünde : aksam günesiyle yüklü olan bir bulut var dagin üstünde. Bugün de : sensiz, yani yari yariya dünyasiz geçti bugün de. Birazdan açar kirmizi kirmizi : gecesefalari birazdan açar kirmizi kirmizi. Tasir havamizda sessiz, cesur kanatlar vatandan ayriliga benzeyen ayriligimizi...
Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
« Son Düzenleme: Ağustos 23, 2010, 10:38:01 ÖÖ Gönderen: KuCuK_gOkYuZu »
|
Logged
|
|
|
|
OupavóÇ
Uzman Üye
Üye No: 87679
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğrenci
Mesaj Sayısı: 934
Nerden: Samsun
Puan: +16/-9
k¡Msen¡n anLayaMayacaqı ß¡r D¡LDe kønuşMak, yaZMak haTTa aqLaMak ¡sTerD¡M
|
 |
« Yanıtla #1 : Ağustos 23, 2010, 09:00:45 ÖÖ » |
|
2 Ekim 1945 Rüzgâr akar gider, ayni kiraz dali bir kere bile sallanmaz ayni rüzgârla. Agaçta kuslar civildasir : kanatlar uçmak ister. Kapi kapali : zorlayip açmak ister. Ben seni isterim : senin gibi güzel, dost ve sevgili olsun hayat... Biliyorum henüz bitmedi sefaletin ziyafeti... Bitecek fakat... 5 Ekim 1945 Ikimiz de biliyoruz, sevgilim, ögrettiler : aç kalmayi, üsümeyi, yorgunlugu ölesiye ve birbirimizden ayri düsmeyi. Henüz öldürmek zorunda birakilmadik ve öldürülmek isi geçmedi basimizdan. Ikimiz de biliyoruz, sevgilim, ögretebiliriz : dövüsmeyi insanlarimiz için ve her gün biraz daha candan biraz daha iyi sevmeyi... 6 Ekim 1945 Bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, agir. Burusuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda. Yürek kirpiklerin ucunda uzayip giden toprak ugurlanir. Benim bagirasim gelir : — «P î r â y e , P î r â y e !...» — diye... 7 Ekim 1945 Insan çigliklari geçti geceleyin açik denizleri rüzgâr- -larla. Dolasmak tehlikeli hâlâ geceleyin açik denizleri... Alti yildir sürülmedi bu tarla, duruyor oldugu gibi tank paletlerinin izleri. Tank paletlerinin izleri kapanir bu kis karla. Ah, gözümün nuru, gözümün nuru, yine yalan söylüyor antenler : alin teri tacirleri kapatabilsin diye defteri yüzde yüz kârla. Fakat Ezrailin sofrasindan dönenler döndüler verilmis kararlarla... 8 Ekim 1945 Çekilmez bir adam oldum yine : uykusuz, aksi, nâlet. Bir bakiyorsun ki ana avrat söver gibi, azgin bir hayvani döver gibi bugün çalisiyorum, sonra bir de bakiyorsun ki agzimda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü sabahtan aksama kadar sirtüstü yatiyorum ertesi gün. Ve beni çileden çikartiyor büsbütün kendime karsi duydugum nefret ve merhamet... Çekilmez bir adam oldum yine : uykusuz, aksi, nâlet. Yine her seferki gibi haksizim. Sebep yok, olmasi da imkânsiz. Bu yaptigim is ayip rezalet. Fakat elimde degil seni kiskaniyorum beni affet... 9 Ekim 1945 Dün gece rüyama girdin : dizimin dibinde oturuyormusun. Basini kaldirdin, kocaman, sari gözlerini bana çevirdin. Bir seyler soruyormusun. Islak dudaklarin kapanip açiliyor, sesini duymuyorum ama. Gecenin içinde bir yerlerde aydinlik bir haber gibi saat çaliyor. Havada fisiltisi bassizligin ve sonsuzlugun. Kirmizi kafesinde, kanaryamin : «Memo»mun türküsü, sürülmüs bir tarlada topragi itip yükselen tohumlarin çitirdisi ve bir kalabaligin hakli ve muzaffer ugultusu geliyor kulagima. Senin islak dudaklarin hep öyle açilip kapaniyor sesini duymuyorum ama... Kahrederek uyandim. Kitabin üstünde uyuyakalmisim meger. Düsünüyorum : yoksa senin miydi bütün o sesler? 10 Ekim 1945 Gözlerine bakarken günesli bir toprak kokusu vuruyor basima, bir bugday tarlasinda, ekinlerin içinde kayboluyorum... Yesil piriltilarla uçsuz bucaksiz bir uçurum, durup dinlenmeden degisen ebedî madde gibi gözlerin : sirrini her gün bir parça veren fakat hiçbir zaman büsbütün teslim olmayacak olan... 18 Ekim 1945 Kale kapisindan çikarken ölümle bulusmak üzre, son defa dönüp baktigimizda sehre, sevgilim, su sözleri söyleyebilecegiz : «— Pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü, çalistik gücümüzün yettigi kadar seni bahtiyar kilalim diye. Devam ediyor bahtiyarliga dogru gidisin, devam ediyor hayat. Içimiz rahat, gönlümüzde hak edilmis ekmegine doymusluk, gözümüzde isigindan ayrilmanin kederi, iste geldik gidiyoruz sen olasin Halep sehri...»
Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
OupavóÇ
Uzman Üye
Üye No: 87679
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğrenci
Mesaj Sayısı: 934
Nerden: Samsun
Puan: +16/-9
k¡Msen¡n anLayaMayacaqı ß¡r D¡LDe kønuşMak, yaZMak haTTa aqLaMak ¡sTerD¡M
|
 |
« Yanıtla #2 : Ağustos 23, 2010, 09:10:35 ÖÖ » |
|
27 Ekim 1945 Bir elmanin yarisi biz yarisi bu koskoca dünya. Bir elmanin yarisi biz yarisi insanlarimiz. Bir elmanin yarisi sen yarisi ben ikimiz... 28 Ekim 1945 Itir saksisinda artan koku, denizlerde ugultular ve iste dolgun bulutlari ve akilli topragiyla sonbahar... Sevgilim, yas kemâlini buldu. Bana öyle gelir ki belki bin yillik bir ömrün macerasi geçti basimizdan. Ama biz hâlâ günesin altinda el ele yalnayak kosan hayran gözlü çocuklariz... 5 Kasim 1945 Çiçekli badem agaçlarini unut. Degmez, bu bahiste geri gelmesi mümkün olmayan hatirlanmamali. Islak saçlarini güneste kurut : olgun meyvelerin bayginligiyla pirildasin nemli, agir kiziltilar... Sevgilim, sevgilim, mevsim sonbahar... 8 Kasim 1945 Uzaktaki sehrimin damlari üzerinden ve Marmara denizinin dibinden geçip sonbahar topraklarini asarak olgun ve islak geldi sesin. Bu, üç dakikalik bir zamandi. Sonra, telefon simsiyah kapandi... 12 Kasim 1945 Damardan bosanan kan gibi ilik ve ugultulu son lodoslar esmeye basladi. Havayi dinliyorum : nabiz yavasladi. Uludagda, zirvede kar ve Kirezli-yaylada sahane ve sipsirin yatmis uykudadir kirmizi kestane yapraklarinin üstünde ayilar. Ovada kavaklar soyunuyor. Ipekböcegi tohumlari kislaklarina gitti gidecek, sonbahar bitti bitecek, nerdeyse girecek gebe- uykularina toprak. Ve biz yine bir kis daha geçirecegiz : büyük öfkemizin içinde ve mukaddes ümidimizin atesinde isinarak... 13 Kasim 1945 Tarif kabul etmez, — diyorlar, — Istanbulun sefaleti, milleti, — diyorlar, — kirip geçirdi açlik, verem illeti, — diyorlar, — diz boyu. Su kadarcik kiz çocuklarini, — diyorlar, — yangin yerlerinde, sinema localarinda... . . . . . . . . . . . . . . Kara haberler geliyor uzaktaki sehrimden : namuslu, çaliskan, fakir insanlarin sehri — sahici Istanbulum, sevgilim, senin mekânin olan ve nereye sürülsem, hangi hapiste yatsam sirtimda, torbamin içinde götürdügüm ve evlât acisi gibi yüregimde, senin hayalin gibi gözlerimde tasidigim sehir... 20 Kasim 1945 Saksilarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da ovada güz nadaslari yapildi çoktan, tohum saçiliyor. Ve zeytin devsirilmekte. Bir yandan kisa girilmekte, bir yandan bahar fidelerine yer açiliyor. Bense hasretinle dolu ve büyük yolculuklarin sabirsizligiyla yüklü yatiyorum demirli bir silep gibi Bursada... 1945 yili Aralik ayinin dördü Ilk göz göze geldigimiz günkü elbiseni çikar sandiktan, giyin, kusan, benze bahar agaçlarina... Hapisten mektubun içinde yolladigim karanfili tak saçlarina, kaldir, öpülesi çizgilerle kirisik beyaz, genis alnini, böyle bir günde yilgin ve kederli degil, ne münasebet, böyle bir günde bir isyan bayragi gibi güzel olmali Nâzim Hikmetin kadini... 5 Aralik 1945 Delindi sintine, esirler parçalamakta pirangalari. Yildiz-poyrazdir esen, tekneyi kayalarin üstüne atacak. Bu dünya, bu korsan gemisi batacaktir, tas çatlasa batacak. Ve senin alnin gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem kuracagiz Pirâyem... 6 Aralik 1945 Onlar ümidin düsmanidir, sevgilim, akar suyun, meyve çaginda agacin, serpilip gelisen hayatin düsmani. Çünkü ölüm vurdu damgasini alinlarina : — çürüyen dis, dökülen et —, bir daha geri dönmemek üzre yikilip gidecekler. Ve elbette ki, sevgilim, elbet, dolasacaktir elini kolunu sallaya sallaya, dolasacaktir en sanli elbisesiyle : isçi tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyet... 7 Aralik 1945 Bursada havlucu Recebe, Karabük fabrikasinda tesviyeci Hasana düsman, fakir-köylü Hatçe kadina, irgat Süleymana düsman, sana düsman, bana düsman, düsünen insana düsman, vatan ki bu insanlarin evidir, sevgilim, onlar vatana düsman... 12 Aralik 1945 Agaçlar ovada son bir gayretle pirildamakta : pul pul altin bakir tunç ve tahta... Öküzlerin ayaklari yas topraga gömülüyor yumusacik. Ve daglar dumana batik kursunî, sirilsiklam... Tamam, sonbahar belki bugün bitti artik. Yaban kazlari hizla gelip geçti demin herhal Iznik gölüne gidiyorlar. Havada serin havada is kokusu gibi bir sey : havada kar kokusu var... Simdi disarda olmak, dörtnala sürmek daglara dogru ati. «— Ata binmesini de bilmezsin,» —- diyeceksin ama sakayi birak ve kiskanma, yeni bir huy edindim hapiste : seni sevdigim kadar degilse de hemen hemen ona yakin seviyorum tabiati... Ve ikiniz de uzaktasiniz... 13 Aralik 1945 Gece kar birdenbire bastirmis. Bembeyaz dallardan dagilan kargalarla basladi sabah. Göz alabildigine Bursa ovasinda kis : bassizlik ve sonsuzluk geliyor akla. Sevgilim, degisti mevsim çekisen gelismelerden sonra bir siçramakla. Ve karin altinda magrur hamarat sürüp gidiyor hayat... 14 Aralik 1945 Hay aksi lânet, fena bastirdi kis... Sen ve namuslu Istanbulum ne haldesiniz kim bilir? Kömürün var mi? Odun alabildin mi? Camlarin kiyisina gazete kâadi yapistir. Gece erkenden yataga gir. Evde de satilacak bir sey kalmamistir. Yari aç, yari tok üsümek : dünyada, memleketimizde ve sehrimizde bu iste de çogunluk bizde... Nazım Hikmet Ran Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
| |
| |