Edubilim Forumları - www.edubilim.com Edubilim Forumları - www.edubilim.com
Duyurular: 2011-2012 Eğitim ve Öğretim Yılı
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Şubat 09, 2012, 09:25:30 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


...::: EDuBiLiM :::...




  Sayfa: [1]  
  Bu Konuyu Gönder  
Gönderen Konu: Mısırda Kurulan Türk Devletleri (Tolunoğulları -İhşidiler -Eyyübiler-Memlükler)  (Okunma Sayısı 10406 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« : Mart 12, 2010, 09:34:59 ÖS »

Aşağıda , Mısırda Kurulan Türk Devletleri (Tulunîler ,Ihşîdiler) hakkında detaylı bilgiler www.edubilim.com tarafından , çeşitli kaynaklardan derlenerek , siz Edubilim üyeleri için biraraya getirilmiştir. Sizde bu konuyla ilgili bildiklerinizi ve elinizdeki dosyaları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz...

Tolunoğulları ve ihşidiler Türk devleti ama Eyyübiler ve Memlüklerin kökeni hakkındaki yazıları dikkatlice okumanızı tavsiye ederiz...

Tolun-Oğulları(875-905)

Mısır'da ve Suriye'dekurulan ve Abbasî hilafetine ismen bağlı ilk Müslüman-Türk devletidir. Devletinkurucusu Ahmed, bir Türk askeri idi. Babası Tulun (Tulun: Türkçe'deki dolun, yanidolun aydan gelir) yaklaşık 815-816'da Buhara valisi tarafından Bağdad'a gönderilmişti.Ahmed, Eylül 835'te Bağdad'da doğdu.

O çok iyi askerî ve dinîbir terbiye gördü ve tahsilini Tarsus'ta tamamladı. Daha sonra cesareti sayesindeHalife Mustain'in beğenisini kazandı. Üvey babası Bayıkbeg'in vekili olarak Mısırvaliliği yaptı. Ahmed, 15 Eylül 868'de Fuslat'a ulaşmasıyla Tulunîlerin kuruluşu başlıyordu.Ondan önce de Mısır'da Türk valileri görev yapmış, bunlardan Muzâhim b. Hakan'ındevrinde buraya Türk askerleri gelmeye başlamış ve Mısır, Samarra'dan sonra Türklerinikinci üssü olmuştu.


Ahmed b. Tulun
Ahmed bin Tulun'unFuslat'a ulaşmasıyla Müslüman Mısır tarihinde yeni bir devir başlıyordu. Ancak oMısır'da hakimiyeti ele geçirmek ve nüfuzunu bütün ülkeye yaymak istediği zamanbazı engeller ile karşılaştı. Ahmed'in karşılaştığı en büyük güçlük malîhususlarda oldu. Mısır'ın maliyesi bu sırada kuvvetli ve usta bir maliyeci olan Ahmedbin Müdebbir'in elinde idi ve o Ahmed bin Tulun'a muhalefete kalkışmıştı. Ahmed binTulun, İbn-i Müdebbir ile dört yıl süreyle yaptığı mücadeleyi kazanmaya ve onuSuriye'ye uzaklaştırmaya muvaffak oldu. Artık Ahmed Mısır'da malî bağımsızlığada sahipti. Öte taraftan Bayıkbeg Haziran 870'te öldürülmüş ve Mısır ıkta'ıİbn Tulun'un kayınpederi Yarcuh el-Türkî'ye geçmişti. Yarcuh, damadı İbn Tulun'aBerka ve İskenderiye'nin idaresini de verdi. Böylece bütün Mısır onun hakimiyetialtına girdi.



Yine 870 yılında Abbasîhalifesi, el-Mu'temid oldu. El-Mu'temid tahta geçtikten biraz sonra idarî işlerininbüyük bir kısmını kardeşi el-Muvaffak'a bıraktı. Abbasî halifesi daha sonra 20Temmuz 875'te oğlu Cafer'i "el-Muvaffız" lakabıyla veliahd tayin etmiş vebatı eyaletlerinin valiliğini ona vermişti. Ondan sonra el-Muvaffak'ı da ikinciveliahdlığa ve doğu eyaletlerinin valiliğine tayin etti. Böylece Mısır, Cafer'inhakimiyeti sahasına giriyordu. Ancak Ahmed b. Tulun, Mısır'da hüküm sürmekteolduğundan burada gerek halîfenin ve gerekse oğlunun sözü geçmemekte idi.El-Muvaffak ise usta idareciliği ve kabiliyeti sayesinde kısa zamanda devlette hakikîhükümdar durumuna gelmişti ve onu Ahmed b. Tulun ile çatışması kaçınılmazdı.

Ahmed b. Tulun ise buolaylar olurken Bağdad'a gidecek olan haracı muntazam bir şekilde azaltarak vesınırlandırarak büyük bir servet toplamıştı. Aynı zamanda o çeşitlifırsatlardan yararlanarak Türk ve Sudanlı esirlerden iyi talim görmüş tamteçhizatlı bir ordu meydana getirdi. Saltanat naibi el-Muvaffak ile Ahmed bin Tulunarasındaki çatışma, el-Muvaffak'ın doğudaki zenci isyanları ve Saftarîler ileuğraşması sebebiyle patlak verdi. El-Muvaffak, kendi hakimiyeti sahasında olmamasınarağmen, bu sırada Mısır hazinesini de kendi imkânları için kullanmak istedi ve İbnTulun'a elçi göndererek para istedi.

Öte taraftan HalifeMu'temid kardeşi el-Muvaffak'tan korkarak bizzat Ahmed'e mektup yazmış, istenilenparanın kendisine gönderilmesini istemişti. Buna rağmen Ahmed b. Tulun, el-Muvaffak'a1.200.000 dinar göndererek onunla uzlaşmayı tercih etti. Ancak Muvaffak bu parayıyetersiz bularak daha fazlasını istedi. Ahmed'in bu isteği sert bir şekildereddetmesi, aradaki anlaşmazlığı şiddetlendirdi. El-Muvaffak bu durumda onu azletmeyekarar verdi ve yerine Suriye valisi Amacur'u tayin etti. Fakat bu karar tatbik edilemedi.Amacur el-Türkî 877/878 yılında öldüğü zaman Ahmed b. Tulun kolayca Suriye'yi elegeçiriyordu.www.edubilim.com

Ancak onun bu zafer sevinciMısır'da vekil olarak bıraktığı oğlu Abbas'ın isyanıyla yarıda kalmıştı.Abbas, 879 tarihinde Mısır'ı terketmiş ve Berberîleri para kuvvetiyle elde ederekyeni bir devlet kurmak istemişti. Ahmed b. Tulun Mısır'a dönerek bu isyanıbastırdı, artık o Mısır ve Suriye'nin hakimi idi, paralar üzerine Halifeden sonrakendi adını da bastırmıştı. Ahmed b. Tulun ile el-Muvaffak arasında düşmanlık882'de Tulunîlerin Suriye valisi Lu'lu'nun el-Muvaffak tarafına geçmesiyle son haddineulaştı. Ahmed, buna karşılık olmak üzere Muvaffak'ın baskısı altında bulunanHalife Mu'temid'i yanına gelmesi için ısrarla davet etti. O belki de Halifeningelmesiyle saltanat naibliğini ele geçirerek kendi devletini bütün Abbasîimparatorluğu'nun merkezi yapmayı ümid ediyordu.

Neticede Halife, Ahmed b.Tulun'un yanına gitmeye karar vererek Samarra'dan harekete geçti (882 Kasım ayısonları). Ancak o Musul'a ulaştığı zaman el-Muvaffak'ın emriyle İshak bin Kundacıktarafından Samerra'ya dönmeye mecbur edildi. El-Muvaffak bununla da yetinmedi, Halife'yiİshak b. Kundacık'ı Mısır ve Suriye valisi tayin etmesi için zorladı. Ancak butayin hiç bir netice vermedi. Buna karşılık Ahmed de kendisine katılan fakihlerinfetvasıyla Şam'da el-Muvaffak'ın azlini ilan etti. Daha sonra gerek Ahmed ve gerekseel-Muvaffak hakim oldukları ülkelerin minberlerinde birbirlerine lanetler yağdırmaklayetindiler. Nihayet bir süre sonra iki taraf arasında barış görüşmelerininbaşladığı sırada, Ahmed b. Tulun kuzey Suriye'ye tertiplediği bir seferdehastalanarak öldü (10 Mayıs 884).


Humareveyh
Ahmed b.Tulun'un yerine yirmi yaşındaki oğlu Humareveyh geçti. Büyük oğlu Abbas buna itirazetti ise de öldürüldü. Öte taraftan Humareveyh'in başa geçmesi, Abbasîler ileTulunîler arasında yapılan barış görüşmelerinin sona ermesine sebep oldu. Bu sıradadaha önce Mısır ve Suriye valisi tayin edilmiş olan İshak b. Kundacık ve SaracoğullarındanDiyar-ı Mudar valisi Muhammed el-Afşin birleşmişler ve Humâreveyh'in tecrübesizliğindenyararlanarak onun hakimiyeti altındaki toprakları ele geçirmek için hazırlıklara başlamışlardı.Ayrıca onlar el-Muvaffak'a da müracaat ederek yardımcı kuvvet istediler.

El-Muvaffak buteklifi siyasetine uygun bularak kabul ve onlara Dımaşk üzerine yürümelerini emretti.Bu emri alan iki kumandan harekete geçerek Haleb, Hıms, Antakya'ya hâkim oldular. TulunîlerinDımaşk'daki naibi de onlara iltihak etmiş, sadece Şeyzer şehri Humâreveyh'e bağlılığınısürdürmüştü. Humâreveyh Suriye'deki bu olayları haber aldığı zaman hemen birordu gönderdi ise de bu ordu Dımaşk'a hakim oldu ve kışın yaklaşmasıyla bir neticealamadı. Öte taraftan el-Muvaffak da oğlu Ahmed'i iki kumandanla birleşmesi içinSuriye'ye göndermişti.

Mısır ordusubu müttefik kuvvetler karşısında başarılı olamayarak Remle'ye çekilirken Ahmed,Ocak-Şubat 885 tarihinde Dımaşk'a giriyordu. Bu olaylar Humâreveyh'in Mısır'danbizzat harekete geçmesini gerekli kılmış ve Remle'de beklemeye başlamıştı. Bu sıradaİshak ve Muhammed bir anlaşmazlık sebebiyle Ahmed'den ayrıldılar. Bu durumda ordusuoldukça zayıflayan Ahmed ile Humâreveyh, Dımaşk-Remle arasında el-Tavvâhin denilenyerde karşılaştılar (Şubat-Mart 885). Humâreveyh gençliği ve tecrübesizliğisebebiyle daha başlangıçta savaş meydanını terketti.

Abbasî ordusu budurumda Mısır ordugâhını yağmalamaya başladı. Ancak Humareveyh'in çekildiğindenhaberi olmayan Mısır ordusundan Sa'd el-Aysar pusuda bulunan birlikleriyle Ahmed'inkuvvetlerine saldırdı. Bu kez kaçma sırası Ahmed de idi, geride ağır kayıplar veesirler bırakarak savaş meydanını terketti. Humareveyh bundan sonra Suriye, Sugur(uc)şehirleri ve Musul'a hakim oldu. El-Muvaffak, el-Tavvahîn yenilgisiyle artık Mısır'asahib olamayacağını anlamıştı. Bu nedenle Humareveyh ile bir barış yapmak zorundakaldı. İki taraf arasındaki barışa göre (886), Humareveyh, Mısır, Suriye veAnadolu hudud bölgelerinde otuz yıl süreyle vali olarak tanınıyordu. Buna karşılıko yılda 300.000 dinar vergi ödeyecekti. Ancak bu miktar daha önce Ahmed b. Tulun tarafındansadece Mısır için ödenmişti.www.edubilim.com

Öte taraftan İshak b.Kundacık ile Muhammed el-Afşin arasındaki iyi münasebetler bozulmuş, bu iki kumandanbirbirlerinin topraklarına göz dikmişlerdi. Muhammed el-Afşin, Humareveyh'e yanaşarakonunla birleşti. Ancak bu ittifak bir yıl kadar sürmüştü. İshak, Humareveyh ileanlaşmanın kendisi için daha yararlı olduğunu anlamış ve bunu da gerçekleştirmişti.Buna mukabil Muhammed el-Afşin Dımaşk'ı zaptetmek için harekete geçti. Humâreveyhile Muhammed'in orduları Dımaşk yakınında Senîyet el-U'kab mevkiinde karşılaştı(Mayıs-Haziran 888).

Savaşı Mısır ordusukazandı. Muhammed kaçmayı tercih etti. Humareveyh onun peşinden İshak b. Kundacık'ıgönderdi. Neticede Muhammed el-Afşin bu iki müttefike karşı koyamayacağını anlamışve Bağdad'a el-Muvaffak'ın yanına gitmek zorunda kalmıştı (Temmuz 889).

Daha sonra el-Mu'temid Ekim892'de öldü ve yerine el-Muvaffak'ın oğlu Ahmed, el-Mu'tezid lakabıyla halife oldu.Mu'tezid de Humareveyh'in görevinde kalmasını tasdik etti. Böylece Tulunîler ileAbbasîler arasındaki münasebetlerde dostça gelişmeler görüldü. Nitekim Hümareveyh'inKatr el-Nadâ namıyla meşhur kızı Esmâ, Halife Mu'tezid ile evlendi. Humâreveyh yaşadığısüre içinde harcamalarda müsrif davranmış ve bu devletin malî durumunu çok sarsmıştı.O Suriye'ye yaptığı bir sefer sırasında köleleri tarafından takriben otuz iki yaşındaiken öldürüldü (8 Ocak 896). Onun genç yaşta öldrülmesi öldürülmesi TulunîlerDevleti ve Mısır için büyük bir talihsizlikti.


Tuluni İktidarının Zayıflaması ve Sonu
Mu'tezid'inyerine daha sağlığında veliahd tayin ettiği oğlu Ebü'l-Asakir Ceyş geçmişti.Ancak o henüz ondört yaşında tecrübesiz bir gençti, etrafındaki kötü niyetlikimselerin etkisiyle tecrübeli emir ve kumandanlara karşı harekete geçti. Onun budavranışı gerek hükümdarlık gerekse hayat süresinin kısa olmasına sebep oldu.Neticede ayaklanan kumandanlar onu azlederek öldürdüler (25 Temmuz 896). Ceyş'inyerine aynı derecede ehliyetsiz ve tecrübesiz kardeşi Harun geçirildi.

Tulunî hanedanınınson yılları idarede iktidarsızlık, entrikalar ve Abbasîlerin gittikçe artan bir şekildeMısır'a müdahalesiyle geçmişti. 899 yılında Halife Mu'tezid ile yeni bir anlaşmayapıldı. Bu üçüncü anlaşmayla Tulunîlerin idaresindeki ülkelerin sayısı azalıyorve Abbasîlere verdikleri vergi 450.000 dinara çıkarılıyordu. Öte taraftan KarmatîlerinSuriye'deki isyanları yalnız Tulunîler için değil Abbasîler için de tehlikeliolmaya başlamıştı.

Bu sıradaHalife Mu'tezid ölmüş (902) ve yerine oğlu el-Muktefî geçmişti. Halîfe Muktefî,Suriye'ye Muhammed b. Süleyman idaresinde bir ordu gönderdi. Neticede Abbasî ordusuKarmatîler'i müthiş bir mağlubiyete uğrattı (903). Bu seferden sonra Muhammed b. SüleymanAbbasî orduları başkumandanı tayin edilerek Mısır meselesini neticelendirmekle görevlendirildi.Muhammed b. Süleyman karadan ve denizden Mısır'a hücum etti. Bu sırada Harun, kesinolarak sebebi anlaşılamayan bir şekilde öldürüldü (31 Aralık 904). Ona amcası ŞeybanHalef oldu.www.edubilim.com

Şeyban, Tulunîkuvvetlerini müdafaa için bir düzene sokmaya çalıştı ise de artık çok geçti.Nihayet Muhammed b. Süleyman Mısır kapılarına dayandı. Şeyban teslim olmakteklifini kabul ederek aile fertleriyle Muhammed b. Süleyman'a sığındı. Tulunîordusundan bir kısmı durumdan habersiz olarak mücadele ettilerse de bu mukavemetihayatlarıyla ödediler. Muhammed b. Süleyman bundan sonra 12 Ocak 905'te Fustat'a girdi.Böylece Tulunî Devleti sona erdi ve ailenin geride kalan fertleri zincire vurularak Bağdad'agötürüldü.


Tuluniler Zamanında Mısır
Tulunîler zamanındaMısır yeniden bir canlanma, ilerleme ve refah devri yaşamıştı. Bu devlet, temeldekuvvetli bir orduya ve ülkenin iktisadî bakımdan kalkınmasına dayanmıştı. Ayrıcaticaret de fevkalâde gelişmişti.

Nitekim Ahmed b. Tulunbu sebeple Afrika'nın Mısır ve Suriye üzerinden geçen ticaret yollarının kontrolünüelinde tutmak istiyordu. Mısır'da Tulunîler ile beraber bir saray teşkilatı kurulmuşve bu Abbasîleri de geride bırakacak şekilde bir gelişme göstermişti. Öte taraftanAhmed b. Tulun halk hizmetlerine yarayacak muazzam imar faaliyetlerinde bulundu. Kataî adıverilen yeni bir şehir kurdu.

Burada bir saray vekendi ismiyle anılan büyük bir camii ve Dar el-İmare (hükümet konağı) yaptırmıştı.Ayrıca 837 yılında bir hastahane (mâristan) ve bugün hâlâ duran bir su kemeri inşaettirmişti. İbn Tulun'un en büyük eseri olan camii, 876-879 yılları arasındatamamlanmış olup bugün de varlığını sürdürmektedir. Oğlu Humareveyh de Kataî şehrinigenişletmiş ve burada bahçeler ve havuzlar yaptırmıştı.

Ahmed b. Tulunedebiyat ve musıkiye de meraklı olup Türkçe şiirler yazmıştı. Humareveyh de âlimve şairleri himâye etmesiyle ün kazanmıştı. Nitekim gramerci Muhammed b. Abdullah (öl.944) onun himâyesinde ve aynı zamanda oğullarının hocası idi. El-Kasım b. Yahyael-Meryemî (öl. 929) de Humavereyh'in savaşlardaki zaferlerini kutlamak için kasideleryazmıştı.

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Ekteki Dosyalar Burada


« Son Düzenleme: Mart 12, 2010, 10:02:28 ÖS Gönderen: KILIC » Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #1 : Mart 12, 2010, 09:38:52 ÖS »

Ihşîd-Oğulları (935-969)

Muhammed bin Tugc

Mısır ve Suriye'de hükümsüren ikinci Türk hanedanıdır. Kurucusu Muhammed b. Tuğç 882'de Bağdad'da doğdu.Babası Tulunîlerin hizmetinde görev almış, Şam ve Taberiyye valiliği yapmıştı.Bu bakımdan Muhammed devlet idaresi içinde yetişmiş hatta bir süre Taberiyye'denbabasına vekâlet etmişti. Muhammed Tulunîlerin yıkılmasından sonra Abbasi Devletihizmetinde çalıştı.

Bu sırada bazan Mısır'dabazan Suriye'de görev yaptı. O devlet kademelerinde yavaş yavaş yükselmiş ve 933 yılındanüfuzunu bütün Suriye üzerinde yaymıştı, ancak Mısır'a da sahip olmak istiyordu.Öte taraftan Tulunîlerin yıkılmasından sonra Mısır'da ortaya çıkan meselelerburada kuvvetli bir hükümete ihtiyaç gösteriyordu. Mısır, şimdi doğuda ve batıdaİslam dünyasının liderliği için çekişen iki devletin ortasında idi. Bağdat'takiAbbasî hükümeti Mısır'da kuvvetli ve kendine güvenen bir devletin bulunmasınıuygun görüyordu.

Çünkü Mısır'da hüküm sürecekkuvvetli bir devlet batıdan Fatımîlerin ilerlemesine karşı bir engel olacak ve dahasonra Suriye'de yeni ortaya çıkan Bedevî hanedanlar üzerinde kontrolü elinde tutacaktı.Bu ortamdan faydalanmasını bilen Muhammed b. Tugç, Mısır ve Suriye vergi mütesellimi(müfettişi) el-Fazl b.Cafer el-Furat'tan da kendisine destek buldu. O Suriye'ye ilaveolarak Mısır valisi tayin edildi. Nitekim kuvvetli bir ordu ve donanma sayesindeFustat'a girdi (935).www.edubilim.com

Böylece IhşidîDevleti'nin temellerini atarak Mısır'ır karışık durumunu yoluna koydu. Bu aradaAhmed b. Tulun gibi o da kuvvetli bir maliyeci Ebû Bekir Muhammed el-Madârâî ile uğraşmakzorunda kaldı. Ancak Muhammed, mukavemetini kırdığı el-Madarâî'yi hizmetine aldıve böylece iktisadî meselelerde kendisine kabiliyetli ve etkili bir yardımcı buldu.

Muhammed b. Tuğç'un AbbasîDevleti'yle münasebetleri dostâne idi. Halife Râzî'den Ihşid ünvanını aldı (939)ve kurmuş olduğu devlet Ihşidîler adıyla anıldı. Ihşid, prens veya hükümdaranlamında Farsça bir ünvandır ve Soğd ile Fergana'nın İranlı hükümdarları tarafındankullanılmıştır.

Muhammed b. Tuğç çok geçmedenidaresi altındaki eyaletlerden Suriye'yi Abbasî Devleti'nin kudretli emirlerindenMuhammed b. Raika'ya karşı müdafaa etmek zorunda kaldı. İbn-i Râik süratleSuriye'yi ele geçirip Remle'yi almıştı (939). Muhammed b. Tuğç'un öncükuvvetleriyle yapılan bir çarpışmadan sonra iki taraf anlaştılar. Buna göre Remleve havalisi kendisine bırakılmak suretiyle Suriye, Taberiyye'den kuzeye kadar İbnRaik'e veriliyordu. Ancak ertesi yıl İbn Raik tekrar harekete geçti.

Muhammed b. Tuğç el-Ariş'te onubozguna uğrattı ise de (24 Haziran 940), Laccûn'da baskına uğrayarak mağlup oldu (18Ağustos 940). Neticede ilk seferki şartlarda yeniden barış yapıldı. Ancak Muhammedilave olarak İbn Raik'e her yıl 140.000 dinar vermeyi kabul etmişti. İbn Raik'in942'de Hamdanîler tarafından öldürülmesiyle Muhammed b. Tuğç rahat bir nefes aldıve bizzat Suriye seferine çıkarak bu ülkede altı ay kaldı. Bu kez ona Suriye'deHamdanîler rakip olmuştu.www.edubilim.com

Muhammed bundan sonra emîr el-ümeralıkmevkiini elde etmek için çıkan mücadeleye katıldı ve bu maksatla Rakka'da Halifeel-Muttekî ile buluştu (944). Fakat sonra emir el-ümerâ olmak düşüncesinden vazgeçerekMısır'a döndü. Çok geçmeden Hamdanîlerden Seyf ed-Devle ile mücadeleye başladı.Seyf ed-Devle önce Haleb'i (944), sonra da Şam'ı ele geçirdi (945). Muhammed b. TuğçKınnesrîn'de onu yendi fakat kolay yerine getirebilecek barış şartları öne sürdü.

Neticede iki taraf arasında birbarış yapıldı (Ekim-Kasım 945). Buna göre Seyf ed-Devle Suriye'nin kuzey taraflarınımuhafaza ve ayrıca bir tahsisat elde edebiliyordu. Muhammed b. Tuğç bu barıştan sonraŞam'a döndü ve orada öldü (24 Haziran 946).

Kâfur
Muhammed b. Tuğç'unölümünden sonra yerine oğullarından ikisi geçti ise de bunlar sadece birer kukla hükümdaridi. Ihşidîler Devleti'nde asıl iktidar, onun ölümünden biraz önce çocuklar içinsaltanat naibi olarak tayin ettiği, Nubyalı kölesi Kâfur'un eline geçmişti. Muhammedb. Tuğç'a önce Unucur (? On Uygur) halef oldu. Unucur bir süre sonra arkadaşlarınıntahrikine kapılarak Kâfûr'un vesayeti altından kurtulmak istedi ve bu maksatlaRemle'ye gitti (954).

Ancak o bu düşüncesiniyerine getiremedi. Son anda annesi ve Kâfur onu yatıştırmaya muvaffak oldular.Unucur'un ölümünden sonra yerine kardeşi Ali geçti (961). Kâfur naiblik görevinimuhafaza ediyordu. Bu devirde Suriye tekrar Mısır'ın nüfuzu altına girmişti. Ali'nin966'da ölümünden sonra Kâfur kendisini Mısır'ın tek hâkimi olarak ilan etti. Budurum Abbasî Halifesi el-Muti tarafından da tasdik edildi.

Kâfûr'un tek başına hükümetiuzun sürmemiş ve 968'de ölmüştü. Kâfur, naibliği dahil, hüküm sürdüğüdevrede Kuzey Afrika kıyıları boyunca ilerleyen Fatımî yayılmasını durdurmuş,Suriye'yi Hamdanîlere karşı başarı ile müdafaa etmişti. Ayrıca onun zenginliği dedillere destan olmuştu. Kâfur'un ölümünden sonra Ali'nin oğlu Ahmed başa geçtiysede onun zayıf idaresi çok kısa sürdü ve Fatımîler Mısır'ı işgal ederek IhşidîDevleti'ne son verdiler (969).

Ihşidiler Zamanında Mısır
Ihşidî hükümdarlarıda âlim ve sanatkârların hâmisi olmuşlardı. Tarihçilerden İbn el-Dâye, el-Kindî,Abdullah el-Ferganî ile şair Mütenebbi himâye görmüş meşhur şahsiyetlerdi. AyrıcaIhşidîler mimarî bakımdan da pek parlak olmamakla beraber faaliyet göstermişlerdi.Muhammed b. Tuğç, Ravza adasında "Muhtar" adı verilen bir bahçe, hükümetbinası (dar el-imare) yaptırmıştı. Kâfûr ise saraylar, iki cami, bir hastahane vebaşkentte Kâfûriyye bahçeleri inşa ettirmişti.

Bu bilgiler www.ozturkler.com adresinden alınmıştır. Türk tarihi hakkında detaylı bilgiler almak isterseniz bu siteyi ziyaret edebilirsiniz..

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #2 : Mart 12, 2010, 09:41:41 ÖS »

1.   TOLUNOĞULLARI (868–905)
Kurucusu: Tolunoğlu Ahmet (Abbasiler tarafından Mısır’a vali olarak gönderildi. Bir müddet sonra Abbasilerin merkezi otoritesinin zayıflamasından istifade ederek kendi devletini kurdu.)www.edubilim.com
Kurulduğu Yer: Mısır
Başkenti: Fustat (El – Katai) Bugünkü adıyla Kahire
Hâkimiyet Sahası: Mısır, Filistin ve Suriye
En Parlak Dönem: Tolunoğlu Ahmet
Yıkılışı: Abbasiler tarafından 905’te yıkıldı.

Tolunoğulları’nın Türk – İslam Tarihindeki Yeri ve Önemi:
a)    Mısır’da kurulan ilk Türk – İslam devletidir.
b)   Dünya’da ilk defa gerçek anlamda eczane kurmuşlardır.

Tolunoğulları İle İlgili Notlar:
1.    Çok çabuk yıkılmıştır. Çünkü yönetenler Türk, yönetilenler Arap’tır.
2.    Tolunoğulları dönemine “Mısır’ın Altın Çağı” denmiştir. Çünkü pek çok mimari eser yapmışlardır. Günümüze sadece Kahire’deki Tolunoğlu Ahmet Camii ulaşabilmiştir. (Abbasiler Mısır’ı geri aldıklarında pek çok mimari eseri yakıp yıkmıştır.
3.    Ekonomik açıdan çok güçlü bir devletti. Çünkü Nil nehri sayesinde tarım, ülkelerinden geçen Baharat Yolu sayesinde ticaret yapılabiliyordu.
4.    Halkı Araplardan oluştuğu için ordularını güçlü tutmaya ve Türklerden teşkil etmeye özen göstermişlerdir.
5.    Tevaif-i Mülk (Emir’ül Umera) devletidir.
 
2.   IHŞİDİLER (AKŞİTLER) (935–969)
Ihşit: Fergana yöresinde Türk hükümdarları tarafından kullanılan bu unvan “meliklerin meliki” anlamına gelmektedir.
Kurucusu: Ebubekir Mehmet (Abbasiler tarafından Mısır’a vali olarak gönderildi. Bir müddet sonra Abbasilerin merkezi otoritesinin zayıflamasından istifade ederek kendi devletini kurdu.)www.edubilim.com
Kurulduğu Yer: Mısır
Başkenti: Fustat (El – Katai) Bugünkü adıyla Kahire
Hâkimiyet Sahası: Mısır, Filistin ve Hicaz
En Parlak Dönem: Ebubekir Mehmet
Yıkılışı: Fatımiler tarafından 969’da yıkıldı.


Akşitler’in Türk – İslam Tarihindeki Yeri ve Önemi:
a)    Mısır’da kurulan 2. Türk-İslam devletidir.
b)   Hicaz’a sahip olmayı başaran ilk Türk devletidir.

Tolunoğulları İle İlgili Notlar:
1.    Çok çabuk yıkılmıştır. Çünkü yönetenler Türk, yönetilenler Arap’tır.
2.    Ekonomik açıdan çok güçlü bir devletti. Çünkü Nil nehri sayesinde tarım, ülkelerinden geçen Baharat Yolu sayesinde ticaret yapılabiliyordu.
3.    Halkı Araplardan oluştuğu için ordularını güçlü tutmaya ve Türklerden teşkil etmeye özen göstermişlerdir.
4.    Tevaif-i Mülk (Emir’ül Ümera) devletidir.
 
Tevaif-i Mülk (Emir’ül Ümera): Abbasi Devleti’nin merkezi otoritesinin zayıflaması ile eyaletlere gönderilen valiler tarafından kurulan devletlerdir.

Alıntı : sosyalogretmeni.blogcu.com

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #3 : Mart 12, 2010, 09:49:00 ÖS »



Eyyubîler Devleti (1171 - 1252)
Ünlü kumandan ve siyaset adamı Selâhaddin Eyyûbî tarafından, Suriye, Filistin, Mısır ve Yemen’de kurulan devlet.
Hânedânın kurucusu olan Selâhaddin Eyyubî, Hazbanî kabilesine mensuptu. Ancak bu aile, uzun yıllar Türkler arasında bulunmuş ve tam manâsıyla Türkleşmişti. Selâhaddin Eyyubî, 1138’de çok sayıda askeri ile birlikte Musul Türk kumandanı Zengî bin Aksungur’un hizmetine girdi. Bu durumun akabinde Selâhaddin’in kardeşi Şirkûh da Zengî’nin oğlu Nureddin’in hizmetine girdi. Şirkûh, bu hizmetteyken, 1169’da Mısır’ın kontrolünü ele geçirdi ise de, çok geçmeden öldü ve onun halefi olarak yerine Selâhaddin geçti.

Böylece, hânedânın gerçek kurucusu olarak ortaya çıkan Selâhaddin Eyyûbî, 1171 yılında, Şiî Fâtımî idaresini tamamıyla ortadan kaldırdı. 1175 yılında ise, İsmâil Zengî ile Böri Gâzi’nin kumanda ettiği orduyu Kurunhama’da bozguna uğrattı ve Eyyûbî Devletinin temellerini attı. 1176 yılında kardeşi Turan Şahla beraber, Yemen’deki Abdün-nebi Fırkasını yıkan Selâhaddin Eyyûbî, Abbasî halifesi tarafından Suriye, Yemen, Filistin ve Kuzey Afrika’nın sultanı ilan edildi. Bu durum, aynı zamanda, halife tarafından, devletinin kabul edilmesi demekti.www.edubilim.com

Selâhaddin Eyyûbî, ilk iş olarak Mısır’daki Fâtımî idaresinin son izlerini de ortadan kaldırdı. Onların eski toprakları üzerinde, din ve eğitimde kuvvetli bir siyasetin teşvik ve uygulayıcısı oldu. Şiîliğin yerine Sünnî mezhebini yaymaya başladı. Bunda başarılı olan Selâhaddin, Mısır ve Suriye’de Fâtımîlerin yaydığı yanlış itikadın önüne geçerek, Ehl-i sünnet itikadının yayılmasında önder oldu. Selâhaddin Eyyûbî’nin takip ettiği siyasetin diğer bir yönü de, Haçlılara karşı mücadelenin başlatılması idi. Bilindiği gibi bu yüzyılda Haçlılar, iki defa Anadolu’dan Kudüs’e kadar gitmişler ve geçtikleri yerlerde kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmamışlardı. Hattâ bu zalimler, kendi dindaşları ve ırkdaşlarının kalplerinde bile, derin bir nefret uyandırmışlardı. Kutsal şehir Kudüs, yıllardır bu zalimlerin elinde bulunmaktaydı. Nitekim, Selâhaddin’in Haçlılara karşı tesirli bir şekilde başlattığı cihad siyaseti, bütün İslâmî gayret ve heyecanı onun etrafında birleştirdi. Türk ve Arap ordularının aynı gaye etrafında toplanmasını sağladı.

Topladığı bu kuvvetlerle, 1187 yılında, Haçlıların karşısına çıkan Selâhaddin Eyyûbî, Hattin’de parlak bir zafer kazandı. Perişan bir vaziyete düşen Haçlıların elindeki bütün kaleler, Kudüs dahil Eyyûbîlerin eline geçti. 89 yıl düşman elinde kalan kutsal şehir Kudüs’ün de ele geçirildiği bu zaferle, bütün Müslümanların gönüllerinde taht kuran Selâhaddin Eyyûbî, büyük bir üne kavuştu. Avrupa, bu hezimet karşısında birbirine girdi ve üçüncü Haçlı seferi için çalışmalara başladılar. Ancak, bu yeni Haçlı ordusu, daha Akka’da iken hezimete uğratıldı ve yine onların aleyhine olarak bir antlaşma imzalandı.www.edubilim.com

Hemen hemen bütün günleri harp meydanlarında geçen, Ortadoğu’daki Haçlı varlığının belini kıran ve onu asla eski gücüne kavuşamayacağı bir hale getiren, böylece Ortadoğu-İslâm dünyasının kudretini, bütün Avrupa’ya gösteren Mücâhid Sultan, 4 Mart 1193 Çarşamba günü Dımaşk’ta (Şam) vefat etti. Aynı şehirde bulunan kabri, bugün, büyük ziyaretgâhlardandır.

Selâhaddin Eyyûbî, ölmeden önce devletinin çeşitli bölgelerini oğullarına ıktâ olarak dağıtmıştı. Bununla beraber merkezî kontrol, oğullarından El- Âdil’in elindeydi. Bu sultan zamanında, daha önceki aktif politika terk edilerek yumuşak bir siyaset izlenmeye başlandı. Frenklerle barış yapılarak, ilişkiler, normal bir duruma getirildi. 1205 senesinde Samsat, Serve ve Ra’sul-ayn’ın şehirlerine hakim olan Melik el-Efdal, amcası El-Âdil’le ilişkisini keserek Anadolu Selçukluları Sultanı Keyhüsrev’e bağlandı. Bu dönemde Eyyûbîler, 1208’de Ahlat’ı, 1215 senesinde ise Yemen’i hakimiyetleri altına aldılar. Beşinci Haçlı seferi sırasında Dimyat’ın Haçlılar eline geçmesi ile üzüntüsünden hastalanan Sultan El-Âdil, çok geçmeden vefat etti (10 Eylül 1218). Yerine oğlu el-Kâmil geçti.

El-Kâmil, kısa sürede orduyu toparlayarak, Haçlıları geri püskürtmeye muvaffak oldu. Ancak, daha sonra, İmparator İkinci Frederik ile anlaşan El-Kâmil, anlaşılamayan bir tutumla, Kudüs’ü Haçlılara terk etti. Böylece, İkinci Frederik ile başlayan sulh dönemi, Mısır ve Suriye’ye bazı iktisadî faydalar sağlarken, aynı zamanda Akdeniz Hıristiyan devletleri ile ticaretin yeniden canlanmasına yol açtı. Sultan El-Kâmil’in devri, diğer taraftan iç çatışmalara ve çalkantılara sahne oldu. Sultana karşı ülkede ittifaklar kuruldu. Aynı zamanda sultanın kardeşi Muazzam ile Melik Eşref bile, bu ittifakın içinde yer aldı. Hattâ, Melik Eşref, bir ordu ile sultanın karşısına çıktı ise de, aniden vefat ettiğinden kuvvetleri dağıldı.

Eyyûbî Devleti son parlak devrini, Sultan El-Kâmil ile yaşadı. Onun ölümüyle ülke parçalanmaya yüz tuttu. El-Kâmil’in yerine geçen Es-Sâlih zamanında, ülke bir taraftan iç mücadelelere sahne olurken, diğer yandan altıncı Haçlı seferi başgösterdi. Bu karışık vaziyete rağmen, Haçlılara karşı başarılar kazanıldı ve Fransa Kralı St. Louis esir alındı. Sultan Es-Sâlih’in kısa bir süre sonra ölümü üzerine, Mısır Eyyûbî ülkesi, 1250 yılında, Türk Bahri Memlûk birliklerinin eline geçti.

Halep’te ise, 1236 senesinde ölen El-Azîz’in yerine geçen En-Nâsır Yûsuf, Mısır’daki Sultan Sâlih’in ölümü üzerine bütün Suriye’yi ele geçirdi. Onun Suriye üzerindeki iddiaları, Mısır Memlûkları ile mücadelelere sebep oldu. Bu sürekli mücadelelere, ancak Moğolların taarruzu son verdi. Devamlı tâbi halde yaşayan Hama’daki şube ise, varlığını 1342 senesine kadar sürdürdü. Bu tarihte, onlar da Moğollar tarafından ortadan kaldırıldı. Sadece Diyarbekir ve Hısnıkeyfa civarında, mahallî bir beylik, Moğolların ve Timurlular'ın hücumlarından kurtulabildi. Eyyûbîlerin bu kolu da Akkoyunlular tarafından ortadan kaldırıldı.www.edubilim.com

Eyyûbîler Devleti, Zengîler'in bir devamıydı. Eyyûbî devlet teşkilâtı, diğer İslâm devletlerindeki teşkilâtlardan farklı değildi. Başta bir sultan ve onun hânedânı, sonra, idarî ve askerî yetkiye sahip emîrler, daha sonra bürokratlar ve ilmiye sınıfına mensup olanlar gelirdi.

Devlet işlerini yürüten üç dîvân vardı. Dîvân-ül-İnşâ; bürokrasinin idaresi ve diplomatik işlerin yürütülmesiyle uğraşırdı. Dîvân-ül-Ceyş; ordu ve onun malî işlerinden sorumluydu. Dîvân-ül-Mâl; bugünkü maliye bakanlığının görevini yapardı. Dîvânlar arasında en geniş teşkilâta sahip olan bu dîvândı.

Eyyûbîler Devletinin en önemli hedefi, Ortadoğu’da Haçlılar tarafından işgal edilen İslâm topraklarını kurtarmaktı. Bu sebepten sultan, her zaman, savaşa hazır güçlü bir orduyu beslemek zorundaydı. Ordunun temelini, toprağa bağlı süvariler meydana getiriyordu. Bunların yanında, maaşlarını para olarak alan bir miktar piyade ve süvari vardı. Piyadeler, kale savunma veya kuşatmalarında vazife alıyorlardı. Diğer muharebelerde ise, timarlı süvariler savaşıyordu. Süvarilerin en önemli kısmını, parayla satın alınarak veya devşirilerek yetiştirilen memlûklar teşkil ediyordu. Bunların büyük çoğunluğu Türk'tü.

Eyyûbîler Devletinde sağlık hizmetleri çok gelişmişti. Birçok şehirde hastaneler yapılmıştı. Bu hastaneler arasında Dımaşk’taki Nureddin ve Kahire’deki Selahaddin hastaneleri, mükemmel tıp merkezleriydi. Buralarda erkekler, kadınlar ve sinir hastaları için ayrı kısımlar vardı. Tarihte sinir ve ruh hastalıkları için ilk ilaçlar, bu hastanelerde hazırlanmıştır. Hastanelerin yanında, kimsesiz, bakıma muhtaç çocukların ve fakirlerin korunması için birçok bakım evleri ve misafirhaneler açılmıştır.

Eyyûbîler Devletinde, teknik ve sanat da gelişmişti. Dımaşk ve Kahire’de dökümhaneler ve cam imalathaneleri vardı. Bu şehirlerde ayrıca, su ile çalışan kâğıt değirmenleri de yer alıyordu. Kâğıt; buğday, pirinç sapları ve pamuktan yapılıyordu. Musul kumaşları, Mısır pamukluları ve Dar-ut-Tirâz’da imal edilen yünlü, ipekli ve pamuklu kumaşlar çok meşhurdu. Bakır işlemeciliği gelişmişti. Bugün, Eyyûbîler devrine ait şamdanlar, leğen ve tabaklar çeşitli ülkelerin müzelerinde bulunmaktadır. Silâh imalatı da oldukça ileri seviyede idi. Bilhassa Dımaşk’ın meşhur çelik kılıçları çok ünlüydü.www.edubilim.com

Eyyûbîler devri, ilmî hayat bakımından İslâm tarihinin en canlı ve hareketli dönemlerinden biriydi. Bozuk itikadlara karşı, Ehl-i sünnet itikadını yaymak gayesiyle, Kahire ve Dımaşk’ta birçok medreseler açıldı. Burada tefsir, hadis, fıkıh ilimleri yanında, fen ilimleri de öğretiliyordu. Ayrıca Kur’ân ilimlerini öğretmek için Dâr-ul-Kurrâlar, hadîs ilimlerini öğretmek için Dâr-ul-Hadîsler ve fen ilimlerini öğretmek için Dâr-ül-Hendeseler açıldı. Medreselerin yanında camiler de önemli ilim merkezleriydi. Camilerde çeşitli ilimlerin okutulduğu halkalar ve köşeler vardı.

Tarihte çok önemli bir rol oynayan Eyyûbîler, Büyük Selçuklu Devleti'nin geleneklerini yeniden kurarken, Şiî Fâtımî Devletine en büyük darbeyi vurmuş ve İslâm'ın yeniden ihyasına canla başla çalışmışlardır. Haçlılara karşı büyük bir devlet ve güç meydana getirmişler, nitekim geçici bir zaman için de olsa Kudüs’ü ele geçirebilmişlerdir. Eyyûbîlerin devlet teşkilâtının izleri, daha sonra Memlûk ve Osmanlı devlet teşkilâtında tesirli olmuştur.

Kaynak: dallog.net

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #4 : Mart 12, 2010, 09:50:35 ÖS »

Mısır Memlûk Devleti (Memlûklar, Memluklar, Memluk Devleti)

1250-1517 yılları arasında, Mısır ve Suriye dolaylarında hüküm süren devlet.

Memlûk, Arapça’da “köle” demektir. Hükümdar ve emirlerin muhafız birliklerine bağlı bu köleler, meziyetleri sayesinde, zamanla hizmetinde bulundukları devletlerde idarî kadroyu ele geçirmişlerdir. Kendi nüfuzlarını kuvvetlendirmek maksadıyla, İslâm tarihinde ilk defa memlûk (beyaz köle) kullananlar, Abbasî halîfeleri olmuştur. Abbasî ordusundaki Türk memlûkların sayısı, kısa bir süre içerisinde 35 bine ulaştı. Bu Türk askerleri sayesinde Abbasîler, dış tehlikelere başarıyla karşı koydular. Tolunoğulları ve İhşidîler devletlerinde de önemli bir yer tutan memlûk kuvvetlerinin sayısı, bilhassa Eyyûbîler döneminde fevkalade arttı. Bu devrede memlûkların eğitimi için, iki kışla tesis edildi. Kışlalardan biri Melik Sâlih Necmeddîn tarafından Kahire’de, Nil Nehri üzerinde bulunan Ravda Adasında kurulmuştu. Burada Kıpçak Türkü olan memlûklar, eğitim görürler ve kışlaları su ortasında olduğu için “Memâlik-i Bahriye” (Deniz Köleleri) veya “Memâlik-i Türkiye” adı ile anılırlardı. İkinci kışla ise, daha sonra, bizzat Memlûk Sultânı Melik Mansur Kalavun tarafından, yine Kahire’de, Kal’atü’l-Cebel denilen kalenin burçlarında kuruldu. Burada eğitim görenler, “Memâlik-i Burciyye” adıyla anılırlardı. Bunlar, daha çok, Kafkaslardan getirilen Çerkes köleler oldukları için, “Memâlik-i Çerâkise” diye de anıldılar. Memlûk Devletini, Bahrî Memlûkları kurduğu halde, daha sonra Burcî Memlûkları, idareyi ele geçirmişlerdir.

Bahrî Memlûkları: Devlet idaresinde kademe kademe yükselen Bahrî Memlûkları, kendi aralarında anlaşıp güçlenerek, Eyyûbî Hânedânının zayıf bir anını kollamaya başladılar. Son Eyyûbî Sultanı Turan Şah, Bahrî Memlûklarına karşı tavır alınca, 1249 yılında öldürüldü. Yerine eski sultan Melik Necmeddîn Sâlih’in dul karısı Şecer-üd-Dürr Sultan ve Memlûklardan Muizzüddîn Aybek, ordu komutanı tayin edildi. Bir kaç ay sonra da Şecer-üd- Dürr, Muizzüddîn Aybek’le evlenip sultanlığı ona devretti.

Böylece, müstakil ilk Memlûk Sultanı olarak tahta geçen Aybek, Memlûklar arasında, dindarlığı, cömertliği ve görüşlerinin isabetliliği ile tanınmaktaydı. Aybek’in tahta çıktığı sırada, Irak’ta, Moğol tehlikesi baş gösterdi. Halîfe, Aybek’ten yardım istedi. Ancak bu sırada Aybek, iç isyanlarla meşguldü. Bilhassa Bahrî Memlûkları liderlerinden Aktay’ın nüfuzunu gittikçe arttırması, Aybek’i korkuttu. Bu sebeple Aybek, bir fırsatını kollayıp, Aktay’ı öldürttü. Bunun üzerine Bahrî Memlûklarının büyük kısmı, Suriye’ye kaçtı.

Aybek, iç ve dış tehlikelerin hepsini ortadan kaldırıp, düşmanlarına başarı ile karşı koyarak, bütün zorlukları yenmişken, Musul Hakimi Bedreddin Lü’lü’ün kızı ile nişanlanınca, karısı Şecer-üd-Dürr tarafından öldürtüldü. Birkaç gün sonra da Şecer-üd-Dürr öldürüldü. Tahta geçen Aybek’in oğlu Sultan Nureddin Ali’nin saltanatı, iki sene kadar sürdü. Moğolların, Suriye’ye yaklaşmaları üzerine saltanat naibi Kutuz, Mısır Âyânı ile emîrlerin ileri gelenlerini toplayarak, Sultan Nureddin’in güç durumların adamı olmadığını, ancak herkesin kendisine itaat edeceği kudretli bir kişinin sultan olmasıyla, Moğollara karşı konulabileceğini söyledi.

Bu sırada Bağdat’ın Moğollar tarafından alındığı ve Abbasî halîfesinin öldürüldüğü haberi geldi. İslâm âlemi, dehşet içinde kaldı. Bu büyük tehlikenin, ancak Kutuz gibi değerli bir kumandan tarafından karşılanabileceğini anlayan Mısır halkı ve ileri gelen emîrler, Kutuz’a saltanat teklif ettiler. Neticede henüz çocuk olan Sultan Ali tahttan indirilerek, Kutuz sultan ilan edildi. Süratle ilerleyen Moğol orduları, İslâm ülkelerini çiğneyerek, Memlûkların en kıymetli eyaletlerini aldılar ve Mısır kapılarına dayandılar.

Sultan Kutuz, hazırladığı büyük bir ordu ile, Moğolları karşılamak üzere Suriye’ye gitti. 1260 senesinde, Ayn-ı Câlût denen ve vaktiyle hazret-i Davud’un, Câlût’u yendiği rivayet edilen yerde, iki ordu karşı karşıya geldi. Moğollar, ilk anda üstünlük sağladılarsa da, Sultan Kutuz’un dirayetli kumandası sayesinde yenilgiye uğradılar. Kaçan Moğolları takip eden Sultan, Moğol başkumandanı Ketboğa Noyan da dahil olmak üzere, Moğolların hepsini kılıçtan geçirdi. Zafer, İslâm âlemini büyük bir sevince boğdu. Çünkü, Moğolların Mısır’a hakimiyetleri, İslâm âlemi için büyük felaket olurdu. Zafer sonunda, Şam’a gelen Sultan Kutuz, Habeşistan’dan Fırat kıyılarına kadar olan yerleri hakimiyeti altına aldı. Cihadını, Moğollarla işbirliği yapan Latinlere karşı devam ettirdi. Sultan Kutuz, Ayn-ı Câlût Zaferinde, Türk ordusunun öncü birliklerine kumanda eden Baybars’a, vaad ettiği Halep umumî valiliğini vermediği için, onun tarafından öldürüldü.www.edubilim.com

Sultan Kutuz’un yerine, 1260 senesinde Sultan olan Baybars’ın, Eyyubî Hânedânının iktidardan uzaklaştırılıp, Türk Memlûklarının iktidarı ele geçirmelerinde, birinci derecede rolü oldu. Sultan Baybars, tahta çıktığında, İlhanlılarla Haçlılar, Memlûkları ve İslâm âlemini tehdit ediyorlardı. Baybars, 1258’de Hülâgu’nun, Abbasîleri Bağdat’tan çıkarmasına karşılık olarak, Abbasîlerden El-Muntasır’ı 1261’de, Kahire’de, halife ilan etti. Bu davranışı ile, bütün Sünnî Müslümanların takdirini kazandı.

Memlûkların, başşehirleri Kahire’de halifelere yer verip, hürmet etmeleri, onlara İslâm âleminde büyük bir manevî nüfuz kazandırdı. 1265’te, Haçlıların elinde bulunan Suriye kıyılarındaki birçok kaleyi alan Sultan Baybars, Kilikya Rumları ve Ermeniler üzerine de bir ordu gönderdi. Bu seferde, Ermenilerin başı, esir alınarak Sis (Kozan) zaptedildi. 1268 senesinde, tekrar sefere çıkan Sultan Baybars, Haçlıların son dayanak noktaları olan Antakya’yı alarak, prensliklerini yıktı. Bir yıl sonra da Hicaz’a giderek hac farîzasını eda etti. 1270 ve 1271’de düzenlediği yeni seferlerde, Haçlıların son sığınakları olan Askalan ve Kerek kalesini almaya muvaffak oldu. Bir yıl sonra vuku bulan iki İlhanlı taarruzuna da, başarıyla karşı koyarak, 1274 senesinde Anadolu’ya girdi ve Sis’i ikinci defa zaptetti. Sultan Baybars, Anadolu’yu İlhanlı tahakkümünden kurtarmak üzere, bir kısım Selçuklu Beylerinin davetiyle 1277’de harekete geçti. Elbistan’da İlhanlı ordusunu bozup, Kayseri’ye girdi. Ancak, idare merkezinden fazla uzaklaştığı için Şam’a döndü. Haziran 1277’de, kısa bir rahatsızlıktan sonra, elli dört yaşında vefat etti. Şam’a defnedildi. Sultan Baybars, Moğol hakimiyetinin Suriye ve Mısır’a taşınmasına kesin şekilde mani olup, Haçlıların iki yüz yıldan fazla süren Ortadoğu işgaline son verdi. Büyük bir kumandan ve devlet adamı olan Baybars, dirayeti sayesinde, devletin iç ve dış siyasetini başarı ile yürüttü. Devlet teşkilâtında önemli ıslahat yaptı.www.edubilim.com

Baybars’ın ölümü üzerine, yerine oğlu Nâsireddin Berke geçti. Ancak, takip ettiği siyaset yüzünden, kısa bir süre sonra ümera (emirler) ile arası açılan Nâsireddin Berke, iki yıl kadar sonra, kendi isteği ile tahttan çekildi (1279). Yerine Baybars’ın diğer oğlu Bedrüddin Sülemiş geçti. Emîrlerden Kalavun da saltanat nâibi oldu. Yeni sultanın küçük yaşta olmasından faydalanan Kalavun, iktidarı ele geçirdi ve kendisine saltanat yolunu açma çalışmalarında bulundu. Sülemiş ve Kalavun adına sikke kesildi ve hutbe okundu. Aynı senenin Kasım ayında ümeranın muvafakatini de alan Kalavun, Sülemiş’i tahttan indirerek, sultanlığını ilan etti.

Kalavun, tahta geçtikten sonra diğer Memlûk sultanlarının karşılaştıkları güçlüklerle karşılaştı. İç meselelerini yoluna koyduktan sonra, İlhanlılara karşı Baybars’ın politikasını takip etti. 1280 ve 1281 senelerinde, İlhanlıların Suriye’ye yaptıkları iki seferi bertaraf eden Kalavun, 1285 senesine kadar Sungur ile meşgul oldu. Bu yüzden Haçlılarla savaşa girmekten kaçındı ve on senelik bir barış anlaşması yaptı. İşlerini yoluna koyar koymaz, Avrupa’dan yardım alamayan Haçlı kalıntılarını, tamamen ortadan kaldırmak için harekete geçti. Emîr Hüsameddin komutasında bir orduyu, Antakya Haçlı Prensliğinin son kalıntılarının toplandığı Lazkiye’ye gönderdi ve 1287 senesi Nisan ayında, şehir fethedildi. 1289 senesinde Kalavun, güçlü bir ordu ile Trablus’u kuşattı ve Nisan ayının sonlarında ele geçirdi. 1290 senesinde Akka’ya gelen bir Haçlı grubu, civardaki Müslüman topraklarına hücum edip, bazı tüccarları öldürdüler. Bunun üzerine, Kalavun büyük bir ordu hazırladı. Fakat Kahire’den ayrılmak üzereyken, 1290 senesinde vefat etti.

Kalavun’un vefatından sonra yerine oğlu Eşref Halil geçti. Halil, tahta geçer geçmez, Memlûkların isyanı ile karşılaştı ve kısa sürede bastırdı. Babasının, Akka’yı Haçlılardan almak için hazırladığı planı tatbike girişti. Sultan Halil, 1291 senesi Nisan ayında, ordusu ile Akka’yı kuşattı ve şehir on sekiz Mayısta fethedildi. Akka’nın düşmesinden sonra, Suriye’deki Haçlı kaleleri birer birer ele geçti. Böylece 14 Ağustosta, bütün Suriye sahili, Haçlılardan temizlendi. Sultan Eşref Halil, tahta geçtikten sonra, devlet ricâline ve babası zamanında söz sahibi olan ümeraya karşı kötü davrandı. Bunun üzerine, vezirlerden Baydara, Sultan Eşref Halil’i bir av sırasında, işbirliği yaptığı emîrlerin yardımıyla, 1293 senesi Aralık ayında öldürdü.

Sultan Halil’in öldürülmesinden sonra, sırasıyla tahta geçen Nâsıreddîn Muhammed, Ketboğa, Laçin ve İkinci Baybars dönemlerinde, ülke, iç karışıklıklar ve saltanat kavgaları ile büyük tahribata uğradı. 1310’da üçüncü defa tahta çıkan Nâsıreddin Muhammed, otuz bir sene devam eden bu saltanatında, önce bütün devlet işlerini ele aldı. Eskiden olduğu gibi, ümeranın kendisine tahakküm etmesine izin vermedi. Sultan Muhammed’in üçüncü saltanat devri, Memlûk nizamının olgunlaştığı, hükümet dairelerinin rayına oturduğu, idarede birçok yeniliklerin ve gelişmelerin yapıldığı, bazı büyük memuriyetlerin kaldırılıp, yerine yenilerinin ihdas edildiği bir devirdir. Sultan Nâsıreddîn Muhammed, bunlara ek olarak, gelir kaynaklarını düzeltmiş, iktisadî gelişmeye bağlı olarak, devletin gelirini de arttırmıştır. Nâsıreddîn Muhammed, 1341 senesinde vefat edince, Memlûk Devleti, Nâsıreddin Muhammed’in oğulları ve torunlarının dönemi olarak isimlendirilen yeni bir devreye girdi. Bahrî Memlûkların çöküşüne ve Burcî Memlûkların kuruluşuna kadar devam eden bu devrenin en bariz vasfı, Sultan Nâsıreddîn’in oğlu ve torunlarından sultan olanların çoğunun, çocuk olmalarıdır. Bu yüzden, ümeranın (emîrlerin) nüfuzu yeniden arttı ve sultanlar kısa sürelerle, sık sık değiştirildi. On üç sultanın başa geçtiği bu dönemde, Suriye ve Mısır’da, büyük veba salgını oldu, her gün binlerce kişi öldüğü için, toprağı işleyecek kimse kalmadı. Kudretli bir şahsiyet olan Sultan Berkuk ile iktidar, Bahrî Memlûklarından, Burcî Memlûklarına geçti. Sultan Berkuk, Çerkezlerden bir topluluğun başına geçerek kuvvetlenince, Sultan Selâhaddin’i 1382 senesinde tahttan indirip, Bahrî Memlûkları devrine son verdi.

Burcî Memlûkları: Hanedan olarak Mısır Memlûkları tarihinin ikinci kısmını, Burcî Memlûkları teşkil eder. Çerkez asıllı olan bu hanedan, 1382’den 1517’ye kadar, Mısır’a hakim oldu. Ancak bu sultanlar, dil ve kültür bakımından tamamen Türkleşmiş oldukları için, devlet, Türk karakterini korudu. Memlûkları, merkeziyetçi bir idare altında toplayan Sultan Berkuk, 1399 senesinde vefat edince, yerine oğlu Ferec geçti. Sultan Ferec devrinde iç karışıklıkların çıkmasından istifade eden Hıristiyanlar, harekete geçtiler. Buna, Suriye’deki iç karışıklıklar da eklenince, Sultan Ferec, 1412 senesinde âsiler tarafından öldürüldü. Halîfe-el-Musta’nin, sultan ilan edildiyse de, çok geçmeden Seyfeddin Şeyh, Memlûk tahtına çıktı. Bunun zamanında, nisbî bir sükûnet sağlandı. Birçok tesisler inşa edildi. Seyfeddin Şeyh ölünce, yerine oğlu Ahmed geçti ise de, atabegi Tatar, idareyi ele geçirdi. Fakat Tatar’ın da saltanatı uzun sürmeyip, kısa bir müddet sonra öldü. Tatar’ın vefatından sonra sultan ilan edilen oğlu Muhammed ise, vâsisi Barsbay tarafından tahttan indirildi. Memlûk sultanlığı tarihinde büyük ün yapan Sultan Barsbay, on altı senelik saltanatında, sükûnet ve istikrarı temin etti. Suriye ve Mısır’da, Müslümanların faydasına tedbirler aldı, huzurda yer öpmek geleneğini kaldırdı. 1425 senesinde, Kıbrıs’a gönderdiği donanma ile Kral Vanas’ı yenerek esir aldı ve kefaletle serbest bıraktı. Kral, kendisine tâbi olarak, her sene vergi ödedi. Ticareti geliştirmek hususunda tedbirler aldı. Barsbay, Dulkadiroğulları, Ramazanoğulları ve Akkoyunlular'la da mücadele etti. 1438 senesinde ölünce, yerine oğlu Yusuf geçti ise de, atabegi Çakmak, idareyi ele geçirdi.

On altı sene tahtta kalan Çakmak, Barsbay’ın siyasetini devam ettirdi. 1442’de Kıbrıs ve Rodos’a donanmalar gönderdi. Osmanlılar ve Karamanoğulları ile dostane münasebetler kurdu. Vefat edince, yerine, oğlu Osman geçti. Osman’ın çok kısa süren saltanatından sonra, iktidara Seyfeddin İnal geçti. İnal, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul fetihnamesi gelince, büyük merasimler icra ettirdi. Karamanlılar üzerine ordu göndererek, Karaman’ı yağmalattı. Uzun Hasan’a karşı tedbirler aldı. Kıbrıs’la ilgilenip, Lefkoşe’yi zaptettirdi. 1461 senesinde ölümü ile, yerine oğlu Ahmed geçti. Fakat, idareyi atabegi Hoşkadem ele aldı. Hoşkadem, ilk iş olarak, isyan eden Şam ve Cidde valileriyle uğraştı. Osmanlılara karşı düşmanca siyaset uyguladı. Uzun Hasan’ı ve Karamanoğlu İshak Beyi desteklediği gibi Dulkadıroğulları ile Fatih aleyhinde işbirliği yaptı. Kendisinden sonra tahta geçen Atabeg İlbay ve Temurboğa birkaç ay saltanat sürdüler. 1468 senesinde Memlûk tahtına çıkan Kayıtbay, icraatçı hükümdarlardandı. Osmanlılarla rekabeti sürdüren Kayıtbay, Sultan Bayezid Hanla taht mücadelesine girişen Cem Sultan’ı kabul ederek, Osmanlı ülkesine yollamamakla, iki devlet arasında harp çıkmasına sebep oldu. 1485-1491 seneleri arasında Çukurova’da yapılan muharebelerde, iki taraf da önemli derecede yıprandı. Neticede, Çukurova’nın gelirinin Mekke ve Medîne’ye bırakılması şartı ile anlaşma yapıldı. Kayıtbay, 1496 senesinde vefat etti. Yerine geçen oğlu Muhammed, ancak iki sene tahtta kalabildi. Emîrlerle ihtilafa düştüğü için öldürüldü. Muhammed’den sonra Kansuh ve Canbulat tahta geçti. Bunlardan sonra Kayıtbay’ın yetiştirmelerinden, Şam valisi Kansu Gûrî (Gavri) sultan oldu.

İktidara geçtiği zaman, altmış yaşını geçmiş bulunan Kansu Gûrî, kudretli ve dirayetli biri olduğunu hemen ispatladı. Önce Kahire’de nizam ve istikrarı tesis ederek, ümeranın büyüklerinden, güvendiği kişileri idarî kadrolara getirdi. Daha sonra devlet hazinesinin iflâs durumundan kurtarılması için tedbirler aldı. Kansu Gûrî’nin zamanında Memlûklar, Rumeli ve Anadolu’da devamlı genişleyen Osmanlı Devleti ile Suriye hududundan komşu oldular. Bu sırada İran’a ve Doğu Anadolu’ya hakim olan Şah İsmâil, Şiîliği yaymak suretiyle Yakındoğu’yu ele geçirmeye çalışıyordu. Yine Kansu Gûrî (Gavri) devrinde, İspanya’daki Endülüs Müslümanlarının hakim olduğu Gırnata, Hıristiyanların eline geçince, Müslümanlar zor duruma düştü. Mısır’ın iktisadî durumuyla yakın alâkası bulunan Hind ticaret yolu, Portekizliler tarafından tehdit edilmeye başlandı. Hindistan kıyıları, Portekizlilerin eline geçti. Kansu Gûrî, Portekiz genel valisi, Hürmüz’ü alarak, Acem Körfezini (Basra Körfezi) kapatınca, Osmanlı Sultanı İkinci Bayezid Handan yardım istedi. Osmanlı, gereken yardımı yaptı. Buna rağmen Kansu Gûrî'nin (Gavri) İran Şahı İsmail’le yakın münasebet kurması, Osmanlılarla arasının açılmasına yol açtı. Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmail’i tamamen ortadan kaldırmak için ikinci Doğu Seferine çıkarken, Veziriâzam Sinan Paşa'yı kırk bin kişilik bir kuvvetle, Safevîler üzerine göndermişti. Ancak, Sinan Paşa'ya, Diyarbakır’a giderken Fırat’ı geçmek için Memlûklar tarafından müsaade verilmemesi ve Kansu Gûrî'nin (Gavri) elli bin kişilik bir kuvvetle Halep’e gelmesi, harp sebebi sayıldı. Mercidabık’ta yapılan muharebede Memlûklar, kısa bir sürede mağlup oldular. Kansu Gûrî’nin muharebeden sonra kaybolmasıyla, Memlûk tahtına Tomanbay geçti.www.edubilim.com

Halep, Hama, Humus ve Şam’ı alan Yavuz Sultan Selim Han, Tomanbay’a bir nâme göndererek, kendisine tâbi olması şartıyla Gazze’den itibaren güneyde kalan toprakları Memlûklara bırakacağını bildirdi. Tomanbay, bu teklifi kabul etmedi. 23 Ocak 1517’de Ridâniye’de, Yavuz Sultan Selim Hanın taarruzuna karşı koyamayarak mağlup oldu. Kahire’de ve Sait taraflarında mücadelesini devam ettirdi ise de, yakalanarak idam edildi. Böylece 1250 senesinde kurulan ve 267 sene süren Mısır Memlûk Sultanlığı, sona erdi. Halîfelikle beraber, mukaddes yerlerin himayesi de Osmanlıların eline geçti.

Memlûklar, sultanın kendi kölelerinin, idarenin en üst kademesinde yer aldığı karışık bir hiyerarşik sisteme sahipti. İktidarın bünyesindeki başarı için, gulâm sistemi esastı. Çünkü eski Memlûkların oğulları da dahil olmak üzere, hür unsurlar, orduda ikinci derecede bir yer teşkil ediyorlardı. Saltanatın istikrarsızlığı sebebiyle, hükümdarların kolayca değiştirilmelerinden anlaşıldığı üzere, sultanın mutlak iktidarı, büyük emîrler ve bürokrasi tarafından denetleniyordu. Meseleler dîvânda görüşülüp, karara bağlanırdı. Memlûkların asker ihtiyacı, Kafkasya’dan ve Kıpçak bozkırlarından karşılanırdı. Sultan ve kumandanların idaresindeki Memlûklu ordusu, muharip olmasından, sevk ve idaresindeki mükemmelliğinden, Haçlı ve Moğol saldırılarını bölgeden uzaklaştırmakla, İslâm ülkelerini büyük tehlikelerden ve tahriplerden korumuşlardır. Memlûklar, Eyyubîler'in siyasetlerini devam ettirdiler. Resmî yazışmalarda, Arapça'yı kullandılar. Ordu ve sarayın konuşma dili, Kıpçak Türkçesi olup, Oğuz Türkçesi de geçerliydi. Kültür bakımından gelişmiş olan Memlûklar, Mısır’da pek parlak bir medeniyet devresi açtılar.

Memlûklar devrinde, Mısır ve Suriye’de büyük binalar yapıldı. İdareci, kumandan ve bu arada bazı esnaf cemaatleri, büyük şehirlerde camiler yaptırdılar. Kahire’deki Baybars, Kalavun, Muhammed Nâsır, Sultan Hasan, Berkuk, Müeyyed, Kayıtbay Ulu camileri ve Trablus, Şam, Halep eyaletleri camileri ile Kahire, Halep, Şam ve Birecik kaleleri bunların belli başlılarıdır. Devlet memuru ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Kahire’de mektep açmışlardır. Burada tahsilini tamamlayanlar, mülkî ve askerî memur olarak vazifeye tayin edilirlerdi.
Kaynak : dallog.net

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #5 : Mart 12, 2010, 09:52:12 ÖS »

Tolunoğulları Beyliği

Dokuzuncu asırda Mısır ve Suriye’ye hâkim olan Türk-İslâm devletlerinden.
Tolunlular, İslâm halifeliği toprakları içinde kurulan ilk müstakil Türk siyasi teşekkülüdür. Kurucusu, Oğuz Türklerinden Ahmed bin Tolun idi. Halifelik merkezi, Bağdat yakınlarındaki, Samarra’da bulunuyordu.

Ahmed’in babası Tolun, Abbâsi Halifesi El-Mu’tasım (838-842) zamanında, cesareti ve bilgisiyle şöhret yapmış bir zâttı. Ahmed de aynı derecede cesur ve bilgili bir şahsiyetti. Abbasi valisinin vekili olarak Mısır’a geldi. Mısır valisi oldu. Nüfuzunu Filistin ve Suriye’ye kadar genişletti. Ülkesinde imar faaliyetlerinde bulunup, lüzumlu askerî tedbirleri alarak, kuvvetli bir ordu kurdu. Abbasiler, Irak’taki zenci esirlerle meşgul olurken, istiklâlini ilan etti (868).www.edubilim.com

Ahmed bin Tolun, Mısır maliyesinde ıslahat yaptı. Mısır ahalisini darlıktan kurtarması sebebiyle çok sevilip, tutuldu. Kısa zamanda Şam, Halep, Antakya şehirleriyle birlikte Suriye’yi idaresine aldı. Adana ve Tarsus bölgesini de ülkesine bağladı. Ahmed bin Tolun’un 884’te vefatıyla, yerine, oğlu Humâreveyh geçti.

Humâreveyh (884-896) zamanında, Tolunoğullarının ikbali daha da parladı. Devletin sınırları; Toroslar, El-Cezire ve Irak’a kadar genişledi. 892’de yeni Abbasî halifesi olan El-Mu’tezid, hilâfete gelişinde Humâreveyh ve onun vârislerine, üç yüz bin dinar vergi mukabilinde, otuz yıl süreyle, Mısır ile Toros sıradağlarına kadar Suriye’yi ve Musul hariç, El-Cezire’yi verdi. Antlaşma, daha sonra, Tolunluların çok az lehine olacak şekilde yeniden tanzim edildi. Humâreveyh, kızı Kadr-ün-Nedâ’yı, Abbasî halifesine, destanlaşan bir merasimle verdi. Humâreveyh, Suriye’ye yaptığı bir sefer sırasında, köleleri tarafından, otuz iki yaşındayken öldürüldü (896). Humâraveyh’in genç yaşta öldürülmesi, Tolunoğulları Devleti ve Mısır için büyük bir talihsizlik oldu.

Yerine geçen oğlu ve kardeşleri, istiklallerini koruyamadılar. Suriye çölündeki sapık Karmatileri kontrol edememeleri, halifenin büyük bir ordu göndermesine sebep oldu. Mısır ve diğer ülkeleri, Abbasi Halifesi El-Muktefi’nin kumandanı Muhammed bin Süleyman tarafından ele geçirilerek, bölge valilerinin idaresine verildi. Tolunoğlu hanedanı mensupları, Bağdat’a götürüldü (905).

Tolunoğulları zamanında Mısır, altın çağını yaşadı. İktisadî ve ticarî bakımdan gelişip zenginleşti. Halkın üstündeki ağır malî yükler kaldırılarak refah seviyesi yükseltildi.İmar faaliyetlerinde bulunulup, büyük mimarî eserler yapıldı. Güçlü bir donanma kuruldu. Ahmed bin Tolun, Kahire yakınlarına Fustât şehrini inşa ettirip, burayı başşehir yaptı. Tolunlulardan kalma Tolunoğlu Ahmed Camii, 9. yüzyılda yapılmasına rağmen, çeşitli istilâ ve zamanın tahribatına uğradığı halde, hâlâ ibadete açıktır. Tolunoğlu Ahmed Camii yanında, vakıf olarak hastane, eczane ve iki de hamam vardı. Yeni inşa edilen Fustât ve El-Ketâ’i’de hükümdarın sarayı etrafında, kumandanların konakları; iktisadî, ticarî ve sosyal hayatın vazgeçilmez müesseseleri olan pek çok cami, çarşı, han, hamam, değirmen ve fırın vardı. El-Ketâ’i’de askerî iskân, milliyetlere göreydi. Her kavmin mahalleri ayrıydı. Tolunlular ordusunun mevcudu, yüz bine yaklaşırdı. Ordu, Türk ve Sudanlılardan meydana gelirdi. Ordunun kışlaları, kumandanların konakları etrafındaydı.www.edubilim.com

Tolunoğulları devrinde Mısır, başta edebî, tarihî, dînî ve felsefî ilimler olmak üzere muhtelif ilim sahalarında, büyük gelişme gösterdi. İlme ve âlimlere önem veren emirlerin evleri, birer ilim merkezi hâlindeydi. Tolunoğlu hükümdarları, halka karşı cömert davrandıklarından, şair ve edipler, onların ihsanlarına nail olmak için etraflarına toplanmışlardı. Bu devirde Arap dili ve edebiyatı üzerinde çalışan El-Velid bin Muhammed et-Temîmî, Ahmed bin Câfer ed-Dineverî ile tefsir, hadis, fıkıh ve kıraat ilimlerinde Kadı Bekkar bin Kuteybe, Debi bin Süleymân el-Murâdî ve Ebû Câfer Tahavî, bölgede yaşayan âlimlerin ileri gelenlerindendiler.

Kaynak : dallog.net

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #6 : Mart 12, 2010, 09:53:06 ÖS »

İhşidoğulları Beyliği (İhşidîler)

Mısır’da, 935-969 tarihleri arasında hüküm sürmüş bir Türk hânedânı.
Devletin kurucusu Muhammed bin Tuğç, iki nesilden beri Abbasîlerin hizmetinde bulunan bir Türk ailesindendir. Muhammed bin Tuğç, 935 yılında Mısır valisi oldu ve istiklâlini ilan ederek, Halife Râzi’den İhşîd unvanını aldı. İhşîd “şahlar şâhı” mânâsına geliyordu. Ayrıca, Muhammed’in ataları da Fergana’da İhşîd unvanıyla meliklik yaparlardı.

İhşîd, Mısır’da tam bir hâkimiyet sağladı. Ancak bu sırada, Bağdat’ta hâkimiyeti ele geçirmiş olan Muhammed bin Râik, Mısır’a kadar geldi. Bu tehlikeli durum üzerine Muhammed bin Tuğç, vergi vermek şartıyla Remle’ye kadar olan bölgeyi geri aldı. Beş sene devam eden barış devresinden sonra, iki emîrin arası yeniden açıldı. Laccun mevkiindeki savaşı, iki taraf da kazanamadı. Fakat, tesis edilen ailevî münasebetler, iki emîri yeniden birbirine yaklaştırdı. İhşîd, senelik 140.000 dinar vergi verdi.

Emir Raik’in ölümünden sonra, İhşidîlere, Hamdânî ailesinden yeni bir rakip ortaya çıktı. Ancak ,Muhammed bin Tuğç, sulh devresini iyi değerlendirmiş ve devleti en kudretli mevkiine çıkarmıştı. Emîrü’l-ümerâlık mevkiini elde etmek için mücadeleye başladı. 944 yılında, Rakka’nın karşısında, Fırat kenarında Halife el-Mütteki ile karşılaştı. Ancak, bu sırada Hamdânî ailesinden emir Seyfüddevle, Mısır’ı tehdit etmeye başladığından, geri döndü. Böylece yeniden başlayan mücadelede, İhşidîler galip geldi. Muhammed bin Tuğç, Şam’ı ele geçirdi ise de 964 yılında öldü. Yerine iki oğlundan Ebü’l-Kâsım Unûcur tahta geçti.

Unûcur ve kardeşi Ali zamanında İhşidîlerin, Mısır’daki hâkimiyeti sözde kalmıştı. Gerçek iktidar, İhşîd’in ölümünden biraz önce, çocukları için saltanat nâibi olarak tayin ettiği Nubyalı köle Kâfûr’un elindeydi. Oğullar ise, kukla bir vaziyetteydi. Nitekim 966 yılında Ali’nin ölümü üzerine, Kâfur, idareyi tam olarak ele alınca, halife bu valiliği tanıdı. Kâfûr, Mısır ile Suriye’yi tehdit eden Hamdânîlere karşı başarılar kazandı. Kâfur’un ölümü, Mısır’ı kuvvetli bir idareciden mahrum bıraktı. Yerine İhşîd’in torunu Ahmed, vali tâyin edildi. Ancak, bu zayıf ve kısa ömürlü emirin idaresi zamanında Mısır, Afrika’nın kuzeyinden gelen Fâtımîlerin baskısına dayanamadı ve 969 yılında bu devletin hâkimiyeti altına girdi.www.edubilim.com

İhşidîler hânedânının en önemli iki şahsiyeti, şüphe yok ki İhşîd ile Kâfûr’dur. İhşîd, çok kuvvetli ve mücadeleyi seven bir emirdi. Ömrü, Mısır’da kuvvetli bir hâkimiyet sağlamak için çalışmalarla geçti. Bu zor şartlarda, Mısır’da imar faaliyetlerini de ihmal etmedi. Devletin ikinci mühim şahsiyeti olan Kâfûr, zenci bir köleyken sırf zekâsı sayesinde, devletin iktidar mevkiini elde etmiştir. İhşîd ve Kâfûr, Mısır’da sanat ve edebiyatın da hâmisi olarak tanınmışlardır.
Kaynak : Dallog.net

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #7 : Mart 12, 2010, 09:58:24 ÖS »


MISIRDA KURULAN TÜRK DEVLETLERİ
İÇİNDEKİLER

EYYUBİLER,MEMLÜKLER,TOLUNOĞULLARI,IHŞİDİLER


Mısırda kurulan Türk Devletleriyle ilgili power point sunusu (Ppt) Dosya ektedir..

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Ekteki Dosyalar Burada

Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #8 : Mart 12, 2010, 10:04:33 ÖS »

TOLUNOĞULLARI: (868-905)

Kurulduğu Yer: Mısır.

Kurucusu: Tolunoğlu Ahmet.

Not: Mısır’da kurulan ilk Türk devletidir.

Özellikleri:

* Mısır’da Türk kültürü yayıldı ve Mısır, Tolunoğulları tarafından imar edilerek zenginleştirildi.

* Suriye alındı.

Yıkılışı:

Tolunoğlu Ahmet’in ölümünden sonra oğulları zamanında iç karışıklıklar çıktı. Bu durumdan yararlanan Abbasiler, Tolunoğullarına son verdiler (905).

İHŞİTLER (AKŞİTLER): (935-969)

Kurulduğu Yer: Mısır.

Kurucusu: Ebubekir Muhammed.

Özellikleri:

* Mısır’da kurulan ikinci Türk devletidir.

* Suriye’yi aldılar ve ülke topraklarına kattılar.

Yıkılışı:

Fatimiler tarafından ortadan kaldırıldı.

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Administrator
Uzman Üye
*****
Üye No: 6
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Sınıf Öğretmeni
Mesaj Sayısı: 5463
Nerden: Erzincan & Erzurum arası
Puan: +42/-9
Sınıf Öğretmeni Aday Adayı...

Offline
« Yanıtla #9 : Mart 12, 2010, 10:12:25 ÖS »



TOLUNOĞULLARI (254-292/868-905)

1. Menşei, Kuruluşu ve Siyasî Tarihi:

Tulunîler ve Tolunlular da denilen ve Ahmed b. Tolun tarafından Mısır'da kurulan Tolunoğulları, daha sonra Suriye ve Filistin'e kadar nüfûzunu genişleten ve Abbasi hilâfetine ismen bağlı ilk Müslüman-Türk devletidir. Bu sebeple İtil (Volga) Bulgar Hanlığı, Karahanlılar ve Gazneliler gibi tamamen bağımsız olmayıp, yarı bağımsız bir karaktere sahiptir.81

Abbasiler'in hilafete geçmesinde, Horasan'da başlayan Abbâsî ihtilalinde yer alarak önemli rol oynayan Türkler, gerek orduda ve gerekse de devlet hizmetinde değişik kademelerde görev almışlardır. Bu görev alanlarından birisi de Mısır valiliğidir. Tolunoğulları'nın kurucusu olan Ahmed b. Tolun, bu dönemde görev yapan Türk valilerinden birisidir.



Devletin kurucusu olan Ahmed b. Tolun'un babası Tolun, Dokuz Oğuz Türklerindendir. Buhara asıllı olup, 200/815-816′da Sâmânî valisi Nuh b. Esed tarafından Buhara'dan Bağdat'ta bulunan halife Me'mûn'a gönderilmiştir. Tolun kısa zamanda halifenin sarayında ve komutanları arasında itibarlı bir konuma yükselmiştir.82



--

En geniş sınırlarıyla Tulunoğulları

-

Ahmed b. Tolun 220/835′de Bağdat'ta doğmuş ve ertesi sene babası ile birlikte Samerrâ'ya gitmiştir. Ahmed'in burada iyi bir dinî ve askerî eğitim gördüğü bilinmektedir. 240/854′de babası ölünce halife Mütevekkil babasının komutanlık ve beylik görevini Ahmed'e vermek istedi. Ancak o Samerrâ'da kalmayı tercih etmiştir. Zira siyasî olaylardan uzak kalmak ve sınır boylarındaki gaza faaliyetlerine katılmayı arzu etmekteydi.

Bu maksatla Tarsus'a gelen Ahmed, burada hem askerî tecrübesini artırmış ve hem de çeşitli ülkelerden gelen alimlerin ilim meclislerine katılarak dinî ilimlerde onlardan faydalanmıştır.

Muhtemelen 248/862′de Samerrâ'ya dönen Ahmed, halife Müstaîn'in güvenini kazanmış, sarayda sözü geçen nüfûzlu kimseler arasına girmiştir. 252/866′da halife Müstaîn'in azledilip Vâsıt'a sürüldüğü dönemde onunla birlikte Vâsıt'a gitmiştir. Bu dönemde yeni halife Mu'tez'in annesi Kabîha'nın, Müstaîn'i öldürmek üzere iş birliği teklifini reddetmiştir.

Halife Mu'tez, devlet idaresinde büyük bir nüfûz elde eden ve aynı zamanda Ahmed'in üvey babası olan Bayık Bey'i83, merkezden uzaklaştırmak düşüncesiyle Mısır'a vali tayin etti. Ancak Mısır'a gitmek istemeyen Bayık Bey, Ahmed'i vekil sıfatıyla yani nâib olarak Mısır'a göndermek istemiştir. Siyasî karışıklıkların hüküm sürdüğü Samerrâ'dan uzaklaşmak isteyen Ahmed, bu teklifi kabul ederek 254/868′de Mısır'a gitmiştir.84 Ahmed b. Tolun'un Fustat'a ulaşmasıyla müslüman Mısır tarihinde yeni bir devir başladı. Zira Mısır, Tolunoğuları döneminde tarihteki en parlak devirlerinden birisini yaşamıştır.85



Ahmed b. Tolun, Mısır'da hakimiyeti ele geçirmek ve nüfûzunu yaymak konusunda karşılaştığı problemleri aşmaya muvaffak olmuştur. Bu arada hilafet merkezinde çıkan karışıklıklar sonunda Bayık Bey, Mısır valiliğinden azledildi ve arkasından 256/870′de öldürüldü. Mısır valiliği, Ahmed'in kayınpederi olan Yarcûh86 et-Türkî'ye verildi. Yarcûh da Mısır'a gitmeyip, Ahmed'i nâibi olarak Mısır'da bıraktı. Aynı zamanda Berkâ ve İskenderiye'nin idaresini de elinde bulunduran Yarcûh, buraların idaresini de Ahmed'e vermiştir. Bu şekilde Mısır'ın tamamına hakim olan Ahmed, idarî açıdan hayli güçlenmiş oldu.87

Halife Mu'tez'in öldürülüp 257/870′de Mutemid'in halife olmasıyla birlikte Ahmed idarede daha da güçlenmiştir. Zira yeni halife Mısır'ın Beytülmâl ve Berîd teşkilatının sorumluluk ve idaresini; arkasından da Şam'ın idaresini Ahmed b. Tolun'a vermiştir. Bu şekilde 260/873 yılında Ahmed b. Tolun, Mısır'da tek başına hakim bir idareci haline gelmiştir.88

Bu dönemde hilafet merkezi Basra çevresindeki Zenc isyanı ve Fars bölgesindeki Saffârîlerle meşgul olmaktaydı. Ahmed bu durumdan yararlanarak bağımsızlığını elde etmiştir. Nitekim Zenc isyanı sebebiyle kendisinden maddi destek isteyen halifeye, istediği miktardan daha az yardımda bulunmuştur. Bunun üzerine Musa b. Boğa el-Kebîr komutasında 260/873′de Mısır'a gönderilen Abbasi ordusu başarısız olmuştur. Bu gelişme Ahmed b. Tolun'un siyasî hayatında bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Bu tarihten itibaren kuvvetli bir orduya sahip olmuş; ismen halifeye bağlı olması ve Cuma hutbelerinde halifenin adının zikredilmesi ile sikkeler üzerinde halifenin adının bulunması dışında bağımsız bir hükümdar gibi hareket etmeye başlamıştır.89

265/878′de Dımaşk valiliğine tayin edilen Ali b. Amâcur et-Türkî, Ahmed'e tabi olup, hutbede onun adını zikredeceğini beyan etti. Bu dönemde Hıms ve Hama valilerinin de aynı yolu takip ettikleri görülmektedir.90

Bu gelişmeler sonucunda Ahmed b. Tolun, 265/879′da ilk defa kendi adına sikke bastırdı. Paralar üzerinde Halife Mu'temid'in ismi yanında onun ismi de zikredilmiştir.91



Ahmed b. Tolun, Tarsus üzerine yaptığı bir seferde yenilmesi üzerine hastalanmış ve 270/884′de Mısır'da vefat etmiştir.92 Devrinin hükümdarları arasında önemli bir yere sahip olan Ahmed b. Tolun'un 1693 yıllık idareciliği zamanında Mısır, tarihinin en parlak devirlerinden birisini geçirmiştir.

Ahmed b. Tolun'dan sonra yerine geçen oğlu Humâreveyh, 270¬283/884-896 yılları arasında hüküm sürdü. Humâreveyh, kendisi gibi Türk olan Musul valisi İshak b. Kundacık, Sâcoğulları'ndan Muhammed el-Afşin, Halife Muvaffak ve Muvaffak'ın oğlu olan ve daha sonra Mu'tezid adıyla halife olacak olan Ahmed ile Suriye'de mücadele etmiştir.94

277/886′da Muvaffak ile yapılan antlaşma sonunda Humâreveyh Mısır, Suriye ve Anadolu sınır bölgelerinde 30 yıl süreyle vali olarak tanınmıştır. Buna karşılık yılda 300.000 dinar vergi ödemeyi kabul etmiştir.95

279/892′de halife olan Mu'tezid, Humâreveyh'in kızı Katru'n-Nedâ ile evlendi. Böylece Tolunoğulları ile Abbasiler arasında dostane ilişkiler gelişme göstermiştir. Bunun bir göstergesi olarak Mu'tezid, Fırat'tan Berkâ'ya kadar olan yerlerin idaresini Humâreveyh'e vermiştir. Ayrıca saltanat alâmetlerinden olan hil'at, kılıç, taç ve kemer göndermiştir.96

Humâreveyh döneminde Bizanslılarla yapılan mücadele sonunda sınırlar Toroslara, Musul hariç Cezîre ve batıda Bingazi'ye kadar ulaştı.97 Humâreveyh, Suriye'ye yaptığı bir sefer sırasında 283/896′da köleleri tarafından öldürüldü.98

Humâreveyh'den sonra 10 yıllık sürede Tolunoğulları dağılma ve çöküş devresini yaşamıştır. Ondan sonra sıra ile yerine geçen oğulları Ceyş ve Harun ile Şeyban b. Ahmed b. Tolun devletin birliğini koruyamadılar. Önce Suriye'de Karmatîlerle mücadelede başarılı olunamamış, arkasından da devlet eski gücünden çok şey kaybetmiştir.


Nihayet Abbasi halifesi Müktefî'nin, Muhammed b. Süleyman el-Kâtibî komutasında gönderdiği ordu, önce Suriye'yi ele geçirmiş, sonra da Fustat'a girerek 292/905′de Tolunoğulları hanedanına son vermiştir. Hilafet ordusu Fustat'ta büyük bir tahribat yapmıştır. Ahmed b. Tolun'un kurduğu el-Katâî şehri ve Ahmed b. Tolun Camii dışında diğer eserler tamamen tahrip edilmiştir.99



2. Tolunoğulları Dönemi Kültür ve Medeniyeti:
Tolunoğulları zamanında Mısır yeniden bir canlanma, ilerleme ve refah devri yaşamıştır. Bu devlet temelde, kuvvetli bir orduya ve ülkenin iktisadi bakımdan  kalkınmasına  dayanmaktaydı.  Ayrıca  ticâret de  son  derece gelişmişti.100

Ahmed b. Tolun döneminde mevcudu 100.000 olan Hassa Ordusu'nun esas unsurunu Türkler ve Sudanlı zenciler oluşturmaktaydı. Bu kara ordusu yanında 100 parça gemiden meydana gelen bir deniz gücüne sahiptiler. Donanma için Dimyat ve İskenderiye'deki tersaneler yenilenmiş101, Akka'da bir deniz üssü tesis edilmiştir.102

Tolunoğulları Mısır'da Abbasileri geride bırakacak şekilde gelişme gösteren bir saray teşkilatı kurmuşlardır. Yazışmaları sürdüren Divânu'l-İnşâ başta olmak üzere Divânu'l-Ceyş ve Divânu'l-Harac gibi divanlar yeniden düzenlenmiştir. Emniyeti sağlamakla görevli olan Şurta teşkilatı ile Berid teşkilatına son derece önem verilmiştir.103

İmar faaliyetleri arasında Ahmed b. Tolun'un Fustat dışında kurduğu el-Katâî adındaki şehir ile, burada inşa ettiği saray, cami ve dâru'l-imâre dikkat çekmektedir. 876-879 yılları arasında inşa edilen Ahmed b. Tolun Camii104 bugün de varlığını sürdürmektedir.105www.edubilim.com

Tolunoğulları döneminde Mısır'da ziraatın yanında keten ve yünlü dokuma ile pamuklu ve ipekli dokumacılığı gelişmiştir. Ayrıca sabun ve şeker sanayii, maden işletmeciliği, silah yapımı, süsleme ve küçük el sanatlarında önemli ilerlemeler görülmüştür. Afrika'dan gelip Mısır ve Suriye'den geçen ticâret yollarının canlı tutulmasına gayret gösterilerek, iç ve dış ticâretin gelişmesi sağlanmıştır.106

Bu dönemde resmî dilin Arapça olmasına karşılık, edebiyat ve musîkiye meraklı olan Ahmed b. Tolun Türkçe şiirler yazmıştır. Ahmed b. Tolun ve diğer hükümdarların yakın ilgisi sebebiyle de bu dönemde Mısır'da özellikle edebiyat, tarih, dinî ve felsefî ilimlerde büyük gelişmeler meydana gelmiştir. Dîvanu'l-İnşâ'dan dolayı da yazı sanatı gelişmiştir.



Tarih alanında İbnü'd-Dâye diye meşhur olan Ahmed b. Yusuf b. İbrahim önde gelmektedir. Bu tarihçi Ahmed b. Tolun ve Ceyş'in biyografilerini yazmıştır. Dinî ilimlerde ise Şafiî ulemâsından Rebî b. Süleyman el-Murâdî ile Hanefîlerden el-Meânî müellifi Ebû Cafer et-Tahâvî meşhurdur. Dinî ilimler yanında felsefe, tıp ve cedel sahalarında da gelişmeler görülmektedir. Bu sahalarda İskenderiye Mektebi ile Ahmed b. Tolun'un doktoru olan Saîd b. Nevfel en-Nasrânî önde gelmektedir.107

Bütün bunlardan sonra Tolunoğulları siyasî, dinî, kültürel ve medeniyet tarihi açısından şu şekilde değerlendirilebilir:

Tolunoğulları ve İhşîdîler'in Abbasiler'in ürünü olduklarını ifade etmektedir.(Türklerin Tarihi, s.

    * Mısır'da kurulan yarı bağımsız Müslüman-Türk devletlerinin ilki olan Tolunoğulları sayesinde Mısır, İslâm fetihlerinden sonra ilk defa bağımsız bir devlet olmuştur.

    * Temelde askeri güç üzerine tesis edilmiş yabancı bir hakimiyeti temsil etmelerine rağmen, her açıdan Mısır için parlak bir dönemin temsilcileri olmuşlardır.

    * Tolunoğulları, görünüşteki ihtişamına rağmen kuvvetini kaybeden Abbasiler döneminde güçlü valilerin merkezi idarenin zayıflığından yararlanarak bağımsız idareler kurabildiklerinin önemli bir işaretidir.

    * Tolunoğulları, halkı Türk olmayan bir bölgede kurulan bir Müslüman-Türk devleti olarak tarihte iz bırakmış ve bu şekilde kendinden sonra Türkler tarafından kurulan idarelere zemin hazırlamışlardır.

    * Süleyman el-Kâtibî komutasındaki hilafet ordusunun Fustat'ta yaptığı büyük tahribatla, Ahmed b. Tolun Camii dışındaki pek çok eseri ortadan kaldırmaları göz önüne alındığında, Tolunoğulları döneminde Mısır'ın imar açısından da oldukça gelişmiş olduğu ortaya çıkmaktadır. Nitekim Ahmed b. Tolun Camii bunun en güzel örneklerinden bir tanesi olarak hala varlığını südürmektedir.


Doç.Dr.Ahmet Turan YÜKSEL

S.Ü.İlahiyat Fakültesi İslâm Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Bilgi paylaştıkça çoğalır... Bildiklerinizi paylaşırsanız , bilmediklerinizi öğrenirsiniz....

Bir milletin ıslahı kötülerin imhasıyla değil , neslin eğitim ve terbiyesiyle mümkündür...
Yeni Üye
*
Avatar Yok
Üye No: 62545
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Öğrenci
Mesaj Sayısı: 1
Nerden: Bursa
Puan: +0/-0

Offline
« Yanıtla #10 : Mart 20, 2010, 11:43:08 ÖS »

Sağolun çok işime yaradı Wink       Smiley

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

ßuRSaSPoR~
Yeni Üye
*
Avatar Yok
Üye No: 57091
Cinsiyet: Bay
Mesleği: Öğrenci
Mesaj Sayısı: 11
Nerden: İstanbul
Puan: +0/-0

Offline
« Yanıtla #11 : Nisan 02, 2010, 08:29:22 ÖS »

Smiley sayın hocam bunları yazdım bana görsel bir şeyler lazım aradım saçma sapan şeyler çıkıyor nasıl temin edebilirim?

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Yeni Üye
*
Avatar Yok
Üye No: 141666
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Öğrenci
Mesaj Sayısı: 1
Nerden: İzmir
Puan: +0/-0

Offline
« Yanıtla #12 : Mayıs 08, 2011, 05:35:02 ÖS »

teşekkürler tarih için projem di baya iyi yararlandım.. Wink

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged

Hayatım 23 hazirana kadar nasıl geçicekse beni öyle tanıyacaksınız...
Etiket: mısırda kurulan türk devletleri   tuluniler tolonoğulları   ihşidiler   ihşitler 
  Sayfa: [1]  
  Bu Konuyu Gönder  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Edubilim olarak 2009-2010 Eğitim ve Öğretim Yılında da eğitimle ilgili , bilgi , belge ve dosyalarla tüm öğrenci ve öğretmenlerin yanındayız...
Tüm hakları sakllıdır. Edubilim 2007-2009. Bu sitede bulunan bilgi , belge ve dökümanların izin alınmadan veya kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır. İletişim Adresi: edubilim@gmail.com

Edubilim I Edubilim Forumları I Urllist I Etiketler I Rss I Google Etiketleri I Site Haritası I Site Map

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!