MAHİRÎ’NİN NERGİZ’E BED-DUASI
Erzurum Yöresi’nde Mahirî adlı bir genç Nergiz isimli bir kıza aşık olur, ailesinden ister ama vermezler. Mahirî bu kızı kaçırır. Belli bir zaman sonra da hastalanır, yaraları göz göz olup sulanır. Artık çekilmez bir hal alınca Nergiz onu bırakır, babasının evine gider.
Orada da işini ayarlar, Mahirî’nin karşısındaki bir mahalleye yeniden gelin gider. Düğün alayı gürültülü bir şekilde Mahirî’nin kapısından geçerken, Mahirî çevresinden rica eder. Onu balkona çıkarırlar. O da düğün alayına doğru işte bu türküyü seslendirir:
Yürü dilber yürü güzeller şahı,
Dünyada muradan varamayasın!
Sen beni yandırdın aşkın narına.
Sen de bu dünyada nara yanasın!
Yarın bütün eşin dostun sana darıla!
Saçın yılan ola boynan sarıla
Kırk yılda bir kerre halın sorula
Doğrulup da cevap veremeyesin.
Köprü yaptırasın geçen olmasın.
Pınar akıtasın içen olmasın.
Bayram günü kapın açan olmasın.
Kimsesi yok bir fukara kalasın.
Bilmem suçlu mudur bu yolda duran?
Hazret-i Mevla’ya boynunu buran.
Memen dolu kalsın beşiğin viran.
Ev içinde bahtı kara kalasın.
Mahirî’ye kastın neydi acaba?
Ben seni salmışım yüz dört kitaba.
Doğum gecesinde gelmesin ebe.
Akşamdan sabağa dara kalasın.
NOT: Bu türküyü söyler, düğün alayı da dinler ama yoluna da devam eder. Gelini yeni evine götürürler. O zamanın evleri de çatısız, eski, bacalı köy evleri imiş. Yani dam gibi bir şey.
Adettenmiş ki yeni gelin bir çorba pişirir, halka ikram eder, hünerini gösterirmiş. O, tandırda çorbayı pişirirken bir şimşek çakıyor, bir gök gürlüyor, ardından öyle bir yağmur boşalıyor ki bütün yılan çıyan yuvasından oynuyor. Bir akrep de evin bacasından kaçarken delikten aşağı tam çorbanın içine düşüyor.
Bundan haberi olmayan gelin “Çorbayı bir karıştırayım, bir tadına bakayım..” derken, zehirlenip ölüyor. Böylece de Mahirî’nin bedduası yerini bulmuş, gelin muradına erememiş oluyor.