Administrator
Uzman Üye
Üye No: 1
Mesaj Sayısı: 5627
Puan: +19/-0
|
 |
« : Eylül 26, 2007, 10:36:13 ÖÖ » |
|
ESER HAKKINDA GENEL BİR DEĞERLENDİRME :
“Kuşlar da Gitti” İstanbul’ un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. Bu romanda bir şehrin insanlarıyla beraber nasıl da zamanla yozlaştığı gözler üstüne serilmiştir. İnsanların içindeki merhamet duygusunun, acıma hissinin bir şehrin çöküşüyle birlikte yok oluşu kuşlar vasıtasıyla oldukça güzel bir şekilde anlatılmıştır.
KONU :
Yaşar Kemal’ in konusunu İstanbul’dan alan bu kısa romanında kuşların bir zamanlar mekan tuttuğu İstanbul ‘da çocuklar onları yakalayarak camii, kilise ve sinagogların kapısında, insanların çok olduğu meydan ve parklarda “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satmaları ve bu şekilde geçinmeye çalışmaları anlatılır.
ANAFİKİR :
Acıma duygusu, sevgi, insanlık; İstanbul’un çürüyen, kirlenen yüzüyle birlikte yok olmaktadır.
ÖZET :
Her yıl ekim ayı gelince insanlar Florya düzlüğüne gelir, ağlarını gerer, çadırlarını kurar ve tuzaklarını hazırlarlar. Kuşları avlamak için adeta birbirleriyle yarışa girişirler. Kafeslerin içi sarılı, kırmızılı, mavili kuşlarla ağzına kadar dolar. Eskiden insanlar yakaladıkları bu kuşları kiliselerin, sinagogların, camilerin önünde “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satarlarmış. Ancak zamanla bu adet ortadan kalkar. Yakalanan kuşlar zar zor Eminönü’ ndeki kuş pazarlarında satılır olur. Bu yıl da daha Eylül’ ün on beşi bile olmadan Florya düzlüğü kuş yakalayan insanlarla dolar. Semih, Hayri ve Süleyman da yollarını bulmak için kuş avlamaya başlarlar. Onlar bu iş için her şeyi göze alır. Süleyman avlanırken gerekli olan kafesleri alabilmek için annesi Zare Hanım’ın kilimini satar. Bu kilim Zare Hanım’ a annesinden yadigar kalmıştır. Süleyman kuşları sattıktan sonra kazandığı parayla tekrar kilimi almayı düşünür. Ancak kuşlardan yeteri kadar para kazanamadığı için bunu gerçekleştiremez. Semih ve Hayri ise tuzak için gerekli olan ağları balıkçılardan çalarlar. Bu üç kafadar avladıkları kuşları satamazlar. Şahin gibi zor bulunan bazı kuşları Çingene Halil denilen bir kişiye ancak 25-30 liraya satabilirler. Artık kimse azat buzatlık kuş almaz. Onlarda insanların değiştiğinden, içlerinde acıma duygusu, Allah korkusu olmadığından yakınırlar. Artık kuşçular bile bu kuşlardan ancak birkaç tanesini alırlar. Bu arada Semih, Hayri ve Süleyman kendi aralarında kavga ederler. Çünkü Semih daha önceden tutacaklarına dair söz verdikleri kuşu “bu benimdir” diyerek kimseye vermez. Ayrıca Florya’ ya geldikleri günden beri onları izleyen Tuğrul ve arkadaşlarıyla da kavga ederler. Çünkü Tuğrul onların yakaladıkları kuşları yiyeceklerini düşünür. Bu üç genç onlara baskın çıkınca Tuğrul ve arkadaşları da kaçarak giderler. Semih de şahini alarak arkadaşlarına tek bir söz bile etmeden onlardan ayrılır. Daha sonra Hayri ve Süleyman, Mahmut adında biriyle tanışırlar. Mahmut da önceden tıpkı o çocuklar gibi kuş yakalar ve bunları cami önlerinde, meydanlarda satarmış. Artık bu kuşların Taksim, Eyüp gibi birkaç yerin dışında satılamayacağını bilse de yinede onlar yardım etmeye karar verir. Onlara kuşların nasıl satılacağını göstermek ister. Hep birlikte kuşları satmak için yola koyulurlar. Önce gecekonduların olduğu yerlere giderler. Etraflarında büyük bir kalabalık oluşur. Birden tüm insanlar küçücük kuşları kafese tıkış tıkış koydukları için onları suçlamaya başlarlar. Buradan tek bir kuş bile satamadan kendilerini zor kurtarırlar. Daha sonra Yeni Cami’ nin önüne ardından da Taksim’ e giderler. Buralarda ancak birkaç kuş satmayı başarabilirler. Artık akşam olmuştur. Hepsi de oldukça yorgun düşmüşlerdir. Mahmut bu kadar uğraşının boşa gitmesinden büyük üzüntü duyar ve onlardan ayrılarak o gece denize balık avlamaya çıkar. Çocuklar ise çadırlarına geri dönerek ellerinde kalan kuşları yerler. Tuğrul da her zaman onları seyrettiği yerden alaycı bir şekilde gözlerinin içi gülerek ortalığı renk renk kaplayan kuş tüylerine bakar.
ŞAHISLAR DÜNYASI
I.DERECEDEN ŞAHISLAR
HAYRİ : “… kısa boylu, geniş omuzlu, üç köşe gözlü, kalın kaşlı, diken diken olmuş saçlı, kocaman elli, kocaman başlıydı. Gözlerinin akında, birisinde iki birisinde de üç ben vardı. Sol gözündeki ben büyüyor, yayılarak ta gidip karaya karışıyordu. Bu çocuk hiç denecek kadar az konuşuyor, ağzını türküden türküye açıyordu.” (sayfa 7) “… Hayri o kadar konuşmaz ya, onun üstüne küfür bilen azdır bu İstanbul’ da.” (sayfa 41) “…Hayri’nin böyle içine kapanıklığı, konuşmaması, hep önüne bakması, yüzünün gülmemesi, anasının garip kalmasındandır.” (sayfa 47) Hayri annesini memleketleri olan Rize’ de parasız pulsuz kimsiz kimsesiz bıraktığı için vicdan azabı duymaktadır. İşte bu yüzden içine kapanıktır, hiç kimseyle konuşmamaktadır. “Hayri istese o Beyoğlu’ nu bir günde soyar da soğana çevirir.” (sayfa 48) Hayri aslında İstanbul’ a geldiğinde her türlü işi, hırsızlığı yaptığı halde yine de bir tarafı temiz kalmıştır. Hırsızlığı sürekli hale getirmemiş mecbur kaldığında yaparak bu işi meslek edinmemiştir. Onun tüm bu pislikler içinde bir tarafının temiz kalmasını sağlayan şey ise annesine duyduğu sevgidir.
SÜLEYMAN : ”…bir sırık gibi upuzundu. Boynu uzamış gitmişti. Pörtlek kocaman gözleri, hemen yerinden fırlayacaklarmış gibiydi. Hep konuşuyor, konuşuyor sonra birdenbire susuveriyordu. Konuşurken uzamış boynu ipince, öyle kalıveriyordu.” (sayfa 7) Süleyman’ın boyu yüzünden lakabı “uzun” dur. Utangaç bir kişiliğe sahiptir. “…Uzun Süleyman, uzun boyu yüzünden midir nedir, sırık gibi, kızlara bakmaya utanır.” (sayfa 48)
SEMİH : “…bir bıçkındı. Hani ateş parçası derler ya, o türden bir çocuktu. Bir an yerinde duramıyor, elleri durmadan işliyor, bir şeyleri yapıp bozuyor, konuşuyor, bağırıyor, arkadaşlarına takılıyordu. Çakır gözlerinde onulmaz bir keder çakıp sönüyordu. İncecik sarı bıyıkları sarkıyordu. Elleri boş kaldığında doğru bıyıklarına gidiyordu, öfkeyle, koparacakmış gibi bıyıklarını çekiştiriyordu. Yuvarlak, öne doğru kıvrılarak uzamış çenesi güçlüydü. Bu güçlü çenede de bir keder vardı.” (sayfa 7) Semih bu üç gencin içinde en cesaretli olanıdır. Hiç bir şeyden korkmayan, her şeyi göze almış bir karaktere sahiptir. Arkadaşlarına bile kazık atabilecek bir yapıdadır. Yalan söyler, hırsızlık yapar, kızlarla birlikte olur, tam bir serseri gibidir. “... İşte Semih var ya, şu kuşu alıp da kaçan, arkadaşlarını yüzlerce satılmaz kuş ile Florya düzlüğünde aç, parasız, kimsiz kimsesiz bırakıp da kaçan Semih…” (sayfa 44)
II.DERECEDEN ŞAHISLAR
TUĞRUL : Çakır gözlü, ince dudaklı,çelimsiz bir tiptir. “… çelimsiz, incecik boynunu azıcık daha içine çekti.” (sayfa 9) Tuğrul içine kapanık bir karakterdedir.
MAHMUT : “Mahmut yaşını hiç göstermiyordu ama gene de bir altmışında vardı.” (sayfa 35) Mahmut insanlara yardım etmeyi seven, yufka yürekli biridir. Dürüst ve içten bir kişiliğe sahiptir. Kuşlar ve balıklar hakkında geniş bir bilgi birikimine sahiptir.
SÖZÜ EDİLEN ŞAHISLAR
ALİ ŞAH : Ali Şah, çocukların tuttukları şahini eğittirmek istedikleri kişidir. Herkes ondan korkar, çekinir. O adeta mafya babası gibidir, racon keser. “…Dolapdere’ nin en ünlü kişisi Ali Şah’ tır… Sulukule’ nin en ünlü çingeneleri, çeribaşıları bilem hünerde, insanlıkta, dostlukta, mertlikte eline su dökemezler Ali Şahın. Ali Şah kırmızı kuşak bağlar, eski Edirne çingenelerinin çeribaşıdır. “A be more,” diye Arnavut ağzıyla konuşur.” (sayfa 43)
TUĞRUL’ UN ARKADAŞLARI : CEM, HÜSEYİN, BALIKÇI EROL ÇİNGENE HALİL HASAN KAPTAN ALİ BEY (PARMAK İZİ KOMİSERİ) ZARE HANIM MİDO NİHAT KAZIM AĞA RIZA MESTAN USTA
OLAY ÖRGÜSÜ :
Bu romanın olay örgüsü klasik başlangıç şeklindedir. vGiriş Bölümü : Romandaki ana kahramanlar olan Hayri, Semih ve Süleyman tanıtılır. Olayın büyük bir kısmının geçtiği mekan olan Florya düzlüğünden ve olayın zamanından kısaca bahsedilir. Bu düzlükte kuş avlayan insanlar ile Semih, Hayri ve Süleyman’ ın da kuş avlama çabaları anlatılır. vGelişme Bölümü : Semih, Hayri ve Süleyman’ ın aralarında geçen tartışma anlatılır. Tartışmanın nedeni; Semih’ in hep birlikte avladıkları şahini sahiplenmesi, kimseye vermek istememesidir. Bu tartışma sonunda Semih arkadaşlarından ayrılır. Yalnız kalan Hayri ve Süleyman, Mahmut adında biriyle tanışırlar. Mahmut onlara kuşları satmaları için yardım edeceğini söyler. vSonuç Bölümü : Mahmut, Süleyman ve Hayri kuşları satmak için meydanlara, gecekondu semtlerine giderler. Akşama kadar, yakaladıkları kuşları satmak için uğraşırlar. Ancak sadece birkaç tanesini satabilirler.olay aç kalan çocukların kuşları yemesiyle son bulur.
Bu romanın ana düğüm noktasını; Hayri ve Süleyman’ ın Mahmut’ la tanışması ve Mahmut’ un onlara kuşları satmaları için yardım etmek istemesi oluşturur.
Romandaki ara düğümler ise şöyledir; ØSüleyman, Hayri ve Semih, Zare Hanım’ ın kilimini çalarak satarlar. Bunun parasına kafes alırlar; ancak kafesi yaşlı bir adam parçalar, Süleyman ve yaşlı adam kavga ederler. ØTuğrul ve arkadaşlarıyla, Semih,Süleyman ve Hayri kavga ederler. Tuğrul ve arkadaşları korkarak kaçarlar. ØSemih, Hayri ve Süleyman’ ın güç bela yakaladıkları şahini Semih sahiplenir ve aralarında çıkan tartışma sonucu Semih arkadaşlarına tek bir söz bile etmeden onlardan ayrılır. ØMahmut, Hayri ve Süleyman kuşları satmak için Kazlıçeşme’ ye giderler, burada etraflarına toplanan insanlar tarafından hakarete uğrarlar ve kendilerini bu kalabalıktan güç bela kurtarırlar.
Bu romanın olay örgüsü klasik başlangıç şeklindedir. Ana düğüm ve ara düğümler romanda orantılı bir şekilde yerleştirilmiştir. Bu bakımdan roman kurgu açısından başarılıdır. Roman 1. tekil kişi ağzıyla yazar tarafından anlatılmıştır.
MEKAN :
Romanda olaylar bir çok farklı mekanda geçmektedir. Romanda geçen ilk mekan Florya düzlüğüdür. Burası kuş avlayan insanlar için ideal bir yer olarak anlatılmıştır. Diğer mekanlar ise çocukların avladıkları kuşları satmak için gittikleri yerlerdir. Buralar : oEyüp Camisinin avlusu, oEminönü’ ndeki kuş pazarları, oYeni cami’nin önü, oSirkeci, oKazlıçeşme gecekonduları, oTaksim’ dir.
ZAMAN :
Romandaki kozmik zaman yaklaşık olarak iki haftadır. Roman eylülün on beşi gibi başlar sonlarına doğru biter. Varsayılan zamanlar fazla değildir. “Çok eskiden, İstanbul’a yeni geldiğim günlerde olacak Taksim alanında bir, çok yaşlı,paltosunun yakası kürklü bir adamla altı yedi yaşlarında bir çocuğu, ayakları yalın on birinde gösteren bir çocuktan sapsarı, gözleri telaş içinde kuşları alır gökyüzüne atarlarken görmüştüm…” (sayfa 11) “…Mahmut bu alanda tam üç buçuk yıl, şu sıradaki altıncı boyacının yerinde ayakkabı boyamıştı, üstü sedef kakma balık ,ağaç, bulut, deniz kızı resimli sandığıyla…” (sayfa 64)
GENEL DEĞERLENDİRME :
Konusunu İstanbul’ dan alan bu kısa romanda tuttukları kuşları cennete gitmek isteyenlere azat buzat ettirerek yolunu bulmaya çalışan çocukların hikayesi anlatılır. Roman kuruluş açısından son derece sağlamdır. Ana ve ara düğümler romana dengeli bir şekilde yerleştirilmiştir. Bu düğümler oluşturulurken yapılan sunumlar mantıklıdır. Dili oldukça akıcıdır. Bu da eserin zevkle okunmasını sağlamaktadır. Eser küçük bir hacme sahiptir. Buna rağmen şahıs kadrosu zengindir. Yazar ele aldığı şahısları olay örgüsüne uygun bir şekilde seçmiştir. Romanda eskiden renk renk çeşit çeşit kuşların İstanbul’u mekan tuttuğundan, insanların daha sevecen, yardımsever, merhametli olduklarından bahsediliyor .Dolayısıyla eski insanlara ve İstanbul’a duyulan özlem dile getiriliyor. İşte bu özlemin kuşlar vasıtasıyla dile getirilmesi romana ayrı bir ilginçlik katmıştır. Eser gerçekçi bir üslupla ele alınmıştır.
Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |