MegaAdministrator
Uzman Üye
Üye No: 12233
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 2139
Nerden: Türkiye İçi
Puan: +13/-0
Sen Beni Sevmin
|
 |
« Yanıtla #1 : Eylül 21, 2009, 01:26:30 ÖÖ » |
|
KAMU MALİYESİNİN GÖREVLERİ
*piyasa başarısızlığının nedenleri; ortak mallar, kamusal mallar, yarı kamusal mallar, dışsallıklar, ölçeğe göre artan getirili ekonomiler ile risk ve belirsizlik sorunudur. *ortak malların kullanımında bireysel ve toplumsal çıkarların çatışmasına ortaklar trajedisi denir.ortak mallar sınırsız kullanıldığı için aşırı tüketilmesi nedeniyle zarar görür. *piyasa başarısızlığı piyasaların etkin çalışmamasını veya bir şekilde ters çalışmasını ifade eder. *faydasından tüm bireylerlin kısıtlanmak sızın sınırsız olarak yararlandığı tek bir kişinin kendi hakkını satma olanağına sahip olamadığı mallara denir.örn hava , deniz *bir birey yada firmanın yaptığı ekonomik faaliyetten diğer bir birey yada firma fayda veya zarar görmesine dışsallık denir. *kaynak tahsisinde devlet müdahalesi sebepleri dışsallıklar, kamusal ve yarı kamusal mallar, ortak mallar, risk ve belirsizlikler,ölçeğe göre artan ekonomiler *gelecek fiyatlarının belirsizliği gelecek piyasasının oluşmasına engeller. *ölçeğe göre artan getirili ekonomilerde fiyat, marjinal maliyete eşit olmalıdır. *piyasa başarısızlıklarında devlete yüklenen görevler kaynak tahsisi ekonomik istikrar gelir dağılımı düzenleyici görevler *bedavacılık sorunu kamusal mallarda gönüllü fiyatlar oluşamayacağı için kamu malının finansmanı zorlama (vergi) unsuru taşır.bu soruna bedavacılık sorunu denir. *gelecek piyasasının oluşamamasının nedeniyle devlet özellikle işsizlik sigortası, sosyal güvenlik, sağlık sigortası gibi alanlarda faaliyetlerde bulunmaktadır. *devlet adil gelir dağılımını sağlamak amacıyla zorunlu vergileme, vergilemede artan oranlılık, bazı kamusal mal ve hizmetler, sübvasiyonlar *devlet para ve maliye politikası araçlarını kullanarak ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla ekonomiye müdahale eder. *enflasyonla mücadele, gelir dağılımının bozulmasına yol açmaktadır.bu sebeple devlete yüklenen görevlerden gelir dağılımı ve ekonomik istikrar birbiriyle çatışır. *ekonomik istikrar kavramı ile enflasyon ve deflasyonun önlenmesi (yani fiyat istikrarı) işsizliğin önlenmesi (yani tam istihdam) büyüme ve kalkınmanın sağlanması cari işlemler dengesi kastedilir. *monopolcü kar maksimizasyonunun amacı az üretip yüksek fiyata satmaktır.
SINAVA YÖNELİK Devletin piyasaya ekonomik amaçlarla müdahale etme nedenleri Yarı kamusal mallar ve özellikleri Dışsallık ve piyasa başarısızlığı Konularına dikkat edilmelidir. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
MegaAdministrator
Uzman Üye
Üye No: 12233
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 2139
Nerden: Türkiye İçi
Puan: +13/-0
Sen Beni Sevmin
|
 |
« Yanıtla #2 : Eylül 21, 2009, 01:26:58 ÖÖ » |
|
KAMUSAL MALLAR VE DIŞSALLIKLAR
Kamusal malların üretimi için en uygun düzey Kısmi denge ve genel denge analizi yardımlarıyla bulunabilir. KISMİ DENGE ANALİZİ:tek bir malın arz ve talep düzeyi yardımıyla denge üretim ve denge fiyat düzeyinin belirlenmesidir. Özel mallarda piyasa talebi, tüketicilerin toplam talebinden oluşur.piyasada A ve B gibi iki tüketici varsa toplam talep Da+Db=Dt olacaktır. Kamu mallarının üretiminde etkinliğin sağlanması bireylerin kamu mallarından elde ettiklerin marjinal faydaların toplamının, kamu mallarının üretiminin marjinal maliyetine eşit olduğu düzeyde gerçekleşir.bu durum samuelson koşulu olarak adlandırılır.Mali rant,bireylerin ödemelerinin faydasının yararlandığı hizmetlerin faydasından az olmasıdır.Mali sömürücü ise, bireylerin ödemelerinin değerin aldığı hizmetlerin faydasından fazla olmasıdır. Genel denge analizi:genel denge analizi bir ekonomide hem kamu hem de özel malların birlikte etkinliğin sağlanması koşullarının incelenmesidir.kısmi analizde olduğu gibi genel denge analizinde de kamu malını üretenin marjinal maliyeti, kişilerin kamu malından elde ettikleri faydaların toplamına eşittir. Dışsallıklar:bir bireyin ya da firmanın ekonomik faaliyeti sonucu diğer bireylerin ya da firmaların etkilenip, kar yada zarar görmeleridir.faaliyet türlerine göre dışsallıklar Üreticiden üreticiye Üreticiden tüketiciye Tüketiciden tüketiciye Tüketiciden üreticiye dışsallılar olarak 4 grupta toplanabilir. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
MegaAdministrator
Uzman Üye
Üye No: 12233
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 2139
Nerden: Türkiye İçi
Puan: +13/-0
Sen Beni Sevmin
|
 |
« Yanıtla #3 : Eylül 21, 2009, 01:27:44 ÖÖ » |
|
SİYASİ KARAR ALMA MEKANİZMALARI
Kamu idaresinin kamu mallarının üretim düzeylerini belirlerken karar alma süresinde gösterdiği davranışların tümüne kamusal tercih teorisi denir. Bireylerin tercihlerini kamuya anlattığı mekanizmaya oylama mekanizması denir.3 aşama olarak sırayla 1-bireylerin tercihleri – oylama 2-siyasi karar alma 3-bürokratik işlem aşaması çoğunluk kuralının bir sonuca ulaşmadığı duruma oylama paradoksu denir.seçim gündemi değiştikçe farklı sonuçlara ulaşılır. Bürokratın faysa fonksiyonunu Ücreti, terfi koşulları, emrinde çalışan kişi sayısı ve onların ücretleri bürokrata sağladığı ün, iktidar ve patronaj gücü etkiler. Temsili demokrasilerde ilgili çalışmayı ilk anther downs yapmıştır. Bürokrasi devletin vermiş olduğu hizmetlerin üretmekle sorumlu olan bürokratların toplamıdır. Çoğunluk oylama modeline medyan seçme modelide denir. Elde edilecek fayda veya çıkarın büyüklüğü artıkça baskı grubunun başarıya ulaşma şansıda artar. Üye sayısı artıkça bedavacılık sorunu ortaya çıkacağından baskı gruplarının faaliyetlerinde başarı şansı düşer. Kamusal tercihlerde 1 bire = 1 oy Özel tercihlerde 1 TL = 1 oy kuralı vardır Oylama bireylerin tercihlerini siyasi karar alma mekanizmalarına iletme yoludur. Niksanen’e göre devlet küçülmelidir.çünkü bürokrasi, çıktılarının artmasına ve bütçenin büyümesine sebep olur. Özel sektörün tek amacı kar maksimizasyonudur. Dışsal maliyet gelirin yeniden hem de kolletif anlaşmadan doğan kazançların azalması sonucu ortaya çıkan maliyetleri kapsar. Max weber:ileri sürdüğü bürokrasi modelinde bürokratları soru soran bağımsız hareket edebilen tipler değildir.onlar için esas olan yasa ve kuralardır.max weber bu bürokrat tipini rasyonel bürokratlar olarak adlandırmıştır. Breton-niskanen analizleri:Niskanen e göre bürokratlar bireyler gibi fayda maksimzasyonu amaçlarlar. Ücret, terfi, astların sayısı ve gelirleri, patronaj hakları, ünvanı, bürokratın iş yaparken gözeteceği amaçlardır. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
MegaAdministrator
Uzman Üye
Üye No: 12233
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 2139
Nerden: Türkiye İçi
Puan: +13/-0
Sen Beni Sevmin
|
 |
« Yanıtla #4 : Eylül 21, 2009, 01:28:20 ÖÖ » |
|
KAMU HARCAMALARI VE SINIFLANDIRILMASI
*1950 ye kadar kamu gelirleri,1950 den sonra kamu harcamaları önem kazanmıştır. *kamu harcamalarının artmasının nedenleri gelir artışı nüfus artışı savaşlara ve bunlara bağlı olarak en önemlisi ise devlet görevinin artmasıdır. *kamu harcamaları:merkezi devlet örgütü ve yerel yönetimlerin harcamalarıdır.bunların yanında KİT ler, sosyal güvenlik kuruluşlarının harcamaları ile vergi harcamaları (muafiyet ve istisna)dır. KAMU HARCAMALARININ SINIFLANDIRILMASI 1.analitik sınıflandırma:1995 yılında kamu mali yönetim projesi kapsamında yapılan sınıflandırmadır. Aynı kuruma tahsis edilen kaynakların aynı kuruluşta yer alması benimsenmiştir. 2.idari (kurumsal)sınıflandırma:bu sınıflandırma devletin örgüt yapısına göre belirlenip, harcamayı yapan yönetim birimlerini esas alır. 3.işlevsel (fonksiyonel) sınıflandırma: 4.Ekonomik sınıflandırma *işlevsel sınıflandırmadaki genel hizmetleri yürüten kuruluşlar:TBMM, cumhurbaşkanlığı, anayasa mahkemesi , başbakanlık, dışişleri bakanlığı ekonomik hizmetleri:ulaştırma, enerji ve tabi kaynaklar bakanlığı, devlet su işleri, tekel sosyal hizmetleri:sağlık ve sos. Çalışma bakanlığı ve sos. Güvenlik ve milli eğitim bakanlığı, diyanet işleri, üniversiteler *fonksiyonel sınıflandırmaya göre devlet faaliyetleri: genel hizmetler:savunma hizmetleri, kamu düzeni ve güvenlik hizmetleri, ekonomik işler ve hizmetler, çevre koruma hizmetleri, iskan ve toplum refah hizmetleri, sağlık hizmetleri, dinlenme kültür ve din hizmetleri, eğitim hizmetleri, sosyal güvenlik hizmetleri *ekonomik sınıflandırmada kamu harcamaları ayrımı gerçek harcamalar (yatırım ve cari harcamalar) transfer harcamaları olarak ayrılır *devletin büyüklüğünün ölçülmesi kamu harcamaları / GSMH ile bulunur.colin clark’ a göre bu oran %25’i aşmamalıdır.çünkü bu durumda vergiler artar ve işçilerin çalışma isteği düşeceğinden milli gelirde düşer. *kalkınma carileri eğitim ve sağlık harcamalarıdır. *kamu harcamaları 1950’lerden sonra önem kazanmıştır. *devletin ekonomi içinde büyüklüğünü bulmak için kamu harcamaları/ GSMH *kamu harcamalarının üst sınırı milli gelirin kendisidir Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
MegaAdministrator
Uzman Üye
Üye No: 12233
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 2139
Nerden: Türkiye İçi
Puan: +13/-0
Sen Beni Sevmin
|
 |
« Yanıtla #5 : Eylül 21, 2009, 01:28:54 ÖÖ » |
|
Kamusal mal ve hizmetlerin özelliklerini şöylece belirtebiliriz:
1 – Kamusal malların arzının düzenlenmesi: Bu tür mal ve hizmetlerden hangilerinin, hangi miktarda üretileceğine kim karar verecektir? Özel malların arzını düzenleyen piyasa talebidir. Fakat bu durum kamusal mal ve hizmetler için geçerli bir durum değildir. Çünkü bunlar, özel mallar gibi bölünemez ve pazarlanamazlar. Pazarlanamayan bir mal ya da hizmete talep doğmaz. Talep doğmayınca fiyat da oluşmaz. Bu durumda piyasa ekonomisi düzeni içinde kar motifi ile çalışan özel firmaların toplumsal mal ve hizmetleri üretmeleri de mümkün değildir. Bazı mal ve hizmetler bünyeleri gereği bölünebilirler; diğer bazıları ise bölünemezler. Bölünemeyen mal ve hizmetlerin sağladıkları fayda bireylere ayrı ayrı dağıtılamaz. Bunlar ancak toplumun istifadesine sunulabilirler. Bu tür mal ve hizmetler de kamu ekonomisi tarafından üretilir. Bunun da tipik örneği savunma hizmetleridir. Kamusal mal ve hizmetlerin talebini düzenleyen siyasal karar alma mekanizması aynı zamanda bunların arzını da gerçekleştirir. Bütçe, siyasal sürecin bu alandaki tercihlerinin somut bir belgesidir.
2 – Tüketimde rakip olmama: Kamusal malların önemli bir özelliği de tüketimde rakip olmama halidir. Özel mallarda olduğunun aksine, toplumsal malı tüketen yani ondan faydalanan bir kimse aynı maldan diğerlerinin de aynı oranda faydalanmasına engel olmamaktadır.
3 – Tüketimden mahrum bırakılamama: Piyasada üretilen özel bir malın faydasının sadece bunların bedelini ödeyene tahsisi mümkündür. Gerçekten bu mal ve hizmetlerin faydasından sadece, bedelini ödeyip bunları satın alanlar faydalanabilirler. Aynı anda iki aç insan ve ortada da bir dilim ekmek varsa bu iki kişi tüketimde birbirinin rakibi durumundadır. Çünkü ekmeği ancak biri yiyebilecek diğeri ise aç kalacaktır. Oysa ki toplumsal mal ve hizmetlerde durum böyle değildir. Örneğin ülkenin dış tehlikelere karşı savunulmasından bazılarının yararlanması diğerlerinin de aynı şekilde yararlanmalarına bir engel teşkil etmez. Ancak bazen bir kısım kamusal mal ve hizmetlerin faydasından yararlanmada toplum yönünden bazı tabii ve bölgesel sınırlamaların mümkün olacağı düşünülmektedir. Kamusal mallardaki tüketimde rakip olmama halinin mutlak bir kesinlik ifade edilmediğini ileri süren yazarlar da vardır. Bunlara göre tüketimde rakip olmama gerçek olmaktan çok teorik bir niteliktedir. Çünkü yol, adalet, polis ve itfaiye gibi hizmetlerin kapasiteleri sınırlıdır. Bunlardan yararlananlar çoğaldıkça diğerlerinin yararlanma imkanları daralmakta ve yavaşlamaktadır. Bu durum şayet belli bir sınır aşarsa sözü geçen hizmetlerden yararlanmak isteyenler bu hizmetleri piyasadan tedarik etme yoluna gideceklerdir. Polis ve itfaiye hizmetleri bu görüşün tipik örnekleridir.
4 – Piyasaya sunulamama (pazarlanamama): Bu özellik, sözü geçen mal ve hizmetlerin bölünemez nitelikte oluşlarının doğal bir sonucudur.
5 – Üretim hacminin büyüklüğü: Kamusal mal ve hizmetlerin, örneğin savaş ve benzeri dönemlerdeki milli savunma hizmetlerinin, fevkalade büyük hacimlerde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Normal dönemlerde ihtiyacın asgari seviyede olduğu dönemlerde dahi, sözü geçen hizmetin hacmi yine de piyasanın yeterli olamayacağı derecede büyüktür.
6 – Tüketimin bazen zorunlu kılınması: Kamusal mal ve hizmetlerden yararlanma bazen zorunlu olabilir. Tüketicinin belli bir hizmetten yararlanmak istememesi bazen bir önem taşımaz. Örnek olarak ilköğretim mecburiyetini gösterebiliriz. Yüksek öğrenim hizmetlerinden yararlanmak isteyenin arzusuna bağlı olmasına rağmen ilköğretim bütün vatandaşlar için zorunludur. Diğer bir örnek de milli savunma hizmetleridir. Topluma yani ülke bütününe sunulan bu hizmetten istese de istemese de herkes yararlanma ve bunun bedelini ödemek durumundadır. Toplum içinde bazı kişilerin bu hizmeti faydasız ve gereksiz görmelerinin ve bunun bedeline katılmak istememelerinin hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Öyle ki, bu hizmetin gereği olarak herkes hizmetin kamusal bedeli veya fiyatı olarak belirlenen vergiyi ödemek zorunda oldukları gibi; bu hizmet içinde bedeni ve fiziki bir mükellefiyet olarak belirlenen askerlik hizmeti veya benzeri mükellefiyetleri de yerine getirmek zorundadırlar.
Kamusal mallar, ulusal ve bölgesel düzeyde ele alınabilir. Ulusal düzeydeki mal ve hizmetler, özelliklerinden dolayı ağırlıklı olarak merkezi yönetimce sağlanmaktadır. Faydaları genellikle ülke sınırlarının tümüne yayılan ve ulusal düzeyde bölünmez olan ulusal güvenlik, adalet gibi hizmetlerin merkezi yönetim dışındaki kurumlarca üretilmesi mümkün olmamaktadır. Bu ekonomik faktörlerin yanı sıra, gelenekler ve devletin egemenliğine ilişkin diğer yasal faktörler de bu hizmetlerin merkezi yönetimin dışında, kalan birimlerce üretilmesine olanak vermez. Bir kısım kamusal malların faydaları ise, bölgesel düzeyde bölünmezdir. Bir bölgedeki çevre kirliliği , yol yapımı, bir sokağın aydınlatılması vb. hizmetlerin faydalarından, ulusal sınırlar içindeki toplumun tümü faydalanamaz. Öte yandan o bölgede yaşayan insanların tümü bu hizmetlerden yarar sağlar, bu hizmetlerin faydasını bölmek mümkün değildir. Büyük kentlerde hava kirliliğine karşı alınacak önlemler bu kentlerde oturanlara yarar sağlar, bazı bölgelerdeki su baskınlarından korunma önlemleri, çevrenin tarihsel ve doğal güzelliklerin korunması amacıyla alınacak önlemler de bölgesel düzeydeki bölünmez hizmetler arasında yer alır . Bölgesel düzeydeki kamusal malların yönetimler arasında paylaştırılabilmesi ve bu tip mal ve hizmetlerin yerel çevre ile olan yakın ilişkileri nedeniyle yerel yönetimlerce karşılanır. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
MegaAdministrator
Uzman Üye
Üye No: 12233
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 2139
Nerden: Türkiye İçi
Puan: +13/-0
Sen Beni Sevmin
|
 |
« Yanıtla #6 : Eylül 21, 2009, 01:29:31 ÖÖ » |
|
Günlük hayatta yürütülen ekonomik faaliyetler genel ekonomi içerisinde, devlet ve özel kesim tarafından yerine getirilmektedir. Kamu tarafından yürütülen ekonomik faaliyetler bölünemez veya yarı bölünebilir mal ve hizmetlerin üretimine yöneliktir. Bu tür kamusal mal ve hizmetlerin üretiminde, özel kesimde olduğu gibi temel harekete geçirici unsur kâr değil, sosyal ve siyasi tercihlerdir. II. Dünya Savaşı sonrasında artan kamu harcamaları, kamu ekonomisinin boyutlarını da artırmıştır. Artan kamu harcamaları ile birlikte piyasa aksaklıklarındaki artış, kamu kesiminin önemini artırmıştır. Piyasa aksaklıklarında yaşanan en büyük sorun, özel firmaların çok düşük maliyetlerle üretim gerçekleştirdiği dışsallığın bulunduğu alanlarda görülmektedir. Dışsallık, tüketim ve üretimde ortaya çıkan, bir firma ya da bireyin gerçekleştirdiği ekonomik faaliyetten başka birey ya da firmaların da yararlanması ya da zarar görmesidir. Bu fiyatlara yansıtılmamakta ancak, kişi ve firma refahı üzerinde etkide bulunan faaliyetlerdir. Bu ve buna benzer olumsuzluklar devletin ekonomideki yerinin ne olması gerektiğine yönelik tartışmaların temel noktasını oluşturmaktadır. Klasik iktisatçıların devletin ekonomiye müdahale etmemesi görüşü yerini Musgrave’in kamunun yeni fonksiyonlarını şu şekilde sıraladığı bir yapıya dönüşmüştür: • Gelirin yeniden dağılımı • Kaynak dağılımında etkinliğin sağlanması • Ekonomik istikrarın sağlanması Kamu ekonomisinin genel ekonomi içerisindeki yerinin ne olacağı aşağıdaki görüşler çerçevesinde tarihsel süreç içerisinde açıklanmaktadır: 1. Merkantilizm Devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiği ilk olarak 17. yüzyılda ortaya atılan Merkantilizm’le başlamaktadır. Temel düşünceleri toplumun zenginliği olan Merkantilistler’e göre zenginliğin ölçüsü toplumun sahip olduğu altın ve gümüşlerdir. Bu zenginliğe ulaşmak için ihracatın ithalattan daha büyük olması gerekmektedir. Bu politikaya göre altın ve gümüş stokunu artıracak ihracat teşvik edilmeli, altın ve gümüş çıkışına neden olacak ithalat ise sınırlandırılmalıdır. 2. Fizyokrasi Ekonomiye devletin müdahale etmesine karşı olan fizyokratlar maliye biliminin doğuşuna öncülük etmişlerdir. Fizyokratlar liberal ekonominin öncüleridir ve toplumsal hayatı yöneten “doğal düzen”in bozulmaması için devlet müdahalesinin mümkün olduğu kadar düşük düzeyde olmasını savunmaktadırlar. Devletin aşırı harcamaları nedeniyle borçlanmaya başvurmaması gerektiğini öne süren fizyokratlara göre harcamalar “tek ve dolaysız vergi” ile karşılanmalıdır. Fizyokratlar’a göre zenginliğin temel kaynağı, toprak ve buna bağlı olarak da tarım sektörüdür.
ÖRNEK SORU Toplumun zenginliğini sahip olunan altın ve gümüş miktarı ile ölçen yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir? A) Monetaristler B) Fizyokratlar C) Klasik iktisatçılar D) Keynesyenler E) Merkantilistler
ÇÖZÜM: Toplumun zenginliğini sahip olunan altın ve gümüşler miktarı ile ölçenler Merkantilistler’dir. Merkantilistler’e göre bu zenginliğe ulaşmak için ihracatın ithalattan daha büyük olması gerekmektedir. Merkantilistler’in önemli görüşlerinden biri de yukarıdakilere bağlı olarak ekonomik ulusçuluk ve ekonomik korumacılıktır.
Doğru cevap (E) seçeneğidir.
3. Klasik Liberal Görüş Bu görüşe göre, devletin ekonomiye müdahalesi olmamalı ve ekonomik yapı piyasa tarafından düzenlenmelidir. Bu görüşün önemli temsilcilerinden biri olan Adam Smith’in temel ekonomik yaklaşımı “laissez-faire” (Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) kavramıyla ifade edilebilir. A. Smith’e göre devlet savunma, adalet ve yürütme fonksiyonları dışında ekonomiye müdahale etmemelidir. Ancak yine de A. Smith’e göre, özel girişimin çekici görmediği alanlarda devletin faaliyette bulunması gerekmektedir. Smith’e göre ulusal savunma, adalet ve diplomatik hizmetler (toplumun birinci derecedeki ihtiyaçları) ile eğitim, sağlık ve bayındırlık hizmetlerinin (toplumun ikinci derecedeki ihtiyaçları) devlet tarafından yerine getirilmesi gerekir. Klasik liberal görüş ve klasik maliyecilere göre, kamu harcamaları mümkün olduğu kadar düşük olmalıdır. Bu görüşün bir uzantısı denk bütçe kavramıdır. Denk bütçe, devletin bütçe harcamalarının bütçe gelirlerine eşit olmasıdır. Bu da mümkün olduğu kadar az harcama ve yine mümkün olduğu kadar az vergi geliriyle sağlanmaya çalışılacaktır.
4. Keynesyen Görüş Liberal ekonomik görüşün aksine Keynesyen görüş, devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini savunur. 1929 Dünya Bunalımı’nın da etkisiyle Keynesyen politikalar bütün ülkelerde geniş uygulama alanı bulmuştur. Liberal görüşte ön plana çıkarılan para politikası Keynesyen görüşte yerini maliye politikasına bırakmıştır. Bu, kamu kesiminin ekonomideki payının artması anlamına da gelmektedir. Piyasadaki aksaklıkların çözümünde liberal görüşün öne sürdüğü dengeyi sağlayıcı unsur olan “görünmez el”, Keynesyen politikada dengeyi sağlayıcı unsur olarak “devlet müdahalesi”ne dönüşmüştür.
ÖRNEK SORU Aşağıdakilerden hangisi Klasik liberal görüşün savunduğu fikirlerden biri değildir? A) Laissez-faire B) Denk bütçe C) Görünmez el D) Devlet müdahalesi E) Para politikası ÇÖZÜM: Klasik liberal görüşün temeli, ekonomide devlet müdahalesinin olmaması üzerine kurulmuştur. Devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiği fikri Keynes’e aittir. Klasik liberal görüşü savunanlara göre ekonomiye devlet müdahalesi olmadan ekonomi “görünmez el” aracılığıyla dengeye gelecektir. Seçeneklerde verilen “Laissez-faire, Denk bütçe, Görünmez el ve Para politikası” Klasik liberal görüşün fikirleri arasındadır. Bu tür sorularda temel olarak çelişkili seçenekleri yakaladığınızda çözüm daha kolay olacaktır. Bu soruda da “görünmez el” ve “laissez-faire” temelde “devlet müdahalesi”nin alternatifidir. Bu iki seçenek birlikte doğru olamayacağı için doğru seçenek bunların alternatifi olan seçenek olacaktır.
Doğru cevap (D) seçeneğidir. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
MegaAdministrator
Uzman Üye
Üye No: 12233
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 2139
Nerden: Türkiye İçi
Puan: +13/-0
Sen Beni Sevmin
|
 |
« Yanıtla #7 : Eylül 21, 2009, 01:31:22 ÖÖ » |
|
TÜRKİYE’DE KAMU KESİMİ
Kamu kesiminin ekonomi içerisinde payı, kamu gelirleri ve kamu harcamalarının Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki oranlarına bakılarak tespit edilebilir. 1980’li yıllarda kamu harcamalarının GSMH içindeki ortalama payı %23 düzeyinde iken 2005 yılında bu oran %30’u geçmiştir. Benzer şekilde kamu gelirlerinin 1980’li yıllarda GSMH içindeki payı ortalama %20 düzeyinde iken, 2005 yılında bu oran %22’nin üzerine çıkmıştır. Ülkemizde kamu kesimi; konsolide bütçe, KİT’ler (Kamu İktisadi Teşebbüsleri), sosyal güvenlik kuruluşları, fonlar ve döner sermayeden oluşmaktadır. Aşağıda kamu kesimini oluşturan unsurlar açıklanmıştır:
1. Konsolide Bütçe Genel bütçe (devlet bütçesi) ile katma bütçenin toplamından hazine ve devlet katkısının çıkarılmasıyla elde edilen bütçeye konsolide bütçe denir. Genel bütçe, tam kamusal mal ve hizmet üreten kuruluşlar ile yasama, yürütme ve yargı hizmetleri, iç ve dış güvenlik ve diploması hizmetlerini yerine getiren kuruluşların, merkezi devlet teşkilatının bütçelerinden oluşur. Katma bütçe ise, özel geliri olan ve ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan kuruluşların bütçelerinden oluşur. Ülkemizde konsolide bütçe, kamu kesimi içerisinde %90’a yakın bir paya sahiptir. Ülkemizde konsolide bütçe harcamaları, bütçe gelirlerinden fazladır. Konsolide Bütçe Harcamaları: İdari-fonksiyonel ve ekonomik ayırım olarak iki grupta incelenebilir. • İdari-Fonksiyonel Ayrıma Göre; Konsolide bütçe harcamaları; genel hizmetler, sosyal hizmetler, savunma, adalet, emniyet, tarım-orman-köy ve su işleri, bayındırlık, ulaştırma, karayolları, madencilik, eğitim, sağlık, kültür ve turizm ile borç faizlerinden oluşur. • Ekonomik Ayırıma Göre; konsolide bütçe harcamaları; cari, yatırım ve transfer harcamalarından oluşur. Cari harcama: Kamu yatırım harcamaları ile kurulmuş üretim birimlerinin etkin ve verimli çalışabilmesi için yapılan harcamalardır. Yatırım harcamaları: Kamu kesiminin yatırımları için yapılan harcamalardır. Transfer harcamaları: Gelir dağılımını düzelteme ve fırsat eşitliği sağlama amacıyla nakdi ve ayni olarak bireylere ve firmalara yapılan karşılıksız kaynak aktarımıdır.
ÖRNEK SORU Aşağıdakilerden hangisi konsolide bütçe harcamalarının idari-fonksiyonel ayırımında bulunmaz? A) Borç faizleri B) Tarım-orman-köy ve su işleri C) İç ve dış güvenlik hizmetleri D) Sosyal hizmetler E) Yatırım harcamaları ÇÖZÜM: Konsolide bütçe harcamaları, idari-fonksiyonel ve ekonomik ayırım olarak iki grupta incelenir. İdari-fonksiyonel ayırımda 15 farklı harcama sınıfı belirtilmiştir. Ekonomik ayırım ise yatırım, cari ve transfer harcamaları olarak üç sınıfta toplanmaktadır. İdari-fonksiyonel ayırımın nelerden oluştuğunu akılda tutmak yerine sadece üç harcama türünün belirtildiği ekonomik ayırımı oluşturan yatırım, cari ve transfer harcamalarını akılda tutmak daha büyük kolaylık olacaktır. O zaman soruda aramamız gereken bu üç harcama (yatırım, cari ve transfer) türünden biri olacaktır ki o da E seçeneğinde bulunmaktadır.
Doğru cevap (E) seçeneğidir.
Konsolide bütçe gelirleri; vergi ve vergi dışı normal gelirler olarak iki grupta toplanabilir. Ülkemizde vergi gelirleri, konsolide bütçe gelirleri içerisinde yaklaşık %80’lik bir paya sahiptir. Bu oranın yüksekliği, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde önemli bir kriterdir. Ancak vergi gelirlerinin içinde dolaysız vergilerin hangi düzeyde olduğuna bakmak, karşılaştırmada daha doğru bir sonuç verecektir. Gelişmiş ülkelerde vergi gelirlerinin çok büyük bir kısmını dolaysız vergiler oluştururken, ülkemizde dolaysız vergi gelirlerinin toplam vergi gelirleri içindeki payı %50’den düşüktür.
2. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT’ler) Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT), devletin piyasada mal ve hizmet üreten işletmeleridir. Devletin ekonomik alanda mal ve hizmet üreten birimler kurması, sosyal devlet anlayışının bir uzantısıdır. Ancak ülkemizde son yıllarda uygulanan özelleştirme faaliyetleriyle birlikte, devletin ekonomik alandan çekildiği görülmektedir. KİT’lere yapılan transferler konsolide bütçe harcamaları içinde %1 civarına gerilemiştir.
3. Mahalli İdareler Ülkemizde mahalli idareler; belediyeler, il özel idareleri ve köylerden oluşur. Mahalli idareler, ülke geneli için değil yerel düzeyde mal ve hizmet üreten birimlerdir. Mahalli idarelerin gelir kaynakları, kendi gelirleri ve bütçeden aldıkları vergi paylarıdır. Kendi gelirleri çoğu zaman yetersiz kalan mahalli idarelere bütçeden yapılan transferler %10’un üzerindedir. 4. Sosyal Güvenlik Kuruluşları Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde, kişileri kontrolleri dışında uğradıkları zararlardan kurtarmak ve bu zararları azaltmak için kurulmuş kamu kuruluşları sosyal güvenlik kurumları olarak adlandırılır. Ülkemizde Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar adı altında faaliyet gösteren üç sosyal güvenlik kuruluşu bulunmaktadır. Bunların “Genel Sağlık Sigortası” olarak tek bir kurum olarak yapılandırılmasına çalışılmaktadır. Sosyal güvenlik kuruluşlarının temel gelir kaynakları toplandıkları primler olsa da son yıllarda bu primler giderleri karşılayamaz noktaya gelmiştir. Dolayısıyla da bütçeden her yıl büyük tutarlarda kaynak transferi yapılmaktadır. Sosyal güvenlik kuruluşlarının bütçeden aldıkları pay son yıllarda %10’a yaklaşmıştır. 5. Fonlar Ekonomik, sosyal ve kültürel amaçlar için ayrılan ve gerektiğinde kullanılmak üzere tutulan paralara fon denir. Ülkemizde çok çeşitli fonlar bulunmaktadır. Ancak bu fonların sayısı son yıllarda azaltılmıştır. Son düzenlemeyle ülkemizde; Savunma Sanayi Destekleme Fonu, Tanıtma Fonu, Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, Özelleştirme Fonu ve Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu olmak üzere 5 adet fon faaliyetine devam etmektedir. 6. Döner Sermayeler Döner sermayeli işletmeler, genel ve katma bütçeli kuruluşların kamu hizmetleri yanında ticari, sınai, kültürel ve tarımsal nitelikte hizmet yapabilmeleri için kamu kuruluşları bünyesinde kurulan özel işletme niteliğindeki kuruluşlardır. Bu işletmelerin giderleri gelirlerinden fazla olduğu için her yıl konsolide bütçeden transfer yapılmaktadır. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
MegaAdministrator
Uzman Üye
Üye No: 12233
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 2139
Nerden: Türkiye İçi
Puan: +13/-0
Sen Beni Sevmin
|
 |
« Yanıtla #8 : Eylül 21, 2009, 01:31:59 ÖÖ » |
|
Dışsal Ekonomiler
Dışsal ekonomiler bir ekonomik birimin diğer ekonomik birim veya birimler üzerinde dolaylı olarak ortaya çıkardığı olumlu ve olumsuz etkileri ifade etmektedir. Eğer ortaya çıkan etki diğer firma veya kişinin fayda fonksiyonunu olumlu olarak etkiliyorsa pozitif dışsal ekonomiler, olumsuz yönde etkiliyorsa negatif dışsal ekonomiler söz konusudur. Diğer taraftan bir kişinin tüketim faaliyetleri sonucunda tüketimde pozitif dışsal ekonomiler, olumsuz olarak etkilenmesi durumunda ise tüketimde negatif dışsal ekonomiler ortaya çıkmaktadır. Çelik üreten bir firmanın üretim yapısının teknolojik olarak geliştirilmiş yeni fırınlar alınmasıyla daha etkin bir hale getirileceği ve yeni ocakların eski ocaklara nazaran daha fazla hava kirlenmesine neden olduğunu varsayalım. Bu olayda çelik üreten firma yeni fırınlar nedeniyle üretim artışından dolayı içsel kazanç elde ederken, çevrede oturanlar hava kirliliği nedeniyle dışsal zarara uğrayacaktır. Devlet bu konuda negatif dışsallığın önlenebilmesi için üretici firmaya arıtma tesisleri yapabilmek veya daha kaliteli girdiler kullanabilmesi amacıyla sübvansiyon sağlayabileceği gibi, dışsallıktan zarar gören tüketicilere de katlanmak zorunda kaldıkları dış zararları kısmen de olsa azaltacak önlemler alabilmeleri maksadıyla sübvansiyon verilebilir. Yapılan bir hizmet dolayısıyla dışsal etkilerle karşılaşılabilmektedir. Üretim faaliyeti sonucunda, üretici tarafından piyasada doğrudan katlanılan maliyet dışında, bu üretim faaliyetinin dışsal bir sosyal maliyeti de olabilmektedir. Bazı durumlarda belirli malların üretilmesi durumunda üreticiye olan direkt fayda yanında bir dışsal sosyal fayda da ortaya çıkabilmektedir
HARÇLAR Harç kelimesi, harcanan para, masraf anlamına gelir. Belirli kamu hizmetlerinden yararlananların veya kamu işlemleri yapanların devlete ödemeleri gereken paraya "harç" adı verilir. Harcın yükümlüsü, kamu hizmetinden yararlanan veya harca tabi işlemi yapan kişidir (Seyitoğlu, 1992:334). Çevre sorunlarının giderilmesinde kullanılan ekonomik araçlardan bir diğeri de harçlardır ve çevresel kirliliğe yol açanlardan alınması gereken parasal karşılıklara harç adı verilmektedir. Çevre literatüründe "kirleten öder" olarak bilinen ilkeye dayanılarak harçlar değişik ülkelerde uygulama alanı bulmuştur. Harçlar genellikle yerinden yönetim birimlerince toplanmakta ve çevresel zararın giderilmesi ve tazmini amacını taşımaktadır. Harç, verilen zarara eşit miktardan çok ortalamasına yakın bir düzeyde saptanmaktadır. Bazı zamanlarda bölgesel ve mevsimler dalgalanmalar harç katsayısının belirlenmesinde göz önüne alınmaktadır. Kirletici harçları ile ilgili dikkat edilmesi gereken konu kirletici harçlarının standart belirlenmesi yönteminin yerine geçmek amacı taşımadığı ve ancak standartları desteklemek amacıyla uygulanmalarının gerektiğidir (Yaşamış, 1995:163-165). Bu açıklamalar ışığında harçların iki temel işlevi olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar; 1. Teşvik Etkisi: Kirliliğe neden olan birimler açısından harçları ödemek alacakları önlemlerle kirlilik kaynaklarını ya da atıkları azaltmadan daha maliyetli olması durumunda , kirliliğe neden olan birimlerin atıkları azaltmayı tercih etmesi sonucu ortaya çıkabilecek teşvik etkisidir 2. Mali Etki:Toplanan fonların kirlilikle mücadelede kullanılması durumunda ortaya çıkan etkidir. Bu etkilerden özellikle ikinci etkinin daha geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekte , harçların teşvik edici mekanizmayı harekete geçirecek ölçüde yüksek düzeylerde tespiti ender rastlanan bir durumdur. Harçlarla ilgili olarak değişik uygulamalar karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle harçları sınıflandırma konusunda genel kabul gören bir yaklaşımdan bahsetme olanağımız yoktur. OECD'nin yaptığı bir sınıflamaya göre harçları 4 gruba ayırabiliriz. 1. Atık Harçları: Çevreye doğrudan bırakılan atıklar için yapılan ödemeleri ifade eder. Ancak atık harçlarının sınırlı bir rolü olduğu söylenebilir. Bu durumun başlıca nedenleri ise uygulama ve hesap yöntemlerinin karmaşıklığı ve elde edilecek gelirleri değerlendirecek ortak bir arıtım kuruluşunun olmamasıdır. Bu nedenle de kirlilikle mücadelede alınan önlemlere mali destek olma gibi bir işlevi vardır. 2. Hizmet Harçları: Atıklara uygulanan çeşitli işlemler nedeniyle hizmetlerin karşılığı olarak yapılan ödemelerdir. Örneğin yerel yönetimlerce alınan kirli suların toplanması için ödenen harçlar bu tip hizmetlerin normal fiyatı olarak kabul edilmemekte ve nadiren kirliliği azaltmaya yönelik ekonomik etki yaratmaktadır. 3. Üretimle İlgili Harçlar: Kirliliğe neden olan ürünlerin fiyatlarına, üretim ya da kullanma aşamalarında uygulanan harçlardır. Üretim harçlarının amacı, farklı ürünlerin göreli fiyatlarını değiştirmek ve/veya toplama ve işleme sistemlerini finanse etmektir. 4.Yönetimle İlgili Harçlar: Temel olarak permilerin teslimi ve permi sahiplerinin denetimi gibi işlevlerin kısmi veya tam finansmanını sağlamayı amaçlar. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
MegaAdministrator
Uzman Üye
Üye No: 12233
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 2139
Nerden: Türkiye İçi
Puan: +13/-0
Sen Beni Sevmin
|
 |
« Yanıtla #9 : Eylül 21, 2009, 01:32:36 ÖÖ » |
|
Toplumu oluşturan insanlardan her birinin ayrı ayrı maddi ve manevi birtakım ihtiyaçları vardır. Kişisel nitelikteki bu ihtiyaçların kaynağı, insanların fizyolojik ve psikolojik varlıklarıdır. Örneğin giyinmek, karnını doyurmak, eğlenmek ve ısınmak bu tür ihtiyaçların tipik örnekleridir. İnsanlar yalnız başlarına yaşayamazlar; bir araya gelmek suretiyle bir toplumu oluştururlar. Bunun organize şekline de devlet adı verilir. Bu toplum halinde yaşayış, ortaya başka tür bir takım ihtiyaçların çıkmasına sebebiyet verir. Mesela iç ve dış güvenlik ile adaletin sağlanmasına ihtiyaç duyulması toplum halinde yaşamanın bir sonucudur. Tek başına yaşayan bir insanın elbette ki milli savunma, asayiş ve adaletin temini, diplomasi gibi hizmetlere ihtiyacı yoktur. İster bireylerin hissetmelerinden isterse idare edenlerin kararlarından kaynaklansın kamusal ihtiyaçları giderecek mal ve hizmetler, bunların iktisadi niteliklerinden dolayı piyasada üretilememektedir. Bu durumda devletin devreye girmesi ve hizmetlerin kamu ekonomisi kesiminde üretilmesi kaçınılmazdır. Çünkü bunların tatmini toplumun tümüne yarar sağlamaktadır. Kamu ekonomisinin ekonomik açıdan, ortaya çıkış sebebi ve görevi, piyasada optimum kaynak dağılımında ve tam rekabetten sapmalar nedeniyle ortaya çıkan sorunları telafi etmektir. Kamu ekonomisinin ortaya çıkış nedenlerinden bir diğeri de mal ve hizmetlerin özellikleridir. Bu nedenle bu mal ve hizmetlerin ayırımını yapmada fayda vardır. Ekonomide optimumu sağlama açısından mal ve hizmetlerin kimler (kamu ve özel olarak) tarafından üretilebileceğini bu mal ve hizmetlerin özelliklerine bağlı olarak belirlemek mümkündür. Bu anlamda kamusal mal ve hizmetleri 3 ana başlık altında toplayabiliriz: 1. Tam kamusal mal ve hizmetler 2. Yarı kamusal mal ve hizmetler 3. Özel mal ve hizmetler
Mal ve hizmetlerin kamusallık derecesini belirleyen etmenler kamusal malların; 1. toplumun bireyleri tarafından ortak tüketime konu olması, 2. dışlamanın olmaması, 3. tüketim düzeyinin herkes için aynı ve sunulan miktara eşit olması, 4. tüketimde rekabetin olmamasıdır.
TÜKETİMDE Rakip Rakip değil Dışlama mümkün A C Dışlama mümkün değil B D Musgrave & Musgrave Musgrave yaklaşımına göre; mal ve hizmetler, tüketimde rekabetin ve dışlamanın olup olmamasına göre sınıflanmaktadır. A mal/hizmeti için tüketimde rekabet ve dışlama vardır. Bu durumda fiyat mekanizması yoluyla ödeme arzusu yüksek olan birey bu mal/hizmete sahip olarak diğerlerini tüketim dışında tutabilir. A özel bir mal/hizmettir. D durumundaki mal/hizmet ise tüketimde rekabet ve dışlamanın olmadığı bir durumu göstermektedir ki bu tam kamusal mal/hizmetlerin temel özelliğidir. B ve C ise karma mal/hizmettir. B mal/hizmetinde tüketiciler rakip durumdadır. Birinin yararlanması diğerinin yararlanma olanağını ortadan kaldırmamaktadır. Ancak bu durumda diğer tüketicilerin payı azalır. C mal/hizmetinde ise ilave tüketimin marjinal maliyeti sıfırdır. Ancak ek miktarın marjinal maliyeti sıfır değildir. Mevcut miktardan bazı tüketicilerin yararlanması engellenebilir ancak bu engelleme tüketicileri dışlayana ek bir fayda sağlamaz.
Tam Kamusal Mal ve Hizmetler Tam kamusal mal ve hizmetler toplumun ortak ve eşit kullanımına konu olan mal ve hizmetlerdir. Tam kamusal malların herhangi biri tarafından tüketimi sonucu olarak, aynı malı başka bireylerin tüketim olanaklarında herhangi bir azalış olmamaktadır. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
| |
| | | | | | | | |