Bilgi Toplumuna Geçiş Sürecinin Başlangıcı
Bilim ve teknolojinin bu serüveni sonucunda, sınırları tanımlanmamış genişlemeye ve aynı zamanda sınırsız ihtiyaçlar yaratmaya yönelik istikrarsız bir yapı olan ‘bilgi toplumu’ ortaya çıkar. Sanayı toplumunda olduğu gibi bilgi toplumunda da insan dahil herşey üretim faktörü açısından ele alınmaktadır. Sanayi toplumunun ihtiyaç duyduğu insan gücünü, iş ve emek ilişkisinin nasıl olması gerektiğini Taylor tanımlamıştı. Bilgi toplumunun gerektirdiği işi ve insan gücünü de W.Edwards Deming tanımlamaktadır. Deming’e göre bilgi toplumunun işçisi sadece söyleneni yapan değil, aktif olarak üretime katılan, asgari bir fen ve matematik bilgisi olan kişiler olmalıdır [16]. Bilgi toplumunun ihtiyaç duyduğu işçilerin %50’sinden fazlası da üniversite mezunu olmalıdır [17]. Böylece bilgi toplumunda ayakta kalarak üretim faktörü olma özelliğini sürdürebilecek modern insanda olması gereken vasıflar uzmanlarca şu şekilde belirleniyor: Teknolojik gelişmelere ve değişimlere adapte olabilme, kendini yenileyebilme yeteneği, ileri teknolojilere aşinalık, teknolojinin sosyal boyutunu kavrayabilme, en az bir yabancı dil bilme ve disiplinler arasında çalışabilme özelliğinin olması.
Bilim ve teknoloji yeni bir toplum şekillendirdiği gibi yeni bir insan gücünü de tanımlamaktadır. Böylece 20. yüzyılın siyasi atmosferini dolduran emek - sermaye ilişkisi, 21. yüzyıla girilirken yerini yönetim-bilgi-sermaye ilişkisine, emeğin performansı da bilginin performansına bırakır. Başında, magazin sayfalarında gösterişci kapitalistler kadar, profesyonel yönetici ve bilim adamlarının da simaları görülmeye başlanır. Serbest piyasa ekonomisi, banka ağları, bilgi ağları, ulaşım şebekesi, çokuluslu şirketler ve sonuç olarak küreselleşme kavramı ortaya çıkar. Böylece insanın faaliyetleri ulusal devletin dışına çıkarak uluslararası mahiyet kazanır. Diğer taraftan ise insan birçok bilgiye ulaşırken insana ait birçok özel bilgiye de kredi kartı, personel bilgi formu vs. gibi formlar sayesinde erişilebilmektedir. Yine şu anda dünyanın birçok yerinde yürütülen ‘Genom’ projesinin sonuçlanması ile insan bir de ‘gen kimlik kartı’na sahip olacak. İnsanın gen haritasını tanımlayan bu kimlik, sosyal statüdeki konumu da belirleyebilecek. Örneğin DNA içerisindeki şifrelere göre anlamlandırılan kodlar sayesinde insanın neye meyilli olduğu tesbit edilecek ve iş bulmada, evlenmede ve herhangi bir yere üyelikte bu kodların çözümüne bakılacaktır. Kodlarından şizofreniye meyilli veya başka bir hastaliğa eğimli gibi anlam çıkartılan insanın yaşamı daha başlamada altüst olabilecek ve daima kontrol altında tutulacaktır.
Bu gelişmeler, insanı belli merkezlerden yönlendirebilme yeteneğini de beraberinde getirerek, birçok gayrimeşru iktidarın meşrulaştırılması rolunü de üstlenir. Bilim, siyasi iktidarların teorik düşünce boyutundaki haklılığını doğrulamanın peşinde koşturulurken, teknoloji de toplumun kontrol altına alınması yönünde geliştirilmektedir. Gelişmiş ülkelerin harcamalarına bir gözatıldığında, yatırımların çoğunun insanı hedef alan savaş teknolojisine veya insanın eylemlerini denetlemeye dayanan kontrol mekanizmalarının geliştirilmesine yönelik olduğu görülür. Modern insan, sanki hemcinsini mahkum etmeye veya yoketmeye yönelik programlanmış gibi üretmektedir.
Bilim ve teknoloji, şekillendirdiği yükseköğretim kurumlarında üretilen modern köleleri eliyle bir taraftan kendine endeksli toplumu ortaya çıkartırken diğer taraftan da ürünleri ile doğayı nükleer çöplük haline getirmekte ve kozmosu kaosa doğru sürüklemektedir. Bu nedenle gözükapalı kölelerini ürettiği oran da gözükapalı karşıtlarını da üretmeye başlamıştır. Özellikle 1960′lı yıllardan itibaren alevlenen çevrecilik hareketleri sonucunda, teknolojinin hoyrat ve sınırsız gelişimine müdahale etme düşüncesi ile ‘yumuşak teknoloji’ kavramı gündeme gelir.
Bilim ve Teknolojinin Siyasi Fonksiyonu
Tarihe bakıldığında bilim ve teknolojiyi değişik zaman birimlerinde de olsa tüm insanlığın emeklerinin bugünlere taşıdığı görülür. Çağdaş anlamda bilim, 19. ve 20. yüzyılda birdenbire ortaya çıkmış değil, tarih içerisinde tabii gelişimi sonucu ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılda bilime yapılan katkılar binlerce yılın emeğine yapılan son rötuşlardır. Fakat tüm insanlığın emeği sonucu gelişmesine rağmen bugün için, gelişmiş diye bilinen birkaç ülkenin tekelinde gelişmekte olan ülkeleri sömürü aracı olarak kullanılmaktadır.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin, transfer teknolojiler ile çağa ayak uydurmaya çalışmalarına rağmen, çok yakında transfer teknolojileri bile kullanamayacak düzeyde geri kalacağı aşikardır. Hatta gelişmiş ülkeler arasında bile giderek ara açılmaktadır. Örneğin 1982 yılında Avrupa’da yapılan sanayisi gelişmiş yedi büyük ülkenin toplantısında gelişmiş ülkelerde de teknolojik seviye farkının ortaya çıktığı konuşulmuş ve bunun sonucu EUREKA oluşturulmuştur. Yine 1987 yılında Reagan-Gorbaçov zirvesinin ana nedeni ‘Yıldız Savaşları’ projesiydi ve SSCB’nin dağılmasından sonra yapılan görüşmelerde nükleer silahların sınırlandırılması konusu hakimdi. Çünkü Japonya’ya atılan Atom Bombası’nın yönünün bu kez Japonya olmadığının bilinci vardı. Japon Taro Nakoyama, Japonya’nın II. Dünya Savaşı’nda bilim ve teknolojinin gücünü çok iyi anladığını ‘Kudret çizgimizin o günkü sıfırdan bugünkü durduğu yere gelmesiyle ilgili süreç birçok ülkeye örnek olabilir’ der.
Gelişmiş ülkelerin bilim ve teknoloji öğretmek ve yaymak için gelişmekte olan ülke insanlarına burs verdiği de görülmektedir. Böyle bir faaliyetin gerçekte birçok yararı olmasına rağmen gelişmiş ülkelerin bu faaliyetle ’soylu bir yardım’ çabasından çok, geliştirdikleri teknolojileri geri kalmış ülkelere satma yani geri kalmış ülkeleri kendilerine bağımlı kılma amacında olduğu da bir gerçektir. Bunun sinyalleri daha 1774 yılında İngiliz Başbakanı Willam Pitt’in “Kendi ülkemizde imal ettiklerimizin kolonilerimizde yapılmasına asla müsaade ve müsamaha göstermemeliyiz” sözü ile açığa çıkar.
Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi dünyadaki siyasal olayların altında sonuçları tüm gezeğeni etkileyebilecek araştırma projeleri yani bilimsel ve teknolojik nedenler aranmalıdır. Gezeğenin değişik coğrafi bölgelerinde yardım adına dolaşan emperyalist güçler, keşfedilen yeni bir hammaddenin peşinde koşmaktansa Irak’ta olduğu gibi “barış ve yardım” benzeri temel insanlık değerlerinin peşinde koştuğunu söylemeyi tercih etmektedir. Bu nedenle insan dahil herşeyi üretim faktörü olarak değerlendiren ‘vahşi emperyalizm’in modern insanın adım attığı her yerde, yeni keşfedilen bir hammaddenin arandığı veya zararlı bir teknolojik ürünün savunmasız insanlar üzerinde denendiği düşünülebilir. Çünkü vahşi emparyalizmin temsilcileri gelişmekte olan ülkeleri bir laboratuvar, insanlarını da kobay olarak görmekte ve bu yönde uygulamalar yapabilmektedir. Körfez savaşında Fransa ve Almanya gibi birçok ülke yeni silah teknolojilerinin ürünlerini denerken, Rusya’da Çeçenistan’da aynı uygulamayı yapmaktadır.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim, gelişen teknoloji dünyadaki siyasal dengeyi de giderek artan bir oranda kapitalist ülkelerin lehinde sarsmakta ve bilimsel ve teknolojik ürünler vahşi emperyalizmin modern insanı eliyle temel insanlık değerlerini gezeğenden silmeye yönelik bir şekilde kullanılmaktadır. Yani bilim ve teknolojinin öncülüğünde elit bir tabaka, dünya insanlığını kendine köle yapmanın peşinde… Bu nedenle bilimsel araştırmaların ve teknolojik ürünlerin kullanım amacının yeniden gözden geçirilmesi zorunluluğu vardır. Bilim adamının hemcinsini ve dünyayı yok edebilecek teknolojilerden çok, başlangıçtaki amacına uygun olarak anlama, kavrama ve hakim olmaya yönelik çaba içerisinde olması gerekir.
PANAMA KANALI
Panama Kanalı, Orta Amerika'nın en güney ülkesi Panama topraklarında yer alır ve Atlantik Okyanusu ile Büyük Okyanus'unu birbirine bağlar.
Kanalın yapımı, tarihin en büyük ve en zor mühendislik projelerinden bir olmuştur. Gemicilik üzerindeki etkileri ise, Güney Amerika kıtasının en güney ucu olan Horn Burnu'ndan dolaşma külfetini ortadan kaldırmış olması nedeniyle çok önemlidir.
Panama'da bir kanal inşa etme fikri 1500'lü yıllara kadar giderse de, ilk ciddi çalışmalar, Fransızların öncülüğünde 1880'de başlamış fakat bir sonuç vermemiştir. İnşaat ABD tarafından tamamlanmış ve kanal 1914'te hizmete açılmıştır. 77 kilometre uzunluğundaki kanalın yapımı sırasında, sıtma ve sarı humma gibi hastalıklardan büyük toprak kaymalarına kadar her türlü güçlükle karşılaşılmış ve yaklaşık 27.500 kanal çalışanı bu süreçte can vermiştir.
Bugün New York'tan San Francisco'ya giden bir geminin, Panama kanalını kullanarak 9.500 km yol yapması, Horn Burnu'nun dolaşılmasını zorunlu kılan eski günlerdeki 22.500 km yola oranla büyük bir kolaylıktır.
Açılışından 2002 yılına dek, yaklaşık 800.000 geminin geçtiği tahmin edilen Panama Kanalı'ndan her yıl 14.000'den fazla gemi geçmekte olup taşınan yük miktarı 203 milyon tonu bulmaktadır. Kanal boyunca yolculuk yaklaşık 9 saat sürmektedir.
SÜVEYŞ KANALI
Akdeniz ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayan yapay suyoludur. Sina Yarımadası'nın batısındadır. 163 kilometre uzunluğunda ve en dar yerinde 300 metre genişliğindedir. Kanal, Afrika çevresinde dolaşmaya gerek kalmadan Asya ile Avrupa arasında deniz taşımacılığı yapılmasını sağlar.
Dünya'nın önemli kanallarından birisi arasında yer alır.Eski gemiciler ticarette çok uzun yol ve mesafe kat ettikleri için böyle bir kanal yapma gereksiniminde bulunmuşlardır.Süveyş Kanalı'nın açılmasında Osmanlı İmparatorluğu'nun da büyük önemi vardır. Mısır topraklarında bulunan ve Akdeniz ile Kızıldeniz'i birleştiren 161 km uzunluğunda yapay suyolu. Kanalın genişliği 70-125 m arasında değişmektedir. Derinliği 11-12 m'dir. Su kesimi 10,36 m'den fazla olan gemiler kanaldan geçemez. 1951 yılında trafiği kolaylaştırmak amacıyla el-Kantara ile el-Firdan arasında 13,5 km lik bir yan geçit açılmıştır.
Kanaldan geçen ilk gemiler Süveyş kıstağında sefere elverişli bir su yolu kurmak için ilk denemeler Eski çağda yapıldı. M.Ö. 2000 yılından sonra Nil Deltası'nı Acı Göl aracılığıyla Kızıldeniz'e bağlamak için planlar yapılmıştır. Firavun Nekao zamanında M.Ö. 600'e doğru Nil, Timsah Gölü ve Kızıldeniz arasında bir kanal açılmaya başlandı. Ptolemaios II zamanında, M.ö. 3. yüzyılda bitirilen bu kanal daha sonraki yıllarda dönem dönem kullanıldı. 776'da tamamıyla bırakıldı. Osmanlılar 16. ve 18. yüzyıllarda Kızıldeniz ile Akdeniz arasında bir kanal açılması üzerinde durdular, fakat bu düşünceler gerçekleşmedi. Kanal düşüncesi 19. yüzyılda yeniden ele alındı. Napolyon seferine katılan Lepére, İskenderiye-Süveyş arasında açılacak bir kanal tasarladı. Bu kanalı Mehmed Ali Paşa'nın hizmetindeki Fransız mühendisi Limand de Bellefonds daha düz bir hat haline getirdi ve Fransa'nın iskenderiye konsolosu Lesseps planı onayladı. Saint-Simon'cuların (Talabot, Stephenson, Negrelli von Mpldebbe) kurduğu inceleme kurulu 1848 devrimiyle ortadan kalktı. Mısır hıdivliğine Lesseps'in dostu olan Said Paşa'nın çıkması (1854) tasarıyı kesinleştirdi. Said Paşa, kanalın açılmasına izin verdi. 200 milyon frank sermayeli Evrensel Süveyş Deniz Kanalı Şirketi kuruldu ve önce 30 Kasım 1854, sonra da 5 Ocak 1856 fermanlarıyla açılıştan itibaren 99 yıllık imtiyaz aldı.
Romalılar ve Araplar tarafından birçok projeler tasarlanmışsa da teknik açıdan karşılaşılan zorluklar ve 15. yüzyılda Ümit Burnu yolunun bulunması bu projelerin uygulanmasını engellemiştir. 1854 yılında Ferdinand Vicomte de Lesseps tarafından çizilen projeyi uygulamak amacıyla Compagnie Universelle du Canal Maritime de Suez kurulmuştur. 1861 yılında başlayan çalışmalar 1869'da tamamlandı ve aynı yıl kanal açıldı. 1869 yılında kanalın yönetimi Mısır hükümeti tarafından 99 yıllığına uluslararası bir şirkete devredildi. 1875'te İngilizler %44'üne sahip oldu. 1956 yılında Mısır hükümeti tarafından millileştirildi. İngiltere'nin Mısır'a karşı saldırıya geçmesi sonucunda kanal trafiğe kapatıldı. Günümüzde ise askeri olmayan yük gemileri kanaldan transit geçebilmektedir.
İSTANBUL BOĞAZI
İstanbul Boğazı, Karadeniz'le Marmara Denizi'ni birleştiren su yoluna verilen isim. İstanbul'un Rumeli (Avrupa) ve Anadolu (Asya) yakalarını birbirinden ayırır. Uzunluğu düz olarak 30 kilometredir. Girinti ve çıkıntılar hesaba katılınca kıyıların uzunluğu ortaya çıkar. Rumeli yakasında Rumeli Feneri'nden Haliç kıyılarını dolaşarak Ahırkapı Fenerine kadar 55 kilometre, Anadolu yakasında Anadolu Feneriyle Kızkulesi arası 35 kilometre, Selimiye önündeki Kayak Burnu' na kadar 36 kilometredir. Boğazın en geniş yeri Anadolu Feneri ile Rumeli Feneri arasında 3600 metre, en dar yeri Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı arasında 760 metredir. Boğaz'ın en derin yeri Bebek'le Kandilli arasında 120 metredir.
İstanbul Boğazı'nda su yüzünde Karadeniz'den Marmara'ya, su altında Marmara'dan Karadeniz'e akıntılar vardır. Su yüzeyinde yer yer ters akıntılar da görülür.
İstanbul boğazı üzerinde 1973 yılında açılan 1073 m. boyundaki Boğaziçi Köprüsü ve 1986'da açılan 1090 m. boyundaki Fatih Sultan Mehmet Köprüsü iki yakayı birbirine bağlamaktadır. Boğazı alttan geçecek Marmara projesinin 2008'de tamamlanması beklenmektedir.
ÇANAKKALE BOĞAZI
Çanakkale Boğazı, Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan boğazlardan birisidir. Asya ile Avrupa kıtalarının birbirine bağlayan boğazda köprü yoktur. Kıtalar arasında ulaşım feribotlarla sağlanır. En derin noktasının derinliği 167 metre olan boğazın ortalama derinliği 65 metredir. Çanakkale Boğazı Birinci Dünya Savaşı'nda tarihte ender rastlanan bir savaşa ev sahipliği yapmış; bu savaş sonucunda toplam 150,000 kişi hayatını kaybetmiş; savaşın sonucunda Çanakkale Geçilmez sözü Dünya'ya ispatlanmıştır.
HÜRMÜZ BOĞAZI
Dünyanın en önemli su yollarından biridir. Fars Körfezini Umman Denizi kanalıyla dünyanın serbest sularına bağlar. Saatte 5 petrol gemisinin geçtiği bu boğazın ana su yolu derinliğinin 115 metre, genişliğinin ise en dar yerde 56 km olması büyük okyanus gemilerinin boğazdan geçmesine imkan tanımaktadır. Hürmüz boğazının kuzeyinde yer alan Kışen adası ile boğazın yakınlarında bulunan Hürmüz, Lar ve Hengani adaları İran İslam Cumhuriyeti’nin söz konusu bölgede önemli su yollarına hakim olmasını kolaylaştırmıştır.
Haydarpaşa Liman İşletmesi
Liman İşleticisi:
T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD)
Adres: TCDD Liman İşletmesi Müdürlüğü Haydarpaşa / İstanbul – TÜRKİYE
Telefon: 90-216-348 80 20
Faks: 90-216-345 17 05
Teleks: 29705 TCSL TR
E-posta:
haydarpasaliman@tcdd.gov.trEnlem & Boylam:
400 59’ 00” N
280 57’ 00” E
Çalışma Saatleri: 08:30 – 17:30
Gemi ve Yük Operasyonları: 3 vardiya, 24 saat kesintisiz
Liman Müdürü: 90-216-337 99 88
Liman Özellikleri
Pilotaj/Romörkaj: Limana giren ve çıkan gemiler için kılavuz almak zorunludur. Bu
hizmet gün boyu TDİ tarafından verilmektedir. 2000 GT’den küçük gemiler için
römorkör alma mecburiyeti yoktur. Bu hizmet, 24 saat boyunca, 2500 HP gücündeki
3 römorkörle Liman tarafından verilmektedir.
Deniz Vasıtaları: 250 ton kapasiteli bir yüzer vinç, 3 römorkör, 3 kılavuz botu, 3 demiryolu feribotu ve 3 palamar botu mevcuttur.
Elleçleme Ekipmanları: Konteyner elleçlemeleri 40 tonluk 4 adet gantry
crane, 40 tonluk 18 adet lastik tekerlekli transtainer, 40 tonluk 16 adet konteyner
mobil vinci ve 10-42 tonluk 16 adet konteyner forklifti ile gerçekleştirilmektedir.
Ayrıca, terminalde, reefer konteynerler için uygun reefer panoları da mevcuttur.
Konteyner Kara Terminali (Göztepe): Bundan başka, liman sahası dışında, boş
konteynerlerin istiflendiği bir kara terminali de vardır. 55.000 m2 alana sahip olan bu
sahanın yıllık tutma kapasitesi 2200 TEU’dur.
Dökme Yük Tesisi: 34.000 ton kapasiteli bir siloya sahip olan limanda rıhtımla bağlantılı bir konveyör sistemi de mevcuttur.
Feribot: Sirkeci ve Haydarpaşa arasında çalışan tren feribotları için iki
feribot istasyonu mevcut olup, her bir feribotun kapasitesi 480 tondur.
İzmir Liman İşletmesi
Liman İşleticisi:
T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD)
Adres: TCDD Liman İşletmesi Müdürlüğü İzmir – TÜRKİYE
Telefon: 90-232-463 16 00 (5 hat)
Faks: 90-232-463 22 48
E-posta:
izmirliman@tcdd.gov.trEnlem & Boylam:
380 25’ 00” N
270 04’ 30” E
Çalışma Saatleri: 08:30 – 17:30
Gemi ve Yük Operasyonları: 3 vardiya, 24 saat kesintisiz
Liman Müdürü: 90-232-463 22 52
Liman Özellikleri
Limanın Konumu: İzmir, Ege Denizinin batı kıyısında konuşlanmakta olup, nüfus
yoğunluğu bakımından Türkiye’nin üçüncü büyük şehri ve iş merkezidir. Liman geniş
tarımsal ve endüstriyel hinterlanda sahiptir. Ege Bölgesinin tarım ve endüstri limanı
olan İzmir, aynı zamanda ülkenin ihracatında hayati rol oynar. Liman demiryolu ve
karayolu şebekesi ile bağlantılıdır.
Pilotaj: Limana giren ve çıkan gemiler için kılavuz almak zorunludur. Pilotaj ve Römorkaj hizmetleri, 24 saat boyunca, TDİ tarafından verilmektedir.
Deniz Vasıtaları: 90 ton kapasiteli bir yüzer vinç mevcuttur.
Elleçleme Ekipmanları: Terminaldeki konteyner elleçleme operasyonları 40 tonluk 5 adet gantry crane, 40 tonluk 19 adet lastik tekerlekli transtainer, 40 tonluk 20 adet dolu konteyner mobil vinci ve 10-42 tonluk 23 adet boş konteyner mobil vinci ile
gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, terminalde, reefer konteynerler için uygun reefer
panoları da mevcuttur. Konteyner yıkama tesisinin kapasitesi günlük 20 TEU’dur.
Dökme Yük Tesisi: Toplam 70.000 ton kapasiteli TMO’ya ait iki beton siloya sahip
olan limanda rıhtımla bağlantılı bir konveyör sistemi de mevcuttur.
Yolcu Hizmetleri: İzmir’in Ege’deki tarihi ve turistik yerlere çok yakın olmasından dolayı, liman yolcu terminali önemli ölçüde trafiğe sahiptir.
Bandırma Liman İşletmesi
Liman İşleticisi:
T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD)
Adres: TCDD Liman İşletmesi Müdürlüğü Bandırma – TÜRKİYE
Telefon: 90-266-718 75 30
Faks: 90-266-713 60 11
E-posta:
bandirmaliman@tcdd.gov.trEnlem & Boylam
400 21’ 45” N
270 57’ 50” E
Çalışma Saatleri: 08:30 – 17:30
Gemi ve Yük Operasyonları: 3 vardiya, 24 saat kesintisiz
Liman Müdürü: 90-266-713 49 66
Liman Özellikleri
Limanın Konumu: Bandırma Liman, Marmara Denizinin güney kıyısında
konuşlanmaktadır. Marmara Bölgesi ihracatında ana ihraç kapılarından biridir.
Liman modern altyapısına sahip olup, 1000 ve 500 m. uzunluğunda iki mendireği
vardır. İki mendirek arası açıklık 225 metredir. Liman demiryolu ve karayolu
şebekesi ile bağlantılıdır.
Pilotaj/Romörkaj: Limana giren ve çıkan gemiler için kılavuz almak zorunlu olup, 500 GRT’ye kadar olan gemiler için römorkör alma mecburiyeti yoktur. Hizmet, 24 saat boyunca, Liman tarafından verilmektedir.
Deniz Vasıtaları: bir kılavuz botu, 3 römorkör ve 2 palamar botu mevcuttur.
Elleçleme Ekipmanları: Liman elleçleme ekipmanları arasında 4 adet dolu konteyner ve bir
adet de boş konteyner mobil vinci, 3-35 tonluk 15 adet rıhtım vinci, 5-25 tonluk 6
adet mobil vinç, 5 standart ve 14 kısa mastlı forklift, 3 paletli vinç ve 2 loder yer
almaktadır.
Dökme Yük: Toplam uzunluğu 1315m. ve derinlikleri 8-12 m. arasında
değişen derinlikteki rıhtımlarla dökme yük trafiğine hizmet verilmektedir. Rıhtımdaki
yükleme-boşaltma hizmetleri rıhtım vinçleri ile gerçekleştirilmektedir.
Samsun Liman İşletmesi
Liman İşleticisi:
T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD)
Adres: TCDD Liman İşletmesi Müdürlüğü Samsun – TÜRKİYE
Telefon: 90-362-233 22 93 (2 hat)
Faks: 90-362-445 16 26
Teleks: 82172 TCSL TR
E-posta:
samsunliman@tcdd.gov.trEnlem & Boylam
410 18’ 00” N
360 22’ 00” E
Çalışma Saatleri: 08:30 – 17:30
Gemi ve Yük Operasyonları: 3 vardiya, 24 saat kesintisiz
Liman Müdürü: 90-362-445 16 56
Liman Özellikleri
Pilotaj/Romörkaj: Limana giren ve çıkan gemiler için kılavuz almak zorunludur. 500
GT’den küçük gemiler için römorkör alma mecburiyeti yoktur. Bu hizmet, 24 saat
boyunca, 2500 HP gücündeki 4 römorkörle Liman tarafından verilmektedir.
Deniz Vasıtaları: Bir kılavuz botu, 4 römorkör, 2 palamar botu ve bir hizmet botu
mevcuttur.
Elleçleme Ekipmanları: Liman elleçleme ekipmanları arasında 3 adet
dolu konteyner forklifti, 3-35 tonluk 19 adet rıhtım vinci, 10 tonluk 2 adet saha vinci,
5-25 tonluk 6 adet mobil vinci, 5 adet standart ve 8 adet kısa mastlı forklift ve 2
adet 1.6 tonluk mini loder yer almaktadır. Limanda konteynerize yük için boş alan
mevcut olup, 35 tonluk genel amaçlı bir vinçle yükleme ve boşaltma yapılmaktadır.
Feribot: Liman, Kuzey Avrupa, BDT ve Ortadoğu ülkeleri arasında demir-karadenizyolu
kombine taşımacılığına hizmet veren feribot köprü sistemine sahiptir.
Yanaşma rampasının boyu 184.5 m., genişliği 26.5 m. ve 7.4 m. su çekimine sahip
olup, 12.000 dwt ağırlığındaki tren ferilerinin yanaşmasına uygundur. Kara-gemi
yükseklik ayarı hidrolik olarak yapılmakta, köprünün gelecekteki trafik göz önüne
alınarak 3 veya 5 hatta çıkabilme imkanı vardır.
İskenderun Liman İşletmesi
Liman İşleticisi:
T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD)
Adres: TCDD Liman İşletmesi Müdürlüğü İskenderun - TÜRKİYE
Telefon: 90-326-614 00 44
Faks: 90-326-613 24 24
Teleks: 32424 LIMAN TR
E-posta:
iskenderunliman@tcdd.gov.trEnlem & Boylam:
360 38’ 00” N
360 10’ 00” E
Çalışma Saatleri: 08:30 – 17:30
Gemi ve Yük Operasyonları: 3 vardiya, 24 saat kesintisiz
Liman Müdürü: 90-326-614 00 47
Liman Özellikleri
Limanın Konumu: İskenderun Limanı, Akdeniz’in kuzeydoğusunda konuşlanmakta
olup, Ortadoğu ülkelerine olan aktarma trafiğine olduğu kadar, Güney ve
Güneydoğu Anadolu Bölgelerine de hizmet vermektedir. Bu bakımdan, aktarma
limanı olarak önemli bir role sahiptir. Liman, 1400 m. uzunluğunda bir mendireğe
sahip olup, kuzey ve güney rüzgarlarından korunmaktadır. Liman girişinde derinlik
12 metredir. Liman demiryolu ve karayolu şebekesi ile bağlantılıdır.
Pilotaj/Romörkaj: Limana giren ve çıkan gemiler için kılavuz almak zorunlu olup,
hizmet, 24 saat boyunca, Liman tarafından verilmektedir.
Deniz Vasıtaları: 90 tonkapasiteli bir yüzer vinç, bir kılavuz botu, 4 römorkör, 2 palamar ve bir servis botu mevcuttur.
Elleçleme Ekipmanları: Liman elleçleme ekipmanları arasında bir adet
dolu konteyner ve bir adet de boş konteyner forklifti, 3-35 tonluk 17 adet rıhtım
vinci, 5-25 tonluk 9 adet mobil vinç, 2 köprü vinci, 9 standart ve 18 kısa mastlı
forklift, 5 paletli vinç ve 2 loder yer almaktadır. Limanda konteynerize yük için boş
alan mevcuttur.
Dökme Yük: 60.000 ton kapasiteli TMO’ya ait bir beton siloya sahip
olan limanda rıhtımla bağlantılı bir konveyör sistemi mevcuttur. Ayrıca, yükleme hızı
saatte 350 ton, boşaltma hızı saatte 250 ton olan bir cevher konveyörü de
bulunmaktadır.
Mersin Liman İşletmesi
Liman İşleticisi:
T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD)
Adres: TCDD Liman İşletmesi Müdürlüğü Mersin – TÜRKİYE
Telefon: 90-324-233 32 72 (3 hat)
Faks: 90-324-238 25 31
Teleks: 67279 MRSL TR
E-posta:
mersinliman@tcdd.gov.trEnlem & Boylam
360 46’ 20” N
340 39’ 00” E
Çalışma Saatleri: 08:30 – 17:30
Gemi ve Yük Operasyonları: 3 vardiya, 24 saat kesintisiz
Liman Müdürü: 90-324-238 25 30
Liman Özellikleri
Pilotaj/Romörkaj: Limana giren ve çıkan gemiler için kılavuz almak zorunludur.
2000 GT’den küçük gemiler için römorkör alma mecburiyeti yoktur. Bu hizmet, 24
saat boyunca, 2500 HP gücündeki 4 römorkörle Liman tarafından verilmektedir.
Deniz Vasıtaları: 60 ton kapasiteli bir yüzer vinç, bir kılavuz botu, 4 römorkör ve 3
yanaşma botu mevcuttur.
Elleçleme Ekipmanları: konteyner elleçleme operasyonları 40 tonluk 3 adet gantry crane, 40 tonluk 18 adet lastik tekerlekli transtainer, 40 tonluk 8 adet konteyner mobil vinci ve 10-42 tonluk 7 adet boş konteyner forklifti yer almaktadır. Ayrıca, reefer konteynerler için reefer panoları da mevcuttur.
Dökme Yük: 100.000 ton kapasiteli TMO’ya ait bir beton siloya sahip olan limanda rıhtımla bağlantılı bir konveyör sistemi de mevcuttur.
Feribot: 253 m uzunluğunda ve 12 m genişliğinde feribot rıhtımının, geri sahasında 10 km.lik vagon manevra hatları vardır.
Serbest Bölge: Limana bitişik ve 776.800 m2 alanı kaplayan Serbest Ticaret Bölgesi 1987 yılında açılmış ve 8-10 m değişen derinlikte 500 m.lik
rıhtımlara sahiptir.
Millî Park Bulunduğu Yer
Ağrı Dağı Millî Parkı (2004)
Iğdır ve Ağrı illeri
Aladağlar Millî Parkı
Niğde, Adana, Kayseri illeri
Altınbeşik Mağarası Millî Parkı
Antalya (il)
Altındere Vadisi Millî Parkı
Trabzon (il)
Başkomutan Tarihî Millî Parkı
Afyon (il)
Beyşehir Gölü Millî Parkı
Konya (il)
Boğazköy-Alacahöyük Tarihî Millî Parkı
Çorum (il)
Dilek Yarımadası - Menderes Deltası Millî Parkı
Aydın (il)
Gala Gölü Millî Parkı
Edirne (il)
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı
Çanakkale (il)
Göreme Tarihî Millî Parkı
Nevşehir (il)
Güllük Dağı - Termesos Millî Parkı
Antalya (il)
Hatila Vadisi Millî Parkı
Artvin (il)
Honaz Dağı Millî Parkı
Denizli (il)
Ilgaz Dağı Millî Parkı
Kastamonu (il)
Kaçkar Dağları Millî Parkı
Rize (il)
Karagöl Sahara Millî Parkı
Artvin (il)
Karatepe-Aslantaş Millî Parkı
Osmaniye (il)
Kastamonu-Küre Dağları Millî Parkı
Kastamonu-Bartın illeri
Kazdağı Millî Parkı
Balıkesir (il)
Kızıldağ Millî Parkı
Isparta (il)
Köprülü Kanyon Millî Parkı
Antalya (il)
Kovada Gölü Millî Parkı
Isparta (il)
Kuşcenneti Millî Parkı
Balıkesir (il)
Marmaris Millî Parkı
Muğla (il)
Munzur Vadisi Millî Parkı
Tunceli (il)
Nemrut Dağı Millî Parkı
Adıyaman (il)
Olimpos Beydağları Millî Parkı
Antalya (il)
Saklıkent Millî Parkı
Muğla (il)
Sarıkamış-Allahüekber Dağları Millî Parkı
Kars ve Erzurum illeri
Soğuksu Millî Parkı
Ankara (il)
Spil Dağı Millî Parkı
Manisa (il)
Sultansazlığı Millî Parkı[2]
Kayseri (il)
Truva Tarihî Millî Parkı
Çanakkale (il)
Uludağ Millî Parkı
Bursa (il)
Yedigöller Millî Parkı
Bolu (il)
Yozgat Çamlığı Millî Parkı
Yozgat (il)
SINIR KAPILARIMIZ
Gürbulak – İran
Cilvegözü – Suriye
Habur – Irak
İpsala – Yunanistan
Kapıkule – Bulgaristan
Dilucu – Nahcivan
Sarp - Gürcistan
DOĞAL AFETLER
DEPREM
Depremler şehirlerde büyük maddi hasara sebep olabilirler. 1906 depreminden sonra San Francisco şehri.Deprem, yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayı.
Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapıların da hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.
Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına "Sismoloji" denir.
Depremlerin Ölçümü
Sismologlar depremi çıplak gözle ve doğrudan gözlemleyemediklerinden bazı sayısal verileri veya çeşitli ölçümleri esas alarak depremleri analiz ederler. Bu yüzden temel olarak birbirinden farklı ama eşit derecede önemli iki ölçüm sistemiyle depremleri analiz ederler: büyüklük ve şiddet. Bir depremin sahip olduğu enerji, büyüklük sistemiyle, herhangi bir noktadaki sarsıntı yoğunluğu ise şiddet sistemiyle ölçülür.
Depremlerin Boyutu ve Oluşum Sıklığı
Dünyanın pek çok bölgesinde hergün küçük depremler olmaktadır,hatta ABD'deki Alaska ve California'da, Endonezya'da veya Japonya'da bir gün içinde birden çok sayıda deprem olmaktadır. Büyük depremler ise daha az görülmektedir. İngiltere yapılan hesaplamalar şu sonucu ortaya çıkarmıştır:
her yıl 3.7 veya daha büyük bir deprem
her 10 ylda bir 4.7 veya daha büyük bir deprem
her yüz yılda bir 5.6 veya daha büyük bir deprem
Dünyadaki depremlerin %90'ı ve büyük depremlerin ise yaklaşık %80'i Büyük Okyanus Bölgesi'nde meydana gelmektedir.
Depremlerin etkileri
Depreme hazırlık
Camlar kırılabilir
Binalar çökebilir
Yangınlar çıkabilir
Tsunamiler görülebilir
Heyelanlar görülebilir
Salgın hastalıklar görülebilir
Temel gıda maddelerinin ve temel ihtiyaçların temininde zorluklar yaşanabilir
Ruhsal ve psikojik zarar görebilir.
Ölümler olabilir
Büyük depremler
İstanbul - Küçük Kıyamet, 1509 Büyük İstanbul Depremi
Lizbon Depremi (1755)
İstanbul - 1766 Büyük İstanbul Depremi
San Francisco Depremi (1906) - Büyüklüğü 7.7-8.3 arasında. Deprem ve sonrasında çıkan yangın büyük hasara sebep olmuştur.
Erzincan Depremi (1938) 8.7 büyüklüğündeki depremde 40.000'e yakın insan ölmüştür.
Büyük Meksika Depremi (1985). 8.1 büyüklüğünde.
Ermenistan Depremi (1988)
Erzincan Depremi (13 Mart 1992) 6.9 büyüklüğündeki depremde 3.500'e yakın insan ölmüştür.
İzmit Depremi (17 Ağustos 1999) Mw 7.4 büyüklüğündeki depremde 50.000'e yakın insan ölmüştür.
Düzce Depremi (12 Kasım 1999) Mw 7.2 büyüklüğündeki depremde yaklaşık 2.000 kişi hayatını kaybetmiştir.
Chi-Chi Depremi (1999)
Bakü Depremi (2000)
Gucerat Depremi (2001)
Dudley Depremi (2002)
Hint Okyanusu Depremi (2004) 9.1-9.3 büyüklüğünde kaydedilen en şiddetli depremlerden biri.Yarattığı tsunamilerle birlikte 229.000'in üzerinde insanın ölümüne sebep oldu.
Sumatra Depremi (2005)
Keşmir Depremi (2005) 80.000'e yakın insanın ölümüne sebep oldu.
Cava Depremi (2006) 9.7 büyüklüğünde meydana gelmiştir. Yaklaşık 70.000 kişi ölmüştür.
KASIRGA
Büyük çaplı ve çok şiddetli Beufort ölçeğine göre saatte 75 milden fazla hızla ve dönerek esen tropik rüzgâr. Doğu Büyük Okyanus ve Güney Atlantik hâriç subtropikal ve tropikal iklim kuşağındaki bütün sıcak denizlerde sıksık meydana gelir. Ağustos, eylül aylarında Antillerde görülür. Batı Büyük Okyanus’unda Tayfun adını alır. Başlangıç ve mevsim sonu kasırgaları, Karaiplerin batısında görülür. Orta Amerika kıyılarının biraz açıklarında Büyük Okyanusunda ve Meksika Körfezinde de sık sık rastlanır.
Catarina kasırgası, 26 Mart 2004, Brezilya.Kasırgalar, mahallî fırtınalar kadar şiddetli sayılmazlar. Orta kuşakta meydana gelen ekstratropik siklonlar kadar da geniş çaplı değildirler. Fakat bunlar nisbeten geniş çapta ve kesafette olursa, bütün fırtınaların en tehlikelisi ve tahrip edicisi hâlini alırlar. Atlantikte ortalama yılda yedi kasırga vuku bulduğundan doğu Büyük Okyanus'ta de yaklaşık aynı sayıda kasırga vuku bulur. 1890-1910 arası çok, 1910-1930 arası az, 1930-1950 arası çok sık kasırga vuku bulmuştur. Kasırgaların ekseni kuzeybatı istikametinde eser.
YANARDAĞLAR
Bir yanardağ (ya da volkan), magmanın (dünyanın iç tabakalarında bulunan, yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkla ergimiş ya da erimiş kayalar), yeryuvarlağının yüzeyinden dışarı püskürerek çıktığı coğrafi yer şekilleridir. Güneş sisteminde bulunan kayalık gezegen ve aylarda (bazıları çok aktif olan) birçok yanardağ olmasına rağmen, bu olgu, en azından dünyada, genellikle tektonik plaka sınırlarında görülür. Ne var ki, sıcak nokta yanardağlarında önemli istisnalar vardır.
Endonezya'daki Java Adasında bulunan Mahameru Yanardağı.Yanardağların araştırıldığı bilim dalına volkanoloji (volkanbilim) denir.
Yanardağ Türleri
Yanardağların sınıflandırılması, yanardağın şeklini etkileyen püskürtünün türüne göre yapılabilir. Eğer püsküren magma yüksek oranda (%65'ten fazla) silika içeriyorsa, lava "felsik" denir. Bu durumda lav çok ağdalıdır ve nispeten hızlı bir şekilde katılaşan bir kabarcık halinde yukarıya doğru itilir. Kaliforniya'daki Lassen Peak, ve Martinik'teki Mount Pelée buna örnektir. Bu tür yanardağlar, kolayca tıkandıkları için patlama eğilimi gösterirler.
Öte yandan, eğer magma düşük oranlarda (%52'den az) silika içerirse, lava "mafik" adı verilir ve püskürürken çok akışkan hale gelir ve uzun mesafelerce akabilir. Mafik lav akışının iyi bir örneği, İzlanda'nın neredeyse coğrafî merkezindeki bir püskürme yarığının aşağı yukarı 8.000 yıl önce oluşturduğu Büyük Thjórsárhraun akıntısıdır. Bu lav akıntısı, 130 km ötedeki denize varıncaya kadar akmaya devam etmiş ve 800 km2'lik bir alanı kaplamıştır. Felsik ve mafik terimleri yerine bazen daha eski olan "asidik" ve "bazik" terimlerinin kullanıldığı görülür. Ancak bu terimler artık daha az kullanılır olmuşlardır.
Kalkan yanardağlar: Şekli kalkana benzeyen dağlar oluşturacak şekilde zamanla biriken yüksek miktarda lav çıkartan yanardağlar çoklukla Havai ve İzlanda'da görülürler. Lav akışları genellikle çok kızgın ve çok akışkan olup uzun akıntılara neden olurlar. Dünyadaki en büyük lav kalkanı, 120 km çapındaki ve deniz tabanından zirvesine 9.000 m yüksekliğindeki Mauna Loa'dır. Mars'taki Olympus Mons, bir kalkan yanardağıdır ve güneş sisteminde şimdiye kadar keşfedilmiş olan en yüksek dağdır. Lav kalkanının daha küçük olanlarına "lav kubbesi" (tholoid), "lav konisi" ve "lav kümbeti" adı verilir.
Volkanik koniler, yanardağın ağzında biriken ufak kaya parçacıkları fırlatan püskürmelerden dolayı oluşur. Bu püskürmeler, 30-300 m yüksekliğinde, koni şeklinde tepeler oluşturur ve nispeten kısa ömürlü olurlar. Japonya'daki Fuji Dağı, İtalya'daki Vezüv, Antarktika'daki Erebus ya da kuzeybatı Amerika'daki Rainier gibi Stratovolkanlar ya da kompozit yanardağlar, hem lav akıntılarından hem de püskürtülerden oluşmuş yüksek, koni şeklinde dağlardır.
Süper yanardağlar, geniş çanakları olan, kıtasal yıkım ve küresel iklim değişiklikleri yaratma potansiyelleri bulunan yanardağ sınıfına verilen addır. Bu sınıftaki yanardağlara aday olarak Yellowstone Milli Parkı ve Toba Gölü gösterilebilir, ancak kesin bir tanımlama yapmak, asgari bir tanımlayıcı şart bulunmadığı için çok zordur.
Yanardağlar genellikle ya tektonik plaka sınırlarında ya da sıcak noktalarda yer alırlar. Yanardağlar uyuyan (etkin olmayan) ya da faal (aktif -neredeyse sürekli çıkış ve kesikli püskürmeler) olabilirler, önceden tahmin edilemeden hal değiştirebilirler.
Karadaki yanardağlar genellikle, çıkışların yıllar içinde sürekli birikmesiyle koni ya da kül konisi şeklini alırlar. Suyun altında ise, yanardağlar genellikle fazlasıyla dik sütunlar oluşturur ve yıllar içinde okyanus yüzeyine çıkarak yeni adacıklar haline gelirler.
SEL
Sel, bir bölgede toprağı belirli bir süre için tamamen veya kısmen su altında bırakan; ani, büyük ve düzensiz su akıntılarına verilen isimdir. Bir akarsu veya deniz, göl gibi büyük su kitleleri kimi zaman fazlasıyla suyla yüklenir, bunun sonucunda taşarak yatağından çıkar ve "sel" adı verilen bir doğal felakete neden olur.
İnsanlar tarih öncesi çağlardan beri yaşamak için hep nehir kıyılarını ve deniz kenarlarını tercih etmiştirler, çünkü suya yakın olmak demek aynı zamanda kolay ulaşım, daha yumuşak bir iklim ve daha verimli topraklar demekti. Zaten eğer insanlar taşabilecek bu sulara yakın olmasalardı sel bir afet olarak sayılmayacaktı.
Denizlerden gelebilecek sel felaketlerine, büyük fırtınalar, tsunamiler veya denizde yaşanabilecek patlamalar sebep olabilir, dünyanın dört bir yanında deniz kenarı kasabalar kurulmuş olduğundan bu global bir risktir.
Fakat genelde sel dendiği zaman akla gelen olay deniz değil akarsulardır, özellikle de nehirler. Bir nehirin taşmasına sebebiyet verebilecek pekçok olay vardır, mesela kar erimeleri veya yoğun bir şekilde yağan yağmur akarsuyu aşırı yükleyerek yatağından çıkmasına ve suyun yerleşim yerlerine ulaşmasına sebep olabilir.
Mısır'daki bogk batallığı gibi bazı nehirleri periyodik olarak taşarlar. Bunun kontrol edilmesi için yapılan pek çok hesap takvimin, taşmalar sonucunda yok olan arazi sınırlarının yeniden hesaplanması işlemleri de geometrinin bulunmasına katkıda bulunmuştur.
ÇIĞ
Çığ, farklı nedenlerden dağdan aşağıya kayan büyük bir kar miktarıdır. Bol kar yağışı olduğunda, taze kar tabakasının alttaki eski tabakayla iyi kaynaşmaması sonucu,Rüzgarın kaldırdığı büyük bir kar kitlesinin aşağı inerek alttaki kar tabakası üzerinde kayması sonucu, Ve bir hayvan veya kayakçının oynak kar tabakasını çiğneyerek harekete geçirmesi sonucu çığ oluşabilir
HEYELAN
Heyelan ya da Toprak kayması, zemini kaya veya yapay dolgu malzemesinden oluşan bir yamacın yerçekimi, eğim, su ve benzeri diğer kuvvetlerin etkisiyle aşağı ve dışa doğru hareketidir.
Heyelana neden olan etkenler
Kuvvetli Eğim
Eğimlerin fazla olduğu sahalarda heyelan riski artmaktadır. Bazı sahalarda fay yamaçları dik eğimlerin oluşmasına neden olarak heyelanları kolaylaştırırlar. Yine insanlar kanallar ve yollar açarak ya da yol ve maden kazılarından çıkan toprakları denge açısına erişmiş bulunan yamaçlar üzerine atarak heyelan oluşumuna neden olan koşulları hazırlarlar. Gevşek unsurların denge açısını her hangi bir nedenle aştığı durumlarda heyelan oluşur.
Su İle Doygunluk
Heyelanlar yağışlı veya zeminin ıslak olduğu mevsimlerde meydana gelirler. Şiddetli veya devamlı yağmurlar yahut karların erimesi, kayaların içine bol miktarda suyun sızmasına olanak verir. Bunun sonucunda plastisite ve likidite sınırlarına erişilir ve herhangi bir nedenle oluşan sarsıntı sonucunda heyelan meydana gelir. Su, ayrıca denge açısını küçülterek, ağırlığı arttırarak ve sürtünmeyi azaltarak heyelanı kolaylaştırır.
Kaya Yapısı
Plastisite, likidite sınırları malzemenin yapısına sıkı bir şekilde bağlıdır. Çeşitli kil türlerinde plastisite birbirine yakın ancak likidite değerleri birbirinden çok farklıdır. Örneğin bu bakımdan en düşük değeri gösteren kaolin kili, en az su ile likidite sınırına erişen yani heyelana en uygun olan kil türüdür.
Çeşitli depolarda az ya da çok kil vardır. Bunun oranı ve türü heyelan olayını arttıran ya da azaltan yani heyelanların yayılış alanlarını belirleyen başlıca faktörlerden birisidir. Bu nedenle killi formasyonların, fliş, marn ve tüf gibi depoların yaygın olduğu sahalarda heyelan çok fazla görülür. Buna karşılık kalker ve bazalt gibi kayalarda heyelan seyrek görülmektedir.
Tektonik Yapı
Tektonik yapı ile heyelan arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Tabakaların yamaç eğimine paralel olarak dalmaları, heyelanları kolaylaştırır. Özellikle tabakalar arasında killi bir seviyenin varlığı önemli rol oynar. Kar veya yağmur sularının toprağa sızması sonucunda plastik veya likit hale geçen kil tabakasının üzerindeki kütleler çekim gücüne uyarak, toptan aşağıya doğru kayabilirler. Kayaların diyaklazlarla derin ve sık bir şekilde parçalanmış olması da heyelanı kolaylaştıran koşullar arasında sayılabilir.
Heyelanlar, yukarıda sayılan nedenlerin birisi veya birkaçının etkisiyle oluşurlar ve bazen topografyada çok önemli değişikliklere neden olurlar. Kayan kütlenin koptuğu yerde genellikle hilale benzer bir kopma yarası oluşmaktadır. Buradan ayrılan maddeler genellikle akış hareketini andıran şekiller gösteren ve çoğu kez üzerinde kapalı çanakçıklar bulunan bir yığın halinde aşağıya doğru yer değiştirirler ve heyelan kütlesinin gövdesini oluştururlar.
Bu kütle bazen bir akarsuyun yatağını tıkayarak bir Heyelan Seti Gölü oluşmasına yol açar. Örneğin Tortum Gölü, heyelanla Tortum vadisinin tıkanması sonucunda meydana gelmiştir. Ayrıca heyelanlar sonucunda, yamaçlarda taraçalara benzer basamaklar oluşabilir.
EROZYON
Erozyon, diğer adıyla "toprak aşınımı", toprağın su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınması olayı. Erozyonun başlıca nedeni, toprağın üzerinde bulunan ve aşınmasını önleyen bitki örtüsünün yok olmasıdır. Ayrıca arazi eğimi, toprak yapısı, yıllık yağış miktarı, iklim faktörleri, bitki örtüsü ve insanların yaptığı müdahaleler de erozyon şiddetini belirler. Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.
Erozyon Çeşitleri
Su erozyonu
Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86'sında erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.
Kapadokya'daki Peribacaları da erozyon yüzünden meydana gelmiştir.
Çığlar
Türkiye'nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45' den sonraki meyilde kar şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu'da çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can ve mal kayıplarına neden olduğu gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir. Türkiye'de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit olunmuş ve bu süre içinde 604 kişi hayatını kaybetmiştir. Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne gelen insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sınai tesis v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafiği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır.
Rüzgâr erozyonu
Rüzgâr erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak emliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması, ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir. Rüzgâr erozyonu en şiddetli olarak; bitki örtüsünün fakir, iklimin kurak olduğu İç ve Doğu Anadolu'da görülür.