Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #1 : Şubat 26, 2009, 04:21:13 ÖÖ » |
|
18 MART ÇANAKKALE SAVAŞLARINI ANMA TÖRENİ PROGRAM AKIŞI
Ben ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım. Yırtarım dağları enginlere sığmam, taşarım. Değerli öğretmen arkadaşlarım, sevgili öğrenciler… Bugün burada, tarih içerisinde büyük bir önem sahibi olan 18 Mart Çanakkale Savaşlarını anmak üzere toplanmış bulunmaktayız. Program akışı şu şekilde olacaktır. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı Açılış konuşması .... Günün anlam ve önemini belirten konuşma .. Şiir. “Bir Yolcuya.” ... Şiir. “Şehidim, Vatanım.” ... “Atatürk’ün Çanakkale ile ilgili bir anısı.” ... Şiir. “Yarın ki Çanakkale.” ... Şiir. “Çanakkale Şehitlerine.” ... “Çanakkale Savaşlarının Siyasi Sonuçları.” ... Şiir. “Çanakkale” ... Çok sesli koro.(Orotoryum) Şiir. “Bugün.” ... Şiir. “Gitme Ey Yolcu” ... Şiir. “Çanakkale.” Çanakkale Korosu Memleketinin kurtuluşu için kendi canlarından geçen şehitlerimiz için sizleri bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum. Saygı duruşunun ardından hep bir ağızdan İstiklal Marşı’nı söyleyeceğiz. Şimdi açılış konuşmasını yapması için Okul Müdürümüz ... buraya davet ediyoruz. Boşalmış beş kıtanın bütün denizleri Çanakkale olmuş sanki geçit yeri… Karadağlı’sı, Fransız’ı, İngiliz’i… Kendi geldiği yetmiyormuş gibi Yanında bir de Hintli’si, Zelandalı’sı… Günün anlam ve önemini belirtmesi için okulumuz sosyal bilgiler öğretmeni ...’yi buraya davet ediyoruz. ...Sınıfı öğrencilerinden ...’ı “Bir Yolcuya” adlı şiiri okuması için buraya davet ediyoruz. Düşman sevinçle karaya tırmanıyor Şimdilik sessiz siperlere Yürürken sevinçle,azametle Sahipsiz köy buldum sanıyor ..Sınıfı öğrencilerinden ... “Şehidim,Vatanım” adlı şiiri okuyacak. Çanakkale savaşının canlı şahitlerinden en önemli kişisi hiç şüphesiz Atatürktür. ...Sınıfı öğrencilerinden ... Atatürk’ün, Çanakkale Savaşı hakkındaki bir yazısını aktaracak. ..Sınıfı öğrencilerinden ... “Yarın ki Çanakkale” adlı şiiri okuyacak. Çanakkale savaşları, inanılmaz bir vahşet karşısında direnişi anlatırken, bu savaşı en iyi anlatan şiir M.Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” şiiridir. Bu şiiri okumaları için okulumuz öğretmenlerinden ... buraya davet ediyoruz. Çanakkale Savaşı sonuçlarıyla dünya düzenini derinden sarsmış, birçok ülkenin kaderini değiştirmiştir. Bu sonuçlardan bazılarını söylemeleri için ... sınıfı öğrencileri .... buraya davet ediyoruz. ...Sınıfı öğrencilerinden ... “Çanakkale” adlı şiir okuyacak. Okulumuzun çok sesli korosunu “Çanakkale Orotoryumu”nu sunmaları için buraya davet ediyoruz. ...sınıfı öğrencileri ...ve ... “Bugün” adlı şiiri okumaları için buraya davet ediyoruz. Ölüm niçin sevilmesin, Cennet gibi vatan için Can nedir ki verilmesin Cennet gibi vatan için Okulumuz .... sınıfı öğrencilerinden ... “Gitme Ey Yolcu” şiirini okuması için buraya çağırıyoruz. ...Sınıfı öğrencileri ..., ..., ... ve ...’ı buraya Çanakkale şiirlerini okumaları için davet ediyoruz. Son olarak okul koromuzu Çanakkale Türküsünü söylemeleri için buraya davet ediyoruz. Bu önemli günü bizimle paylaştığınız ve bizi dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Çanakkale tarihimizin en önemli yerlerinden biridir ve öylece de kalacak. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #2 : Şubat 26, 2009, 04:23:02 ÖÖ » |
|
ÇANAKKALE ZAFERİ ÖRNEK KONUŞMA METNİ Sevgili Arkadaşlar! Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u almak istiyorlardı. Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart gününde, Çanakkale Savaşlarını anmaktayız. Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914 de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915 de düşman donanması kesin hücuma başladı. Osmanlı Ordusunun karşı ateşi ile, tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915 de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı. Çanakkale boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler, 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalar’a yapılan çıkarma harekatını, Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında, yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur. Sevgili Arkadaşlar! Çanakkale Savaşları, Türk tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir. Umarım, bir daha böyle bir savaş yaşamak zorunda kalmayız! Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #3 : Şubat 26, 2009, 04:24:23 ÖÖ » |
|
ÇANAKKALE ZAFERİ ÖRNEK KONUŞMA METNİ-2 SEVGİLİ ARKADAŞLAR! Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u almak istiyorlardı. Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. 250 bin den fazla askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart gününde Çanakkale Savaşlarını anmaktayız. Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914’de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915’de düşman donanması kesin hücuma başladı. Osmanlı ordusunun karşı ateşi ile tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915’de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı. Çanakkale Boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalara yapılan çıkarma harekatını Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında , yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur. Sevgili arkadaşlar! Çanakkale Savaşları, Türk Tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir. Allah bizlere, bir daha böyle bir savaş göstermesin! Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #4 : Şubat 26, 2009, 04:25:56 ÖÖ » |
|
Şehitler Günü İle İlgili Açılış Konuşması Selamlama … Bugün, 18 Mart Şehitler Günü, aynı zamanda “Çanakkale Zaferi”nin …. Yıldönümü. Çanakkale Zaferi, dünya tarihinde bir dönüm noktası olmuş, tarihin akışı üzerinde Türk Ulusu, belirleyici bir rol oynamıştır. Millet olma bilincinin tohumlarının atılarak, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasına zemin hazırlayan, bir prestij ve azmin mücadelesidir. Çanakkale Muharebeleri, 1. Dünya Savaşı'nın en önemli ve hassas bölümünü teşkil eder. Çanakkale Savaşı, ordumuzu zafere taşıyan Mustafa Kemal gerçeğini ortaya çıkarmış, milletimiz, 500 bin evladını bu savaşta şehit vermiştir. Mukaddes vatan toprakları için, canlarını seve seve vererek; bir ulusun kaderini değiştiren, vatanımızı, istiklalimizi, sarsılmaz imanları, eşsiz cesaretlerine borçlu olduğumuz, aziz şehitlerimiz, dünyada eşi benzeri olmayan bir destan yazmıştır. Çanakkale Zaferi'nin, özellikle genç nesillere iyi anlatılması, ecdadımıza ve şehitlerimize bir borcumuz olduğu gibi, geleceğimizin de teminatıdır. Bu konuda, Şehit Ailelerimizin ve Muharip Gaziler Derneğimizin, çok önemli bir sorumluluğu üstlendiklerini görüyoruz. Şehit Ailelerimiz, yaşadığımız pek çok sıkıntılı dönemde ortaya koydukları, sağduyulu ve kararlı tutumla, milletimizin vicdanı haline gelmiştir. Gazilerimiz, toplumumuzun milli hafızasını oluşturmaktadır. Milletimiz, ne zaman kendini darda hissederse, gazilerimizi dinlemesi, gazilerimizin ve şehitlerimizin vatan sevgisi çizgisine dönmesi, yeniden dirilmesi için yeterli olacaktır. Çanakkale Savaşı ortaya koymuştur ki, her ne sebeple olursa olsun savaş; büyük bir yıkımı, insanlık onurunun ayaklar altına alınmasını ifade eder. Türk Milleti, kendi şehitlerine gösterdiği özeni ve ilgiyi, bu savaşta ölen yabancı askerlere de göstererek, insanlığın yere düşen onurunu da ayağa kaldırmıştır. İnsanlık, geçmişin hatalarından gerekli dersleri çıkararak, dünyanın çeşitli bölgelerinde süren çatışmaları sonlandırmalıdır. İnsanların hiçbir ayırım gözetmeden ve gelecek kaygısı duymadan; huzur, sevgi ve kardeşlik içinde bir arada yaşayacakları, barış dolu bir dünyanın temelleri atılmalıdır. Çanakkale Zaferi'nin 90. Yıldönümünde, Büyük Önder Atatürk'ü, Çanakkale Şehitlerimizi ve bugüne dek vermiş olduğumuz tüm aziz şehitlerimizi, Şehitler Günü münasebetiyle, bir kez daha saygı ve şükranla anıyor, yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
axeleon
Administrator
Uzman Üye
Üye No: 7
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 4365
Nerden: Can-ı Merkez
Puan: +283/-12
|
 |
« Yanıtla #5 : Mart 14, 2009, 06:36:25 ÖS » |
|
Ruhları Şad olsun... Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #6 : Mart 14, 2009, 07:58:42 ÖS » |
|
Çanakkale Zaferi İle İlgili Şiirler 18 Mart Çanakkale Bulutlar sarmıştı her yanı, Kapkara bir geceydi, Yağmur, bardaktan boşalırcasına, Sağanak gibi yağıyordu, Yedi düvelin gemilerinden yükselen, Top,tüfek sesleri, Her yanı inletiyordu, Mustafa Kemalin askerleri, Aslanlar gibi dövüşüyordu, Ve Çanakkale kahramanca, Düşmana selam veriyordu, Kükrüyordu tepeden, Mustafa Kemal, Vatanıma ayak basacaksa düşman, Yaşamanın ne gereği var, En son nefer ölünceye kadar, Dövüşeceksiniz aslanlar, Görecek bütün dünya, Ne aslanlar doğururmuş, Emineler,Hatçeler,Ayşeler,Fatmalar. Ali Osman YılmazBayrak
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü… Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder… Gölgende bana da, bana da yer ver! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar; Yurda ayyıldızının ışığı yeter. Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün Kızıllığında ısındık; Dağlardan çöllere düşürdüğü gün Gölgene sığındık. Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı; Barışın güvercini, savaşın kartalı… Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim; Yer yüzünde yer beğen Nereye dikilmek istersen Söyle, seni oraya dikeyim! Arif Nihat ASYA Bir YolcuyaDur yolcu! Bilmeden gelip bastığın Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda İstiklal uğrunda, namus yolunda Can veren Mehmet'in yattığı yerdir. Bu tümsek, koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele, Mehmed'in düşmanı boğduğu sele Mübarek kanının akıttığı yerdir. Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti Yaptığı bu tümsek, amansız çetin Bir harbin sonunda bütün milletin Hürriyet zevkini tattığı yerdir. Necmettin Halil ONAN ÇanakkaleAllah Allah nidalarıyla patladı toplar Gümbür gümbür; Zehir oluyor onlara bu yollar Yer gök karışmış sanki kıyamet Gözyaşlarında kalır Vuslat dolu azamet Çanakkale geçilmez der tüm gönüller Anlamaz bu nidayı o yabancı eller Yer gök karışmış Üstüme üstüme gelir düşman Savaşırız amansızca Düşmana vermeyiz ferman Gözlerimden yaşlar dökülür Mehmetciğin; Kanının son damlasına kadar Savaşacaktır kardeşliğin Namahrem ele sürdürmeyecektir Namusunu Allah Allah nidalarıyla Çevirir topun namlusunu Ölse de vermez Canı pahasına bu vatanı Anlar o zaman Vatanında kefensiz yatanı Taş, toprak, vatan, millet Bizimdir ,bizim kalacak illelebet. Selim özşahinBU VATAN KİMİN?Bu vatan, toprağın kara bağrında Sıra dağlar gibi duranlarındır Bir tarih boyunca onun uğrunda Kendini toprağa verenlerindir. Tutuşup kül olan ocaklarından, Şahlanıp köpüren ırmaklarından, Hudutlarda gaza bayraklarından Alnına ışıklar vuranlarındır. Ardına bakmadan yollara düşen Huduttan hududa yol bulup koşan, Şimşek gibi çakan, del gibi coşan, Cepheden cepheyi soranlarındır. İleri atılıp sellercesine, Göğsünden vurulup tam ercesine, Bir gül bahçesine girercesine, Şu kara toprağa girenlerindir. Tarihin dilinden düşmez bu destan, Nehirler gazidir, dağlar kahraman. Her taşı bir yakut olan bu vatan Can verme sırrına erenlerindir. Gökyay’ım ne desem ziyade değil, Bu sevgi bir kuru ifade değil. Sencileyin hasmı rüyada değil Topun namlusundan görenlerindir! Orhan Şaik GÖKYAY Devamı gelecek... Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
« Son Düzenleme: Mart 17, 2009, 09:04:25 ÖS Gönderen: axeleon »
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #7 : Mart 16, 2009, 03:43:50 ÖÖ » |
|
Çanakkale Zaferi ile ilgili şiirleri araştırmaya devam ediyoruz....
ZAFER TÜRKÜSÜ
Yaşamaz ölümü göze almayan,
Zafer, göz yummadan koşana gider.
Bayrağa kanının alı çalmayan,
Gözyaşı boşana boşana gider!
Kazanmak istersen sen de zaferi,
Gürleyen sesinle doldur gökleri,
Zafer dedikleri kahraman peri,
Susandan kaçar da coşana gider.
Bu yolda herkes bir, ey delikanlı,
Diriler şerefli, ölüler şanlı!
Yurt için dövüşen başı dumanlı,
Her zaman bu şandan, o şana gider.
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
ZAFER MARŞI
Tarihi çevir, nal sesi kısrak sesi bunlar
Delmiş Roma'nın kalbini mızrak gibi Hun'lar
Göktürkler, Uygurlar, Oğuzlar, Peçenekler
Türk'ün tarihine binbir zafer ekler
Dünya atımın nalları altında ezildi
Kaç haçlı sefer göğsüme çarpınca kesildi
Bir gün gemiler dağlara tırmandı denizden
Kudret ve zafer bizlere miras dedemizden.
SES
Verdi ana, baba canını,
Gökler: "Daha da ver" dedi.
Bir savaştı, Allah! Allah!
Su: "Allahuekber" dedi.
Toprak ölüme taş iken,
Taş ecele: "mermer" dedi.
Duyamadım bir Mehmetçik,
Yüz düşmana neler dedi.
Dağlar dağ oldu bir daha,
Sömürgene: "yeter!" dedi.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
ŞEHİTLER ABİDESİ İÇİN
Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey, yolcu şu toprak için can veren erler,
Hakk'ın bu verli kulları taş türbeye girmez,
Gulfrana bürünmüş yanlız fatiha ister.
MEHMET AKİF ERSOY
YİĞİDİM / ŞEHİDİM
Bakmakla bilinmez kıymetim/kadrim
Her karşı toprağım kutsaldır benim
Uğruma binlerce şehitler verdin
Al kanla yazıldı tarih defterim
Vurulup koynumda yatan yiğidim
Kıyamette elbet sana şahidim
Bu vatan uğruna gitti gençliğin
Göklerden verildi rütben şehidim
Vatan bir cehennem gibi yanıyor
Dünya bizi mağlup olmuş sanıyor
Suskun duran millet bir uyanıyor
İttifaklar Mehmetçiği tanıyor
Kahramanlar burda çoktur seçilmez
Şehitlik şerbeti kolay içilmez
Bir nefes anında umman geçilir
Bilinir ki Çanakkale geçilmez
Burası Türklerin ebedi yurdu
Her Mehmet bir tabur düşman vurdu
Böylece tüm dünya şanın duydu
Yedi Düvel mecbur selama durdu
Dinle beni dinle anla ey gencim
Yiğitler koynumda artar direncim
Atanın yazdı takvime göre
Seninle akranım ben de çok gencim
Huzurla şad olsun ruhu atanın
Pişman oldu soyu bana çatanın
Sonsuza dek sana kutsal vatanım
(Bu)Övünç binlerce kefensiz yatanın
Ey gencim ecdadın bedel ödedi
Uğratma namerdi yurduma dedi
Üzme sen Ata’nı incitme emi
Görevi ilahi bilincindendi
Şöhreti saygıyla söylenip geldi
Zeki İ. KIZILIŞIK
Devamı gelecek... Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #8 : Mart 16, 2009, 03:46:32 ÖÖ » |
|
SEYİT ONBAŞI’NIN HAYATI, SEYİT ONBAŞI’NIN KAHRAMANLIĞI (1889 - 1939) Çanakkale önlerinde tarihte ender görülen bir muharebe cereyan etmekteydi. Bir yanda dünyanın en gelişmiş askeri vasıtalarına sahip ve sayıca çok kalabalık Batı ülkeleri, diğer tarafta vatanlarını müdafaa için cepheye koşup; düşmanın topuna, tüfeğine iman dolu göğsünü siper eden Mehmedcik… Anadolunun cihangir ruhlu yiğitleri, şanlı fakat talihsiz devletlerinin elde kalan kısmını müdafaa için cansiperane vuruşmakta. Düşman zırhlılarının yağdırdığı güllelere, yaylım ateşe karşılık vermekte, düşmana adım attırmamaktadır. Her hususu gözönünde bulundurduklarını zanneden ve hesaplarına göre en geç üç günde Çanakkale’yi aşacaklarını hesap eden düşmanlar yanıldıklarını acı bir şekilde görecek ve zelil bir halde kaçacaklardır Çanakkale önlerinden. Onlar kaçarken, geride Mehmetçiklerin kanları, canlan pahasına kazanıp evlatlarına ithaf ettikleri şanlı bir hatıra kalacaktır. Çanakkale harbinde tarihlere şanla geçen kahramanlık tabloları çizilmiştir. İşte böyle tablolan çizenlerden birisi de Koca Seyyit’tir. Seyit Onbaşı, 1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesininki Emine idi, çocukluğundan itibaren gürbüz yapısı ve pehlivanlığıyla dikkatleri çekmiştir. Bu vasfından dolayıdır ki asker ocağında kendisine pehlivanlığına izafeten “Koca” lakabı verilmiş ve “Koca Seyyid” diye tanınmıştır. 1909′da vatani vazifesine yapmak üzere askere giden Koca Seyit üç senelik asker iken 1912′de Balkan harbi patlak vermiş, Seyit de birliğiyle birlikte savaşa katılmıştır. 1913′te Balkan savaşının sona ermiş olmasına rağmen Seyit terhis edilmemiştir. 1914′te Birinci dünya savaşı patlak verince Seyit de Çanakkale’de topçu eri olarak vazife almıştı. Çanakkale Boğazı’nın Rumeli yakasında, Kilitbahir denilen mevkide 28 lik Mecidiye bataryasında Şeyit’le birlikte kırk kişi vazifeliydi. 17 Mart 1915′te Çanakkale’deki bütün birliklerde yoğun bir faaliyet görülmekteydi. Ertesi gün, düşmanın büyük bir hücuma geçeceği haber alınmıştı. Seyit Onbaşının bataryasında da hazırlıklar tamamlanmış ve düşmanın taarruzu beklenmeye başlanmıştı. 18 Mart 1918′de ilk önce Fransız daha sonra İngiliz zırhlıları Çanakkale boğazında görülmüşlerdi. Kıyılan yoğun top ateşine tutan düşman zırhlıları aynı şiddette karşı ateşle karşılaşınca duraklamışlar, fakat ateşlerini kesmemişlerdi. Anadolu ve Rumeli kıyılarından ateş ve dumanlar göklere yükselmekteydi, düşman ateşi aralıksız devam ediyordu. İngilizlerin en büyük savaş gemilerinden Queen Elizabeth ve Ocean zırhlıları Koca Seyit’in bataryasının bulunduğu Kilitbahir önlerine gelmiş, kıyıyı top ateşine tutmuştu. Ateş çemberi genişleye genişleye Koca Seyit’in bataryasına ulaşmıştı. Bataryanın sağına soluna mermiler peşpeşe düşmeye başlamıştı. Durumun kritik oluşunu gören batarya komutanı “sığınağa!” emrini vermişti. Fakat batarya erleri sığınağa ulaşmadan müthiş bir gürültü kopmuş, sanki yer yerinden oynamıştı. Koca Seyit de o gürültüden sonrasını hatırlamıyordu. Düşman gemilerinden atılan bir mermi cephaneliğe isabet etmiş, cephanelik havaya uçmuştu. Bataryadaki erlerden on dördü şehit olmuş, yirmi dördü ise yaralanmıştı. Sadece Seyit ile Ali isimli arkadaşı yara almadan kurtulmuşlardı. Sağlık erlerinin müdahelesiyle kendine gelen Seyit gözlerini açınca etrafta şehit olan arkadaşlarının cesetlerim görmüş ve arkadaşlarından durumu öğrenmişti. Bataryada ikisinden başka kimse kalmamıştı. Bataryanın toplarından ikisi toprağa gömülmüş ve kullanılmaz hale gelmişti. Sadece bir tanesi kullanılabilir haldeydi. Onun da vinci kırılmıştı. Koca Seyit, bir denizde hâlâ ateş püsküren düşman zırhlısına bir yerde yatan şehitlere bir de topa bakmış ve büyük bir hırsla her biri 215 okka (276 kilo) ağırlığındaki mermilere yönelmişti. Arkadaşı Niğdeli Ali şaşırmıştı, Koca Seyit ne yapmak istiyordu. Seyit, şaşkın şaşkın kendisine bakan arkadaşına “yardım et de mermiyi yükleneyim” demiş, ardından da “Ya Allah” diyerek koca mermiyi kavramış ve Ali’nin yardımıyla sırtlamıştı. 276 kiloluk yüküyle 28′lik topun altı basamağını çıkan Koca Seyit mermiyi topun ağzına yerleştirmeyi başarmıştı. İmanın hem nur hem de kuvvet olduğunu göstermişti Koca Seyyit. Bu hakikati bütün dünyaya ilan edecekti. Şimdi bütün dikkatini vermiş önünde canavar gibi duran Ocean’ın üzerine çevirmişti topun namlusunu. Hedefi iyice tesbit edip nişanının doğru olduğuna kanaat getirdikten sonra “Ya Allah, bismillah!” diyerek topu ateşlemişti. Topun gürlemesiyle birlikte karşıdaki düşman gemisinden yoğun siyah bir duman yükselmişti. Anında yalpalamaya başlamıştı. Koca gemi isabet almıştı. Gemi personelinin sesleri kıyıdan duyuluyordu. Vurmuştu Koca Seyit, koca kefere gemisini. Ve mağrur düşmanın koca gemisi batacaktı. Düşmanlar Mecidiye bataryasının safdışı edildiğini zannetmekteydiler. Kilitbahir cephesindeki komutanlar da aynı kanaate varmışlardı. Fakat Mecidiye bataryasından ateşlenen bir top düşman gemisini batırmıştı işte. Batarya komutanı Hilmi Bey derhal Mecidiye bataryasına koşmuş ve topu Seyitle arkadaşının ateşlediğini öğrenmişti. Hemen oracıkta onbaşı rütbesini takmıştı Seyit’e. Komutanlar takdirlerini bildirmekteydi. Seyit ise Anadolu insanının tevazuu ile kızarmakta ve “fazla birşey yapmadığını, sadece arkadaşlarının intikamını aldığını” söylemekteydi. “Nasıl yaptın?” sualine ise şu cevabı veriyordu. “Cenb-ı Hakkın yardımıyla.” Koca Seyit’in Ocean’ı batınşı bir anda her tarafa yayılmıştı. Mehmedcik taze moralle düşmanı şiddetli top ateşine tutmuştu. Gün batımına kadar devam eden şiddetli savaşta düşman perişan edilmişti. Düşman Çanakkale’yi geçememişti. Geçemiyecekti de… Çanakkale kahramanlarından Koca Seyit 1918′de terhis edilmişti. Köyüne dönen Seyit geçimini temin için çalışmaya başlamıştı. Fakat hain gözler cennet vatanın üzerinde olunca rahatlık yoktu. Düşmanların hücumları bitmiyordu. Daha düne kadar Osmanlı devletine bağlı olan “uşak tabiatlı” Yunanlılar 15 Mayıs 1919′da İzmir’i, 28 Mayıs 1919′da da Ayvalık ve Edremit’i işgal etmişti. Vatan istila altındaydı, Çanakkale’nin şanlı gazisi Seyit onbaşı durabilir miydi? Durmadı ve işgal haberini alır almaz cepheye koştu. Karış karış vatanını müdafaa eden yediden yetmişe Anadolu insanıyla omuz omuza verip vuruşuyordu. Koca Seyit, Ordunun 26 Ağustos 1922′de başlattığı büyük taarruza da iştirak etmiş ve 28 Ağustos’ta cereyan eden muharebede iki yerinden yaralanmıştı. Büyük zaferin kazanıldığını hastanede yatarken öğrenmişti Koca Seyyit. Dünyalar kendisinin olmuştu. Artık asırlardır olduğu gibi şanlı bayrağı semalarda hür olarak dalgalanacak, Ezan-ı Muhammedi vatan semalarından eksik olmayacaktı. Savaşın kazanılmasından sonra mütevazı hayatını devam ettirmişti. Koca Seyyid, fakirdi, çoluk çocuğunun geçimini sağlamak için binbir meşakkatle dağdan odun getiriyor, odun kömürü yapıp satıyordu. Koca gazinin madalyası bile yoktu. O da “müracaat et sana madalya versinler, maaş bağlasınlar” diyenlere, “Biz madalya için, maaş için dövüşmedik. ‘Ya şehid olacağız ya gazi’ dedik. Ücretini Cenab-ı Allah’tan bekledik ve Rabbim bize gazilik rütbesini nasib etti” demiştir. 1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla “Çabuk” soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat eden Koca Seyit geride maddî hiç bir servet bırakmamıştı. Madde bakımından belki dünyanın en fakir insanıydı, fakat, şanlı tarihe malolan şanlı hatıralar bırakmıştı. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #9 : Mart 16, 2009, 03:47:25 ÖÖ » |
|
SEYİT ONBAŞI’NIN HAYATI Seyit Onbaşı, 1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesinin ki Emine idi. Seyit, 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912'de Balkan Savaşları'na katıldı. Savaş bitiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak Çanakkale Cephesi'nde görev aldı. Çanakkale Savaşları'nda gösterdiği kahramanlıkla adını Türk tarihine yazdırdı. 18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda ayakta kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu. Seyit Onbaşı büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almıştı. Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü. sanatı olan ormancılık ve kömürcülüğe devam etti. 1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla "Çabuk" soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat etti. Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #10 : Mart 16, 2009, 03:48:15 ÖÖ » |
|
SEYİT ONBAŞI’NIN 257 OKKALIK TOP MERMİSİNİ TOPUN NAMLUSUNA SÜRÜŞÜ Çanakkale Savaşları'nda Deniz Savaşları sırasında Seddü'l- bahir açıklarında bulunan düşman gemileri Morto Koyu ile Seddü' l- bahir tepesini sürekli bombardıman altına almışlardı. Türk mukavemeti gittikçe azalıyordu. Kendilerini Allah'ın koruyuculuğuna bırakan Türk birlikleri şehitlik mertebesine ulaşmayı arzu edercesine, kaçmak yerine son gayretleriyle mücadele ediyorlardı. Bu sırada bir İngiliz gemisinden atılan büyük bir bomba Morto Koyu sırtlarındaki bir topçu birliğimizi toptan imha etti. İçlerinden yalnızca Seyid Ali Çavuş kurtulmuştu. Çavuş etrafındaki manzara karşısında duyduğu ızdırap ile dünyada eşine az rastlanacak bir olay gerçekleştirdi. Duyduğu acı ile normalde üç kişinin zor taşıdığı 257 kiloluk bombayı yerinden tek başına kaldırdı, taşıdı, topun namlusuna sürdü ve ateşledi. Bu mermi gideceği yeri de biliyordu. Queen Elizabeth gemisinin bacasından içeri girdi ve gemi ortadan ikiye ayrılarak battı. Burada, 257 okkalık bir mermiyi kaldırarak olağanüstülük gösteren Seyit Ali Onbaşı ile ilgili menkıbeyi Mehmet İhsan GENİŞÇAN, eserinde şöyle anlatıyor: " Ne hikmetse bataryada tek top ayakta kalabilmiş, fakat onun da vinci kırılmış olduğundan mermileri namluya sürülemiyordu. Yüzbaşı Hilmi Bey , etrafından birilerinden yardım alabilmek düşüncesiyle bataryadan uzaklaştığı sırada Niğdeli Ali ile Koca Seyit ümitsiz ve perişan ne yapacaklarını düşünüyorlardı. " Ulu ve yüce Allah' tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur. " duası Seyit' in ağzından nûr tanesi gibi dökülmeye başladı. Seyit Ali, bu duayı defalarca okudu. Bu yakarış şüphesiz hiç kimseninkine benzemiyordu. Aşk ile kendinden geçmesi ve 257 okkalık top mermisini kucaklayıp omzuna alması bir oldu. Demir basamakları tam üç kez inip çıktı. Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyit ' in göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyordu. Topun namlusuna sürülen üçüncü mermi savaşın kaderini böylece değiştiren olayı yaratmış ve İngilizler' e ait "Ocean" isimli zırhlı, bu merminin isabetiyle korkunç yara almıştır. Aynı gün geç saatlerde Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, ödül olarak Seyit' e onbaşılık rütbesini verdi. Merminin bir defada kendi huzurunda kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Seyit Onbaşı, Cevat Paşa' ya şu cevabı verdi: " Ben bu mermileri kaldırırken gönlüm, Allah'ın feyziyle doldu. Ancak bu kuvvetin sırrı o anda bana Allah' ın ihsan ettiği bir vergi idi. Bu ağırlığı kaldıracak kadar bir makam varmışsam bu dua ve rıza ile olmuştur. Ancak şimdi kaldırmam mümkün değildir kumandanım" Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #11 : Mart 16, 2009, 03:51:32 ÖÖ » |
|
SEYİT ONBAŞI (Seyit Onbaşı İle İlgili Bir Şiir ) Kilitbahirdir savaşın başlangıç yeri Mevlam yardım etti gönderdi Resulu Ekberi Çanakkale’dir bizim şehidimizin yeri Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca Seyitİngiliz vurdu Mecidiye’deki tabyalar Koca Seyit uyumazdıki uyansın sabahları Görseydi kafiri parçalardı şehit anaları Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca SeyitCevat Paşa Cahide sultanda gördü rüyayı Akıl ermedi çözemedi kimse bu manayı Benim askerim bulacaktır sonunda Mevla’yi Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca SeyitYüzbaşı Kemal yağız bir delikanlı Kolları kopmuş,güzel başıda kanlı Ancak TÜRK askeri olur bu kadar şanlı Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca SeyitTürk askeri taaruza başladı saf saf Bre kafir aklın almadımı bu iş biraz tuhaf İngilizi sarmıştı derin bir gaf Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca SeyitFransız’la karşılaştık Conkbayırında İngilize geçit vermedik Arıburnunda Askerimiz istedi şahadeti Mevla huzurunda Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca Seyit Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #12 : Mart 16, 2009, 03:53:16 ÖÖ » |
|
ÇANAKKALE ZAFERİ İLE İLGİLİ GÜZEL SÖZLER * Zafer, «zafer benimdir» diyebilenindir. * Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez. * Zaferin büyüklüğü, savaşın çetinliği ile ölçülür. * Zafer, barışın en kısa yoludur. Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım. ATATÜRK
3 Mayıs 1915 / Arıburnu Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
Editor
Uzman Üye
Üye No: 190
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1369
Nerden: Erzincan
Puan: +34/-13
|
 |
« Yanıtla #13 : Mart 16, 2009, 04:09:06 ÖÖ » |
|
Çanakkale Zaferi İle İlgili Mektuplar ÇANAKKALE CEPHESİ’NDEN BASINA MEKTUP
Bir süreden beri buradayız. Mondros limanı'ndaki çok ilginç böylesine bir durum ne bu güne kadar görülmüştür, ne de bundan sonra görülecektir. Mondros küçük koyları olan resim gibi çizilmiş geniş bir liman. Limanda en son model savaş gemileri yanı sıra ağır toplarıyla zırhlılar, torpido gemileri, trol tekneleri, buharlı elektrikli çantalar, kotralar botlar... birçok İngiliz ve Fransız gemisi. Birde rus kruvazörü var. askolt beş bacalı garip görünümlü bir gemi Queen Elizabth Triump, Majestic vs. Askerlerimiz; uzun gecikmelerden sonra yola çıkacaklarından memnun, mutlu, moralleri yüksek ve kararlı. Onları taşıyan bütün gemiler, 24 Nisan akşamı sirenler arasında tek tek geçip limandan cıktılar. Özellikle Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerler kolonilerden gelenlerin savaşta neler neler başarabilecklerini göstermek için sabırsızlanıyorlar. Çoğunluğu kışı Mısırda çölde geçirdiler. Avrupa cephesine yollanmadıkları için de düş kırıklığı içinde idiler. Ama işte şimdi isteyip bekledikleri fırsat yaklaşıyordu. En iyisi de başarmaya azimli idiler. Bandoların çaldığı müzik ile askerlerin çoşkulu çığlıkları arasında nakliye gemileri limandan ayrıldılar. Fransız ve İngiliz gemileri birbirinin yanından geçerken özellikle cok nazik bir şekilde selamlaşıyorlardı.! Nede olsa ortak bir harekata girişiyorlardı. Taraflar birbirinin değerini takdir etmeyi öğreneceklerdi. İngiliz gemileri geçerken baktım, her birinin yan taraflarıda ve büyük harflerle şöyle yazılmıştı “ÖNCE İSTANBUL'A SONRA HAREMLERE HÜCUM!” müttefik akdeniz sefer kumandanı Jean Hamilton; Fransız ve İngiliz askerine şu mesajı yayınladı, “Önümüzde, modern savaşların benzerini görmediği büyük ve tehlikeli bir macera bizleri bekliyor. Donanmadaki arkadaşlarımızla birlikte, düşmanın geçilmez dediği açık bir sahile çıkarma yapmak için mücadele edeceğiz. Bu çıkarma Allah'ın ve donanmanın yardımı ile başarılı olacaktır! Düşman mevzilerine hücum edilecek ve savaş, muhtemelen sonuca doğru bir adım daha yaklaşmış olacaktır! Unutmayın! Gelibolu Yarımadası'na bir kere ayak basınca işi biteren kadar mücadele edeceksiniz. Tüm dünya ilerleyişimizi izlemektedir! Bizlere sunulan bu büyük kahramanlığa layık olduğumuzu kanıtlayalım! Pek yakında zafer bizim olacktır...” 3 Mayıs 1915 Limni Adası Montros Lim. YAZAN Binb. H.M ALEXANDER (Avustralya Argus Gaz. Yay.) Alıntı: Prof Dr. A Mete TUNCOKU Anzaklar kaleminden Mehmetçik s.30, 31,31-------------------------------------- VALİDECİĞİM! Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat dolu mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının altında otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş rûhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, tekrar okudum. Böyle mukaddes bir vazifede bulunduğumdan sevindim. İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri gelip dedi ki: - Efendim, sütlü çayınız, buyurunuz, içiniz!.. - Mustafa, bu sütü nereden aldın? - Dere kenarındaki sürünün çobanından 10 paraya aldım. Vâlideciğim, 10 paraya 100 dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim. Vâlideciğim, sen müteessir olma! Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu. Ey Allahım! Bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, her şey, bütün mevcûdât, onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Ellerimi kaldırdım, "Ey benim Rabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; İsm-i celâlini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana duâ eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!.." Diyerek bir duâ ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrûr bir kimse tasavvur edilemezdi. Vâlideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah râzı olsun!.. Oğlun Hasan Ethem 4 Nisan 1331 (17 Nisan 1915) -------------------------------------- SAVAŞIN TANRISI SİNEKLER Akşam yemeğinden sonra binbaşı ile birlikte, ateş hattı boyunca yürüdük. Yol, cevreye ve iki yana yayılmış cesetlerle, doluydu. Yanlarında kazmaları, süngü ve tüfekleriyle birçok Türk ölmüş yatıyordu! Karanlık iyice bastırınca döndük. Subaylarımızdan birisi tam 11 Türk'ü öldürdüğünü anlatıyordu. Türklerin saldırısı gece olmuştu. Ceset sayımı ise sabah yapılıyordu. Bir başka subay ise; cephede, önünde ansızın arkası dönük bir Türk askeri belirdiğini, onu önce pusuda bekleyen bir Türk sanarak, silahını kavrayıp hemen, üzerine atladığını ama, tiksinerek onun bir-iki günlük bir ceset olduğunu fark ettiğini bana anlattı... Gelibolu'daki yaşamın büyük belası sineklerdir! Bu memleketin tanrısı; ne Allah ne Muhammet veya Şeyhülislam! Asıl tanrı baş şeytan yani sineklerin tanrısı! Yemek masaya konur konmaz, sinekler tarafından simsiyah kaplanıyor! Çadırlara ve siperlere doluşan bu yaratıklar, aptal vızıltılarıyla öğlen sıcağında yarım saat için kestirmeye çalışanları deli ediyorlardı!.. İng. Reuters H. Ajansı Muhabiri / Gylding.REUTER H.AJANSI
THE EGYPTIAN GAZETESİ YAYINLARI -------------------------------------- HASAN ETEM’İN VALİDESİNE SON MEKTUBU Mektubu yazan , ihtiyat zabit ( yedek subay ) namzedi Hasan Etem , İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfına devam ederken aynı zamanda Beyazıt Nümune Mektebi’nde öğretmendi. Düşmanın Çanakkale’ye dayandığını işittiğinde gözünü kırpmadan binlerce akranı gibi cepheye koştu. Gönüllü yazıldı. Bu onun son mektubuydu. Bu mektubu yazdıktan iki gün sonra Maydos (Eceabad)’da şehit oldu... ( Not: Mektuptan mekan ve zaman tam olarak anlaşılamıyor. 25.Nisan.1915 çıkartma öncesi yazıldığı görülüyor. Bu da ortam hakkında net bilgi veremiyor. Çıkartma öncesi 19.Nisan da nasıl şehit olabileceği açık değil. Rumi-Miladi dönüşümlere dikkat edilmemiş olabilir. ) Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi, Nasihat-amiz mektubunu Divrin Ovası (Nığde) gibi,güzel,yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım.Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım.Tekrar okudum.Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim.Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım.Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemiyerek eğilmesi,bana,annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi.Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni , annenden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı.Nazarlarımı sola çevirdim çağıl çağıl akan dere , bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor , oynuyor , köpürüyordu ... Başımı kaldırdım , gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım.Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini , yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu.Diğer bir dalına baktım , güzel bir bülbül , tatlı sedasıyla beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu. İşte bu geçen dakikalar anında , hizmet eri : -Efendim , çayınız , buyrunuz , içiniz , dedi. -Pekala dedim,aldım baktım , sütlü çay... -Mustafa bu sütü nereden aldın ? dedim. -Efendim , şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu ? -Evet dedim.Evet ne kadar güzel. -İşte onun çobanından 10 paraya aldım. Valideciğim , on paraya yüz dirhem süt , su katılmamış.Koyundan şimdi sağılmış , aldım ve içtim. Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu : “Validen kaderine küssün , ne yapalım.O da erkek olsaydı , bu çiçeklerden koklayacak , bu sütten içecek , bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi” Şevket merak etmesin o görür , belki de daha güzellerini görür. Fakat , valideciğim , sen yine müteessir olma.Ben seni , evet seni mutlaka buralara getireceğim.Ve şu tabii manzarayı göstereceğim.Şevket , Hilmi (kardeşleri) de senin sayende görecekler. O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında , çamaşır yıkayan askerler saf saf dizilmişler.Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu. Ey Allah’ım , bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi.Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi ,dere bile sesini çıkarmıyordu.Ezan bitti.O dereden ben de bir abdest aldım.Cemaat ile namazı kıldık..O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.Ellerimi kaldırdım , gözümü yukarı diktim , azımı açtım ve dedim : -Ey Türklerin Ulu Allah’ı.Ey şu öten kuşun , şu gezen ve meleyen koyunun , şu secde eden yeşil ekin ve otların şu heybetli dağların Halıkı.Sen bütün bunları Türklere verdin.Yine Türklerde bırak.Çünkü böyle güzel yerler , Sen’i takdis eden ve Sen’i ulu tanıyan Türklere mahsustur. Ey benim Rabbim ! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri ; ism-i Celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır.Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek , böyle güzel ve sakin biryerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin , düşmanlarını zaten kahrettin ya , bütün bütün mahveyle. ”Diyerek dua ettim ve kalktım.Artık benim kadar mes’ut , benim kadar mesrür bir kimse tasavvur edilemezdi. Oğlun Hasan Etem 4 Nisan 1331 (17 Nisan 1915) (Kaynak : Kabatepe Milli parklar Müzesi) -------------------------------------- ÜSTEĞMEN ZAHİD'İN VASİYETİ"Bu günlerde her zamankinden daha önemli muharebelere gireceğiz. Bilirsin , her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ben ölürsem sakın gam yeme... Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasib etti ise , benden şehitlik rütbesini esirgemediği taktirde , elbette , ruhlarımızı da birbirine kavuşturur. Vatan yolunda şehit olursam bana ne mutlu. Ancak , sana bir vasiyetim var : Birincisi benim için kat’iyyen ağlama... İkincisi, eşyamın listesi ilişikte. Bunları sat , ele geçecek paradan "mihr-i muaccel" ve "mihr-i müeccel" ini al , üst tarafı ile bana bir mevlüt okut. Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et ve ilk gece aramızda geçen sözü unutma..." Ayrıca mektubun içinden kırmızı kordelaya bağlı bir de saç demeti çıkar. Saçın tazeliği bunun mini mini bir yavrunun başından kesilmiş olduğunu göstermektedir. İşte o zaman herkes Zahid’in evli olduğunu ve Nadide isminde de bir yavrusunun varlığını öğrenir. Çünkü Zahid Üsteğmen cepheye gelirken arkasında evlad ü iyal düşüncesini de bırakmıştır. Ve savaş boyunca ne izin isteyerek evine gitmeyi düşünmüş ne de o konuda iki çift laf etmiştir. Zahid , 9 Ocak 1916’da şehit olur. Gümüşhane' nin Şiran ilçesinden Üsteğmen Zahid , Aziziye ilçesinin Kılıç Mehmet Bey köyünden Ahmet Efendi’nin kızı, eşi Hanife Hanım'a yazdığı ve vasiyetini bildirdiği mektubunu şu cümle ile bitirir : “Bu vasiyetimi aldığınız zaman yüksek sesle ağlamanıza razı değilim.” -------------------------------------- MUSTAFA KEMAL (CEPHEDEN SON MEKTUP) Mustafa Kemal , 2 Temmuz 1915 yılında Arıburnu’ndan Madam Corinne’ye yazdığı mektupta şöyle der : Aziz Madam , Karargahımın katiplerinden Hulki Efendi’nin İstanbul’a seyehatinden faydalanarak size bu mektubu yazıyorum. Birkaç gün evvel içinde latife sözleri bulacağınız bir kartpostal yollamıştım. Burada hayat , o kadar sakin değil. Gece gündüz hergün çeşitli toplardan atılan şarapneller ve diğer mermiler başlarımızın üstünde patlamaktan hali kalmıyor. Kurşunlar vızıldıyor ve bomba gürültüleri toplarınkine karışıyor . Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz. Çok şükür , askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidirler. Bundan başka hususi inançları , çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Filhakika onlara göre iki semavi netice mümkün , Ya gazi veya şehit olmak. Bu sonuncusu nedir bilirmisiniz ? Dos doğru cennete gitmek. Orada Allah'ın en güzel kadınları , hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzusuna tabi olacaklar. Yüce saadet. Sizin mantıki nasihatlerinizi bekleyen şimdiki hadiseler yüzünden kazandığım sert karakteri yumuşatacak romanları etüd etmeye ve böylece ümit ederim ki , hayatın bu hoş ve iyi taraflarını hissedecek hale gelmeye karar verdim. (. . . ) Adres : Miralay Mustafa Kemal , 19. Fırka Kumandanı , Maydos
Yahut : Miralay Mustafa Kemal , Arıburnu Maydos. Bu daha emin. -------------------------------------- KINALI KUZU (ÇANAKKALE MEKTUPLARI) (18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ, ÇANAKKALE SAVAŞI İLE İLGİLİ YAZILAR ŞİİRLER, ŞEHİTLER GÜNÜ) Yozgat’ın Sorgun kazasının Karayakup köyünden cepheye gelen Murat , bölükteki tıbbiye öğrencilerinden Şükrü’ye bir mektup yazdırır : “Anacığım kardeşlerimi askere gönderirken başına kına koyma...Zabit efendi bana sordu cevap veremedim.Kardeşlerim de cevap veremeyip mahçup olmasınlar.” Bir müddet sonra Murat’ın anasından cevabi mektup yetişir : “Ey oğlum , gözümün nuru Murat’ım ! Zabit efendiye selam söyle...Biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz.Sen dört kardeşin arasında kurbansın.Sen İsmail’sin(as).Sen orada şehit olacaksın inşeallah.Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa , ben de onun için senin saçını kınalayıp gönderdim.” Ve mektup Çanakkale’de Murat’a ulaştığında , Murat’ın kınalı başı çoktan Allahına kurban gitmiştir bile... Kolağası (Ön Yüzbaşı) Bölük Komutanı - Mehmet TEVFİK- 1881 İstanbul Sebebi hayatım, feyz-ü refikim, Sevgili babacığım,valideciğim, Arıburnu'nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum.Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağımdan ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum. Hamdü senalar olsun Cenab-ı Hakk'a beni bu rütbeye kadar isal etti.Yine mukadderatı ilahiye olarak beni asker yaptı.Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz.Sebeb-i Feyz-ü refikim ve hayatım oldunuz.Cenab-ı Hakk'a ve sizlere çok teşekkürler ederim. Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı hak etmek zamanıdır.Vazife-i mukaddese-i vataniyeyi ifaya cehdediyorum.Rütbe-işehadete suudedersem Cenab-ı Hakk'ınen sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim.Asker olduğum için bu her zaman bana pek yakındır,sevgili babacığım ve valideciğim.Göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih'ciğimi evvele Cenab-ı Hakk'ın saniyen sizin himayenize tevdi ediyorum.Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız. Oğlumun talim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen sayediniz.Servetimizin olmadığı malumdur.Mümkün olandan fazla birşeyi isteyemem,istesem de pek beyhudedir.Refikama hitaben yazdığım matuf mektubu lütfen kendi eline veriniz.Fakat çok müteessir olacaktır,o teessürü izale edecek vechile veriniz.Ağlayacak üzülecek tabi teselli ediniz.Mukadderat-ı ilahiye böyleymiş.Malumat ve düyunatın hakkında refikam mektubunda laf ettiğim deftere ehemmiyet veriniz.Münevver'in hafızasında ve yahut kendi defterinde mukayyet düyunat da doğrudur.Münevver'e yazdığım mektubum daha mufassaldır.kendisinden sorunuz. Sevgili baba ve valideciğim , Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur.Beni affediniz,hakkınızı helal ediniz,ruhumu şadediniz,işlerimizi tavsiyesinde refikama muavenet ediniz ve muin olunuz. Sevgili Hemşirem Lütfiye'ciğim, Bilirsiniz ki sizi çok severdim.Sizin için vesayemin yettiği nisbette ne yapmak lazımsa yapmak isterdim.Belki size karşı da kusur etmişimdir,beni affet ,mukadderatı ilahiye böyle imiş hakkını helal et ruhumu şadet , yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih'e sen de yardım et , sizi de Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve himayesine tevdi ediyorum. Ey akraba ve ehibba ve evda , cümlenize elveda , cümleniz hakkınızı helal ediniz.Bnim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun.Elveda , elveda..Cümlenizi Cenab-ı Hakk'a tevdi ve emanet ediyorum.. Ebediyen Allah'a ısmarladım. Sevgili Babacığım ve Valideciğim.... Oğlunuz Mehmet Tevfik (Mehmet Tevfik , 2 Haziran 1915 günü yaralanmış ve Çanakkale Askeri Hastanesi'nde şehitlik rütbesine ulaşmıştır.) -------------------------------------- KINALI ALİ (ÇANAKKALE MEKTUPLARI)Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor, "Nerelisin?" gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına çağırdı ve merakla sordu: "Adın ne senin evladım?" "Ali, komutanım." "Nerelisin?" "Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım..." "Peki evladım, bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?" "Cepheye gelmeden önce, anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını da bilmiyorum." "Peki" dedi üsteğmen. "Gidebilirisin Kınalı Ali." O günden sonra Ali'nin adı, Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı. Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi. "Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?" Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi. "Sen söyle biz yazalım" dediler. Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu. "Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin." Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, "Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir" cümlesi ile bitiriyordu. Tam zarf kapatılırken, Ali, "İki üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek, mektubun sonuna şunları yazdırdı: "Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, burada komutanlarım da, arkadaşlarım da benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım." Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler, kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer, birer, sonraları beşer, beşer, onar, onar şehit oluyorlardı. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı, bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu. Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları, komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler. Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı. Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye, bile bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu. "Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme." Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra "şimdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu. Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından yazılmıştı, şöyle diyordu anası: "Oğlum Ali, yazmışsın ki, kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde üç işe kına yakarlar; 1- Gelinlik kıza. Gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye. 2- Kurbanlık koça. Allah'a kurban olsun diye. 3- Askere giden yiğitlerimize. Vatana kurban olsun diye. Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun." Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
|
Logged
|
Edu Depo Açıldı... Ücret yok! Limit Yok! Be
|
|
axeleon
Administrator
Uzman Üye
Üye No: 7
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 4365
Nerden: Can-ı Merkez
Puan: +283/-12
|
 |
« Yanıtla #14 : Mart 17, 2009, 07:53:20 ÖS » |
|
ÇANAKKALE ZAFERİ ile ilgili çok güzel bir animasyon...
Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
Ekteki Dosyalar Burada
|
|
|
Logged
|
|
|
axeleon
Administrator
Uzman Üye
Üye No: 7
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 4365
Nerden: Can-ı Merkez
Puan: +283/-12
|
 |
« Yanıtla #15 : Mart 17, 2009, 08:08:34 ÖS » |
|
Burası insanlığın Savaşı yendiği yer... "Ben Sİze taarruzu değil ölmeyi emrediyorum." 1metre kareye 6000 merminin düştüğü yer burası ÇANAKKALE
18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ VE ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ ANISINA DERLEDİĞİM SLAYTLAR... Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
Ekteki Dosyalar Burada
|
|
|
Logged
|
|
|
axeleon
Administrator
Uzman Üye
Üye No: 7
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 4365
Nerden: Can-ı Merkez
Puan: +283/-12
|
 |
« Yanıtla #16 : Mart 17, 2009, 08:20:28 ÖS » |
|
ÇANAKKALE İLE İLGİLİ FOTOĞRAFLAR RESİMLER Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
Ekteki Dosyalar Burada
|
|
|
Logged
|
|
|
axeleon
Administrator
Uzman Üye
Üye No: 7
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 4365
Nerden: Can-ı Merkez
Puan: +283/-12
|
 |
« Yanıtla #17 : Mart 17, 2009, 08:33:35 ÖS » |
|
ÇANAKKALE ZAFERİ İLE İLGİLİ RESİMLER, resimlerin üzerine tıklayınca büyük halini görebilir indirebilirsiniz....
Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
Ekteki Dosyalar Burada
|
|
|
Logged
|
|
|
Tam Üye
Üye No: 58
Mesaj Sayısı: 134
Puan: +6/-2
|
 |
« Yanıtla #18 : Mart 17, 2009, 08:39:59 ÖS » |
|
Arkadaşlar 44 resimde bendenn ama ben zipleyip tek dosya şeklinde ekleyebildim... teşekkürler... Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
Ekteki Dosyalar Burada
|
|
« Son Düzenleme: Mart 18, 2009, 11:54:16 ÖS Gönderen: edubilim »
|
Logged
|
|
|
axeleon
Administrator
Uzman Üye
Üye No: 7
Cinsiyet: 
Mesleği: Öğretim Görevlisi
Mesaj Sayısı: 4365
Nerden: Can-ı Merkez
Puan: +283/-12
|
 |
« Yanıtla #19 : Mart 17, 2009, 09:06:52 ÖS » |
|
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!" Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında, Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ! Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam, Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak, Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm. Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi. Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek. Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar... Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
MEHMET AKİF ERSOY Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com |
|
|
|
« Son Düzenleme: Mart 17, 2009, 09:09:00 ÖS Gönderen: axeleon »
|
Logged
|
|
| |
| | | | | | | | | | | | | | | | | | |