Edubilim Forumları - www.edubilim.com Edubilim Forumları - www.edubilim.com
Duyurular: 2011-2012 Eğitim ve Öğretim Yılı 2.Dönem Evrakları
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 08:32:29 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


...::: EDuBiLiM :::...




  Sayfa: [1]  
  Bu Konuyu Gönder  
Gönderen Konu: Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...  (Okunma Sayısı 586 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« : Temmuz 30, 2010, 07:41:43 ÖS »


       Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?"dedi.
       "Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla "Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu." dedi. Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine.
       "Ya, öyle mi...?" diyebildi sadece. Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından
süzülüp  göğsüne damladı. Kendisini Toparlayıp "Onun adına görüşebileceğim bir  yakını var mı acaba?" diye sordu.
        "Evet var, oğlu Selim Bey....".
        Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?" dedi. Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye, "Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim.
        " Dedi ve telefona yöneldi.. Sonra "Kim diyelim efendim?" diye sordu.
        "Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra mütebbessim bir çehreyle,
       "Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin." dedi. Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak,
       'Buyurun!' dedi. O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebbessim gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,
        "Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi.
        "Bendeniz de Selim Cebeci... Lütfen buyurun, oturun." dedi, genç iş adamı.
        Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:
        "Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl... Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim." dedi ve
dudakları  titredi, gözleri doldu. "Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş,  bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam." Yaşarmış gözlerini kuruladıktan  sonra Selim Beye döndü: "Fakat en azından o büyük insanın mahdumunun elini  sıkmaktan da bahtiyarım." Misafirin bu sözleri üzerine
Selim Bey yerinden  fırladı, kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret  nidâsı gibi dizildi cümlelerine: "Mehmet Baydemir
demiştiniz değil mi,  Tosyalı Mehmet Baydemir mi?" Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir  anlam veremeyerek başıyla "Evet" dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri  sevinçle parladı.
        "Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık." dedi. Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve "Sizi  karşıma Allah çıkardı." dedi.
        Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı
        "Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?" dedi. Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak
        "Bizdeki emanetinizi vermek için..." deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı.
        "Emanet mi?" dedi. Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine "Gelebilir misiniz?" deyip telefonu kapattı. Mehmet  Bey, Şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi giyimli  bir bey girdi. Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına  bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi.  O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı. Sohbetleri  koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık, yerini
birbirlerine Hasret kırk  yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene  bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve  yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra  Nazif Beyin duvardaki portresini
göstererek,
        "Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum." dedi. "Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. 'Sana  bunun için burs vermedim.' Diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda  dua ediyorum." dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotoğrafına mıhladı.  Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya  kaydı. Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir  görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz daha dikkatli  baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti:
        "Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra..."
        Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı. Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha  baktı. İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:
        "Bir müddet sabredeceğiz, sonra..." İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip tabloyu iyice inceleyecekti; fakat
bu  uygun düşmez, düşüncesiyle Yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını  gidermeye çalışıyordu. Ancak her seferinde biraz daha artan bir
merakın  içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede:
       "Bir müddet yürüyeceğiz, sonra..." diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp, "Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim." Dedi. Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin bir nefes alarak
        "Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin... Şaşkınlık  içinde, 'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin  hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor.
Annemin ağlayışına  mukabil babam:
       'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...' dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde gezdirdi, 'Alışacağız.'dedi.  Ve iştahla bir zeytin  alıp ağzına attı. Birkaç gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de  elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru  dürüst bir eşyamız da kalmamıştı. Annem bezgin bir sesle: 'Bu evde hiçbir  şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' Diye haykırdı. Bunun üzerine
babam:
       'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.' dedi. Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle  gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, 'Bu ilk günün, okula beraber  gideceğiz.' dedi. Yürümeye başladık. Okul oldukça uzak gelmişti bana,  yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum. Babam kim bilir hangi düşüncelere  dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark edince bana  döndü. İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla  baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın  aynı zamanda nazlı bir tavırla, 'Yoruldum.' dedim. Babam oldukça sakin bir  şekilde:
       'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız.' dedi. Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya  çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları  içerisinde çıktığını görüyordum. Bir gün, merakıma yenilip babamın küçük  odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vardı.  Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı:
       'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.'  Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü. Bir gün  babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi. Ağlamaklı bir yüz ifadesi  vardı. Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri  ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı.
'Bugün, benim  için ne mânâya geliyor biliyor musunuz?' dedi, kelimeleri boğazına  düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek
zorunda kaldı.  Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp  yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa oturdu. Cebinden gazeteye  sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde  babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı. Bu  gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam,  beklemediğimiz bir şey yaptı. Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı.  Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı. Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime  bile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve
        'Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim. Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime 'bütün kazancım,  borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını  vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.' demiştim. Bugün  ise, Allah'ın yardımıyla, borcumu bitirdim.  Artık kimseye tek kuruş borcum  kalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları çıkarıp yeni  çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba yadigârı, hem  de bir ibret nişanesi olarak sakladım. Bu çoraplar her gün bana:  'Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.'  diyor". Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o,nemlenen  gözlerini kuruladı,  sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotoğrafa hayran  hayran baktı. "Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle  müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde  çıldırırdım." Selim Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu. Selim  Bey kendisine has tebessümü ile: "Bir müddet zeytin yerdim, sonra..."dedi  ve gülümsedi. O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir  Kutuyla içeriye girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey  yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı.
          'Buyurun, yıllarca size  vermek istediğimiz emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular  içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini  kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı. Keseden birkaç tane  cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış  kâğıdı açıp okumaya başladı.

        Sevgili Mehmet Bey oğlum,

        Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu... Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını bulamadım. Bir müddet  sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım.  Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı  ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı, ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum.  Zira sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin  ızdırabıyla kaç gece ağladım. Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle  altına çevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlar elinize ulaştığında,  borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.

       Sevgilerimle,

       Nazif Cebeci.

       Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı. Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim Bey de bir  hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Bir ara  yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı. Kendisine yıllarca  hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi.

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« Yanıtla #1 : Ağustos 02, 2010, 08:49:15 ÖÖ »

oKudun mu hepsini Smiley

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« Yanıtla #2 : Ağustos 02, 2010, 06:00:49 ÖS »

kim anLayabiLmeyi tercih ederki zaten Wink

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« Yanıtla #3 : Ağustos 02, 2010, 06:12:50 ÖS »

bazı şeyLer ayrıntılarda gizlidir ama Smiley

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« Yanıtla #4 : Ağustos 02, 2010, 06:16:09 ÖS »

hmm ii Smiley

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« Yanıtla #5 : Ağustos 02, 2010, 06:21:58 ÖS »

haha bu kadar basit oLma Smiley

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« Yanıtla #6 : Ağustos 02, 2010, 06:27:50 ÖS »

tanımak istediğimi kim söLemiş Cheesy Cheesy nese tamam

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« Yanıtla #7 : Ağustos 02, 2010, 06:29:48 ÖS »

 Grin

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« Yanıtla #8 : Ağustos 02, 2010, 06:38:20 ÖS »

işin olmassa bi ara oku derim o zmn başlığın deil gerçek konunun anlamını çıkarırsın  Smiley

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Tam Üye
***
Avatar Yok
Üye No: 88173
Cinsiyet: Bayan
Mesleği: Diğer Meslek Dalları
Mesaj Sayısı: 110
Puan: +1/-1

Offline
« Yanıtla #9 : Ağustos 02, 2010, 06:48:07 ÖS »

 Smiley

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com

Logged
Etiket:
  Sayfa: [1]  
  Bu Konuyu Gönder  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Edubilim olarak 2009-2010 Eğitim ve Öğretim Yılında da eğitimle ilgili , bilgi , belge ve dosyalarla tüm öğrenci ve öğretmenlerin yanındayız...
Tüm hakları sakllıdır. Edubilim 2007-2009. Bu sitede bulunan bilgi , belge ve dökümanların izin alınmadan veya kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır. İletişim Adresi: edubilim@gmail.com

Edubilim I Edubilim Forumları I Urllist I Etiketler I Rss I Google Etiketleri I Site Haritası I Site Map

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!