Uluslararası İlişkiler
DosyalarEkleme Tarihi
ÖZGÜR ÖZÇAKIR 498367 ELEKTRİK MÜH. ERMENİ MESELESİ Asya ve Avrupa kitalari arasinda köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e baglayan bogazlari, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadogu’daki dogal enerji kaynaklarinin kesistigi noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanin dikkatini çekmektedir. Geçmiste Osmanli devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayi çesitli entrikalarin çevrildigi bir alan olmustur. Osmanli devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarinda yüzlerce yildir Türklerle dostça yasayan Ermenileri kullanmislardir. Tarihte oldugu gibi günümüzde de, Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çikar saglamaya çalisan ülkeler bulunmaktadir. Bazi ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykirimla suçlayan anitlar dikilmekte, bazi ülkelerde de soykirim iddiasini tanimaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarinda kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere birakilmasi gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çikar araci haline dönüstürülmektedir. Tarih boyunca Romalilar, Persler ve Bizanslilar tarafindan Anadolu’nun bir yerinden digerine sürülen, savaslara itilen ve çogu kez üçüncü sinif vatandas muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girislerinden sonra Türklügün adil, insani, hosgörülü, birlestirici anlayis ve inancindan yararlanmislardir. Bu iliskilerin gelisme ve doruga ulasma çagi olan 19. Yüzyil sonlarina kadar süren devir, “Ermenilerin altin çagi” olmustur. Osmanli devletinin çalisan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandasina sagladigi imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmustur. Askerlikten, kismen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari islerde yükselme firsatini elde etmisler ve devlete bagli, milletle kaynasmis ve anlasmis olduklarindan ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İTHALAT – İHRACAT MEVZUATI 1 – İhracat Mevzuatı : Ülkemizde gümrük birliğine girişten hemen sonra belirlenmiş olan ihracat rejimi her yıl ihtiyaçlar doğrultusundaki küçük bazı değişiklikler yapılarak uygulamaya devam etmektedir. Böylece son 6 yıldır (1999-2000) ana hatları ve mantığı değişmeyen ihracat rejimi kararı artık Türkiye’de yerleşmiş bir ihracat mantığının oluştuğunu göstermektedir. İhracat Rejimi Kararı : 6 Ocak 1996 122515 MRG Bu kararın amacı; İhracatın ülke ekonomisi yararına düzenlenmesini desteklenmesini ve geliştirilmesini sağlamak için ihracatla yetkili makamları ve uygulanacak esasları belirlemektir. İhracat ile ilgili işlemleri düzenleme yetkisi DTM’nin bağlı olduğu Devlet Bakanlığı’na bağlıdır. Bu bakanlık ihracat rejimi kararına dayanarak şu düzenlemeleri yapmaya yetkilidir. İhracatın her aşamasında gözetim, denetim ve gözlendirme ile ilgili önlemleri almak. Ülke içi veya ülke dışı piyasalarda ortaya çıkacak olağan dışı durumlarda özellikle ihracata konu olan mallardaki yetersizlik, kamu güvenliği, kamu ahlakı, insan sağlığı, çevrenin hayvan ve bitkilerin korunması, arkeolojik tarihi ve sanatsal nitelikteki malların korunması ve denetlenmesi amacıyla ihracat aşamasında kısıtlama ve yasaklamayla yetkilidir. Gerektiği takdirde müsaadeye veya kayda bağlamaya veya ihracatta miktar kısıtlaması uygulamaya yetkilidir. Takas, dolaylı offset gibi karşılıklı ticaret uygulamalarının usul ve esaslarını gerektiği takdirde sektörler ve/veya ülkeler pazarında belirlemeye yetkilidir. Transit ticaret, geçici ihracat, bedelsiz ihracat ve ticari kiralama yoluyla yapılacak ihracatlar ile yurt dışı müteahhitlik hizmetleri veren firmaların ihracatlarını düzenlemeye yetkilidir. Madde veya ülke bazında ihracatla ilgili yurt dışında düzenlenecek fuarlarda dahil tanıtım ve pazarlama politikalarını ve faaliyetlerinin esaslarını belirlemeye yetkilidir. İhracata konu olan tarım ürünlerini desteklenmesine yönelik hazırlıklarını yapmaya, bu ürünlerin stoklar...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İsmet İnönü Dönemi Atatürkün ölümünden sonra, 11 Kasım 1938de İsmet İnönünün cumhurbaşkanlığına getirilmesiyle Türkiyede yeni bir dönem başlamıştır. Atatürkün öldüğü sıralarda İsmet inönünün Başbakanlık görevinde bulunmaması ve bir anlamda uzağında kalmasına karşın, İnönünün Cumhurbaşkanı seçilmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü 1937 yılında Başbakanlıktan ayrılmasına karşın, arada geçen sürede CHP içindeki gücünü ve ağırlığını korumuş, orduyla olan ilişkisini de devam ettirmiştir. Sayılan nedenlerle partiye egemen olan İsmet İnönünün, Atatürkten sonra oy birliğiyle Cumhurbaşkanı seçilmesi doğal bir siyasi gelişmedir. İsmet İnönü, Atatürk kadar karizmatik özellikler taşımasa da Kurtuluş Savaşındaki başarıları ve yukarıda belirtildiği gibi CHP içindeki etkinliğiyle 1950 yılına değin ülkeyi tek başına yönetmeyi başarmış ve bu döneme damgasını vurmuştur. 1924 Anayasasının cumhurbaşkanlarına verdiği yetkinin sınırlı olmasına karşın, İsmet Paşa CHP ve Meclis içindeki gücünü korumuş, "milli şef" ve "değişmez genel başkan" sıfatlarıyla ülke kaderini doğrudan etkileyen kişi olmuştur. İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçildiği 11 Kasım 1938 tarihinden Ocak 1939a kadar Atatürkün son başbakanı olan Celal Bayar ile çalışmış ve gerek dış politika ilkeleri, gerekse ekonomik politikaları farklı olan bu iki devlet adamı 2 ay kadar bir süre devletin zirvesinde bulunan ilk iki ismi oluşturmuşlardır. Bununla birlikte Celal Bayarın kurmuş olduğu yeni kabinede iki önemli değişiklik olmuştur. Dahiliye Vekili (içişleri bakanı) Şükrü Kayanın yerine Refik Saydam, Hariciye Vekili (dışişleri bakanı) Teyfik Rüştü Arasın yerine Şükrü Saraçoğlu getirilmiştir. Bu değişikliklerden, İsmet İnönünün cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte, önceki dönemlerden farklı iç ve dış politika izleneceği anlaşılmaktaydı. Bir başka önemli olay ise 26 Aralık 1938de toplanan CHP Üsnomal Büyük Kurultayı idi. Bu kurultay İsmet İnönünün değişmez genel başkan ve "Milli Şef" ilan edilmesiyle sonuçlanmıştır.Böy...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yorğos Vasiliu(19/9/2001) Kıbrıs görüşme heyeti başkanı Yorğos Vasiliu’nun European Voice gazetesinde yayınlanan makalesiAvrupa entegrasyonu her zaman ilk aşamada ekonomik araçlarla sağlanacak siyasi bir projeydi. Yunanistan, Portekiz ve İspanya’nın üyeliği öncelikle siyasi motivasyonlarla bağlantılıydı. Şimdi, her üç ülkede de siyasi istikrar ve ekonomik başarı vardır. 10 Orta ve Doğu Avrupa aday ülkesinin üyeliği siyasi ve ekonomik istikrar, ekonomik ve sosyal ilerleme sağlamayı amaçlamaktadır.Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üyeliği, adanın siyasi sorununu çözümleme, tüm halkına siyasi ve ekonomik refah getirme konusunda bulunmaz bir fırsattır. Bu, Jean Monnet’in, içeriği değiştiği zaman sorunun değiştiği aksiomunun klasik bir uygulamasıdır.Herhangi bir anlaşmazlık birden fazla tarafı içerir, dolayısıyle sorun çözümlenecekse, ilgili tüm tarafların çabaları gereklidir. Esas sınav, Kıbrıs sorunun çözümlenip çözümlenmeyeceği değil, ne zaman ve nasıl çözümleneceğidir. Şimdiki çıkmazın esas sorumlusu Kıbrıs Türk toplumu lideri Rauf Denktaş’tır. Türkiye, Kıbrıslı Türklere karşı sorumluluğu olduğunu hissedebilir ama onun çıkarları da Kıbrıs sorununun çözümünü gerektirmektedir. Sn. Denktaş ve Türkiye’nin, yakın gelecekteki AB genişlemesinin yarattığı fırsat penceresi karşısında yapıcı bir rol oynamamaları hayal kırıklığı yaratmaktadır.Amerikan iç politikası ve dünya kamuoyunda önemli yankıları ve sonuçları olan siyasal casusluk olayı. 1972 Haziran'ında, Washington muhalefet partisi olan Demokrat Parti'nin seçim işlerini yürüttüğü merkez olarak kullanılan Watergate binasına, iktidar partisi ve Başkan Nixon'un yakın adamlarının tertibiyle gizlice dinleme cihazı yerleştiren 7 kişilik bir grubun yakalanması olayı, önceleri bir basit hırsızlık sanıldı ise de gazetecilerin kurcalaması üzerine daha sonra siyasi amaçlarla yapıldığı, Başkan Nixon'un bu faaliyetten haberi olduğu ortaya çıktı. Ancak Nixon uzun süre, bu olayla hiçbir ilişiği olmadığını, hiç bir emir vermediğini ve bilgisi bulunmadığını iddia etti. Bu arada, olayı soruşturma işine bakan bir savcı da azledildi. Bir kısım diğer karışık olaylar üzerine, Amerikan Kongresi Başkan'ın yargılanması için dokunulmazlığını kaldırma eğilimi gösterince, Nixon gizlediği Beyaz Saray'daki konuşmalara ait bir kısım ses bantlarını mahkemeye tevdi etmek zornda kal ve bazı yerleri silinmiş veya bozulmuş olmasına rağmen, bantlardan Nixon'un bu işten haberi olduğu ve yalan söylediği anlaşıldı. Bu durum, kamuoyunu ve parlamenterleri daha çok etkiledi, Başkan Nixon ikisene direndikten sonra Ağustos 1974'de istifa etti, yerine yardımcısı Gerald Ford geçti ve kısa bir süre sonra hastalanan Nixon'u yargılamaktan affetti.
ÜLKELER COĞRAFYASI TÜRKİYE’NİN EKONOMİK, SİYASİ VE KÜLTÜREL İLİŞKİDE BULUNDUĞU KOMŞU ÜLKELER TÜRKİYE’NİN EKONOMİK, SİYASİ VE KÜLTÜREL İLİŞKİDE BULUNDUĞU KOMŞU ÜLKELER Dünya’da ve bulunduğu bölgede önemli bir ülke olan Türkiye, komşularıyla ekonomik, siyasal ve kültürel yönden köklü ilişkilere sahiptir. Bu ilişkilerin kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanır.Çünkü doğu ve güney komşularının bir kısmıyla asırlardır aynı devletin çatısı altında bulunmanın kazandırdığı bazı ortak kültürel paydalar olmuştur. Farklı kültürlere sahip olmalarına rağmen Batı komşuları da (Yunanistan ve diğer Balkan ülkeleri) asırlarca aynı devlet sınırları içinde bulunmuştur. Kuzey komşumuz (Eski adı SSCB) olan Rusya Federasyonu ile de tarih boyunca genellikle savaşma ve çatışma içinde geçen ilişkilerimiz olmustur. Yukarıdaki genel açıklamalar doğrultusunda komşularımızdan Suriye, Irak, İran, Yunanistan ve Rusya Federasyonu hakkında genel coğrafi bilgiler verildikten sonra bu ülkelerle olan güncel ilişkiler, siyasi coğrafya açısından ele alınacaktır. SURİYE Güneydoğu komşumuz olan Suriye, en uzun kara sınırımızın olduğu devlettir. Kuzeyde Türkiye,doğuda Irak, güneyde Ürdün, batısında İsrail ve Lübnan ile çevrilidir.185.180 km2 lik yüzölçümüne sahip olan Suriye’nin nüfusu 15 milyonu aşmaktadır. Başkenti Şam, önemli kentleri ise; Halep. Hama, Humus ve Laskiyedir. Ülke, genelde eski kütlelerin hakim olduğu tepeler ve platolarla kaplıdır.Batı kesiminde Akdeniz kıyısı boyunca uzanan Ensariye dağlarında yükselti, 1000m.’yi bulmaktadır.Bu dağların doğusunda Kahraman Maraş’tan başlayıp Amik ovası ile devam eden, içinden Asi ırmağının geçtiği derin bir çöküntü alanı uzanır. Ülkenin en yüksek kesimi, Lübnan’la sınırını oluşturan Anti-Lübnan Dağlarıdır.Bu dağların doğu kesimindeki toprakların büyük bir bölümü plato halindedir. İklimi, Akdeniz iklimi ile kurak iklim karakterleri arasında bir geçiş özelliği gösterir. Kıyılarda Akdeni...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÜLKE ADI: JAPONYA 1- ÜLKE HAKKINDA GENEL BİLGİ Nüfus: 126.926.000 (2000) Temel Ekonomik Göstergeler: GSYİH: 4.628.205 Milyon $ (2000) Kişi Başına GSYİH: 36.535 $ (2000) Yönetim Şekli ve İdari Yapı: Anayasal Monarşi: İmparator ulusal bir sembol niteliğinde. Ulusal Meclis (Diet), Başbakanı seçer. Resmi Dil: Japonca Okur Yazar Oranı: %100 Başkent: Tokyo Para Birimi: Japon Yeni Dini: Şinto ve Budizm Yüzölçümü: 377.801 km2 Önemli Şehirleri: Osaka, Kyoto, Hiroşima, Kobe, Fukuoka, Nagoya, Sappora Önemli Sanayi Dalları: Otomobil, Gemi, Elektronik, Optik, Deniz Ürünleri 2- ÜLKENIN ULUSLAR ARASı ALANDAKİ DURUMU Üye Olduğu Uluslar arası Kuruluşlar: GATT: 10 Eylül 1955 BM: 18 Aralık 1956 OECD: 28 Nisan 1964 APG: Şubat 1997 FATF: EGMONT Grubu: Mayıs 2000 Bunlar dışında; APEC, ASEAN, FAO, G-7, IBRD, ILO, IMF, UNCTAD, UNDOF, UNESCO, UNCHR, WHO üyesidir İmzaladığı Uluslar arası Anlaşmalar: İmzaladığı İkili Anlaşmalar: Japonya-ABD Barış Anlaşması: 1951 Japonya-Sovyetler Birliği Anlaşması: 1956 Japonya-ABD Güvenlik Anlaşması:1960 Japonya-Kore Cumhuriyeti Anlaşması:1965 Japonya-Çin Anlaşması: 1972 Japonya-Çin Barış ve dostluk Anlaşması:1978 3- KARA PARA AKLAMA SUÇU VE CEZASI a- İlgili Mevzuat: ADSL (Anti-Drug Special Law-Uyuşturucu ile Mücadele Özel Yasası)-1 Temmuz 1992 AOCL (Anti-Organized Crime Law- Anti-Organize Suç Yasası) 1 Şubat 2000 b- Öncül Suçlar: Öncül suçlar pek çok kanunda yer almaktadır. Öncül Suçların Yer Aldığı Kanunlar: - Ceza Kanunu - Patlayıcıları Kontrol Yasası - Ticaret Kanunu - Yabancı Ülkelerde Madeni Para, Banknot, Menkul kıymet akımlarının Taklidi ve Değiştirilmesi ile ilgili Kanun - Damga Suçlarının Cezalandırılması ile ilgili Kanun - İflas Kanunu - Fiziksel Şiddet ve Diğerlerinin Cezalandırılması ile İlgili Kanun - Banka Soygunculuğunun, Hırsızlığın ve Diğerlerinin Önlenmesi Kanunu - Sınırlı Sorumlu Şirketler Kanunu - İş Güvenliği Yasası - Posta İdaresi Yasası - Menkul Kıymetler ve ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YENİ TOPLUMSAL YAPILARIN ÖZELLİĞİ Açıkça söylemek gerekirse çevre ekonomik sistem kendiliğinden anlaşılamaz. Zira merkezle olan ilişkiler esas alınmasına rağmen, çevre ekonomilerin sosyal yapısı, gerçek yerine yani evrensel sosyal yapı içindeki yerine konmadıkça eksik bir sosyal yapıdır. Batılı ülkelerde olduğu gibi, ekonominin kapitalist sektörleri sadece feodaliteden çıkmaz. Yanısıra merkezle yapılan değişimler aracılığıyla, ticari kâr yapmanın yeni imkanlarının ortaya çıkmasıyla oluşurlar: O halde dünya ekonomisi içindeki az gelişmişliğin yeni biçimleri ortaya çıkmış olacaktır. Bu nedenle, Avrupada olanın tersine, ticari burjuvazi ile toprak sahipliği burjuvazisi arasındaki karşıtlıklar ters bir nitelik göstermez. Aksine, bu iki sınıf arasında, serbest değişime dayalı çıkar birliği vardır. Şayet Burjuva Devrimine yol açabilecek karşıtlıklar mevcut değilse, Batılı kapitalist ülkelerde de tarihsel olarak sınıfların ortaya, çıkış, biçimleri de farklı oluşacaktır. Kapitalist ilişkilerin yayılması ihracat sektörünün varlığına bağlıdır. Bu noktayı açıklamak gerekir: ihracat sektörü (modern) kapitalist olduğundan işgücünü satın alır. İşgücünün değeri, işgücünün ikincil sektördeki üretim koşullarınca belirlenir. İhracat ürünlerinin artış hızı, hacmi ve kapasitesi dağıtılan ücret miktarını belirler. Bu.ücret miktarı ve buna ekleyeceğimiz ekonomide kalan kâr miktarları «paraya geçiş ekonomisinin» temelini oluştururlar. Birincil gelirler olan ücretler ve kârlar ikincil gelir dalgalarına yol açar. İhracat sektörü kapitalist ilişkilerin yayılmasının kaynağıdır. Buna rağmen bu yayılma ihracat ekonomisinin freni gibi bir rol oynar. Gerçekte bu ekonominin motoru dışa bağımlıdır. Endüstriyel gelişme sadece dış ticaretin buhranları zamanında ve savaşlarda ortaya çıkar. İhracat ekonomisi endüstrileşme karşıtı bir gelişmeyi açıklar. İHRACAT EKONOMİSİ ANTİ-ENDÜSTRİYELDİR Yarı feodal rantiyeler ihracat sektörünün gelişmesinden, dolaylı olarak yararlanırlar. İhracatçılar endüstr...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İÇİNDEKİLER GİRİŞ 1 YEDEKLEME PLANLAMASI İLE EMEKLİLİK POLİTİKALARI 3 YEDEKLEME PLANLAMASININ YARARLARI 4 YEDEKLEME PLANLAMASININ AŞAMALARI 4 1. YEDEKLERİN SAPTANMASI 4 TEPE YÖNETİCİNİN KARARLARI 5 SORUMLULUĞUN AKTARILMASI 5 MERKEZİLEŞTİRİLMİŞ DANIŞMANLIK SİSTEMİ 5 ALT KADEMEDEKİ YÖNETİM KURULUNUN GÖZLEMLERİ 6 2. İŞ ROTASYONU 7 3. YEDEKLERE SORUMLULUKLARIN AKTARILMASI 7 YEDEKLEMENİN İLAN EDİLMESİ 8 ASİSTAN TAYİN ETME 8 YAPARAK ÖĞRENME 9 YEDEKLEME PLANLAMASININ EKSİKLİKLERİ 10 YENİ YEDEKLEME YAKLAŞIMI 10 YENİ YEDEKLEME YAKLAŞIMININ AŞAMALARI 11 ESAS YETKİNLİKLER/KABİLİYETLER 11 ADAY SEÇİMİ 11 YETKİNLİKLERE DAYALI GELİŞTİRME 11 AÇIK İLETİŞİM 12 SÜREKLI DENETİM ( GÖZDEN GEÇİRME ) 12 B. YEDEKLEME YÖNETİMİ 12 YENİ YEDEKLEME YAKLAŞIMINI UYGULAYAN ŞİRKETLERDEN ÖRNEKLER 16 COMMOWEALTH EDİSON ( COMED )’DE YEDEKLEME PLANLAMASI 16 SÜREÇ NASIL İŞLEMEKTE 17 YENİ YEDEKLEME SÜRECİNİN YARARLARI 19 X ŞİRKETİNİN YÖNETİM GELİŞTİRME VE YEDEKLEME PLANI 20 YÖNETİM GELİŞTİRME PLANININ GERÇEKLEŞTİRİLME PROGRAMI 20 KAYNAKÇA 26 GİRİŞ Yedekleme planları, ilk olarak yerleştirme (replacement) planları olarak başladıktan sonra son 30 yıl içinde gelişmeye devam etti. Süreç, organizasyonel bakış açısından liderlik gelişimine doğru daha geniş faaliyet alanını içererek büyüdü. Çoğu organizasyon hala hiyerarşik yapıya göre yedekleme planı hazırlarken organizasyonel kapsama başka kavramlar yerleştirildi. ( işletmenin planları ile bağlantıları kesinleştirmek, çalışma sistemlerindeki değişimleri kolaylaştırmak, global büyüme, yeni teknolojiye giriş, organizasyon yapılarında kademe azaltma). Yedekleme planlaması, gelecekteki yönetim kadrolama ihtiyaçlarının belirlendiği ve bu ihtiyaçları karşılayabilecek yöneticilerin geliştirilmeleri için planların yapıldığı süreçtir. Yönetici yetiştirme ve geliştirme vey...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İÇİNDEKİLER SAYFA ÖZET . 3 BİRİNCİ BÖLÜM AVRUPA TOPLULUĞU l. AVRUPA TOPLULUĞUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ 4 2. ROMA ANTLAŞMASININ İLKELERİ 5 3. TOPLULUĞUN GENİŞLEMESİ 6 4. TOPLULUĞUN ORGANLARI 6-7 I. Konsey a. Yapı b. Merkez c. İşlem II. Komisyon III. Parlamento a. Yapı b. Merkez c. İşlem IV. Adalet Divanı V. Sayıştay VI. Avrupa Yatırım Bankası VII. Ekonomik-Sayısal Komite ve Danışma Komitesi 5. ORTAK İÇ PAZARIN KURULMASI VE TOPLULUĞUN 8 GELECEĞİ 6. TÜRKİYE AVRUPA TOPLULUĞU İLİŞKİLERİ 8 7. AVRUPA TOPLULUĞUNA TAM ÜYE OLMANIN 8 TÜRKİYEYE ETKİLERİ 8. AVRUPA TOPLULUĞUNA KATILMANIN GETİRECEĞİ 9-10 YÜKÜMLÜLÜKLER İKİNCİ BÖLÜM AVRUPA TEK PARA SİSTEMİ l. AVRUPA PARA ANTLAŞMASI 11 2. AVRUPA PARA BİRLİĞİ 11 3. AVRUPA PARA FONU 11 4. AVRUPA PARASAL İŞBİRLİĞİ FONU (FECOM) 11 5. AVRUPA TEK PARA SİSTEMİ (EMU) 11 6. AVRUPA TEK PARA BİRİMİ (ECU) 12 SONUÇ I3 DİPNOTLAR 14 KAYNAKÇA 15 ÖZET Avrupa Tek Para Sistemi adlı araştırma ödevini iki ana bölümde ele almaya çalıştım. Birinci bölümde, Avrupa Topluluğunu genel boyutlarıyla irdeledim. Bu bölümde; Avrupa Topluluğunun Tarihsel Gelişimin, Roma antlaşmasının ilkelerini, Avrupa Topluluğunun Genişleme ça...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İÇİNDEKİLER GİRİŞ 1 I- GATT’tan DTÖ’ne 2 II- DTÖ KAPSAMI ve GATT’tan FARKI 4 III- DTÖ SONRASI 5 1- S a n a y i 5 2- T a r ı m 6 3- H i z m e t l e r 7 4- F i k r i M ü l k i y e t H a k l a r ı ( FMH ) 8 5- Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizması 9 IV- DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ’NÜN YAPISI 10 V- ANLAŞMAZLIKLARIN HALLİ MEKANİZMASI 12 VI- DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ ÜYELERİ 17 SONUÇ 21 KAYNAKLAR 23 GİRİŞ Savaş sonrası ekonomisinin IMF ve Dünya Bankası’ndan sonra üçüncü ayağını teşkil etmesi düşünülen Uluslararası Ticaret Örgütü (ITO) Anlaşması, Mart 1948 de Küba’nın Havana şehrinde “Havana Charter” adı ile 56 ülke tarafından imzalanmasına rağmen, ilgili ülke hükümetlerince benimsenmemesi sonucu henüz başlangıçta ölü olarak doğmuştur. ITO’nun faaliyete geçmesine kadar olan dönemde geçici bir süre için çalışması kabul edilen GATT, ITO’nun işlememesi sonucu, günümüze kadar işlevlerini sürdürmüştür. Ekim 1947’de doğan ve Ocak 1948’de yürürlüğe giren GATT’ın faaliyetleri, dış ticaretin serbestleştirilmesini sağlamaya yönelik olmuştur. Serbest bir dış ticaret sisteminin oluşmasında engel gördüğü gümrük vergilerinin (tarifelerin) düşürülmesi, tarife dışı engellerin kaldırılması veya tarifeye dönüştürülmesi, ayrıca olabilecek diğer engellemelerin ve farklı muamelelerin kaldırılması gibi hususlar GATT’ın temel hedeflerindendir. Bunun temelinde, dış ticarette rekabet sonucu mal kalitesinin artacağı, fiyatların düşeceği, dış ticaret hacminin artacağı ve aynı zamanda bu durumun üretim artışına da etki edeceği ve dolayısıyla ülkelerin refahını artıracağı düşüncesi bulunmaktadır. Uygulamada her ne kadar bu düşünceden sapmalar olmuş, özellikle gelişmiş ülkeler kendi menfaatleri nisbetinde konulara yaklaşmışlarsa da, GATT’ın başlangıcında gelişmiş ülkelerde sanayi kesiminde ortalama yüzde 40’larda olan koruma oranları günümüzde yüzde 5-6’lar civarına düşmüştür. Geçici statü ile faaliyete geçen, hukuki zemine tam oturmamış ve yaptırım g...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İÇİNDEKİLER 1. BIRLEŞMIŞ MILLETLER (BM) 1 1.1. BM’ nin Amaçları 1 1.2. BM’ nin İlkeleri 2 1.3. BM ‘nin Organları 2 1.3.1. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı ( UNCTAD ) 4 1.3.2. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ( UNDP ) 6 1.3.3. Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) 7 2. DÜNYA BANKASı (THE WORLD BANK) 8 2.1. Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) 9 2.1.1. IBRD’ nin Amaçları 9 2.1.2. IBRD’ nin Örgüt Yapısı 10 2.1.3. IBRD’ nin Finansman Faaliyetleri 11 2.1.3.1. Bankanın Finansman Kaynakları 11 2.1.3.2. IBRD Kredileri 12 2.2. Dünya Bankasına Bağlı Diğer Kuruluşlar 14 2.2.1. Uluslararası Kalkınma Birliği – IDA (The International Development Assocation) 14 2.2.2. Uluslar arası Finans Kurumu – IFC (The International Finance Corporation) 16 2.2.3. Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı – MIGA ( The Multilateral Investment Guarantee Agency) 17 2.2.4. Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümlenmesi Uluslararası Merkezi – ICSID 18 2.2.5. Uluslararası Tarımsal Araştırma Danışma Grubu – CGIAR 18 3. ULUSLARARASı PARA FONU (ıMF) 18 3.1. IMF’ nin Amaçları 19 3.2. IMF’ nin Örgüt Yapısı 21 3.3. IMF’ nin Finansman Kaynakları 22 3.3.1. IMF Kotaları 23 3.3.2. Borçlanma 24 3.3.3. Özel Çekme Hakları (SDR) 24 KAYNAKÇA 26 BIRLEŞMIŞ MILLETLER (BM) Genel bir politik bir uluslararası kuruluş olan Birleşmiş Milletler Örgütü ( BM) çeşitli konuların yanı sıra iktisadi konularla da ilgilenmekte ve uluslar arası iktisadi kuruluşlar çerçevesinde incelenmesi gereken çeşitli organlara ve ihtisas kuruluşlarına sahip bulunmaktadır. Öyle ki, daha sonra ele alınacak IMF, Dünya Bankası Grubu, GATT, WTO ve ILO gibi kuruluşlar BM Örgütüne özel anlaşmalarla bağlı, BM İhtisas Kuruluşları niteliğindedir. Bu kuruluşlara üye olmak için, Birleşmeler Milletlere üye olmak yeterlidir. BM’ ye üye olmanın birinci şartı ise “barışcı bir devlet olmaktır.” İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte İngiliz, Amerikan ve Sovyet temsilcileri 1 Ocak 1942’ de 1...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Why a United Nations?The UN was founded in 1945 in San Francisco by 51 states. It was the successor to the League of Nations, that had failed to effectively counter aggression in the 1930 Japan simply quit when the League condemned Japanies aggression against China. Like the League , the UN founded to increase international order and the rule of law to prevent another world war.The international institutions set up at the end of World War II are increasingly being questioned. The World Bank and the International Monetary Fund were the subject of a critical congressional report in Washington last month. The World Trade Organization, successor to the postwar GATT, has yet to regain its balance after the Seattle protests. On Mondaya thoughtful report asked what the United Nations exists for.
UZAKDOĞU’DA SOĞUK SAVAŞ UZAKDOĞU’DA DENGELER Soğuk savaşta Uzakdoğu’nun durumunu ele almadan önce Uzakdoğu’ da İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar oluşan ve değişen güç dengesine değinmek istiyorum. Ayrıca yine konuya geçmeden önce Soğuk savaşın tanımını yapmanın aradaki bağlantıyı ve Uzakdoğu’ya yansımasını anlamak açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Soğuk Savaş döneminde Uzakdoğu’da güç ve çıkar mücadeleleri yaşandı ve ABD ve Rusya, hakimiyetin öneminin artmasıyla buraya odaklandılar.İşte bu araştırmada devletlerin arasındaki çıkarlara uygun olarak oluşan dengeleri ve ilişkileri en önemlisi çıkan savaşları nedenleri ve sonuçlarıyla göreceğiz. 1905 yılında Kore ve Mançurya çıkar çatışmaları yüzünden Rusya ve 1894 yılında Kore üzerinde doğan kriz sebebiyle Çin’le savaşıp onu ağır yenilgiye uğratan Japonya arasında savaş başladı.Rusya Uzakdoğu’da İngiltere’den sonra güç dengesinde öne çıkmıştı.Savaşın sonunda Japonya Rusya’yı yenilgiye uğratarak onun bu konumuna son verdi.1 Böylece güç dengesinin yeni hakimi Japonya oldu.Bu hakimiyet 2. Dünya Savaşı’nın sonunda ABD’nin Japonya’yı yenmesine kadar devam etti.ABD tarafından atılan atom bombasıyla dize gelen Japonya 14 Ağustos 1945’te kayıtsız şartsız teslimi kabul etti. UZAKDOĞU’DA SOĞUK SAVAŞ 1945’te başlayan soğuk savaş döneminde ortaya iki kutuplu bir denge çıktı.Yani İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra savaştan galip çıkmış iki büyük devlet; Sovyetler Birliği ve Amerika’nın ve onların çevresinde kümelenmiş küçük devletler arasındaki anlaşmazlık ve çatışmanın doğrudan birbirlerine karşı silah kullanmadan sürdürüldüğü tarihsel bir dönem başladı. Avrupa 1947’de ‘kapitalist’ ve ‘kominist’ olarak ikiye bölündü.ABD ve çevresindekiler ‘statükocu’,Sovyetler Birliği çevresindeki- ler ‘statüko karşıtı’ içindeydiler. Bu soğuk savaştan yalnız Avrupa değil Uzakdoğu’da etkilendi.İki blok arasındaki çatışmalar ve soğuk savaşın gelişm...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ULUSLARARASI TEKNOLOJİ TRANSFERİ VE TÜRKİYEİnsanlar yüzyıllar boyunca teknoloji transferi yapmaktadırlar. Ancak son yıllarda teknoloji transferi ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Birleşmiş Milletler Örgütünün de katkılarıyla 1961 yılından itibaren teknoloji transferi üzerine çalışmalar artmıştır. En basit olarak Teknoloji Transferi, teknolojinin bir ülkeden diğer bir ülkeye atarımı olarak tanımlanabilir. Ancak teknolojinin maddesel bir olgu olmayışından dolayı tanımlamak biraz güçtür. Aslında teknoloji transferine bir süreç olarak bakabiliriz. Bu süreç teknolojinin seçilmesi, ulusal koşullara uyarlanması, iyileştirme-geliştime ve yayma aşamalarını içermektedir. Bu çalışmada öncelikle teknoloji ve teknoloji transferi tanımları yapılacak, teknoloji transferi süreçleri ve transfer çeşitleri üzerinde durulacak ve Türkiye’de ki durum ele alınacaktır.
ULUSLARARASI JOINT VENTURE’LARDA PARTNER SEÇİM SÜRECİ GİRİŞ Joint venture farklı aktivitelerde yatırımların yapılması ve hizmet verilmesi için, yasal olarak birbirinden ayrı vücutların ortak bir varlık oluşturmaları ile oluşur (Geringer, 1988; 1991). Bir joint venture, gruplardan (veya ana firmalardan) en az bir tanesinin menşeinin yatırımın yapıldığı ülkenin dışında olması durumunda veya bir joint venture’un, bir ülkeden çok, birden fazla ülkenin yeraldığı geniş bir çapta yönetilmesi durumunda uluslararası veya international olarak isimlendirilebilir (Geringer and Hebert, 1989). Geçen yıllarda gerçekleşen her türdeki işbirlikçi venture’ların toplamından daha fazla venture’un gerçekleştiği 1981 yılından bu yana (Anderson, 1990) hem yerel hem de uluslararası olarak joint venture istihdamı hızlı bir şekilde artmıştır (Harrigan, 1988; Hegert and Morris, 1988; Lyles and Baird, 1994; Buckley and Casson, 1996). Bugün joint venture’lar firmaların pazarları ve de teknolojileri ile ilgili rekabet edecekleri ticari networklerin kullanıldığı silahlanma araçları olarak görülmektedirler (Beamish and Banks, 1987; Harrigan, 1987; Buckley and Casson, 1996). Bu nedenle uluslararası pazarlardaki önemleri çok fazladır ve önem düzeyleri de giderek artmaktadır. Bu trendi göstermek için, Geringer ve Woodcock (1988), 3268 birimlik bir örneklemin, %85’inden fazlasının, ana joint venture firmalarından biri veya daha fazlası ile aynı endüstride yer aldıklarını ortaya koymuşlardır. Örneğin Deloitte, Haskins and Sells International (1989) ve Anderson (1990) gibilerle gerçekleştirilen çalışmalar, özellikle de uluslar arası olarak kategorize edilen joint venture’ların, stratejik bir araç olarak taşıdıkları önem nedeniyle 1990’lar boyunca artacağına yönelik kanıtlar sunmuşlardır. Bununla birlikte, şaşırtıcı bir biçimde, uluslararası alanda joint venture’larla gerçekleştirilen zayıf performans %37’den, %70’lerin üzerine çıkmıştır (Janger, 1980; Harrigan, 1985; Deloitte, Haskins and S...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ULUSLARARASI ILISKILER SÖZLÜGÜ Acheson Planı Kıbrıs sorununun tırmandığı 1963-1964 döneminde A.B.D.nin özel temsilcisi Dean Acheson tarafından önerilen çözüm yolu. Buna göre Kıbrıs adası her ikisi de NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan arasında ikiye bölünerek paylaştırılacak, böylece iki müttefik ülkeyi savaşın eşiğine getiren bir sorun çözülmüş olacak ve NATO dışındaki güçlerin adaya müdahalesi engellenecekti. Plan adanın iki ülke arasında nasıl bölüştürüleceğini açıklığa kavuşturmuyordu. Hem Türkiye hem de Yunanistandan destek görmeyen bu plan bir sonuç getirmedi. Açılma Politikası (infitah policy) Mısırda Nasırdan hemen sonra iktidara gelen Enver Sedat tarafından 1974te uygulamaya konulan devlet politikası. Nasırın daha önceki sosyalist devletçi deneyimi başarılı olmamıştı ve dünya da yumuşama (détente) dönemine girmişti. Mısıra dış yardım sağlayabilmek, komşu Arap sermayesinin ve yabancı yatırımların Mısıra gelmesini kolaylaştırmak amacıyla bu yeni açık kapı ekonomi politikası uygulandı. Adana Görüşmesi, 30 Ocak 1943 Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile İngiltere Başkanı Winston Churchill arasında 30 Ocak 1943 tarihinde Adanada yapılan gizli görüşme. Adana Görüşmesi, II. Dünya Savaşının Almanyanın aleyhine döndüğü bir sırada gerçekleşti. O zamana kadar Müttefikler, Türkiyeyi Almanyanın Ortadoğuya inmesine bir engel olarak kabul ediyor ve savaşın dışında kalmasını yeterli görüyorlardı. Ancak 1942 sonlarında Avrupada ikinci bir cephenin açılması gündeme gelince bu cephenin Balkanlarda açılmasını isteyen Churchill, Türkiyenin de Müttefikler tarafından savaşa katılmasını düşünüyordu. Sovyet yayılmasından çekinen Türkiye ise zaten güçsüz olan ordusunun yıpranmaması için savaşa girmek istemiyordu. Görüşme sonrasında Türk-İngiliz ilişkilerinde gelişme sağlanmasına rağmen, Churchill Türkiyeyi savaşa girmeye ikna edemedi. Churchillin çabaları ile Türk-Sovyet ilişkilerinde bir düzelme sağlanırken bu gizli görüşmeyi öğrenen Almanya il...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ULUSLARARASI TERÖRİZM 1. Kavram Olarak Terör ve Terörizm Terör çokça kullanılan bir kavram olmasına karşın üzerinde konsensus sağlanmış bir tanımım yoktur. Sözlükte:Yıldırma,korkutma,tedhiş,sistemli bir şekilde şiddet kullanma,sindirme veya tehdit yöntemlerinden biri ile devletin varlığını tehlikeye düşürmek,devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek,temel hak ve hürriyetleri yok etmek,devletin iç ve dış güvenliğini,kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemler olarak tanımlanmıştır. Dönmezer’in terörizm tanımlaması ise şöyledir:Şiddetin; sosyal,ulusal,dinsel fesat çıkarıcı ve benzer diğer maksatlarla ve sosyal sınıflar arasında çatışma ,savaşa tahrik etmek üzere planlı ve hukuk dışı kullanılmasıdır.
Uluslar arası İlişkiler Bölümü Department Of International Relations çağdaş devlet sistemleri İRAN DEVLET SİSTEMİ DERS NOTLARI* Batı Asya’da bir devlet olan İran’ı kuzeyinde Ermenistan,Azerbaycan,Hazar Denizi ve Türkmenistan,doğusunda Afganistan ve Pakistan,batısında Irak ve Türkiye,güneyinde Basra Körfezi ve Umman Denizi vardır.Yüzölçümü 1.648.000 km² olan İran’ın başkenti Tahran,resmi dili Farsça’dır. Ülkede Türkler,Araplar,Kürtler,Yahudiler,Ermeniler’den oluşan önemli bir azınlık vardır. TARİHÇESİ : Çok eski bir medeniyet olan İran’a 18.yy’dan sonra Zend,Kaçar ve Pehlevi hanedanları gelmiştir.1770’lerde Türkmen soylu Kaçar hanedanı iktidardadır.Aşirat yapılı bu hanedan devlet yönetimini bilmemektedir.Bu yüzden Mollalardan yardım almışlardır.Molla-Sultan-Toprak üçgeni bu dönemde ortaya çıkmıştır.Batı ise bu dönemde Molla-Toprak Ağası-Tüccarlarla ilişki kurdu ve modernleşme politikası sonucu İran’a girdi.Fakat bu modernleşme tıpkı Osmanlıdaki gibi tepeden inme idi.Batının bu politikaları 1906’da meşrutiyetle sonuçlanmıştır.Fakat devrim Azerbaycan’da uygulanmamış,bunun üzerine halk ayaklanmış ve ayaklanma on gün sürmüştür.Bunun üzerine meşrutiyet fermanı burada da yürürlüğe girmiştir. Tahran’da meclisin bombalanmasına kadar meşrutiyet sürebilmiştir.Azerbaycan ise tekrar ilanını istemiştir.Bunun üzerine durumdan korkan Mehmet Ali Şah meşrutiyeti tekrar ilan etmiştir.Bu olay Kaçar Hanedanının tasfiyesini de kolaylaştırmıştır. İngilizlerin desteği ile göreve gelen Fars hanedanı olan Pehleviler,Türk hanedanlığına son verdiler.Batı Türk +İran birleşmesinden çok korkmaktadır.1921’de başa geçen Rıza Han 1925’te kral ilan edildi ve 25 Nisan 1926’da Rıza Şah Pehlevi adıyla tahta çıktı.1933’te hükümet Oil Company ile İran çıkarlarına daha uygun bir petrol anlaşması yaptı ve İngiliz,Rus,Fransız etkilerinden kurtulmak için Almanya’ya yöneldi.1941’de SSCB ve Büyük Britanya buna karşı İran’ı işgal ettiler.Bunun üzerine Rıza Şah taht...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ULUSLAR ARASI ÖRGÜTLEME 1-Organize olmanın tanımı Stratejik planlar, tamamlanana kadar belirsiz bir takım kararlardır, ve bundan dolayı stratejiler bir firmanın rekabetçi konumunu, tamamlanana kadar etkilemezler.Stratejik kararlar yönünden hareket edilecekse, uluslararası yöneticilerin üzerinde düşünmeleri gereken bir anahtar değişken vardır-organizasyonel yapı. Organizasyonel yapılar, firmaların gelişen uluslararasılaşması esnasında dünya çapında rekabet edebilmeleri için bu doğrultuda değişmeli. Organizasyon kelimesi ile anlatılmak istenen firma veya farklı bir kuruluş ile firmanın kaynaklarının koordine edilmesi sürecidir.Organizasyon, bir sistemin bağımsız parçalarının koordine edilmesi ve yönetilmesidir. Organize etme ile, güç ve otoritenin üyeler vasıtası ile iletimi sağlanmış olur ve onlar arasında haberleşmenin kurulması sağlanmış olur. Organizasyonun yapısı organizasyonel birimlerin sınırlarını; değişik birimler arasında ilişkileri; otorite ve gücün ölçüsünü, sınırlarını ve lokasyonunu; ve resmi haberleşmenin yönünü belirler. 2-Çok Uluslu işletmelerde Organizasyonel Yapının gelişimi Etkili organize olmanın iki basamağı vardır. Birincisi, yöneticiler, firmanın stratejilerini gerçekleştirecek ve bunun için global kaynakların kullanımını arttıracak bir organizasyonel yapı oluşturmalılar. İkincisi, uluslararası operasyonları gerçekleştirmek için gerekli olan haberleşme, otorite ve koordinasyonu kolaylaştıracak aktivite, ilişkiler ve sorumlulukları düzenlemeleri gerekir. Firma uluslararasılaşmaya başladığında yeni stratejileri uygulayabilmesi için yeniden organize olmaya gider yani organizasyon yapısını değiştirir. Organizasyon yapısı firmanın zamanla büyümesi yatırımın kendisinin ve çeşitliliğinin artması ve buna bağlı olarak geliştirilen stratejiler ile değişmeye başlar. 3-Organizasyonel Yapılar Firmalar uluslararsılaşma sırasında uğraştıkları alanlara göre farklı yapılar seçerler. Örneğin, uluslararası piyasaya yeni adım atan bir firma ile deneyim...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ULUSLAR ARASI TERÖRİZM1.GENEL 20. YÜZYILDA VE ÖZELLİKLE İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA TERÖRİZM YAYGINLAŞMIŞTIR. ÇÜNKÜ BAZI DEVLETLER KENDİ DIŞ POLİTİKALARINI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN NÜKLEER BİR SAVAŞA KADAR TIRMANABİLECEK OLAN SAVAŞ YERİNE ŞİDDET YOLUYLA SÜRDÜRÜLEN PSİKOLOJİK SAVAŞ OLARAK TANIMLAYABİLECEĞİMİZ TERÖRİZMİ SEÇMİŞLERDİR. BUNUN YANINDA BİR KISIM DEVLETLERİN KENDİ SİYASİ VE EKONOMİK ÇIKARLARI İÇİN TERÖRİZME DESTEK ÇIKMALARI TERÖRİZMİN BOYUTLARININ BÜYÜMESİNE VE ULUSLAR ARASI NİTELİK KAZANMASINA NEDEN OLMUŞTUR.TERÖRÜN ULUSLARARASI NİTELİK KAZANMASI VE TERÖRİST DEVLET KAVRAMININ VARLIĞI SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNİN EN ÖNEMLİ MÜCADELE BİÇİMİ OLARAK TERÖRİZMİ KARŞIMIZA ÇIKARMIŞTIR.
ULULARARASI SÖZLEŞMELERStockholm Bildirgesi5-16 Haziran 1972’de Stockholm’da toplanan Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı, insan çevresinin korunması ve güçlendirilmesi için insanlara ışık tutacak ve yönlendirecek ortak görüş ve ilkelerin gerekliliğini düşünerek aşağıdaki hususları ilan eder:1. İnsan hem çevresi tarafından oluşturulur hem de çevresini biçimlendirir. Bu çevre, insanoğlunun fiziksel gereksinmelerini karşıladığı gibi, entellektüel, ahlaki, sosyal ve manevi gelişmesi için de insana olanak sağlar. Bilim ve teknolojinin hızlı gelişmesi de eklenince, insanın gezegenimizdeki uzun ve dağdağalı evrimi öyle bir noktaya gelmiştir ki artık insan çevresini, sayısız biçimlerde ve tarihte rastlanmamış bir boyutta değiştirme gücüne erişmiştir. İnsan çevresinin iki boyutu da – yani hem doğal olan hem insan eliyle yapılmış olan - başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan haklarından yararlanmak için mutlaka gereklidir.
TÜRKİYE’DE YABANCI BANKACILIĞIN GELİŞİMİ VE İKTİSADİ ETKİLERİ Yabancı bankaların etkilerinden biriside iktisadi kalkınma üzerinedir. Finansal yapı ve finansal gelişmenin iktisadi gelişme üzerindeki etkisi finansal alandaki en önemli sorunlardan birini oluşturmaktadır. Finansal yapının ve gelişmenin ekonominin reel sektörlerini etkileyip etkilemeyeceği konusu iktisatçılar arasında bir dizi tartışmaya yol açmıştır. Üzerinde en fazla durulan konu finans kurumlarındaki gelişmenin reel büyüme için önemli olup olmadığıdır. Sonuçta finansal gelişmenin reel büyümeyi kolaylaştırdığı ve finansal az gelişmişliğin ise büyüme ve kalkınma sürecinde sorunlar yarattığı kabul edilmiştir. TÜRKİYE’DE YABANCI BANKACILIĞIN GELİŞİMİ Bankacılığın doğuşu ve gelişimi, bu kurumların sunduğu hizmetlere yönelik ihtiyaca ve talebe bağlıdır. Bununla beraber toplumların sosyo-kültürel yapıları da bu konuda önemli bir faktördür. Özde batı ekonomilerinin bir kurumu olan bankacılık, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine kadar kendine uygun bir ortam bulamamıştır. Cumhuriyet öncesi döneme bakıldığında hemen hemen Türk bankacılığının olmadığı ve gerçek anlamda Türk bankacılığının Cumhuriyet dönemiyle beraber başladığı söylenebilir. Cumhuriyet öncesi dönemde Türkler ticaretle uğraşmaya pek itibar etmemişler özellikle ödünç para verme işlemi ve faiz mekanizmasına hem milli gurur hem de dini nedenlerden dolayı ilgi duymamışlardır. Doğuş ve gelişimi itibarıyla batı ekonomilerinin bir kurumu olan bankacılık, geniş ölçüde ekonomik gelişmelerdeki duraklama ve zayıflamanın etkisinde kalmıştır. 18. ve 19.yy. da batı Avrupa ülkelerinde gerçekleşen sanayi devriminin yapılamayışı, hem ülke ekonomisinde hem de bankacılık sisteminde kapalı yapının ortaya çıkışına ve devamlılığına neden olmuştur. Batı bankalarının ekonomideki değişmeye paralel olarak gösterdikleri gelişim ve değişim bizde gerçekleşememiştir. Türkiye’de gerçek anlamdaki bankacılığı başlatan Galata bankerleri, uzun süre Osmanlı Devleti ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
TÜRKİYENİN JEOPOLİTİK YERİ VE ÖNEMİ Jeopolitik ; yabancı kökenli bir kelimedir. Coğrafi şartların özellikle coğrafi konumun siyasetteki rolünü ortaya koyar. Türkiye'nin dünya üzerindeki yeri jeopolitik açıdan büyük önem taşır.Ülkemiz eski dünya denilen Asya , Avrupa ve Afrika kıtalarının tam ortasına yakın bir yerdedir.Bugün Türkiye, bu konum özelliği dolayısıyla idare şekilleri, kültürleri ve ekonomik yapıları itibariyle çok farklı ülkelerin arasında bulunmaktadır.Çok eski tarihlerden itibaren doğu ile batı arasında bir köprü durumundadır.
TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ I. GÜMRÜK BİRLİĞİ SONRASINDA YAŞANAN GELİŞMELER Gümrük Birliği’nin tamamlanma süreciyle eş anlı olarak MDAÜ’ye olan ilgisini yoğunlaştıran AB, bugünkü genişleme stratejisinin ilk adımlarını MDAÜ ile entegrasyon için Kopenhag Zirvesi’nde belirlenen üyelik kriterleri esas alınarak 1995 yılında AB Komisyonu tarafından hazırlanan “White Paper” ile atmıştır. 1997 yılında yayımlanan ve AB’nin 2000’li yıllarda izleyeceği politikalara ve önümüzdeki dönemde AB’ne katılması muhtemel ülkelere yönelik değerlendirmelere yer veren Agenda 2000 isimli belge, Birliğin MDAÜ’ye verdiği önemi bir kez daha ortaya koymuştur. Bununla beraber, Türkiye ile arasındaki ortaklık ilişkisi ve gümrük birliğini de dikkate alarak, aynı belgede taraflar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Agenda 2000 ile eşzamanlı olarak, Türkiye ile AB arasındaki ilişkileri geliştirmeye ve gümrük birliğinin ötesine taşımaya yönelik bir dizi öneri içeren ve “Reflection Paper” olarak adlandırılan Komisyon Bildirimi, 15 Temmuz 1997 tarihinde yayımlanmıştır. Bahsekonu belgeyle, Türkiye’nin tam üyelik perspektifi teyid edilerek, Türkiye’nin Avrupa’nın bütünleşmesi sürecine dahil olma politikasına katkıda bulunabilmek amacıyla Gümrük Birliğini güçlendiren ve daha da ötesine geçen bir öneriler paketi sunulmuştur. Aralık 1997 tarihli Avrupa Konseyi Lüksemburg Zirvesi’nde alınan kararlarda; Türkiye’nin katılma müzakereleri yapılacak ülkeler arasında zikredilmemesi, Türkiye için bir katılım öncesi stratejisi (pre-accession strategy) belirlenmemesi ve buna bağlı olarak aday ülkelerin faydalanacağı katılım ortaklığı (accession partnership) kapsamındaki imkanlardan yararlandırılmaması, AB’nin, diğer aday ülkelerle karşılaştırıldığında, ülkemiz aleyhine ayırımcı bir tutum izlediğine işaret etmiştir. Bu gelişmeler neticesinde, taraflar arasında ilişkilerde başlayan olumsuz süreç, AB Komisyonu’nun ilişkilerin geliştirilmesi ve Gümrük Birliğinin derinleştiri...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ I-AB nedir ? a)Avrupa Birliğinin Hedefleri Avrupa Birliğinin hedefleri dört başlık altında sıralanabilir. Bunlar; 1) Avrupa Vatandaşlığı kavramının oluşturulması 2) Özgürlük, güvenlik ve adaletin güvence altına alınması 3) Ekonomik ve sosyal gelişmenin desteklenmesi 4) Dünyada Avrupa’nın rolünün vurgulanmasıdır. b)AB’ye Üye Ülkeler 1-Almanya 2-Avusturya 3-Belçika 4-İngiltere 5-Danimarka 6-Finlandiya 7-Fransa 8-Hollanda 9-İrlanda 10-İspanya 11-İsveç 12-İtalya 13-Lüksemburg 14-Portekiz 15-Yunanistan 2-Katılım Ortaklığı Belgesi(Gayri resmi Tercüme) TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE KATILIM ORTAKLIĞINDA YER ALAN İLKELER, ÖNCELİKLER, ARA HEDEFLER VE KOŞULLARA İLİŞKİN 8 MART 2001 TARİHLİ KONSEY KARARI(2001/235/AT) AB KONSEYİ, Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşmayı göz önünde bulundurarak, Türkiyeye Katılım öncesi stratejisi çerçevesinde sağlanan yardıma ve özellikle Katılım Ortaklığı oluşturul-masına ilişkin 26 Şubat 2001 tarih ve 390/2001 sayılı Konsey Tüzüğü ve bilhassa onun 2.maddesini göz önünde bulundurarak, (1) Helsinki AB Zirvesi sonuçlarında: "Türkiye, diğer aday ülkelere uygulanan aynı kriterler temelinde Birliğe katılması mukadder bir aday ülkedir. Mevcut AB Stratejisi temelinde Türkiye, diğer aday ülkeler gibi, reformlarını teşvik etmek ve desteklemek için bir katılım öncesi stratejisinden yararlanacaktır." denilmektedir. Bu stratejinin kilit unsuru olarak, daha önceki AB Zirve sonuçlarına dayanılarak bir “Katılım Ortaklığı” oluşturulacaktır. (2) 390/2001 sayılı (AT) Tüzüğü;Türkiyeye sunulacağı şekilde ve müteakip uygulamalar çerçevesinde, Ka-tılım Ortaklığında belirtilen ilkeler, öncelikler, ara hedefler ve koşullarla ilgili olarak Komisyon tarafından sunulan bir öneri üzerine Konseyin nitelikli oy çoğunluğu ile karar alacağını kaydetmektedir. (3)Topluluk yardımı,temel unsurların karşılanması ve özellikle Kopenhag Kriterlerini...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
TÜRKİYE- AET İLİŞKİLERİ Türkiye ilk kez 31 Temmuz 1959’da bir ortaklık antlaşması yapmak için topluluğa başvurdu. Bu isteğe olumlu yanıt veren AET Bakanlar Konseyi, ön çalışma yapmak üzere Komisyon’u görevlendirdi. 27 Eylül 1959’da başlayan görüşmeler dört yıl sürdü. 12 Eylül 1963’te imzalanarak 1 Aralık 1964’te yürürlüğe giren Ankara Antlaşması ile ortaklık konusunda somut bir adım atılmış oldu. Antlaşma Türkiye’nin kalkınmasını hızlandırmaya, Türk halkının istihdam düzeyinin yükseltilmesine ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik olarak taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri aralıksız ve dengeli olarak güçlendirmeyi öngörüyordu. Anlaşmanın 28. maddesine göre, topluluğu kuran Roma Antlaşması’ndan doğan yükümlülükleri üstlenebilecek bir duruma gelince, Türkiye’nin AET’ye tam üye olarak katılma olanağı incelenebilecekti. Ankara Antlaşması bir çerçeve antlaşması niteliğindedir. Ortaklığın hedeflerini ve aşamalarını belirleyerek bir görüşme ve pazarlık çerçevesi yaratmıştır. Ortaklığın gerçekleşeceği geçiş döneminin koşullarının ise daha ileri tarihte imzalanacak bir katma protokol ile saptanması öngörülmüştür. Ortaklığın temel aracı, taraflar arasında bir gümrük birliğinin aşamalı olarak gerçekleştirilmesi ve buna paralel olarak ekonomi politikalarının giderek birbirine yaklaştırılmasıdır. Ankara Anlaşması’nda bu amaca üç dönemden geçerek ulaşılması öngörülmüştür: Hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve son dönem. Hazırlık döneminin normal süresi beş yıldır. Bununla birlikte, 11 yılı aşmamak üzere, uzatılması da olanaklıdır. Türkiye bu dönemde ileride kendisine düşecek yükümlülükleri üstlenebilecek duruma gelmek için topluluğunda yardımıyla ekonomisini güçlendirmeye çalışacaktır. Geçiş döneminde, gümrük birliğinin aşamalı olarak gerçekleştirilmesi ve tarafların ekonomi politikalarını yakınlaştırmaları öngörülmüştür. Gümrük birliğini izleyen son dönemde, tarafların ekonomi politikaları arasındaki uyum sağlanacaktır. Ankara Antlaşması ile olu...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK DURUMU VE ÖNEMİTürkiye Dünya haritasında önemli bir yere sahiptir. Sebebi de, Türkiye’nin Asya ile Avrupa kıtaları arasında bir köprü olmasıdır. Balkanlar’ın, Kafkasya’nın ve Ortadoğu’nun gövdesidir. Bu civarda yaşayan ülkeler deniz yollarını kullanmak için Türkiye’yi çevreleyen denizlerden geçmek zorundadır.Türkiye, Batı uygarlığı ile Doğu uygarlığının bir sentezidir. Batıda yeşeren demokrasi, gelişerek Türkiye’ye de ulaşmıştır. Türkiye’den Doğuya gidildikçe demokrasi yönetimi kaybolmaktadır. Yani Türkiye demokrasisiyle de bir geçiş köprüsüdür.
TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİBirleşik Avrupa fikri,20.yüzyılın en önemli siyasi girişimlerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. Bu hareket, modernizmin temeli olan ekonomik ve sosyal ilerleme ile toplumsal refah düzeyinin geliştirilmesi ilkeleri üzerinde yükselmiştir. Yarım yüzyıla yaklaşan bir süredir, Roma Antlaşması'nın başlangıç bölümünde de belirtildiği üzere "Avrupa halkları arasında giderek daha sıkı bir şekilde kurulacak birlik" amacı doğrultusunda önemli mesafeler kat edilmiş, bütünleşme çabaları önemli bir noktaya ulaşmıştır. Altı ülke ile kurulan Topluluk, mevcut aday ülkelerin katılımıyla 28 ülkeye ulaşacaktır. Avrupa bütünleşme hareketine olan bu talep, çabaların ne kadar başarılı olduğunun iyi bir göstergesidir.
TÜRKİYE - RUSYA FEDERASYONU EKONOMİK VE TİCARİ İLİŞKİLERİ Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türkiye’nin hem siyasi hem de ekonomik ve ticari politikalarında her zaman önemli ve öncelikli bir konuma sahip olan eski SSCB ile olan ilişkilerimiz, 1992 yılı başından itibaren Rusya Federasyonunun kurulması ve ülkede yaşanan piyasa ekonomisine geçiş süreci ile birlikte daha da önem kazanmış ve bölgenin ekonomik ve siyasi istikrara kavuşması açısından en belirleyici unsurlardan biri haline gelmiştir. İki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin dönüm noktasını; 1967 tarihinde imzalanan ve SSCB tarafından bazı sınai tesislerin inşası amacıyla ülkemize yaklaşık 200 milyon dolar tutarında kredi açılması ve anılan krediye ait yıllık taksit ve faizlerin geri ödemelerinin ülkemiz menşeli mallarla yapılması esasına dayanan Antlaşma oluşturmuştur. Türk ihraç mallarının SSCB piyasasına girmesinde ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin geliştirilmesinde büyük bir rol oynayan ve “Özel Hesap” olarak bilinen, 1995 yılı sonu itibariyle de tasfiye edilen bu düzenleme çerçevesinde ülkemiz açısından o tarihlerde büyük önem arz eden İskenderun Demir Çelik Fabrikası, Seydişehir Alüminyum Tesisleri, Aliağa Petrol Rafinerisi, Orhaneli Termik Santrali gibi önemli sanayi kuruluşlarımızın tesisi için finansman sağlanmıştır. SSCB’nin dağılmasından hemen önce Rusya Federasyonu ile 1991 yılında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması’nın sonuçlandırılması, ardından 1992 yılı Mayıs ayı içinde bağıtlanan bir dizi belge ile SSCB ile imzalanmış bulunan çeşitli Antlaşma ve Protokollerin Rusya Federasyonu tarafından üstlenildiği hususunda mutabakat sağlanması, ülkelerimizin ikili ilişkilere süreklilik kazandırılmasına verdikleri önemin açık bir göstergesini teşkil etmektedir. 1984 yılında eski SSCB ile imzalanan ve halihazırda Rusya Federasyonu ile sürdürülm...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GİRİŞ Türkiye’nin jeolojik yapısı en az 600 milyon yıl sürmüş bir evrimin sonucudur. Başlıca makrotopografya birimlerine karşılık düşen tektonik birimler de, jeoloji devirleri boyunca kuzeyden güneye giderek gençleşen orojenik evrelerle oluşmuş ve bunların birbirine kenetlenmesiyle yapı ve rölyefin ana çizgileri ortaya çıkmıştır. Klasikleşmiş sayılacak görüşe göre Türkiye özellikleri, yaşları ve evrimleri farklı dört tektonik birime ayrılır. Bu büyük birimlere kuzeyden güneye doğru Pontid, Anatolid, Torid ve kenar kıvrımları adı verilir. Bunlardan Pontidler Karadeniz boyunca uzanan sıradağları, Marmara ve Ege kıyılarını ve Karaburun yarımadasını da içermek üzere bütün kuzey-batı Anadolu’yu kapsar. Bu birimde yer yer bazı başkalaşmış eski masifler de bulunmakla birlikte Cambria’dan Pliyosen’e kadar değişik fasiyeslerde metamorfik olmayan tortullar en geniş yeri kaplar. Ama birimin asıl özelliği, dağ oluşum süreçlerinin en erken burada başlamış olmasıdır. Pontidler Kaledonya ve Hercynia dağoluşumları ile etkilendikten sonra, Alp kıvrımları döneminin ilk hareketlerine (Kimmer ve Avusturya evreleri) ve daha sonraki (Pirene ve Helvetia evreleri) hareketlere de katılmışlardır. Ama Miyosen ve Miyosen sonrası tektonik süreçlerin etkileri çok hafif olmuştur. Birimin başka bir özelliği flysch’in yaygınlığı, Birinci Zaman, İkinci Zaman ve Üçüncü Zaman süresince devamlı magmatik etkinlikler (granit ve granodiyorit plütonlarının sokuluşu, denizaltı lavlarının büyük ölçüde yayılışı) ve buna bağlı olarak bazı önemli maden yataklarının (bakır, kurşun, çinko) oluşumudur. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)