Türkçe
DosyalarEkleme Tarihi
ŞİİR SANATI VE TÜRLERİ Şiir Sanatı : Dildeki anlam, ses ve ritim öğelerinden yararlanarak bir duygu, düşünce yada olayı, yoğun ve sıra dışı anlatma sanatı olarak tanımlanabilir. İnsanoğlunun en eski ve kendine özgü anlatı türlerinden biri olması nedeniyle, bu güne kadar şiirin pek çok tanımı yapılmış, ama hiç birinin bu kavramı tam olarak açıklayamadığı görülmüştür. Bu tanımlardan en yaygını, şiiri düz yazının karşıtı olarak gösteren tanımdır. Bir başka deyişle, şiir düz yazı ile anlatılamayan duygu ve düşüncelerin ses uyumları ile, kulağa hoş gelecek biçimde oluşturulan dizelerle anlatılmasıdır. Ama bu tanım manzumeyi de kapsar. Şiiri manzumeden ayıran özellik ise, manzumenin yüzeysel ve sıradan olmasına karşılık, şiirin yoğunluk ve derinlik taşımasıdır.ölçü ve uyak,çağlar boyunca şiirin en ayırıcı niteliği olarak kabul edilmiştir.Ne var ki,yalnızca ölçü ve uyakla şiir yaratılamayacağı gibi, özellikle 20.y.y da ölçü ve uyak kullanılmadan da çok başarılı şiirlerin yazıldığı görüldü. Bunun sonucunda düz yazının nerede bitip şiirin nerede başladığı önemli bir sorun olarak ortaya çıktı. Düz yazıda dil yalnızca bir bildiri iletmenin aracıdır; bildiri iletildikten sonra sözcüklerin önemi kalmaz. Şiirde ise vurgu, sözcüklerin aktardığı bilgi kadar , sözcüklerin üzerinde de yoğunlaşır. Yani şiirde neyin söylendiğinden çok , nasıl söylendiği önemlidir. Şiirin ne olduğunu tam olarak anlayabilmek için yapılması gereken en iyi şey, çeşitli türlerde çok sayıda iyi şiir okuyup bunların üzerinde düşünmektir. Böylelikle şiirin ne olup olmadığı, sözcüklerin nasıl seçildiği, nasıl sıralandığı , teşbih ve istiarelerin nasıl kullanıldığı gibi konularda daha çok bilgi edinilebilir. Şiir Türleri : Şiirler işlenilen konularına ve söyleniş biçimlerine göre türlere ayrılır. Bu türleri başlıcaları ; Epik Şiir Doğal Epik Şiir Yapay Epik Şiir Lirik Şiir Didaktik Şiir Pastoral Şiir İdil Eglog Satirik Şiir Dramatik Şiir Trajedi Komedi Dram ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÖZET İlhan annesini uzun yıllar önce kaybetmiş, orta yaşlı bir adamdır. Karısı Revan’dan boşanmak üzeredir. Sevgilisi Renginur, kardeşleri Armağan, Gülcan, Armağan’ın karısı Figen, Renginur’un birkaç akrabası, annesi Fatmuş, dayısı Adem ve otel müşterileri ile sevgilisinden olan oğlu Yalım’ın doğum gününü kutlamak için bir araya gelirler. Önceki gece İlhan rüyasında annesini görür. Fakat rüyasında çok kötü bir ortam vardır. Annesinin durumu ve oldukları yer darmadağındır. Parti kalıntıları, kanlar..... uyandığında korkmuştur. Bunun anlamı neydi diye düşünür. Acaba oğlu ve kendisi için bir tehlikemiydi bu rüya. Boşanma kararının hemen ardından karısı Revan ve ablası Fikran eve geldiğinde çok çirkin davranmışlardır. Fikran tehditler savurmuştu. O zaman hiç aldırmamıştı onun sözlerine. Altmış dört şubatıydı, İlhan İstanbul’da Fransızca eğitim veren bir kolejde yatılı okuyordu ve on yedi yaşındaydı. Müdür yardımcısı onu çağırmış, annesinin hastalığını, evine gidip görmesi için bir hafta izinli sayılacağını bildirmişti. Adamın konuşmasından annesine birşeyler olduğunu seziyordu ve eve gittiğinde yanılmadığını anlamıştı. Annesinin denizde boğularak öldüğünü öğrendi. Annesini, babasından daha çok seviyor ve onu kıskanıyordu. Babasını annesine layık bir insan olarak görmüyordu. Annesinin hiç akrabası yoktu. Kimsesizdi. Evlatlık verildiği yerden 18 yaşında kaçmış, İzmir’e gelmiş ve iş bulup çalışmaya başlamış. Kaldığı evin sahibinin arkadaşı ile tanışmış ve evlenmiş. İlhan’ın Babası ise Boşnak asıllı göçmen bir ailenin çocuğuydu. Çok fakir bir ailenin oğlu, bir çok yerde çalışmış, yokluğun ve yoksulluğun ne demek olduğunu çok iyi bilen biriydi. Sıfırdan başlayıp işinde çok iyi bir yere gelmiştir. Fakat bu değişiklik ailesine karşı davranışlarında hiçbir değişiklik yaratmamıştır. İlhan banyo yapıp yeni güne iyi başlamak istedi. Renginur’la tanıştığı günleri hatırladı. Renginur iki yıl önce, bir gece, oteldeki bir eğlencede dikkatini çekmişti. Onu çok sevmiş ve sevmeye d...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Öykünün Adı: Yaban Öykünün Bulunduğu Kitabın Adı: Yaban Kitabın Basıldığı Yer ve Yıl: İletişim yayınları 1932 Kitabın Sayfa Sayısı: 198 Yazarın Adı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu YAZARIN HAYATI Yakup Kadri, XVII. Yüzyılın sonlarında başlayarak Saruhan Vilayeti denilen Aydın ve Manisa bölgesinde hüküm sürmüş Karaosmanoğlu sülalesindendir.Mısır’da İbrahim Paşa konağına yerleşen ve orada İkbal Hanımla evlenen Kadri Beyin oğludur.27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu. İbrahim Paşa’nın ölümü üzerine ailesi ile birlikte Manisa’ya geldi. İlköğretimine Fevziye Mekteb-i İpti daisinde başladı. İki yıl sonra da İzmir idadisine göderildi. Şahabettin Süleyman’la arkadaşlığı buradan gelir.Ama öğrenimini tamamlayamaz. Babası daha öğrenimine başlamadan ölmüş, İkbal Hanımın satılacak mücevherleri kalmamıştır. Aile yeniden Mısır’a dönünce İskenderiye’deki Freres’ler Fransız okuluna girdi. Burada bir yıl okudu. İdadi özlemi onu İzmir’e çektiyse de, tatilini geçirmek üzere geldiği Mısır’da Jön Türk’lerle tanıştı. İzmir’e dönmekten vaz geçti.Sınava yeniden girdiği Freres’ler okulunda iki yıl sonra bakaloryasını vererek ortaöğretimini tamamladı. 1908’de ailece yurda döndüler. İstanbul’a yerleştirdiler. YakupKadri Mekteb-i Hukuk’a girdi. Ama bitirmeden üçüncü sınıftan ayrıldı.Bu arada İbsen’den esinlenerek yazdığı Nirvan’a adlı tek perdelik oyunu yayınlanmış, arkadaşı Şahabettin Süleyman’ın aracılığıyla Fecr-i Ati topluluğuna katılmıştır. Bir yandan Fecr-i Aticilere yönelik eleştirilere cevap vermekte, bir yandanda Servet-i Fünun’da küçük hikayeler yayınlamaktadır. Mensur şiirleri de bu ilk dönemlerinin ürünleridir. 1912’de tüberküloza yakalandığını öğrenir. Ama ancak 1916’da tevadi için İçviçre’ye gidebilecek, üç buçuk yıl orada kalacaktır. Bektaşilikle ilgiside bu yıllarda, İsviçre’ye gitmeden öncedir. Osırada Paris’ten yeni dönmüş olan Yahya Kemal’in de etkisiyle Yunan ve Latin kaynaklarına dayalı yeni bir sanat anlayışını savunmaya başlamıştır.Ayrıca Doğu mit...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÖNEMLİ BİLGİ SAHİBİ ANLAYIŞLARINI E-PERAKENDECİLİK TEORİ GELİŞMESİ İÇİN BİR KURUM OLARAK KULLANMA UTKU ÇOKSEZEN, 20093378 ALİ CAN DUYGULUER, 20093464 ARALIK 2002 1. Giriş E-perakendecilik Amerika ve dünya çapında perakendecilik sektörünün küçük bir kısmını kapsıyor.İnternet erişimi sosyal demokratik gruplar arasında eşit olmamakta beraber yüksek gelirli tüketiciler arasında anlamı çarpıtılmıştı.(Gabler,1999,p.F4)İnternet perakendecilik satışlarının artacağı kesinken, perakendeciler çevrimiçi satışları etkilemekte belli başlı e-perakendecilik stratejilerine ve taktiklerine müşterilerin tepkisinin ne olacağı konusunda kendilerine güvenemiyorlar. Kesin olmayan elektronik perakendeciliği satışları hakkında bir sürü açıklama sunuluyor.Eleştirmenler internet perakendecilerinin sıkça verimli ürün genişliği ve derinliği ve marka seçimini sağlamada başarısızlığa uğrayacaklarını söylüyor.”Zayıf bir web tasarımı ve karışıklık sipariş formları müşterilerin sayısını azaltıyor.”(Amato-McCoy, 199, p. 18).Diğerleri (e.g., Burke, 1997, 1999a; Cowles et al., 1997; Deighton, 1997) tüketici karakterlerini, geleneksel alışveriş tecrübeleri için engelleri, gereken teknolojiye ulaşamamayı ve bundan hoşlanmamayı ve elektronik alışverişin algılanan risklerini içeren internet büyümesine potansiyel engeller olarak nitelendiriyor. Şimdilik en başarılı e-perakendeciler Amazon.com ve E-toys.com ki bunlar hiçbir fiziksel perakendeci yerlerine sahip olmayıp sadece internet üzerinden işliyorlar.Egghead.com gibi şirketler sadece ağ üzerinden işler için kendi mağazalarını terk ettiler ama tuğla ve harç perakendeciliği olarak 1980’lerde birçok finansal sorunla karşılaştılar.(Livingston, 1999a) İnternet perakendecilerinin büyük bir kısmı fiziksel tesislerini birleştiren ama internetin bütün e-perakendecilik stratejilerinin büyük bir rol oynadığına ikna olan firmalardan oluşuyor.Bunlar için en önemli cevaplanmamış soru; Onların e-perakendecilik stratejilerinde inte...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Ödevin Türü: Dosya Ödevi Ödevin Amacı: Sait Faik’in hikayelerindeki fakir halk tiplemelerinin tahlili. HİKAYELER ve TİPLER: Gün Ola Harman Ola (Son Kuşlar) ------- Mercan Usta Barba Amtimos (Son Kuşlar) -------- Barba Amtimos Karanfiller ve Domates Suyu (Mahalle Kahvesi) ------ Kör Mustafa Hallaç (Mahalle Kahvesi) -------- Hallaç Baba Sakarya Balıkçısı (Mahalle Kahvesi) -------- Muharrem Kestaneci Dostum (Mahalle Kahvesi) -------- Ahmet Sinağrit Baba (Mahalle Kahvesi) -------- Sinağrit Baba Falcı Matmazel Todori (Havada Bulut) ----- Falcı Matmazel Todori Ağıt (Son Kuşlar) -------- Apostol Baba Oğul (Mahalle Kahvesi) -------- Baba KULLANILAN KAYNAKLAR: *Sait Faik, Son Kuşlar, Varlık Yayınları, İstanbul, 1965. *Sait Faik, Mahkeme Kapısı, Varlık Yayınları, İstanbul, 1965. *Sait Faik, Mahalle Kahvesi, Bilgi Yayınları, İstanbul, 1974. *Sait Faik, Havada Bulut, Bilgi Yayınları, İstanbul, 1974. 1- Sait Faik’in Hayatı ve Eserleri: Sait Faik Abasıyanık yüzyılımızın en büyük Türk hikayecisidir. 1905’te Adapazarı’nda doğdu. Orta öğretimini Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Yaklaşık üç yıl Fransa’da dil ve edebiyat öğrenimi gördü. Bir süre babasının iş yerinde çalıştı. 1940-1942 yılları arasında kısa süre öğretmenlik ve gazetecilik yaptı. Hayatının kalan yılları annesinin sağladığı imkanlarla Burgaz Adası’nda geçirdi. 1953’te Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Mark Twain Derneği’ne ‘fahri üye’ seçildi. 1954 yılında İstanbul’da öldü. Ölümünden sonra annesinin Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışladığı Burgaz’daki evi 1964’te Sait Faik Müzesi haline getirildi. Her yıl Sait Faik Öykü Armağanı adıyla adına bir öykü yarışması düzenlenmektedir. Sait Faik, Semaver (1936), Sarnıç (1939), Şa...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Zelimhan Yandarbiyev Kendi yaş grubundaki diğer Çeçenler gibi sürgünde dünyaya gelen Zelimhan Yandarbiyev, 1952 yılında Kazakistanda doğdu. Çeçen İnguş Devlet Üniversitesi ve Moskovadaki Edebiyat Fakültesini bitirdi. Bir edebiyatçı olan Yandarbiyevin, yayınlanmış kitapları ve şiirleri bulunmaktadır. Yazdığı eserlerin bazıları İngilizce ve Türkçeye de çevrilmiştir. 1977 yılında siyasete atıldı. Siyasetle direk teması 1989da oldu. O dönemde Çeçenistanda kurulan bağımsızlık yanlısı Vaynah Demokratik Partisinin kurucuları arasında yer aldı. Ayrıca aynı dönemde kurulan Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu kurucuları arasındaydı. 1991de Çeçenistan bağımsızlığını ilan ettikten sonra yapılan ilk seçimlerde Çeçen Parlamentosunda yer aldı. 1993de Cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine getirildi. 1996 yılında Cahar Dudayev’in şehid edilmesi üzerine Çeçen-İçkeriya Cumhuriyeti İkinci Cumhurbaşkanı oldu. Aynı zamanda Kuzey Kafkasyadaki İslami Uyanış ve Kalkınma Teşkilatında da başkan olarak görev yaptı. Halen, Çeçenistan Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov’un tüm İslam ülkeleri temsilciliğini yürütmektedir. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ZARF- (BELİRTEÇ) Beklediğim mektup, dün geldi. O, her zaman güzel giyinir. Çocuklar, aşağı indiler. Kayseri’ye niçin gittin? Yukarıdaki cümlelerde altı çizili olan sözcüklerin anlam ilişkilerini inceliyelim: “Dün” sözcüğü, mektubun ne zaman geldiğini anlatmıştır. “Güzel” sözcüğü, kişinin nasıl giyindiğini anlatmıştır. “Aşağı” sözcüğü, inmek işinin yönünü göstermiştir. “Niçin?” sözcüğü, gitmek işinin nedenini sormuştur. Dikkat edecek olursak, bu sözcükler, fiillerin anlamlarını türlü yönlerden etkileyip tamamlamaktadır. Örneklerdeki gibi, fiillerin anlamını zaman, durum, yer, yön ve miktar bakımından tamamlayan, fiilleri soru yoluyla açıklayan sözcüklere zarf diyoruz. 1-Belirteçler görevleri bakımından beş çeşittir: A)Durum “hal” Belirteçleri: Eylemin nasıl yapıldığını bildiren belirteçlerdir. Niteleme sıfatı oluşturan tüm niteliyici sözcükler, cümlede fiilin önüne gelerek durum belirteci oluştururlar. Durum belirteçleri fiile sorulan “nasıl” sorusuyla anlaşılırlar. “Güzel-iyi-hızlı-yavaş-doğru-kolay-yorgun-böyle-şöyle-öyle-güzel-rahat rahat-baka baka- anlata anlata-koşarak-ağlayarak-gülerek-arasıra-bazı bazı-bazan-kimi avkit-kim kez-kimi kere-yavaşça-sertçe-dosdoğru-yavaş yavaş-yan yan-zaman zaman... gibi sözcükler cümlede fiilin önüne gelerek durum zarfı oluştururlar. Örnekler: Köylüler konuşmamı sabırsızlıkla bekliyorlardı. Verdiğim sözden kolay kolay dönmem. Kolumun ağrısı tekrar başladı. Sorunlarını ağlaya ağlaya anlattı. Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler fiile sorulan nasıl sorusuna yanıt veren birer durum zarfıdır. B)Zaman Belirteçleri: Etkiledikleri eylemleri zaman açısından tümleyen belirteçlerdir. Fiile sorulan “Ne zaman” sorusuyla anlaşılırlar. “Dün-yarın-bu gün-şimdi-şimdicik-hemen-hemen şimdi-b...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ZARF- (BELİRTEÇ) Beklediğim mektup, dün geldi. O, her zaman güzel giyinir. Çocuklar, aşağı indiler. Kayseri’ye niçin gittin? Yukarıdaki cümlelerde altı çizili olan sözcüklerin anlam ilişkilerini inceliyelim: “Dün” sözcüğü, mektubun ne zaman geldiğini anlatmıştır. “Güzel” sözcüğü, kişinin nasıl giyindiğini anlatmıştır. “Aşağı” sözcüğü, inmek işinin yönünü göstermiştir. “Niçin?” sözcüğü, gitmek işinin nedenini sormuştur. Dikkat edecek olursak, bu sözcükler, fiillerin anlamlarını türlü yönlerden etkileyip tamamlamaktadır. Örneklerdeki gibi, fiillerin anlamını zaman, durum, yer, yön ve miktar bakımından tamamlayan, fiilleri soru yoluyla açıklayan sözcüklere zarf diyoruz. 1-Belirteçler görevleri bakımından beş çeşittir: A)Durum “hal” Belirteçleri: Eylemin nasıl yapıldığını bildiren belirteçlerdir. Niteleme sıfatı oluşturan tüm niteliyici sözcükler, cümlede fiilin önüne gelerek durum belirteci oluştururlar. Durum belirteçleri fiile sorulan “nasıl” sorusuyla anlaşılırlar. “Güzel-iyi-hızlı-yavaş-doğru-kolay-yorgun-böyle-şöyle-öyle-güzel-rahat rahat-baka baka- anlata anlata-koşarak-ağlayarak-gülerek-arasıra-bazı bazı-bazan-kimi avkit-kim kez-kimi kere-yavaşça-sertçe-dosdoğru-yavaş yavaş-yan yan-zaman zaman... gibi sözcükler cümlede fiilin önüne gelerek durum zarfı oluştururlar. Örnekler: Köylüler konuşmamı sabırsızlıkla bekliyorlardı. Verdiğim sözden kolay kolay dönmem. Kolumun ağrısı tekrar başladı. Sorunlarını ağlaya ağlaya anlattı. Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler fiile sorulan nasıl sorusuna yanıt veren birer durum zarfıdır. B)Zaman Belirteçleri: Etkiledikleri eylemleri zaman açısından tümleyen belirteçlerdir. Fiile sorulan “Ne zaman” sorusuyla anlaşılırlar. “Dün-yarın-bu gün-şimdi-şimdicik-hemen-hemen şimdi-b...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ZAMİR (ADIL) Zamir (Adıl) : Cümlede ismin yerini tutan, isim olmadığı halde isim gibi kullanılabilen kelimelere denir.Zamirler, cümle içinde isimlerin yerlerini tuttukları için onların bulunduğu görevlerde bulunabilirler; özne, yüklem, nesne, zarf tümleci, dolaylı tümleç olabilirler.Zamirler, isimlerin yerlerini tutma şekillerine ve yerlerini tuttukları isimlere göre gruplara ayrılır.
ZAMİR (ADIL) Zamir (Adıl) : Cümlede ismin yerini tutan, isim olmadığı halde isim gibi kullanılabilen kelimelere denir. Zamirler, cümle içinde isimlerin yerlerini tuttukları için onların bulunduğu görevlerde bulunabilirler; özne, yüklem, nesne, zarf tümleci, dolaylı tümleç olabilirler. Zamirler, isimlerin yerlerini tutma şekillerine ve yerlerini tuttukları isimlere göre gruplara ayrılır. Zamir Çeşitleri A. Kelime Halindeki Zamirler B. Ek Halindeki Zamirler Kelime Halindeki Zamirler 1. Kişi Zamirleri 2. İşaret Zamirleri 3. Belgisiz Zamirler 4. Soru Zamirleri Kişi Zamirleri Kişi isimlerinin yerine kullanılan zamirlerdir. TEKİL ÇOĞUL 1. kişi ben 1. biz 2. kişi sen 2. siz 3. kişi o 3. onlar Not: “Kendi” kelimesi de kişi zamirlerinden sayılmaktadır. Kişi zamirlerinin özellikleri : a. Kişi zamirleri, isimlere getirilen hal eklerini alabilirler. ben, beni, bana, bende, benden sen, seni, sana, sende, senden o, onu, ona, onda, ondan Birinci ve ikinci tekil kişi zamirleri, -e hal eki aldığında kök değişikliğe uğrar;İ bana, sana şekline girer. ben - e > bana, sen - e > sana b. Kişi zamirleriyle tamlama kurulabilir. Tamlayan görevinde kullanılırlar : Benim yurdum Onun evi Senin kitabın Onların sorunları İşaret zamirleri Varlıkların yerini belirtme için kullanılan zamirlere işaret zamiri denir. Tekil olanlar : bu, şu, o Çoğul olanlar : bunlar, şunlar, onlar Diğer işaret zamirleri : öteki, beriki Bu çok sağlam bir evdir. Bunları kim götürecek ? Onu kim kırdı? İşaret zamirlerinin özellikleri : a. Bu, şu, o kelimeleri, ismi bel...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ZAMİR (ADIL) Zamir (Adıl) : Cümlede ismin yerini tutan, isim olmadığı halde isim gibi kullanılabilen kelimelere denir. Zamirler, cümle içinde isimlerin yerlerini tuttukları için onların bulunduğu görevlerde bulunabilirler; özne, yüklem, nesne, zarf tümleci, dolaylı tümleç olabilirler. Zamirler, isimlerin yerlerini tutma şekillerine ve yerlerini tuttukları isimlere göre gruplara ayrılır. Zamir Çeşitleri A. Kelime Halindeki Zamirler B. Ek Halindeki Zamirler Kelime Halindeki Zamirler 1. Kişi Zamirleri 2. İşaret Zamirleri 3. Belgisiz Zamirler 4. Soru Zamirleri Kişi Zamirleri Kişi isimlerinin yerine kullanılan zamirlerdir. TEKİL ÇOĞUL 1. kişi ben 1. biz 2. kişi sen 2. siz 3. kişi o 3. onlar Not: “Kendi” kelimesi de kişi zamirlerinden sayılmaktadır. Kişi zamirlerinin özellikleri : a. Kişi zamirleri, isimlere getirilen hal eklerini alabilirler. ben, beni, bana, bende, benden sen, seni, sana, sende, senden o, onu, ona, onda, ondan Birinci ve ikinci tekil kişi zamirleri, -e hal eki aldığında kök değişikliğe uğrar;İ bana, sana şekline girer. ben - e > bana, sen - e > sana b. Kişi zamirleriyle tamlama kurulabilir. Tamlayan görevinde kullanılırlar : Benim yurdum Onun evi Senin kitabın Onların sorunları İşaret zamirleri Varlıkların yerini belirtme için kullanılan zamirlere işaret zamiri denir. Tekil olanlar : bu, şu, o Çoğul olanlar : bunlar, şunlar, onlar Diğer işaret zamirleri : öteki, beriki Bu çok sağlam bir evdir. Bunları kim götürecek ? Onu kim kırdı? İşaret zamirlerinin özellikleri : a. Bu, şu, o kelimeleri, ismi bel...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ZAMİR İsmin yerini tutan, isim olmadığı halde isim gibi kullanılan sözcüklere zamir denir. Dün çarşıdan ne aldın? zamir Sen buraya gel. zamir Ahmet kitabı masaya bırakmış. isim O, bunu buraya bırakmış. O sözcüğü Ahmet’in yerine, bunu kitap yerine, buraya masa sözcüğünün yerinde kullanılmıştır. Bazen zamirler söz öbeklerinin yerinde kullanılır. Eve ne zaman geldiğini bilmiyorum,zaten bu beni pek ilgilendirmez. “bu”sözcüğü “eve ne zaman geldiği”sözünün yerinde kullanılmıştır. 1) İşaret Zamirleri:İşaret yoluyla isimlerin yerini tutan sözcüklerdir. Bu,şu,o,bunlar,şunlar,onlar, burası,şurası,orası,öyle,şöyle,böyle,öteki,beriki Bu,dün bize geldi. Şekil,durum,tarz anlamlı şek.z. Şu, size bahsettiğim kitap.(Bazen zamirler yerinde kullanıldıkları isimle birlikte cümlede geçer). Bunları sen taşıyacaksın. Şunlar düğüne çağrıldı. Burası yıllar önce bir yangın geçirdi. Şurası oradan daha güzel. Böylesi daha güzel Şöyle sini istiyormuş. Öyleleri her zaman böyledir. Öteki, berikinden daha güzel. 2) Şahıs Zamirleri: Şahıs isimlerin yerini tutan zamirlerdir. ben,sen,o,biz,siz,onlar Ben, bir öğretmenim Sen ,bir öğrencisin. Ben-e =bana Sen-e = sana “O” ve “onlar” zamirleri bir kişi adının yerinde kullanılırsa şahıs zamiridir.Cansız bir varlığın ya da bir hayvanın yerinde kullanılırsa işaret zamirdir. O kahvesini az önce içti.(şahıs z.) O saman ile beslenir.(işaret z.) Onlar dün bize geldi.(şahıs z.) Onları çöpe at.(işaret z.) Biz ,sizden daha başarılıyız. 3) Dönüşlülük Zamiri:”kendi” sözcüğüdür.Şahıs isimlerinin yerinde kullanıldıkları gibi,hayva...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İŞTE O ATATÜRK Kir tutmaz,gölge tanımaz,bitek topraklarında Saldırganların yüzüne ilk yumruğu indirmiş Yiğit ,soylu bir halkın.,yiğit ve tok sesi... Çağlar karanlığında Anadolu gecesinden Ezilenlere umut ,yanan ilk çoban ateşi İşte o ATATÜRK. Asmalarla ,zeytinlerle,ekinlerle ışıyan Tan serinliğinde çalışan bronz eller... Demir ocaklarında,kömür kuyularında Yüreği pek işçilerin ak alnını dolayan Öpülesi,saygıdeğer boncuk boncuk ter İşte o ATATÜRK. Sarı kemiklerde,kara derilerde Henüz anısı yitmemiş o kamçılı sızı Göverirken bilinç bilinç ulusal bir dirilişte Tutsaklığın utanç duvarını yıkmış ülkelerde bugün Çekilen bir bayrak var ya özgürlük üzre İşte o ATATÜRK. Kurtuluş baharında bütün insanlığın Uzak artık kavgadan ve kandan Güvercin sevgilerle tüy tüy ve mavi Ilık meltemlerle dalga dalga yayılan Tüm yeryüzüne kurdun,kuşun kardeşliği İşte o ATATÜRK. Ne ki güzel ,ne ki iyi ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÜZÜNTÜYÜ BIRAK YAŞAMAYA BAK Yazarı: Dale CARNEGİE Yayınevi: Deniz Kitaplar Yayınevi I.BÖLÜM: ‘Sorun Sızdırmayan Bölmelerde Yaşayın’ Başlığının kullanıldığı bölüm: Burada 1871’yılının baharında Montreal Hastanesi’nde stajyer tıp öğrencisi olan ve geleceğini, bir de nasıl para kazanacağını düşünüp üzülen ve daha sonra 11 kelimelik bir sözcüğü okuduktan sonra üzülmeyi bırakıp kendi adına belirlediği amaç doğrultusunda yapması gerekenlere çalışan William Osler’in hayatı ve ünlü bir doktor oluşunu anlatır. Osler daha genç ve yalnız bir öğrenci iken nasıl hayatta yaşayacağını ve zengin olacağını düşünerek çok üzülür ve hayatını kaosa sokar. Bu arada 11 kelimelik şu cümleyi bir kitapta okuyunca onun hayatı değişir. Devrinin en iyi doktoru olur. Ve öldükten sonra hayatı iki ciltlik bir eserde yayınlanır. Bu sihirli söz: ‘Asıl görevimiz uzaktaki belirsiz şeylerle uğraşmak değil elimizdeki belli olanla ilgilenmektir’. Sözüdür. Osler bu sözün etkisinde kalarak geçmiş hatalarını ve kötü olayları unutup geleceğe bakmıştır. Ayrıca gelecekle ilgili tüm korku ve endişelerini bırakmıştır. Böylece kendi deyimiyle ‘Sorun sızdırmayan bölmeler’ oluşturmuştur. Ve kendi anını, hayatın bulunduğu anı yaşamaya ve elindeki imkanları değerlendirmeye çalışmıştır. Bu teknikle Osler genç bir asistanken, Oxford Üniversitesi Tıp Profösörü olmuş, Britanya Kralı ona şövalye ünvanı vermiştir. Bu konuda Said Nursi hazretleri: ‘Sabrınızı geçmiş ve geleceğe dağıtmayın’ demektedir. Şeytan insana gelecekte yapacağı işleri çok göstererek sanki onların hepsini o anda yapacakmış gibi bir ruh sıkıntısı vermektedir. Bundan dolayı geçmiş ve gelecek, insan olarak bizi ilgilendirir. Fakat daha gelecek gelmemiş; geçmiş ise bitmiştir. Bizim için önemli olan şimdiki andır. Onu değerlendirirsek, başarıya ulaşırız. II.BÖLÜM Herhangi bir kötü olay karşısında insanın üzüntüsünü nasıl yenmesi gerektiği Amerikalı ünlü işadamı ve aynı zamanda Cornegie’nin öğrencileri olan bu kişilerin hayatlarından ör...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YÜZÜKLERİN EFENDİSİ ADI:YÜZÜKLERİN EFENDİSİ TÜRÜ:Roman SAYFA SAYISI:405 KONU:Yüzük kardeşliği dağılır. Frodo ve Sam YÜZÜK’le birlikte Mordor’un kapılarından geçmeye çalışırken yeni bir yol arkadaşı elde edinirler. Orklara esir düşen Merry ve Pippin, Orta Dünya’nın en eski ırklarıyla tanışırlar. Aragorn, Legolas ve Gimli ise Orta Dünya’nın kaderini çizecek büyük savaşların ilkine katılırlar. YAZARI:John Ronald Reuel Tolkien: John Ronald Reuel Tolkien, 1892de Güney Afrikada doğdu. Dilbilim ve Eski ingilizce konularında uzmanlaştı ve 1945te Oxford Üniversitesinde ingilizce Profesörü oldu. 1959a kadar bu görevde kaldı. Oxfordda II. Dünya Savaşından önceki yıllarda Owen Barfield, C. S. Lewis ve Charles Wi!liams gibi yazarlarla birlikte edebi bir çevre oluşturdu. Yüzüklerin Efendisi nin (ve örneğin, C. S. Lewisin Kozmik Üçlemesinin) temeli bu çevrenin toplantılarında atılmıştır. Yüzüklerin Efendisinin 1954 ve 1955 yıllarında üç cilt halinde yayınlanması, Özellikle "saygıdeğer" bir İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörünün "fantezi" gibi bir türde eser vermesi, edebiyat eleştirisi çevrelerinde küçük çaplı bir skandala yol açtı. Tolkienm 1937de yayınlamış olduğu Hobbit (Mitos/Altı-kırkbeş, 1997), daha ziyade masal türüne ait bir çalışma olarak kabul edildiği için üzerinde pek durulmamıştı. Oysa Tolkien, Yüzüklerin Efendisiyle birlikte, Hobbitte başladığı "dünya yaratma" projesinde ısrarlı olduğunu gösterdi. Yüzüklerin Efendisinin yarattığı dalgalanma, "fantezi" türünün, tıpkı o yıllarda bilimkurgu için de olduğu gibi, "saygın" edebiyat türleri arasına kabul edilmesinde Önemli rol oynadı; Tolkienı izleyen fantezi yazarları, onu ve onun yarattığı "Orta Dünya"yı büyük ölçüde taklit etmekten vazgeçemediler. Tolkienm 1973teki ölümünden sonra "Orta Dünya"nm Birinci Çağını ele alan Silmarillion (1977), oğlu Christopher Tolkien tarafından yayına hazırlandı. Christopher Tolkien 19801İ ve 90h yıllar boyunca babasının yanm kalmış elyazmalarını yayınlaya...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YÜZÜKLERİN EFENDİSİ J.R.R. TOLKIEN 1.YÜZÜK KARDEŞLİĞİ Bundan yıllar önce Orta Dünya adlı bir coğrafyada yaşanan bir olay anlatılıyor bu kitapta.İyilik ile kötülük arasında paylaşılamayan ise basit ve görünüşünde hiçbir özelliği olmayan bir yüzüğün öyküsü. Yüzüğün tek özelliği parmağına taktığı kişiyi görünmez yapmak. Ama bu yüzüğü elde etmek isteyenlere bakarsak bunun hiç de dıştan göründüğü gibi yalnızca basit bir yüzük olmadığı anlaşılıyor. Çünkü iyilerin karşısında gölgeler diyarı Mordor da ki tahtında oturan Karanlıklar Efendisi Sauron var. Karanlık diyarın efendisi Sauron tek yüzüğü ele geçirirse gücü tamamlanacak; zaferi tam ve kusursuz olacaktı. Fakat yüzük seyahate çıkan ve olayla hiçbir ilgisi olmayan yaşlı Hobbit Bilbo’nun eline geçer. Bilbo yüzüğü alır ve eve dönüğünde bunu Büyücü Gandalf’a gösterir. Gandalf ona yüzüğün öyküsünü ve ne işe yaradığını anlatır. Fakat maceraperest Bilbo yeni bir seyahate çıkar ve yüzüğü varisi olan Frodo’ya bırakır. Frodo Gandalf’dan yüzüğün hikayesini dinlediğinde kendisinin ne kadar büyük bir tehlike altında olduğunu anlar ve Gandalf ona Sauron’un onun peşinde olduğunu ve artık Frodo’nun yüzük taşıyıcısı olduğunu söylediğinde iki arkadaşı Hobbit Sam ve Pippin’i de alarak Shire’dan ayrılırlar. Yolları üzerinde onlara Merry isimli bir hobbit daha katılır. Dört Hobbit çok tehlikeli bir maceraya atılmıştır ve onları Sauron’a hizmet eden Dokuz Kara Süvari hiç rahat bırakmamaktadır. Tabii birde Bilbo’nun yüzüğü aldığı Gollum isimli pis ve iğrenç yaratık var. Onlar Ayrıkvadi’ye varırlar ve Gandalf’da ordadır. Ayrıkvadi’de bir divan toplanır. Birçok uzak ülkeden gelen Elfler, İnsanlar ve Cüceler ile divana başkanlık eden Elrond (yarı Elf), yüzüğün geleceğini belirlemek için toplanırlar. İnsanlar adına Aragorn ve Boromir, Elfler adına Legolas, Cüceler adına Gimli, Büyücü Gandalf ve dört Hobbit (Frodo, Sam, Merry, Pippin) Yüzük Kardeşliği adını verdikleri grupla yola koyulurlar ve yüzüğün geleceği ise; Frodo yani Yüzük Taşı...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YÜZÜKLERİN EFENDİSİ ADI:YÜZÜKLERİN EFENDİSİ TÜRÜ:Roman SAYFA SAYISI:405 KONU:Yüzük kardeşliği dağılır. Frodo ve Sam YÜZÜK’le birlikte Mordor’un kapılarından geçmeye çalışırken yeni bir yol arkadaşı elde edinirler. Orklara esir düşen Merry ve Pippin, Orta Dünya’nın en eski ırklarıyla tanışırlar. Aragorn, Legolas ve Gimli ise Orta Dünya’nın kaderini çizecek büyük savaşların ilkine katılırlar. YAZARI:John Ronald Reuel Tolkien: John Ronald Reuel Tolkien, 1892de Güney Afrikada doğdu. Dilbilim ve Eski ingilizce konularında uzmanlaştı ve 1945te Oxford Üniversitesinde ingilizce Profesörü oldu. 1959a kadar bu görevde kaldı. Oxfordda II. Dünya Savaşından önceki yıllarda Owen Barfield, C. S. Lewis ve Charles Wi!liams gibi yazarlarla birlikte edebi bir çevre oluşturdu. Yüzüklerin Efendisi nin (ve örneğin, C. S. Lewisin Kozmik Üçlemesinin) temeli bu çevrenin toplantılarında atılmıştır. Yüzüklerin Efendisinin 1954 ve 1955 yıllarında üç cilt halinde yayınlanması, Özellikle "saygıdeğer" bir İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörünün "fantezi" gibi bir türde eser vermesi, edebiyat eleştirisi çevrelerinde küçük çaplı bir skandala yol açtı. Tolkienm 1937de yayınlamış olduğu Hobbit (Mitos/Altı-kırkbeş, 1997), daha ziyade masal türüne ait bir çalışma olarak kabul edildiği için üzerinde pek durulmamıştı. Oysa Tolkien, Yüzüklerin Efendisiyle birlikte, Hobbitte başladığı "dünya yaratma" projesinde ısrarlı olduğunu gösterdi. Yüzüklerin Efendisinin yarattığı dalgalanma, "fantezi" türünün, tıpkı o yıllarda bilimkurgu için de olduğu gibi, "saygın" edebiyat türleri arasına kabul edilmesinde Önemli rol oynadı; Tolkienı izleyen fantezi yazarları, onu ve onun yarattığı "Orta Dünya"yı büyük ölçüde taklit etmekten vazgeçemediler. Tolkienm 1973teki ölümünden sonra "Orta Dünya"nm Birinci Çağını ele alan Silmarillion (1977), oğlu Christopher Tolkien tarafından yayına hazırlandı. Christopher Tolkien 19801İ ve 90h yıllar boyunca babasının yanm kalmış elyazmalarını yayınlaya...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YÜZDE 100 DÜŞÜNCE GÜCÜ Yazarı : Jack Ensign ADDİNGTON Yayınevi : RotA HERŞEY DÜŞÜNCEDE BAŞLAR Psikojenez: Herşey düşüncede başlar. Bütün herşey düşüncede oluşturulur ve düşüncenin yapıcı sürecinin ürünü olarak gelişir. Düşünce sonsuzdur: Herşey düşüncenin ürünüdür. Düşünme sonsuzdur. İnsana hakimiyet verilmiştir: İnsan, evrensel akılla birlikte kendi hayatını kendi oluşturur. Düşünce hem yönetici hem üreticidir: İnsanda iki görünümlü tek bir akıl vardır. Erkek yönetici, dişi yapıcı düşünceyi kullanır. İnsan onurlandırılmıştır: İnsana hayatına hükmetme fırsatı ve sonsuz kaynakları kullanma fırsatı verilerek onurlandırılmıştır. Düşünce: Düşündüğüm şeyler zamanla gerçeğe dönüyorsa sadece gerçekleşmesini istediğim şeyleri düşünmeliyim. KENDİNİ YÖNETMENİN YOLU Bilinçaltı: Bedenin fonksiyonunun otomatik olarak yürümesini sağlar. İster uyanık ister uyur vaziyette büyük istem dışı hayat sürer. Bilinçaltı koyulan kurala göre hareket eder: Bilinç emirleri verir ve bilinçaltı da bunu uygular. Gönüllü hizmetkar: Her emir, her önerme her inanç bilinçaltına kaydolur. Hatta dikkat etmediğimiz şeyler bile kaydedilir, gerektiğinde ortaya çıkar. Yasalarımızı kendimiz yaparız: Cereyanda kaldım, öyleyse hasta olacağım. Bilinçaltı bunu kaydeder ve bunu diyen hasta olur. Hastalığın sebebi cereyanda kalmak değil cereyanda kalınca hasta olacağına inanmaktır. Birçok insan kendi kendisini hipnoz eder: İnsanlar gereksiz sınırlamalar yaparak kendilerini hipnotize ederler. Kuralları insan koyar, bilinçaltı da uygular. Sınırları kaldırma: İnsanlar kendileri için kural ve yasalar koyar, sonrada bunların esiri olup mutsuz olurlar. Düşüncenin değişimi hayatı da değiştirir. İnancınızı değiştirin hayatınız değişsin. Kendini yönetme: Düşüncelerimi seçme hakkım var. Başkalarının benim hakkım-daki düşünceleri beni bağlamaz. İyilikleri düşünüyorum, iyilikler de beni seçiyor. Korku ve nefret düşüncelerimde yok. İSTE VE SAHİP OL Dualarınıza dikkat edin, gerçekleşebilir. Aklınızdan ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yükseliş Dönemi Kanuni Sultan Süleyman Dönemi 07.10.2003 21:17:48 Doğum tarihi : 6 Kasım 1494 Doğum yeri : Trabzon Babası : I. Selim Annesi : Hafize (Hazfa) Valide Sultan (Türk-Kafkas) Tahta çıktığı tarih : 30 Eylül 1520 Tahta çıktığında yaşı : 25 yaş,11 ay Saltanatının sonu : 7 Eylül 1566 Tahttan ayrılma sebebi : Ölüm Saltanatının süresi : 45 yıl, 11 ay Ölüm tarihi : 7 Eylül 1566 Ölüm sebebi : Felç Öldüğü yer : Zigetvar Gömülü olduğu yer : İstanbul, Süleymaniye Cami mihrabı önündeki türbesinde. Valilikleri : Bolu (1509), Kefe (1509-1512), Manisa (1513-1520) Devri : Yükselme devri Dönemin olayları Yavuz Sultan Selim’in ölümü üzerine oğlu Şehzade Süleyman (I. Süleyman-Kanunî Sultan Süleyman) İstanbul’da tahta çıktı (30 Eylül).-1520 Çorlu yakınlarında ölen Yavuz Sultan Selim’in cenazesi İstanbul’a getirilerek Fatih’te, daha sonra adına bir cami ve türbe yapılacak semte gömüldü.-1520 Kanunî’ye karşı isyan eden Şam Valisi Canberdi Gazalî, üzerine gönderilen kuvvetler tarafından mağlûp edildi ve başı kesilerek İstanbul’a gönderildi (6 Şubat).-1521 İstanbul Fatih semtinde Kanunî tarafından, babası Yavuz Sultan Selim adına yaptırılan Sultan Selim Camii’nin yapımına başlandı (17 Mayıs).-1521 Kanunî Sultan Süleyman’ın Belgrad seferi, Böğürdelen Kalesi ve Belgrad’ın fethi (29 Ağustos).-1521 Rodos üzerine bir sefere çıkan Kanunî Sultan Süleyman, Rodos’u fethetti (20 Aralık).-1522 Kanunî Sultan Süleyman’ın babası Sultan Selim adına İstanbul Fatih semtinde yaptırdığı Sultan Selim Camii ve türbesinin inşaatı tamamlandı.-1522 Rodos’u fethettikten sonra oradaki şövalyelerin adadan ayrılmasına izin veren Kanunî Sultan Süleyman, İstanbul’a döndü.-1523 Sadrazamlıktan emekliye ayrılan Pirî Mehmet Paşa’nın yerine Pargalı Makbul İbrahim Paşa getirildi (27 Haziran).-1523 Yeni sadrazam Makbul İbrahim Paşa’nın rakibi olan ikinci vezir (Hain) Ahmet Paşa, Mısır Valiliğine tayin edildi (15 Temmuz).-1523 Mısır’a vali olarak gönd...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YUNUS EMRENİN FİKİRLERİ Yunus Emredeki Hümanist düşünce: Yunus Emrenin,İslamiyetin öz değerlerinden, içinde yaşadığı bölgedeki kolonizatör Türk dervişlerinden ve sofilerden aldığı kavramlardan birleştirdiği kendine özgü bir hümanist düşüncesi vardır.Batıdakı bildiğimiz hümanist düşünce ile Yunusun hümanist,yani insani düşüncesi veya insanı hedef alan düşüncesi arasında fark vardır.Batıdaki hümanist düşüncenin hedefi; insan iken, iyiliğiyle kötülüğüyle bütün sinirsiz özgürlüğüyle insanı hedef almışken, beser üstü varlıkları reddeden, hatta Allahı reddeden insanı hedef almışken Yunustaki insani düşüncenin hedefi İlahi aşk veya insan Allah merkezli insandır.Yunusta sonuç ne olursa olsun, hangi düşünce olursa olsun bütün olarak insanı Allaha götürmelidir. Zaten batıdaki hümanist düşünce hareketi Rönesansla başlamıştır. Halbuki Yunus Emre asırlar önce kendine özgü insani düşüncelerini Anadolu halkının gönlüne ulaştırıyordu.Bu düşünceyi şiirlere dökerek ve yaşayan Anadolu Türçesiyle ele almış ve Türk toplumuna hediye etmiştir. Bu bakımdan bu düşünce kendine ve Türk toplumuna özgüdür. Öyle ki Batılıların yıllarca düşünüp bir türlü uygulayamadıkları hümanist düşünceyi, tarihimizin derinliklerinden beridir yaşanılıp uygulanmaktadır. Her ne kadar batılılar bu konuda çok yazmış ve çizmiş iseler de bir türlü fiiliyatta gerçekleştirememişler diğer taraftan da Anadolu insanında gördükleri eşsiz hoşgörü ve hümanist düşünceyi hep merak etmişler ve bu durumu defalarca basın ve yayın organları vasıtasıyla dile getirmişlerdir.Sanırım Anadolu insanındakı bu düşüncenin temellerini Yunus Emrede aramak gerekir. “Yetmişiki millete bir göz ile bakamayan,Ser’in evliyasıyla hakikatte asidir” Diyordu Yunus Emre 7 asır önce.Çevresindeki gönüllere, bütün insanlığa aynı gözle bakmak gerektiğini belirtiyordu. Yunus Emre’nin insanı sevmesi veya hümanist bir düşünceye sahip olması insanları Yaratanının bir kapısı olarak gördüğündendir. Bu fikrini şu dizelerinde açıkça ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yunus Emre (1238-1321) Türk milletinin yetistirdigi en büyük tasavvuf erlerinden ve Türk dili ve edebiyati tarihinin en büyük sairlerinden biri olan Yunus Emrenin hayati ve kimligine dair hemen hemen hiçbir sey bilinmemektedir. Yunusun bazi misralarindan, 1273de Konyada ölen, tasavvuf edebiyatinin büyük ustasi Mevlana Celalettin Rumî ile karsilastigi anlasilmaktadir; buradan da Yunusun 1240larda ya da daha geç bir tarihte dogdugu sonucu çikarilabilir. Bilinen hususlar onun Risalet-ün-Nushiyye adli eserini H.707 (M.1308) yilinda yazmis olmasi ve H.720 (1321) tarihinde vefat etmesidir.Böylece H.638 (M.1240-1241) yilinda dogdugu anlasilan Yunus Emre XIII. yüzyilin ikinci yarisiyla XIV. yüzyilin ilk yarisinda yasamistir.Bu çag,Selçuklularin sonu ile Osman Gazi devrelerine rastlamaktadir.Yunus Emrenin siirlerinde bu tarihlerin dogru oldugunu gösteren ipuçlari bulunmakta; sair, çagdas olarak Mevlana Celaleddin,Ahmet Fakih,Geyikli Baba ve Seydi Balumdan bahsetmektedir. Sariköylü ve Karamanli olusu meselesi hala belli degildir. Yüzyillardan beri halk arasinda yasayan inanca göre O, Sivrihisar yakininda Sariköyde dogmus,çiftçilikle mesgul olmus, Taptuk Emre adli bir seyhe intisap etmis, tekkelerde yasamis ve velilige erismistir. Anadoluda on ayri yerde mezari ( daha dogrusu makami ) oldugu ileri sürülen Yunus Emre,halk arasindaki inanca ve bazi tarihi kaynaklara göre Sariköyde ölmüstür. Orada yatmaktadir. Bugün, Eskisehir-Ankara yolu üzerindeki Sariköy istasyonu yakininda, Yunus Emrenin türbesi ve bir müze bulunmaktadir. Yunus Emre, dünya kültür ve medeniyet tarihinde bir merhale olmustur. Kültürümüzün en degerli yapi taslarindandir. Zira Yunus Emre, sadece yasadigi devrin degil, çagimiz ve gelecek yüzyillarin da isik kaynagidir. Allah ve cümle yaradilmisi içine alan sonsuz sevgisinden kaynaklanan fikirleri, dünya üzerinde insanlik var oldukça degerini koruyacaktir. Yunus Emrenin amaci, sevgi yoluyla dünyada yasayan tüm insanlarin, hem kendileriyle hem evrenl...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YUNUS EMRE (1238 – 1320) Türk halk şairlerinin tartışılmaz öncüsü olan ve Türk’ün İslam’a bakışını Türk dilini tüm sadelik ve güzelliğiyle ortaya koyan, sevgiyi felsefe haline getirmiş örnek insan, Doğumu,ölümü ve hayatına dair malumatlar belirsizlik arz eder.Bununla birlikte1210 yıllarında doğduğu 1320 yıllarında 80 yaşlarında öldüğü kabul edilir. Nereli olduğu, nerede yaşadığı ne iş yaptığı, tahsil derecesi, gibi hususlarında ihtilaf bulunan Yunus Emre, bizlere mânevi ikliminden bakarak nazar etmektedir.Çünkü onun yattığı yer bütün Türk milletinin kalbidir. Yunus’ un hakiki mezarı onu sevenlerin gönüllerindedir. Başbakanlık arşivinin 63. sayısında kayıtlı H.924, Miladi 1518’de Yavuz Sultan Selim adına Karaman eyaleti vakıfları için olan defterin sahifesinde Yunus’ un bağlı bulunduğu aile reisi İsmail Hacı’ nın Horosan’ dan cemaati ile Larende’ ye (Karaman) gelerek burada yerleşip yurt edindiği bilinmektedir. Yunus Emre, hem tasavvuf hem de onu ifade yolunda kullandığı şiir dünyası bakımından eşsiz bir zenginliğe sahip bir deha olarak büyük bir çığır açmıştır. O’ nun Allah’a davet sesi gönülleri yoğuran nefesi ve yücelere giden ulvi hamlesi hala devam etmektedir. O’ birçok kimsede olduğu gibi fani vücudunun.toprağa konulması ile tarih sahnesinden silinmemiş ve gönüllerdeki feyizli ve ruhani tasavvufu devam ede gelmiştir. O’ adeta içip dağıttığı âb-ı hayat sayesinde fanilik sırlarını aşarak ebedileşmiştir. Yunus Emre, şiirlerinden anlaşıldığı üzere iyi bir tahsil görmüştür. O’ Kuran-ı Kerim’ e vakıf, tefsir, hadis, fıkıh gibi İslam’i ilimlere aşina bir kimsedir. Türkçe’yi çok iyi kullanmanın yanında Arapça ve Farsça’yı bildiği yine şiirlerinden anlaşılmaktadır. Yunus’ un okuma- yazma bilmediğine dair beyitleri ise, onun aslında tevazuyu ihtiva eden ifadeleridir. Zira o, Kuran-ı Kerim’ den Hadis-i şeriflerden ve bir kısım kelam-ı kibardan manzumlar kullanmaktadır. Yunus Emre hür fikirli, serbest düşünceli vahdet-i vücûd inanışını benimsemiş, manaya ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yunus Emre, 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14.yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir Türk ozanı ve düşünürüdür. Düşüncelerini, şiirlerinin bulunduğu "Divan"da ve "Risalet al-Nushiyye"de açıklamıştır. Yunusun görüşlerinde insan sevgisi ve hoşgörü esastır. Varlığın yaratıcısı Tanrıdır. Tanrı gönül temizliği ile kavranır ve sevilir. Tanrının yarattığı en olgun varlık insandır. İnsan hatalar da yapabilir. Ancak Allah sevgisi, insanı yanlışlardan ve geçici nesnelerin tutkusundan kurtarır. İnsan felsefesine önem verildiği derecede yeryüzünde mutluluk sağlanır. Erdemli davranışlar da Tanrıya ve ilahi gizlere yaklaşmayı sağlar. Yunus Emre, insanın değerini kimi şiirlerinde şöyle belirtmiştir: Ak sakallı bir hoca Bilemez hali nice Emek yemesin hacca Bir gönül yıkar ise Gönül Çalabın tahtı Çalap gönüle baktı İki cihan bedbahtı Kim gönül yıkar ise Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil Yetmişiki millet dahi elin yüzün yumaz değil. Zor günlerde, zor günlerin aşılmasında halkın moralini ve manevi yapısını güçlendirenlerin en başlarında yer almıştır. Sadece kişi ve kişileri değil insanlığı ve tüm dünya insanlarını kucakladığını şiirlerindeki üstün duygularla birbirlerini tamamlayan mesajlar halinde adeta ilan etmiştir. Bu ilkeleriyle de daima insanlık anlayışı ve sevgisi içinde olmuştur. O; tüm dünya insanlarının olma" ilke ve düşüncesini şiirlerinde konu ederek birleşmiş milletlerin 10 aralık 1948 de kabul ettikleri "insan hakları evrensel beyannamesi" ni ve insanlar arasındaki ayrılık ve farklılıkları da kabul etmeyerek eşitliğin tanınması halka yakın ve alçak gönüllü olunması düşünce ve prensiplerine dayalı olan "demokrasi" nin de temelini atmış oluyordu.Hakk yolunda olmak isteyenlere de rehber özgürlüğü için kardeşlik duygularıyla dolu "insanlık" ve "insancıllık" savaşı vermiştir Denilebilir ki Yunus Emre: Tüm dünya insanlarına o yolda gelişmeleri için insancıl olma şeklinin mesaj ve dersini de vermiştir. Bir başka deyişle :...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İSİMLER(AD): Canlı, cansız bütün varlıkları, kavramları tanıtmaya yarayan kelimelere isim denir. Ağaç, çiçek, ev, İstanbul, Türkiye, Kemal, Karadeniz vb. birer isimdir. İsimler: 1-Varlıklara Verilişine Göre a)Özel İsim: Tek olan, diğer varlıklar içinde tam bir benzeri olmayan varlıkların hususi isimleridir. Konya, Akdeniz, Sultan Ahmet, Ahmet, Mehmet...gibi. Özel isimler etiket isimlerdir; varlıklara sonradan takılmış hususi adlardır. Özel isimlerin sahipleri tanınmazsa zihinde bir varlık, bir kavram oluşmaz. Başlıca Özel İsimler: 1-Şahıs isimleri:Yahya Kemal, İsmet İnönü, Kazım Karabekir... 2-Hayvan isimleri:Tekir, Minnoş, Sarıkız... 3-Yer, şehir isimleri:Ankara, İstanbul, Gemlik... 4-Dil, din, mehzep isimleri:Türkçe, İslamiyet, Musevilik... 5-Millet isimleri:Türkler, İngilizler... 6-Ülke isimleri:Türkiye, Fransa, Kore... 7-Kitap, dergi, gazete isimleri:Servet-i Fünun, Kırık Mızrap... 8-Kurum, dernek, okul isimleri:Türk Dil Kurumu, İstanbul Üniversitesi... b)Cins İsmi (Tür İsimleri):Aynı cinsten varlıkların ortak isimleridir. Dilin temel kavramı cins isimleridir: Taş, yol, ev, sıra, masa...gibi. Cins isimleri herkes tarafından tanınır ve bilinirler. Ev denildiği zaman herkesin zihninde, aşağı yukarı duvarları, kapısı, penceresi, çatısı olan bir yapı canlanır. Başlıca Cins (tür) İsimleri: 1-Vücudun bölümleri ve organ isimleri:Baş, kol, el... 2-Akrabalık isimleri:Baba, kardeş, amca, dayı... 3-Hayvan ve bitki isimleri:Kedi, kartal, fındık, ıhlamur... 4-Araç, eşya isimleri:Kitap, defter, kalem... Dünya, güneş, ay kelimeleri astronomi ve coğrafya ile ilgili kullanımlarında özel isim gibi büyük harfle yazılır. Ay ve Dünya, Güneş’in etrafında döner. Camlardan içeriye güneş giriyordu. Sabahtan beri dünyayı dolaştım. 2-Maddelerine Göre İsimler a)Somut İsim: Varlıkları duyu organları ile anlaşılabilen kavramların, varlıkların isimleridir: Masa, sıra, ağaç, su... b)Soyut İsim: Madde haline olmayan, cismi bulunmayan, varlığı akılla...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İSİMLER (ADLAR) Evrendeki bütün canlı ve cansız maddeleri; duygu ve düşüncelerimiz gibi kavramları anlatmaya yarayan sözcüklere isim ya da ad denir. 1.İSİM ÇEŞİTLERİ a. ANLAMLARINA GÖRE (1)Varlıklara Verilişlerine Göre (a) Özel Adlar Evrendeki bir tek varlığı gösteren, her yönüyle bir benzeri daha bulunmayan varlıkları anlatan adlara özel adlar denir. (b) Cins Adlar Aynı türden varlıkların tümünü birden gösteren adlardır. *Bir tür adı genel anlamda kullanıldığında türü oluşturan varlıkların tamamını anlatır. Balık suda yaşar. (Tüm balıkları gösterir.) Kitap en yakın arkadaştır. (Tüm kitapları gösterir.) *Bir tür adı, bazen o türün yalnızca bir veya birkaçını gösterir. Kuş durmadan çırpınıyordu. (Bir tek kuşu gösterir.) Kitap, Kurtuluş Savaşı yıllarını konu ediyordu. (Bir tek kitabı gösterir.) *”Dünya, güneş, ay” sözcükleri gökbilim terimi olarak kullanılırsa özel ad anlamı kazanır. Dünya, Güneş’ in uydusudur; Ay’ da Dünya’ nın. ( Özel ad ) Pencereden içeri güneş girdi. ( Tür adı ) (2) Varlıkların Oluşlarına Göre Somut Adlar Beş duyu organından en az biriyle algılanabilen varlık, nesne, ve kavramları göstermeye yarayan adlardır. Soyut Adlar Duyu organları yoluyla algılanamayan; fakat zihinde var olan kavramları göstermeye yarayan adlardır. İş ve Eylem Adları Bir eylemden mastar ekiyle (-ma, -me, -mak, -mek; -ış, -iş, -uş, -üş) ekleriyle türetilen ve eylem anlamlarını koruyan adlardır. Bu adlara “isimfiil ve adeylem” de denir. (3) Varlıkların Sayılarına Göre Tekil Adlar Çoğul eki almamış, aynı türden bir tek varlığı gösteren...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İSİMLER (ADLAR) Evrendeki bütün canlı ve cansız maddeleri; duygu ve düşüncelerimiz gibi kavramları anlatmaya yarayan sözcüklere isim ya da ad denir. 1.İSİM ÇEŞİTLERİ a. ANLAMLARINA GÖRE (1)Varlıklara Verilişlerine Göre (a) Özel Adlar Evrendeki bir tek varlığı gösteren, her yönüyle bir benzeri daha bulunmayan varlıkları anlatan adlara özel adlar denir. (b) Cins Adlar Aynı türden varlıkların tümünü birden gösteren adlardır. *Bir tür adı genel anlamda kullanıldığında türü oluşturan varlıkların tamamını anlatır. Balık suda yaşar. (Tüm balıkları gösterir.) Kitap en yakın arkadaştır. (Tüm kitapları gösterir.) *Bir tür adı, bazen o türün yalnızca bir veya birkaçını gösterir. Kuş durmadan çırpınıyordu. (Bir tek kuşu gösterir.) Kitap, Kurtuluş Savaşı yıllarını konu ediyordu. (Bir tek kitabı gösterir.) *”Dünya, güneş, ay” sözcükleri gökbilim terimi olarak kullanılırsa özel ad anlamı kazanır. Dünya, Güneş’ in uydusudur; Ay’ da Dünya’ nın. ( Özel ad ) Pencereden içeri güneş girdi. ( Tür adı ) (2) Varlıkların Oluşlarına Göre Somut Adlar Beş duyu organından en az biriyle algılanabilen varlık, nesne, ve kavramları göstermeye yarayan adlardır. Soyut Adlar Duyu organları yoluyla algılanamayan; fakat zihinde var olan kavramları göstermeye yarayan adlardır. İş ve Eylem Adları Bir eylemden mastar ekiyle (-ma, -me, -mak, -mek; -ış, -iş, -uş, -üş) ekleriyle türetilen ve eylem anlamlarını koruyan adlardır. Bu adlara “isimfiil ve adeylem” de denir. (3) Varlıkların Sayılarına Göre Tekil Adlar Çoğul eki almamış, aynı türden bir tek varlığı gösteren...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İSTİKLAL MARŞI VE AÇIKLAMASI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizdenkimse alamaz. Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez. Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal... Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal! Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır. Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık türk milletide özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İSTİKLAL MARŞI VE AÇIKLAMASI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz. Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez. Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal... Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal! Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır. Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milletide özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YORKTOWN Ben bu ödevde Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Carolina eyaletinde ki Charleston şehrinde gezdiğim Yorktown adlı tarihi uçak gemisini anlatacağım. Charleston Amerika’da yaşanan Kuzey-Güney Savaşı’nın başladığı ve ayrıca Avrupa’dan gelen İngilizlerin ilk yerleştiği ve ticareti başlattığı yerdir. Bu nedenden dolayı Charleston’ın bir diğer adı Charles’s Town’dır. Yorktown adlı uçak gemisi Amerikan donanması için yapılan onuncu uçak gemisidir. Gemi adını 1942’de Japon saldırısına uğrayıp batan Yorktown adlı gemiden almıştır. Yeni Yorktown 15 Nisan 1943’te II. Dünya Savaşı’na katılmış ve 1945 yılında Japonlar’ın yenilgisine kadar görevine devam etmiştir. Yorktown uçak gemisi 270 metre uzunluğunda, 27100 ton ağırlığında olup, 380 donanma görevlisi, bunun yanı sıra çeşitli işlerde görevli 3088 kişi ve 90 uçak ile II. Dünya Savaşı’na katılmıştır. 1950’lerde jetler için özel bir güverte gemiye eklenmiş ve geminin ağırlığı 41000 tona çıkmıştır. Yorktown, II. Dünya Savaşı’ndan sonra, 1960’larda Vietnam Savaşı’na da katılmıştır. 1968 yılının Aralık ayında ise Apollo 8 adlı uzay gemisinin mürettebatını karşılamıştır. 1970 yılında, Yorktown New Jersey’de karaya çıkartılmış, 1975 yılında ise Charleston’a getirilmiştir. II. Dünya Savaşı’nda Japon ordusuna ağır zararlar veren ve çeşitli tarihi başarılar kazanan Yorktown, II. Dünya Savaşı’nda batmayan ve bugün hala hayatta olan tek uçak gemisidir. Yorktown Amerikan Ordusu tarafından verilen en büyük ödül olan Ulusal Kongre Onur Madalyası’na sahiptir. Bu madalya Yorktown gemisinin hangar güvertesinde bulunan Onur Madalyaları müzesinde sergilenmektedir. Yorktown gemisini ziyarete gelen turistlerin daha rahat gezebilmeleri için, Yorktown gemisinde sekiz gezi turu düzenlenmiştir. Birinci turun kapsamınd...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İnsanın "kutsal" olduğu varsayımından yola çıkan ama farklı yönlerde ilerleyen iki bakış açısı var elimizde. Birincisi, yukarıda ifadesini bulan militarist bakış açısı. Yani, emir-komuta zincirini ve şiddet kullanımını merkezine alan, askerliğe ve orduya dair tüm değerleri ve süreçleri "kutsal" gören ve bu değerleri yaşamın her alanında hâkim kılmaya çalışan bir bakış açısı." Türkiye Bilimler Akademisi şemsiyesinde, Tarih Vakfının yürüttüğü, Türkiye İnsan Hakları Vakfı destekli; "Ders Kitaplarında İnsan Hakları" Projesi- "Ders Kitaplarında İnsan Hakları: Tarama Sonuçları"nda Milli Güvenlik Dersi kitabı tarama değerlendirmesi... Ayşe Gül ALTINAY Okuyacağınız değerlendirme, bu proje kapsamında Tarih Vakfı ve TUBA tarafından Nisan 2002de düzenlenen geniş bir atölye çalışmasında sunulduğunda dinleyiciler arasında bulunan bir subaydan şöyle bir itiraz geldi: "Sunuşunuzda kitaplarda yer alan askerlik kutsaldır görüşünü eleştirdiniz. Ben bu konunun anlaşılmadığını düşünüyorum. Askerlik kutsaldır çünkü insan kutsaldır. İnsan kutsal olduğu için ölüm kutsaldır. Yani askerliğin ve ölümün kutsal olması insanın kutsal olmasından gelmektedir." İnsanın "kutsal" olduğu varsayımından yola çıkan ama farklı yönlerde ilerleyen iki bakış açısı var elimizde. Birincisi, yukarıda ifadesini bulan militarist bakış açısı. Yani, emir-komuta zincirini ve şiddet kullanımını merkezine alan, askerliğe ve orduya dair tüm değerleri ve süreçleri "kutsal" gören ve bu değerleri yaşamın her alanında hâkim kılmaya çalışan bir bakış açısı. İkincisi ise uluslararası hukukun temel prensiplerini ve bu projenin arka planını oluşturan insan hakları anlayışı. İnsanı merkezine alan bu bakış açısı, birincisinin aksine ölümü yüceltmez, yaşamı en temel hak olarak ilan eder ve öngördüğü düzenlemelerle, yaşam hakkının dünya üzerindeki her birey için sağlanması, korunması ve geliştirilmesini esas alır. Bu anlayışın önemli bir uzantısı, toplumlar, devletler veya bireyler arasında yaşanan sorunlar...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)