Tarih
DosyalarEkleme Tarihi
ŞEYH SAİT AYAKLANMASI Şeyh Sait, 13 Şubat 1925te Ergani ilçesine bağlı Eğil bucağının Piran köyünde ilk defa isyana başlamıştır. Önce Genç ilinin merkezi Darhaniyi ele geçirmiş, bir alayı geri çekilmeye mecbur ettikten ve bir süvari alayını da pusuya düşürdükten sonra, Elazığı almıştır. Daha sonra asiler, Diyarbakıra yürüyerek şehri ele geçirmek istemişlerse de bundan bir sonuç alamamışlardır. Olayın başlangıcında, Ali Fethi Okyar Hükümeti isyanı bölgesel ve çabuk bastırılacak bir olay olarak değerlendirmiştir. Ancak isyanın süratle yayılması; Diyarbakır, Elazığ ve Genç vilayetlerini içine alması ve genişlemeye başlamış olmasından ötürü hükümet bir ay süre ile bölgede sıkıyönetim ilan etmiştir. Olay, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetini tehdit eden, inkılaplara karşı bir isyandır. Bükreşte toplanan Hilafet Kongresinde Vahdettin taraftarları Türkiyede suikastlar düzenleyerek ve isyan çıkararak karşı ihtilale teşebbüs kararı almışlardı. Karşı ihtilali hazırlamakla görevli ihtilal komitesi, ülke içinde gizli beyannameler dağıtıyor, gezici hocalar ve seyyar satıcılar eliyle devrim (inkılap) hamlelerini kötülüyor, hilafet lehine telkinde bulunuyordu. Hilafet komitesi, Şeyh Saitle anlaşarak ihtilal hazırlığı yapmıştı. I. Dünya Savaşının sonucu Osmanlı İmparatorluğunun dağılması ile, Kürtler de bağımsızlık peşine düştüler. Bu amaçla kurulan, Kürt Teali Cemiyeti, İngilterenin mandası altında bağımsız bir Kürt Devleti kurmayı öngörüyordu. Bu cemiyet, Cumhuriyetin ilanından sonra resmen dağıldı ise de, Kürt İstiklal Komitesi adı altında faaliyetine devam ediyordu. İsyan başladıktan sonra, Seyyit Abdülkadir, İstanbuldaki Kürtleri, silahlı bir irtica hareketine sevke teşebbüs etmiş, bu yolda planlar hazırlamıştır. Şeyh Sait olayının ayrıca İngilizlerle de ilgisi vardı. Lozanda halledilmeyen Musul sorununun 1924 yılında İstanbulda toplanan İngiliz Konferansının sonuç vermemesi üzerine, Milletler Cemiyetine götürülmesi gerekliydi. İngiltere bir taraftan Musul ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ŞEYH SAİT AYAKLANMASI Şeyh Sait, 13 Şubat 1925te Ergani ilçesine bağlı Eğil bucağının Piran köyünde ilk defa isyana başlamıştır. Önce Genç ilinin merkezi Darhaniyi ele geçirmiş, bir alayı geri çekilmeye mecbur ettikten ve bir süvari alayını da pusuya düşürdükten sonra, Elazığı almıştır. Daha sonra asiler, Diyarbakıra yürüyerek şehri ele geçirmek istemişlerse de bundan bir sonuç alamamışlardır. Olayın başlangıcında, Ali Fethi Okyar Hükümeti isyanı bölgesel ve çabuk bastırılacak bir olay olarak değerlendirmiştir. Ancak isyanın süratle yayılması; Diyarbakır, Elazığ ve Genç vilayetlerini içine alması ve genişlemeye başlamış olmasından ötürü hükümet bir ay süre ile bölgede sıkıyönetim ilan etmiştir. Olay, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetini tehdit eden, inkılaplara karşı bir isyandır. Bükreşte toplanan Hilafet Kongresinde Vahdettin taraftarları Türkiyede suikastlar düzenleyerek ve isyan çıkararak karşı ihtilale teşebbüs kararı almışlardı. Karşı ihtilali hazırlamakla görevli ihtilal komitesi, ülke içinde gizli beyannameler dağıtıyor, gezici hocalar ve seyyar satıcılar eliyle devrim (inkılap) hamlelerini kötülüyor, hilafet lehine telkinde bulunuyordu. Hilafet komitesi, Şeyh Saitle anlaşarak ihtilal hazırlığı yapmıştı. I. Dünya Savaşının sonucu Osmanlı İmparatorluğunun dağılması ile, Kürtler de bağımsızlık peşine düştüler. Bu amaçla kurulan, Kürt Teali Cemiyeti, İngilterenin mandası altında bağımsız bir Kürt Devleti kurmayı öngörüyordu. Bu cemiyet, Cumhuriyetin ilanından sonra resmen dağıldı ise de, Kürt İstiklal Komitesi adı altında faaliyetine devam ediyordu. İsyan başladıktan sonra, Seyyit Abdülkadir, İstanbuldaki Kürtleri, silahlı bir irtica hareketine sevke teşebbüs etmiş, bu yolda planlar hazırlamıştır. Şeyh Sait olayının ayrıca İngilizlerle de ilgisi vardı. Lozanda halledilmeyen Musul sorununun 1924 yılında İstanbulda toplanan İngiliz Konferansının sonuç vermemesi üzerine, Milletler Cemiyetine götürülmesi gerekliydi. İngiltere bir taraftan Musul ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
“1919-1933” TEN BİR PARÇA O günlerde bir ünlü ayak bastı Samsun’a, Yürüdü etrafına ümitler suna suna. Bu, ateşler içinde geçip gelmiş bir erdi, Göğsünde toplanmıştı milyonla Türk’ün derdi, Bu milyonla dert ona veriyordu başka hız, Yürüdü arkasında genç, ihtiyar, kadın, kız. O kimdir? Bakışları deniz kadar yumuşak, Saçı güneşi ammiş bir demet altın başak. O kimdir? Bir milletin sesi vardı ağzında, On dört miyonun nabzı çarpıyordu nabzında. O kimdir? Geçtiği yer dönüyor gün vurmuşa, Can veriyor sararmış ota, yaralı kuşa. O kimdir? Gözlerinde bir tılsım gizleniyor, Bastığı topraklarda bahar filizleniyor. Alev saçlı bir volkan bazı bir dağ başında, Bazı beliriyordu bir damla göz yaşında. Güneşten birer okyu ondan gelen her emir, Bu okların altında eriyor dağ, taş, demir. O kimdir? Milyonla Türk birleşip bir tek olmuş, Yıkılan memlekete kolları destek olmuş. Öz yurdun içlerinde düşman kurarken pusu, Bir yandan da yürüdü Halife’nin ordusu. Birisi gök yüzünden bombalar atıyordu, Biri elinde salip, biri elinde Mushaf, İçli dışlı düşmanlar geliyordu saf saf. Bunların karşısında göğsü açık bir azim, Süngüye, topa karşı diyordu: Zafer bizim! ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
“1919-1933” TEN BİR PARÇA O günlerde bir ünlü ayak bastı Samsun’a, Yürüdü etrafına ümitler suna suna. Bu, ateşler içinde geçip gelmiş bir erdi, Göğsünde toplanmıştı milyonla Türk’ün derdi, Bu milyonla dert ona veriyordu başka hız, Yürüdü arkasında genç, ihtiyar, kadın, kız. O kimdir? Bakışları deniz kadar yumuşak, Saçı güneşi ammiş bir demet altın başak. O kimdir? Bir milletin sesi vardı ağzında, On dört miyonun nabzı çarpıyordu nabzında. O kimdir? Geçtiği yer dönüyor gün vurmuşa, Can veriyor sararmış ota, yaralı kuşa. O kimdir? Gözlerinde bir tılsım gizleniyor, Bastığı topraklarda bahar filizleniyor. Alev saçlı bir volkan bazı bir dağ başında, Bazı beliriyordu bir damla göz yaşında. Güneşten birer okyu ondan gelen her emir, Bu okların altında eriyor dağ, taş, demir. O kimdir? Milyonla Türk birleşip bir tek olmuş, Yıkılan memlekete kolları destek olmuş. Öz yurdun içlerinde düşman kurarken pusu, Bir yandan da yürüdü Halife’nin ordusu. Birisi gök yüzünden bombalar atıyordu, Biri elinde salip, biri elinde Mushaf, İçli dışlı düşmanlar geliyordu saf saf. Bunların karşısında göğsü açık bir azim, Süngüye, topa karşı diyordu: Zafer bizim! ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
‘DÖRT T’ PLANI İşin ucunu insanların canına kastetmeye kadar götüren Ermeni terörünün amacı, sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır. Nihai hedef ise, "Büyük Ermenistan" rüyasıdır. Büyük Ermenistana giden yolda atılması gereken en önemli adim, sözde iddialar konusunda kamuoyu oluşturmak ve Türkiyeye yönelik emelleri gerçekleştirmektir. Bunun için uygulamaya konan ve "Dört T" seklinde adlandırılabilecek olan plan su dört kavrama dayanmaktadır: Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak... Yani, sözde Ermeni sorunu tüm dünyada terör yoluyla "tanıtılacak", sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiye’ce "tanınacak", sözde soykırımdan dolayı Türkiyeden "tazminat" alınacak ve "Büyük Ermenistan" rüyasını gerçekleştirmek için gerekli olan "toprak" Türkiyeden koparılacaktır!... "Dört T" plânına dayanak oluşturulan Ermeni iddiaları ise şunlardır: 1. Türkler, Ermenistan’ı işgal ederek Ermenilerin topraklarını ellerinden almışlardır. 2. Türkler, 1877-78 savaşından itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuşlardır. 3. Türkler, 1915 yılından itibaren Ermenileri plânlı şekilde soykırıma tabi tutmuşlardır. 4. Talat Paşanın, Ermenilerin soykırıma tabi tutulması konusunda gizli emirleri vardır. 5. Soykırımda hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1,5 milyondur. Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için iddiaların ve Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihsel gelişimini incelemek gerekmektedir. ERMENİ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ Ermeniler, tarih boyunca baska devletlerin yönetimi altinda kalmislar ve bagli olduklari devletlerin hizmetinde bulunmuslardir. Ansiklopedik kaynaklarda, Erivan, Gökçegöl, Nahcivan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukari memleket anlamina gelen Armenia, bu yörelerde yasayan halka ise Ermeni denildigi yer almaktadir. Ermeni tarihçilerin bir kis...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÖZBEK TÜRKLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI ve TARİHLERİ Altın orda Devleti’nin kuruluşu sırasında Ural’ların doğusundaki irtiş ırmağının kaynağına doğru uzanan geniş bölge Cengiz Han’ın torunu Şeyban’a verilmişti. Bu sırada bu bölgede Mengü Timur’un torunu Tuğrulcan’ın oğlu Özbek Han (1292 – 1342) Kıpçakların hükümdarıydı. Özbek Han ve halkı İslamiyet’i kabul edince, Müslüman Kıpçaklara “Özbek” denmeye başlanmıştır. Özbek adının “Oğuz – Beg” bileşik teriminin zamanla kısaltılarak Özbek’e dönüştüğü söylenmektedir. Özbekistan’ın bulunduğu topraklarda M. Ö. 10. yy’da Pers Kralı Darelos M. Ö. 4. yy’da Büyük İskender, M. Ö. 8. yy’da Araplar tarafından M. S. 13. yy’da da önce Moğolların, sonrada Timur tarafından işgale uğramıştır. Ancak Özbekler bu işgal döneminde bile kendi kültürlerini korumayı başarmış ve orta Asya da bir güç haline gelmeye başlamışlardır ve 1428’de de Ebu’l – Hayr Han (1428 – 1468) büyük dedesi Özbek Han’ın adını verdiği devleti kurarak istiklalini ilan etmiştir. Timurlu prenslerin taht kavgalarından istifade eden Ebu’l – Hayr Han, Ebu Sa’id’e yardım ederek 1451’e kadar Türkistan’ın yarısına hakim olmayı başarmıştır. Fakat Özbeklerin bu ilerleyişi ve gelişimi kuvvetli Moğol kabilelerinin kıskançlığını perçimlemiş ve 1456 – 1457 yıllarında ard arda gelen Moğol kabileleri saldırılarıyla, akınlarıyla Özbekler büyük yara almış, kabileler karşısında başarısızlığa uğramıştır. Bir kısım Türkler bu başarısızlık üzerine Ebu’l – Hayr Han’ın siyasetini gevşek bulduklarını tasvip etmediklerini söyleyerek cemaatten ayrılmış kuzeye doğru göç etmişlerdir. Kendi başlarına buyruk hareket eden bu Türklere “Kazak” denmiştir. 1468’de Ebu’l – Hayr Han Moğollarla yaptığı harbi kaybedip ölünce yerine oğlu Şah Budak Han geçti. Fakat o da Özbeklerin bu perişan durumdan kurtulmalarını sağlayamadı. Özbeklerin kaderi Şah Budak’ın oğlu Muhammet Şeybani’nin Buharadan dönmesiyle değişmiştir. Komşularının iç mücadelelerle meşgul olmalarından çok iyi istifade eden Muhammet ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÖNSÖZ Şeriyye sicilleri, Osmanlı Devleti’nin Taşra Teşkilatı’nın en önemli şahsiyeti olan kadıların, mahkemelerde tutmuş oldukları zabıtları, merkezden gelen emir ve fermanları ve mahalli kararların yanında, önemli vakaları kaydettikleri defterlerdir. Nasıl ki toplumun en küçük yapı taşı ailedir ve o toplum hakkında incelemeler aileden başlar ve aile toplumu yansıtır; aynı şekilde bir devletin en küçük birimi köyler ve bu köylerin bağlı oldukları kazalardır. Bunun için bir devletin tam manasıyla ve ayrıntılı bir şekilde araştırılıp, öğrenilmesi için o devletin temeli olan taşra teşkilatının çok iyi öğrenilmesi gerekir. Şeriyye sicilleri de kazalardaki kadıların tutmuş oldukları, köydeki en küçük olaydan, padişahtan gelen fermanlara kadar kaydettikleri defter olduğu için Osmanlı Devleti’ni araştıran yerel, toplumsal, siyasi tarihçilerin ilk başvuracağı kaynaklardır. 751 No’lu Balıkesir Şeriyye Sicili’nin Transkript ve değerlendirilmesinin yapıldığı bu çalışmanın “Giriş” bölümünde Şeriyye Sicilleri hakkında genel bilgiler, Balıkesir’in Şeriyye Sicilleri, bu defterin tereke defteri olması sebebiyle tereke defterinin tutulmasında takip edilen usul anlatılmıştır. Birinci bölümde Karasi Sancağı’nın tarihi gelişimi ve yerleşim birimleri belirtilmiştir. Ayrıca Sancak merkezinde bulunan idarecilerin kimler olduğu tespit edilmiştir. Transkribe edip incelediğimiz defter tereke defteri olduğu için tereke ve miras taksimi, vasi nasbı ve küçük çocuklarının haklarının korunması için yapılan faaliyetler ele alınmıştır. İkinci bölümde ise defterde çok açık olarak yapılmış Müslüman ve gayr-i Müslim ayırımı göz önünde bulundurularak dini yapı, halkın geçimini sağladığı mesleklere göre mesleki yapı ve halkın sosyo – kültürel yapısını ortaya koyan folklorik özellikler defter genellemesi yapılarak ele alınmıştır. Son olarak şehre güzellik ve ihtişam veren dini ve sosyal yapılar ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde 751 No’lu Balıkesir Şeriyye Sicil Def...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÖNSÖZ Ziya Paşa, 19. yy’da Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği büyük devlet adamlarından biridir. Başarılı bir idareci ve büyük bir fikir adamı olan Ziya Paşa edebiyat alanında da önemli eserler bırakmıştır. Ziya Paşa üzerinde şimdiye kadar yapılan araştırmalar O’nun siyasi kişiliğinden çok edebi yönü esas alınarak yapılmıştır. Bu bakımdan O’nun tarihi bir perspektif içinde ele alınması, edebi ve fikri değerlerinin yanında tarihi ve siyasi fonksiyonlarının da ortaya çıkarılarak değerlendirilmesi lazımdır. Yaptığım bu çalışmamda Ziya Paşa’nın, 19.yy Osmanlı siyasi tarihi içerisindeki oynadığı mühim rolü ve bıraktığı derin izleri incelemeğe çalıştım. Ancak gerek kaynakların yetersiz olması, gerekse mevcut kaynakların O’nun edebi kişiliği üzerinde yoğunlaşmış olması hazırlamış olduğum bu çalışmanın yetersiz kalmasına sebep oldu. Bu çalışmamda benden yardımlarını ve teşviklerini hiçbir zaman esirgemeyen Yrd. Doç Dr. Hasan BABACAN ‘a, hocalarıma, maddi ve manevi anlamda daima yanımda olan aileme ve arkadaşlarıma teşekkürlerimi bir borç bilirim. Azize KARAKUŞ Isparta 2001 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ i İÇİNDEKİLER ii GİRİŞ 1 I. BÖLÜM 3 ZİYA PAŞA’NIN ÇOCUKLUĞU VE MEMURİYETLERİ 3 1. Ziya Paşanın Doğumu 3 2. Ziya Paşa’nın Çocukluğu ve Okul Hayatı 4 3. Ziya Paşa’nın Memuriyetlikleri 8 3.1. Mabeyn Katipliği 8 3.2. Saray Dışındaki İlk Memuriyetleri 9 3.3. Kıbrıs Mutasarrıflığı 10 3.4. Amasya Mutasarrıflığından Önceki Görevleri 10 3.5. Amasya Mutasarrıflığı 11 3.6. Canik Mutasarrıflığı 15 3.7. Yeni Osmanlılar Öncesindeki Hayatı 15 II. BÖLÜM 19 ZİYA PAŞA’NIN AVRUPADAKİ HAYATI 19 1. Abdülaziz Devri Türkiye’sine Bakış 19 1.1. Tenkit Ed...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÖNSÖZ Hitler yönetimindeki alman ordusunun 7 mayıs 1945’de müttefiklere boyun eğerek teslim oluşuyla birlikte, Almanya’nın önünde yeni bir ufuk açılmış oluyordu. Ama yaklaşık 6 yıl boyunca ülke topraklarının her karışını demir ökçeleriyle çiğnemiş ve bittiğinde geride yalnızca moloz yığınlarına dönüşmüş şehirler bırakmış olan bu amansız savaş, ufukta hayal meyal görünen o güzel günlere erişebilmeleri için insanları neredeyse bir hiçlikle, kıtlık ve sefaletle mücadele etmek zorunda bırakıyordu. Erkeklerin savaşta öldüğü, sakatlandığı veye esir bulunduğu, yaşlıların ve çocuklarınsa ellerinden bir şey gelmediği, dolayısıyla kadınların en büyük yükü sırtlandığı bir dönemde insanlar savaşın bitimiyle birlikte bir an önce güzel günlere kavuşabilmenin hayaliyle yıkıntıları yok etme ve ülkeyi yeniden kalkındırma çalışmalarına başladılar. Peki savaşın yolaçtığı zararları gidermekle, yıkıntıları kaldırmakla bu savaş atlatılmış, geride bırakılmış olurmuydu? Şekilsel olarak evet. Fakat bu savaş, ve savaş sonrası o günleri yaşamış, bi şekilde o günlerden etkilenmiş her bireyin hafızasında, son nefeslerine kadar onlarla birlikte yaşayacaktı. Sıcak savaşın dışında, savaşın bitiminden sonraki ilk yıllar da başlı başına bir savaştı. Bu kez savaşılan ise enkaz yığınları, kıtlık ve en önemlisi açlıktı. İşte böyle bir ortamda milyonlarca kaçak, mülteci, göçmen ve askerle birlikte, zamanında nazi rejiminden kaçmış veya savaşa gitmiş olan, ülkenin içinde bulunduğu durumu, insanların acılarını kaleme alarak geniş kitlelere duyuracak olan entellektüeller ve yazarlar da bu savaştan yurda geri dönüyordu. Bunlardan biri de aktif bir şekide savaşın içinde bulunmak zorunda kalmış, çok yoğun duyumsamalarla yaşadığı savaşı ve savaş sonrasını yazacağı eserlerinde etkin bir şekilde dile getirecek olan Heinrich Böll’dü. Kendisi de savaş ve sonrasının zihinlerine yerleştiği insanlardan biri olan Böll, savaştan kısa süre önce kısa hikayelerle başladığı yazın hayatında savaştan sonra yazd...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Önsöz Bu seminerimde amacım İskender’in Anadolu ve Ön-Asya ülkerine yaptığı seferleri genel hatlarıyla anlatmaktır Bu seferlerden önceki ve sonraki durumlara konunun havada kalmaması için biraz değindim. Ancak özellikle Doğu ülkeri ve Hindistan’a yapılan seferler konusunda bunun çok yetersiz olduğu kanaatindeyim. Bu konuyu hakkında pek fazla bir şey bilmediğim Klasik Dönem sonrası Yunanistan’ın durumu ve Pers İmparatorluğunun nasıl ortadan kalktığını daha iyi öğrenebilmek için aldım. Konunun çok geniş olması yüzünden seminer, konuların dağılım bakımdan biraz dengesiz oldu. Bu semineri yazmamda beni devamlı motive eden ve kaynak bulmamda yardımcı olan Sayın Prof. Dr. Kutlu Emre’ye, İngilizce çevirileri yapmamda bana yarımcı olan ve hatta çoğunu kendi yapan annem Dilek Kayran’a, bazı kaynaklardaki, bazı eski türkçe bölümleri ise günümüz türkçesiyle yeniden yazan babam Erdinç Kayran’a ve tez konumu değiştirmeme izin vererek beni büyük bir külfetten kurtaran hocam Sayın Yrd. Doç. Dr. Zeynep Öğün’e teşşekkür ederim. İçindekiler Önsöz 1 İçindekiler 2 Giriş 3 I. Peleponnes Harbinden sonra Yunanistan ve Anadolu’nun durumu 4 II. Makedonya Krallığı ve Filip II 1. Makedonya Krallığı 7 2. Filip II 7 III. İskender’in Büyütülüşü ve Kişiliği IV. İskender’in Ordusu, Harp Düzeni, Tahta Geçişi ve İlk İcraatları 10 1. Ordunun donanımı, hareketi, ikmali ve Harb Düzeni a. İskender’in ordusu 10 b. İskender’in Harb düzeni 14 2. İskender’in tahta geçişi ve ilk icraatları 15 V. Ön-Asya Seferi 19 1. Asya Seferi Öncesi İki tarafın Kuvvetleri ve Pers Krallığının Durumu 19 2. Anadolu ve Doğu Akdeniz Ülkelerinin Zaptı 21 3. Ön Asya Ülkelerinin Ele Geçirilmesi ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÖNSÖZ Bu çalışmayı seçmemdeki en büyük etken tarih ilmine olan yakın ilgi ve alakamın büyük etkisi olmuştur. Kaynakların toplanması konusunda fazla zorlanmama rağmen konunun derlenmesi ve tarihi bir kronoloji içerisinde olayları aktarmak ve çok değişik kaynaklardaki bilgilerin bir araya getirilmesi, eldeki kaynakların yardımıyla bilgilerin derlenip süzgeçten geçirilmesi bu tür çalışmalarda zor ve meşakkatli olmaktadır. Eser iki bölümden oluşmaktadır. Konusu Selçuklular döneminde ki haçlı seferleri olması hasebiyle birinci bölümde Türklerin Orta Asya’dan geliş sebepleri, ve Selçuklu devletinin kurulma aşamasındaki tarihi olaylara kısaca değinmeyi kafî görerek, ikinci bölümde ise Haçlı seferlerinin başlama nedenleri ve seferler süreci üzerinde durarak bu seferlerin sonuçları üzerinde durmaya çalıştık Bu konuda Hocam Prof. Doç. Dr. Orhan Üner hocam’ın yardımlarından ve vermiş olduğu destekten dolayı teşekkürü kendilerine bir borç bilirim. Hülya BOZKIR ISPARTA-2001 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ i GİRİŞ 1 I. BÖLÜM 2 A-) HAÇLI SEFERLERİ ÖNCESİ 2 1- Oğuzların Anadolu’ya Gelişi 2 2- Yeni Kurulan Devletin Tanzim ve Teşkili 7 3- Anadolu’nun Fethinin Sebebi 8 4- Pasinler Zaferi (18 Eylül 1048) 10 5- Malazgirt (26 Ağustos 1071) 11 a) Malazgirt’ten sonra 12 II. BÖLÜM 15 B-) HAÇLI SEFERLERİ BAŞLIYOR 15 1- Kaynak Meselesi 15 2- Haçlı Seferlerinin Sebepleri 16 3- I. Haçlı Seferi 19 4- Haçlılar Antakya’da 21 5- Haçlılar Kudüs’te 22 6- İkinci Haçlı Seferi 22 7- III. Haçlı Seferi 26 8- IV. Haçlı Seferi 28 9- Haçlı Seferlerinin Sonuçları 29 SONUÇ 31 BİBLİYOGRAFYA 32 GİRİŞ Türkler ilk çağlardan itibaren Orta Asya bozkırlarından batıya doğru büyük bir göç etmişlerdir. Tabi ki, bu göler kısa bir süre içerisinde olmamış çok uzun bir süre zarfı içerisinde kimi zaman büyük kitleler halinde, kimi zamanda daha küçük guruplar halinde meydana gelmiştir. Haliyle bu göçler esnasında özelikle batı Asya ve Anadolu coğrafyasında da b...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Önder Gül 30.04.2003 9-D KUZEYİN CESUR DENİZCİLERİ: VİKİNGLER Günümüzden yaklaşık bin yıl önce Avrupa’nın kuzeyinde denizcilikle uğraşan halklar vardı. Bunlar kendilerine Viking adını vermişti. Vikingler kuzeyin tarıma çok da elverişli olmayan topraklarında yaşıyordu. Bu yüzden geçimlerini toprakta değil denizde aradılar. Cesur ama acımasız denizcilerdi. Kendi ülkelerinde yetişmeyen ürünleri almak için başka ülkelere gittiler. Kimi zaman ticaret yoluyla ama çoğunlukla zorla aldılar istediklerini. Hızlı hareket etmelerine olanak sağlayan gemileri vardı. Bu nedenle köyleri kolaylıkla bastılar; ülkeleri yağmaladılar. Viking adı uzun süre korkuyla anıldı Avrupa’da. Ama onların bir başka özelliği daha vardı. Vikingler aynı zamanda bilinmeyen denizlere yelken açan yürekli kişilerdi. Birçok yeni ülkeyi Vikingler buldu. Pusulanın, haritanın olmadığı dönemlerde onların bulduğu bu ülkeler Vikinglerin ne kadar cesur denizciler olduğunu göstermiyor mu? Vikingler, Avrupa’nın kuzeyinde yaşamış, çoğunlukla denizcilikle uğraşan insanlardı. Gotlar, Vandallar ve Lombardlar gibi İskandinav kökenli kavimler 4. yüzyılın sonlarından başlayarak büyük kavimler göçüne katıldı. 8. yüzyılın sonunda dünya İskandinavyalıların hem ticari hem de askeri başarılarına tanık oldu. İşte bu halklara genel olarak Viking adı verildi. Viking sözcüğünün Norveççe "Vik" kökünden geldiği öne sürülüyor. Vik, Viking köylerinin bulunduğu küçük koylara verilen addı. Önceleri korsan, saldırgan anlamına gelen Viking sözcüğü sonraları denizci, tüccar anlamına gelen vicus ile özdeşleştirildi. Danimarka, İsveç, Norveç halkları Vikingleri oluşturmuştu. Varyaglar da denen İsveçlilerse doğuya doğru yayılmış, 9. yüzyılda Karadeniz’e, hatta İran’a kadar ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ZİGGURATLAR Ziggurat Mezapotamya’ya özgü bir terimdir. Tanrıdağı anlamındadır.(1) İlkçağda Sümerler, Keldanlılar, Babiller ve Asurlular tarafından yapılan, tabandan başlayarak tepeye doğru kat kat yükselen(2) giderek küçülen teraslardan oluşan, zirvesinde bir tapınak bulunan ve yanlarında bir merdiven sistemi yer alan kademeli bir kuledir.(3) Üzeri açık ve dört köşelidirler.(4) Bu yapılar tarihi metinlerde Ziggurat, Zigura ve Ziggurak gibi çeşitli yazılışlarla görülür.(5) Zigguratların ilk olarak Sümerlerce inşa edildiği düşünesi yaygındır. Mezapotamya halklarının en önemli faliyetleri tapınakları Tanrıya ithaf etmeleridir. Sadece Antropolojik değil, edebi içerikli kalıntılara dayanarak da Sümerler’den önce başlamak kaydıyla Mezapotamya düşünce tarzına aydınlık getiren tez şudur: Politik açıdan Sümerlerde şehir devleti sözkonusu idi ve her merkezin bir tanrısı olduğu gibi her tanrının da yeryüzünde kendini temsil eden bir hükümdarı vardı. Bu hükümdarın birinci görevi tanrının evini inşa ettirmekti. Çünkü böylece tanrı onlardan hoşnut kalacak bunun karşılığında da onların o bölgedeki yaşamlarını temin edecek suyu gönderecekti.(6) İşte Orta Asya‘dan gelen bu kavimler , yüksek dağları tanrı makamı kabul etmişlerdi ve dağlık olmayan Mezapotamya yöresine gelince bu şekilde yüksek, yapay bir tepe meydana getirerek onu tanrının makamı ve tapınak yeri olarak nitelendirmişlerdir.(7) Yapay bir tepe görünümündeki zigguratların yapımına ilşkin inançlar tartışmalıdır. Örneğin gökyüzüyle yeri ayıran Hava Tanrısı Enlil’in büyük bir dağ olduğuna ilişkin inanışın ziggurat biçimini belirlediği öne sürülmektedir. Çok yıkık olmalarına rağman mevcut kalıntı ve kabartmalar üzerinde çalışan bazı arkeologlarsa ova yerlilerinin dağda doğup doruklarda yaşadığına inandıkları tanrılar için bir “Tanrı Evi” inşa ederken dağa benzer bir yapıyı yeğlediklerini düşünmektedirler.(8) 1-O. Hançerlioğlu, 1975, sf.511. 2-Dünya İnançları Sözlü...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ZITVATOROK ANTLASMASI Sultan Birinci Ahmed tahta geçtigi sirada Avusturya Savasi devam ediyordu. Osmanli kuvvetleri Belgraddan Budine dogru ilerlemekteydi. Peste (25 Eylül 1604) ve Hatvan kaleleri savas yapilmadan kolaylikla ele geçirildi. Osmanli ordusu ilerleyerek Budinin kuzeyinde bulunan Vaç kalesini ele geçirdi (16 Ekim 1604). Osmanli Ordusu, Sultan Birinci Ahmedin buyrugu üzerine Belgrad üzerinden Budine yürünü. 29 Agustos 1605de Estergon kalesi kusatildi ve Cigerdelen kalesi fethedildi. 8 Eylülde Visigrad, 19 Eylülde Saint Thomas (Tepedelen) kaleleri fethedildi. 3 Ekim 1605de ise Estergon kalesi teslim alindi. Osmanlilar da, Avusturyalilar da ard arda yapilan bunca savastan dolayi sosyal ve ekonomik yönden çok yipranmislardi. Daha önce yapilan baris görüsmelerinden bir sonuç çikmamisti. Ancak 11 Kasim 1606da Estergon-Komorin arasinda, Zitva suyunun Tuna Irmagina döküldügü yerde imzalanan Zitvatoruk antlasmasiyla baris saglandi. Antlasmaya göre Egri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlilarda , Rop ve Koman kaleleri Avusturyalilarda kalacakti. Avusturya bir kereye mahsus olmak üzere 70.000 altin savas tazminati ödeyecekti. Osmanli padisahi Avusturya Imparatoruna Roma Imparatoru (Cesar) ünvaniyla hitap edecek, her üç yilda bir karsilikli armaganlar gönderilecekti. Avusturyanin Macaristan için ödemekte oldugu yillik 30.000 altin vergi kaldirilacakti. Zitvatoruk Antlasmasi Osmanlilarin lehine gibi görünse de Osmanli Devleti artik eski gücünde degildi. Bu antlasma ile Osmanli Devletinin Avusturya karsisindaki katî üstünlügü sona ermis, siyasi dengeler Osmanli aleyhine bozulmaya baslamistir. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ZIGETVAR KALESI Anadoludaki iç isyanlarla ve Doguda Iran Devleti ile ugrasan Kanûnî Sultan Süleyman, 1566da son seferine yine Macaristan üzerine çikti. Zigetvar kalesi kusatildi, ancak kusatma devam ederken Kanûnî Sultan Süleyman vefat etti. Osmanli Devletini zaferden zafere tasiyan Kanûnî Sultan Süleymanin ölüm haberine ragmen kale fethedildi (7 Eylül 1566). ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ADI SOYADI : ORHAN ERDEM KİRAZ NUMARASI : 02169002 * Zeus : Tanrıların kralı,en güçlüsü. Kronosoğlu. Özellikle ışık, aydınlık, gök, yıldırım tanrısı * Hera : Tanrıçaların en büyüğü, inek gözlü tanrıça, Zeusun kardeşi, karısı * Hephaistos : Ateş Tanrısı, Zeus ve Heranın oğlu, topaldır. Maden Sanayini Tanrısı, silah yapar * Hermes : Zeus ve Maianın oğlu Ticaret Tanrısı, Zeusun haberlerini iletir * Apollon : Zeus ile Letonun oğlu Tanrıça Artemisin kardeşi Kehanetin, müziğin Tanrısı Okları çok iyi kullanan savaşçı bir tanrı Ayrıca hekim, güneş tanrısıdır * Athena : Zeusla Metisin kızı Savaş Tanrıçası Gök gözlü tanrıça * Ares : Savaş Tanrısı Zeus ve Heranın oğlu * Artemis : Apollonun ikiz kardeşi Leto ve Zeusun çocuğu Ay Tanrıçası ayrıca avcı bir tanrıça * Aphrodite : Güzellik, aşk tanrıçası Zeus Ouronos kızı * Poseidon : Denize hükmeden tanrı Zeusun kardeşi * Thetis : Deniz Tanrıçası Akhilleusun annesi * Leto : Artemisle Apollonun annesi * Hades : Ölülerin Tanrısı Zeusun kardeşi * Agamemnon : Mikem Kralı. Yunan kuvvetlerinin komutanı * Akhilleus : Mirmidonların önderi, en büyük Yunan savaşcısı. Peleusla Thetisin oğlu * Khryses : Apollon Tapınağının rahibi * Khryseis : Khrysesin kızı. Agamemnonun esiri * Nestor : Pilos kralı. Bilge Yunan önderi * Briseis : Akhilleusun onur ödülü * Menelaos : Agamemnonun kardeşi. Sparta kralı * Kalkhas : Başkahin * Hektor : Troya kuvvetlerinin komutanı. En büyük Troya savaşçısı * Odysseus : İthaka kralı. Strateji ustası * Priamos : Troya kralı ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Zembilli Ali Efendi Üç sultana şeyhülislâmlık yapan yüce veli...Zembilli Ali Efendi Ali Cemali Efendi Anadolu’yu nurlandıran velilerden Cemaleddin Aksarayi’nin torunudur ve tedrise beşikte başlar. O, misli zor görülen bir hafızaya sahiptir. Üstün körü geçilen kitapları bile harekesi harekesine ezberler ve yaşından beklenmeyecek sorular sorar. Hocaları böyle bir kabiliyetin önünü tıkamaktan çekinirler “Sen buralarda zâyi olma” derler, “Büyük âlimlerde oku, meselâ Molla Hüsrev’e git!” O da öyle yapar. Molla Hüsrev ona bildiklerini öğretir, ancak “bunlar işin zahiridir” der, “şimdi sırlara ersen gerek. Bir Hakk aşığı bul ve ona köle ol!” Hani derler ya, Allahü teâlâ vermek istemeseydi, istek vermezdi. Ali Cemali Efendi’nin ihlâsından olacak, Ebûl Vefa gibi bir veli çıkar karşısına. İşte böylesi genç ve bilgili biri, adı sofuya çıkan padişahın gözünden kaçmaz. II. Bayezid Onu sürekli takip eder. Bursa, İznik ve Bâyezid medreselerinde ders verdirir. Sonra tutar şehzadeler şehri Amasya’ya Müftü atar. Görünen o ki Ali Cemali Efendi’nin önü açıktır. Ancak o devlet erkânı ile haşır neşir olmaz. Gecesini gündüzünü işine verir. Hâlbuki bulunduğu mevki birileri ile iyi geçinmeyi gerektirir. Mübarek mâkamında gözü olanları farkedince “Merâklısına mübarek olsun!” der, devlet kapısını terkeder. Çeker çarığını, düşer yollara. ŞEYHÜLİSLAM OLDUNUZ! Ali Cemali Efendi, Resulullah aşığıdır. İçindeki coşkunun seline kapılır Haremeyn’e gider, hacceder. Mükerrem Mekke’de ve Münevver Medine’de ilim meclislerine katılır. Feyz devşirir dervişçesine. Derken Kahire’nin ilim iklimi onu cezb eder, tam bir yıl kütüphane kütüphane gezer, medreselerde ders dinler. Osmanlı tedrisatı ile Arab tedrisatını mukayese eder. Buralarda daha ne kadar kalmayı düşünür bilemeyiz, ancak II. Bayezid onu Dersaadet’e çağırır. “N’olur, Buyurun Hocam!” der “Şeyh-ül İslâm oldunuz!” Ali Cemali Efendi zühdü ve takvası ile tanınır. Onda zerre kadar rütbe, şöhret hırsı yoktur. Hal böyle olunca doğr...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İZMİT`İN TARİHİ TARİHİ ADI NEREDEN GELİYOR? Tarih kaynaklarına göre ilimiz bilinen en eski yerleşme merkezi Astakostur. Milattan önce sekizinci yüzyıl sonralarında Megarlılar tarafından kurulmuş bir kolonidir. Bazı tarihçilere göre bu şehri Astlar kurmuş, sonradan bölgeye gelen Megarlılar şehre "Astların köyü anlamına gelen Astakos" adını vermişlerdir. Başka bir söylenceye göre yörede bol istakoz bulunduğu için şehre Astakoz adı verilmiştir. Ayrıca Astakos, bu şehri kura kişinin adı olduğu da söylenir. Mısır Firavunlarından milattan önce 2800 yıllarında yaşamış olan Seostros, "Sit" ordularına bu yörede yenildiği yazar. Milattan önce 1927 tarihinde Üçüncü Ramsese ait yazıda bütün Anadoluyu. Sit ülkesini aldığı kaydedilir. Bu sit ülkesi, İzmit ve çevresidir. Sitler bir süre sonra Dördüncü Ramsesin İzmit çevresinde bozguna uğratarak vatanlarını düşmanda kurtarmışlardır. Bu olaylar bize İzmit çevresinde Megarlılardan iki bin yıl önce uygar kavimlerin yaşadığını gösterir. Söylencelere göre İzmit yöresinde yaşamış en eski kavimler Sitler Amazonlar ve Astlardır. Milattan önce üçüncü yüzyılda Biritanya kralı Birinci Nikomedes bu yöreye yerleşmeye karar verince İskenderin komutanlarından Lizimakhozun harabeye çevirdiği Astakos şehrinin karşısına yeni bir şehir kurmuş ve ona Nikomedye (Nicomedia) adını vererek krallığına başkent yapmıştır. Nikomedya adı Araplar ve Selçuklular döneminde Nikumidiyaya dönüşmüş, Osmanlıların Kuruluş Döneminde İznikomid, bir süre sonra İznikmid olmuştur. Türkçe eserlerde İznikmid şeklinde yazılan şehrin adı halk tarafından kısaltılarak İzmide çevrilmiş, sonunda bu günkü yazılışı ile "İzmit" şeklini almıştır. 11 Şubat 1922de İzmit sancağının adı "Kocaeli" Sancağı"na çevrilmiştir. Kocaeli adı, on dördüncü yüzyıl başlarında Osman ve Orhan Gazi döneminde ilimiz topraklarının büyük bölümünü savaşla Osmanlı Devletine kazandıran ünlü kumandan Akçakoca Bey adından kaynaklanmaktadır. MİLATTAN ÖNCE İLİMİZ: İznik Gölünün k...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yüzyıl savaşları İngilterenin, Fransa topraklarına göz dikmesi, savaşların başlamasına sebep oldu. 116 yıl süren savaşların başlangıcında, İngiltere başarılı olarak Fransanın bir bölümünü işgal etti. Kresy Savaşında (1346) İngilizler, tarihte ilk kez topu kullanmışlardır. Zaman zaman ara verilen savaşlar sırasında Jan Dark adlı genç bir kız, gaipten sesler duyduğunu ve Fransa Kralına yardım etmekle görevlendirildiğini ileri sürdü. Fransızlar tarafından bir azize kabul edilen Jan Darkın İngilizlerce yakalanarak yakılması üzerine Fransızlar, harekete geçerek İngilizleri her yerde yendiler. Yüzyıl Savaşları sırasında (1337 -1453), Fransada derebeylik zayıfladı. Derebeylerle mücadelenin sonucunda Fransada mutlak krallık kurularak siyasi birlik sağlandı. İngilterede Yüzyıl Savaşlarındaki yenilgiden sonra iç savaş çıktı. Çifte Gül adıyla 30 yıl süren iç savaşta, İngilterede derebeylik rejimi zayıfladı. Yüzyıl Savaşları, Kuruluş Döneminde Osmanlı Devletinin Balkanlardaki ilerleyişini kolaylaştırmıştır. Haçlı Seferleri Avrupalıların 11. yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın sonları arasında Müslümanların elinde bulunan ve Hıristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve dolaylarını geri almak için düzenledikleri seferlere Haçlı Seferleri denilmiştir. Haçlı Seferlerinin dini, siyasi ve ekonomik nedenleri vardır: Dini Nedenler Hıristiyanların, kutsal yerleri, özellikle Kudüsü Müslümanlardan geri almak istemesi. Katolik Kilisesinin Ortodoks dünyasını egemenliği altına almak istemesi. 10. yüzyılda Fransada ortaya çıkan Kluni Tarikatının Hıristiyanları Müslümanlara karşı kışkırtması. Din adamlarının etkisi ile Hıristiyanlarda oluşan koyu fanatizm. Papa ve din adamlarının nüfuzlarını arttırmak istemeleri. Siyasi Nedenler Avrupalıların Türkleri, Anadolu, Suriye, Filistin ve Akdenizden uzaklaştırmak istemeleri. Türkler karşısında zor durumda kalan Bizansın Avrupadan yardım istemesi. Senyör ve şövalyelerin macera arayış...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yıldırım Beyazid Osmanlı sultanlarının dördüncüsü. Saltanatı: 1389-1402 Babası:Murad-ı Hüdavendigar- Annesi: Gülçiçek Hatun Doğumu: 1360 Vefatı: 1403 Sultan Murad-ı Hüdavendigarın oğlu olup, 1360 yılında Gülçiçek Hatundan doğdu. Küçük yaştan itibaren zamanın seçkin alimlerinden ilim öğrendi. Değerli kumandanlardan askerlik, sevk ve idare derslerini gördü. 1381 yılında devlet idaresinde yetişmesi için Kütahyaya vali tayin edildi. 1389da haçlı ordusu ile yapılan Birinci Kosova savaşına katılarak büyük kahramanlık gösterdi. Babası Sultan Murat, bu savaş sonunda bir Sırplı tarafından şehit edilince, devlet ileri gelenlerinin müşterek kararı ile Osmanlı tahtına geçti. İlk olarak Sırbistan işlerini yoluna koyan Yıldırım Bayezid bu sırada kendisine karşı ittifak eden Anadolu Beylikleri üzerine yürüdü. Süratle hareket ederek Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Germiyenoğulları, Menteşe ve Hamidoğulları beyliklerini ortadan kaldırdı (1390). Karamanoğulları beyliğini itaat altına aldı (1391). 1391de İstanbulu muhasara etti ve yedi aylık bir kuşatmadan sonra şehirde bir Türk mahallesi kurulması, bir cami yapılması ve yıllık verginin artırılması şartıyla anlaşma yaptı. 1392de Kastamonu üzerine yürüyerek, Candaroğlu topraklarını ele geçirdi. 1394te Selanik ve Yenişehiri (Mora) alan Osmanlı orduları, Teselya ve Arnavutluka kadar ilerlediler. Yıldırım Bayezidin 1395te İstanbulu ikinci defa muhasarası yeni bir haçlı ordusunun hareketine yol açtı. Bütün Avrupa milletlerinden meydana gelen haçlılar, Osmanlılara ait Niğbolu kalesini kuşatmışlardı. Adına yaraşır bir süratle gelen Sultan Bayezid haçlıları Niğbolu kalesi önünde ağır bir bozguna uğrattı (25 Eylül 1396). Esir edilen ve fidye karşılığı serbest bırakıldıktan sonra padişaha karşı bir daha savaşmamaya yemin eden Avrupalı asilzadeler ve şövalyelere Yıldırım Bayezid Han şöyle diyordu: "Ettiğiniz yeminleri size iade ediyorum. Gidiniz, yeniden ordular toplayınız ve bizim üzerimize geliniz. Bana bi...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yükseliş Dönemi Kanuni Sultan Süleyman Dönemi 07.10.2003 21:17:48 Doğum tarihi : 6 Kasım 1494 Doğum yeri : Trabzon Babası : I. Selim Annesi : Hafize (Hazfa) Valide Sultan (Türk-Kafkas) Tahta çıktığı tarih : 30 Eylül 1520 Tahta çıktığında yaşı : 25 yaş,11 ay Saltanatının sonu : 7 Eylül 1566 Tahttan ayrılma sebebi : Ölüm Saltanatının süresi : 45 yıl, 11 ay Ölüm tarihi : 7 Eylül 1566 Ölüm sebebi : Felç Öldüğü yer : Zigetvar Gömülü olduğu yer : İstanbul, Süleymaniye Cami mihrabı önündeki türbesinde. Valilikleri : Bolu (1509), Kefe (1509-1512), Manisa (1513-1520) Devri : Yükselme devri Dönemin olayları Yavuz Sultan Selim’in ölümü üzerine oğlu Şehzade Süleyman (I. Süleyman-Kanunî Sultan Süleyman) İstanbul’da tahta çıktı (30 Eylül).-1520 Çorlu yakınlarında ölen Yavuz Sultan Selim’in cenazesi İstanbul’a getirilerek Fatih’te, daha sonra adına bir cami ve türbe yapılacak semte gömüldü.-1520 Kanunî’ye karşı isyan eden Şam Valisi Canberdi Gazalî, üzerine gönderilen kuvvetler tarafından mağlûp edildi ve başı kesilerek İstanbul’a gönderildi (6 Şubat).-1521 İstanbul Fatih semtinde Kanunî tarafından, babası Yavuz Sultan Selim adına yaptırılan Sultan Selim Camii’nin yapımına başlandı (17 Mayıs).-1521 Kanunî Sultan Süleyman’ın Belgrad seferi, Böğürdelen Kalesi ve Belgrad’ın fethi (29 Ağustos).-1521 Rodos üzerine bir sefere çıkan Kanunî Sultan Süleyman, Rodos’u fethetti (20 Aralık).-1522 Kanunî Sultan Süleyman’ın babası Sultan Selim adına İstanbul Fatih semtinde yaptırdığı Sultan Selim Camii ve türbesinin inşaatı tamamlandı.-1522 Rodos’u fethettikten sonra oradaki şövalyelerin adadan ayrılmasına izin veren Kanunî Sultan Süleyman, İstanbul’a döndü.-1523 Sadrazamlıktan emekliye ayrılan Pirî Mehmet Paşa’nın yerine Pargalı Makbul İbrahim Paşa getirildi (27 Haziran).-1523 Yeni sadrazam Makbul İbrahim Paşa’nın rakibi olan ikinci vezir (Hain) Ahmet Paşa, Mısır Valiliğine tayin edildi (15 Temmuz).-1523 Mısır’a vali olarak gönd...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yusuf Akçura İttihat Terakkiyle ilişkileri nedeniyle Mekteb-i Harbiyeden atılarak Trablusgarpa sürüldü. 1914te Mekteb-i Mülkiyeye tarih müderrisi oldu. 1918e kadar kurulan her milliyetçi kuruluşta emeği var. Mütareke yıllarında Anadoluya ilk geçenlerden. İlk mecliste milletvekili. Kurtuluştan sonra Türk Tarih Kurumu Başkanı. "Üç Tarz-ı Siyaset" makalesiyle Türkiyedeki milliyetçi akıma teorik bir çerçeve çizmeye çalıştı.Ancak Anadolu kaynaklı Türk Milliyetçiliği bu çerçevenin dışında gelişti. 1918den sonra Turan fikrinden vazgeçti. 1935te Haydarpaşa Garında çocuklarıyla yürürken kalp krizinden öldü. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yunus Emre (1241?-1321?) Hayatı hakkında kesin bilgimiz yoktur. Son araştırmalara göre 1240/41 ile 1320/21 yılları arasında yaşadığı kabul edilmektedir. Şiirlerinden ve hayatı hakkında yazılıp anlatılagelen menkıbelere göre; iyi bir eğitim görmüştür. Taptuk Emrenin dergâhına kapılanmış, orada tasavvuf terbiyesinden geçmiştir. Halkı irşad etmek amacıyla diyar diyar dolaştı. Şiirleriyle irşad görevini sürdürdü. Mevlânâ ile görüştü. Yıllar süren gurbet hayatından sonra doğduğu köye, Eskişehirin Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköye döndü. Orada vefat etti. Sonradan burada kendisi için bir anıt mezar yapıldı. Anadolunun birçok yerinde kabri ya da makamı olduğu rivayetleri vardır. Yunus, Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Kendisinden sonra gelen pek çok şairi etkilemiştir. Kullandığı Türkçe, işlediği temalar, şiirindeki sadelik ve yalınlık, onun ne denli büyük bir şair olduğunu ispat etmeye yeter. Bazı şiirlerinde aruzu da deneyen Yunus, asıl şiir kabiliyetini heceyle yazdığı ilahî, nefes ve semaî türü şiirlerinde ortaya koymuştur. Şiirleri bir çok araştırmacı tarafından derlenip toplanmış ve yayınlanmıştır. Dîvânının karşılaştırmalı metni Dr. Mustafa Tatçı tarafından basılmıştır. GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ Gönlüm düştü bir sevdaya gel gör beni aşk neyledi Başımı verdim kavgaya gel gör beni aşk neyledi Ben yürürüm yana yana aşk boyadı beni kana Ne âkilem ne divâne gel gör beni aşk neyledi Ben yürürüm ilden ile dost sorarım dilden dile Gurbette hâlim kim bile gel gör beni aşk neyledi Benzim sarı gözlerim yaş bağrım pâre yüreğim baş Hâlim bilen dertli kardaş gel gör beni aşk neyledi Gurbet ilinde yürürüm dostu düşümde görürüm Uyanıp Mecnûn olurum gel gör beni aşk neyledi Gâh tozarım yerler gibi gâh eserim yeller gibi Gâh çağlarım seller gibi gel gör beni aşk neyledi Akar sulayın çağlarım dertli ciğerim dağlarım Şeyhim anuban ağlarım gel gör beni aşk neyledi Ya elim al kaldır beni ya vaslına erdir beni Çok ağlattın güldür...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yunan İsyanı Rumlar, Osmanlı Devleti sınırları içindeki Mora ve Ege adaları dışında, dağınık halde bulunmaktaydılar. Rumlar, Fatih döneminde Osmanlı egemenliği altına alınmışlardı. Osmanlı Devleti’nin adil ve hoşgörülü yönetiminden yararlanan Rumlar, geleneklerini, dil ve inançlarını kurumuşlardı. Rumlar, diğer azınlıklara göre daha imtiyazlıydılar. Devlet yönetiminde görev almak Hristiyanlara kapalı olduğu halde, Rumlara, divan tercümanlığı, Eflak ve Boğdan voyvodalıkları gibi yüksek görevler de veriliyordu. Kıyı bölgelerde, adalarda ve şehirlerde yaşayan ve genellikle tüccarlık ve gemicikle uğraşan Rumlar, ekonomik yönden çok iyi durumdaydılar. XVIII. Yüzyılda Ruslar ile olan ilişkiler, Rumlar arsında bağımsızlık fikirlerinin yayılmasına neden oldu. 1786 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Mora kıyılarına gelen Rus donanması, Mora’da bir isyanın çıkmasına neden olmuştu. 1789 Fransız İhtilali’nin etkisiyle milliyetçilik akımı bütün Avrupa’da yayıldığı gibi, Rumlar üzerinde de etkili oldu. Bu milliyetçilik akımını, Balkanlardaki amaçlarını gerçekleştirme doğrultusunda Rusya da destekliyordu. Bu sırada Batı Avrupa ülkelerinde, sanat ve bilimde görülen gelişmeler sonunda, eski Yunan medeniyetine duyulan hayranlık giderek çoğalıyordu. Bu ülkelerdeki çok sayıda sanatkar ve bilim adamlarının etkisiyle, Rumlara, eski Yunanlıların torunları gözüyle bakılmaya başlandı. Aynı çevreler, Rumlara ilgi ve sevgi besleyerek, onlara bağımsızlık kazandırılmasını istemekteydiler. Yine bu çevrelerde, Yunan sevgisine karşılık, Türk düşmanlığı alabildiğince körükleniyordu. Rumlar, başlatacakları isyanı yönetmek amacıyla Etniki Eterya adlı gizli cemiyeti kurdular. Cemiyetin başkanı,Rus çarının yaveri olan Aleksandr İpsilanti idi. Rumlar, isyana hazır olmakla beraber, Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa’dan çekindikleri için, bir süre harekete geçemediler. Fakat, Tepedelenli’nin bazı nedenlerden ayaklanması ve sonuçta idam edilmesi, Rumlara bekledikleri fırsatı verdi. Rumlar, ilk...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YUNAN İLERLEYİŞİ VE SEVR(*) B.M.M. açıldıktan sonra, iç ayaklanmalar doruk noktasına ulaşırken Haziran ayında Yunanlılar da batı cephesinde saldırıya geçtiler. Fransa Türkiye sorununun Paris Barış Konferansında çözüme bağlanmasını ve kimsenin mandasına verilmemesini istiyordu. Lord Curzon 4 ocak 1920de İngiliz kabinesine, her ne pahasına olursa olsun Türkiyenin Avrupadan çıkarılmasını isteyen bir öneri sundu. İngiliz-Osmanlı Derneğinin bazı üyeleri Lloyd Georgea baş vurarak, 5 Ocak 1918 tarihli konuşmasını hatırlatarak, İstanbulun Türklerde kalmasını desteklemesini istediler. İngiliz kabinesi Curzonun önerisini reddetti. Harbiye Bakanlığının hazırladığı bir planı kabul etti. Buna göre; Trakyada sınır Midye Enezden geçiyordu. İzmire Rum Vali, Edirneye de Türk vali atanıyor, Erzurum ve Bayburt dışında, Doğu Anadoluda Ermenistan kuruluyor, Trabzonun doğusu Gürcistana bırakılıyordu. Bununla ilgili söylentilerin duyulması üzerine Konya, Trabzon, İstanbul, Edirne, Kastamonu ve çeşitli yerlerde İtilaf Devletleri aleyhinde mitingler yapıldı. Türkiye sorunu 12 Şubat ]920de, bu ortam içinde "İlk Londra Konferansı"na getirildi. Fransa ve İtalya İzmirin Yunanlılar tarafından derhal boşaltılmasını istiyorlardı. İngiltere ise bu görüşü kabul etmedi. Hatta Türklerin Avrupadan çıkarılması, kendi kabinesinde reddedilmiş olmasına rağmen Lloyd George tarafından hararetle ileri sürüldü. Fakat tartışmalar sonunda 14 Şubat 1920 tarihli "İstanbulun Türklerde kalması" kararına İngiltere de katıldı. Bu karar İstanbulda bulunan İngiliz Yüksek Komiseri Amiral de Robeck aracılığı ile Osmanlı Dışişleri Bakanlığına bildirildi. İngiltere bu kararı alırken sömürgelerindeki (Hindistan) Müslümanların tepkilerini yumuşatmayı amaçlamıştı. İngiltere, Türklerin vatanının yarısından çoğu elinden alıp, Yunanistana, Ermenistana v.s. dağıtırken, İstanbulu Türklere vermekle büyük bir lütufta bulunduğu görüşündeydi. İslam Halifesinin yaşadığı "İslamın Payitahtı" Türklerde kalmakla,...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YUNAN VE EGE UYGARLIĞI Günümüzde Avrupa kültürünün temelini oluşturdu kabul edilen büyük ve özgün ilk çağ uygarlığı. Başlangıçları Neolitik çağa dayanırsa da asıl tarihi Ege’de tunç uygarlıklarının çözüldüğü yerde İÖ 1200 den başlatılır. Yörede İÖ 3000-1000 arasında doğup gelişen bu tunç çağı uygarlıkları genellikle Ege uygarlıkları olarak bilinir. İÖ 9.yüzyılda özgün çizgileri beliren eski yunan uygarlığı İÖ 5. yüzyılın son yarısında klasik görünümüyle doruğa ulaşmış, Büyük İskender’in fetihleri sonucu ön Asya Ön Asya kültürleriyle iç içe geçerek İÖ 3-1 yüzyıllarda Helenistik Dönemi yatmıştır. Yunan uygarlığının klasik dönemi (İÖ 480-323) Doğuda yükselen Pers İmparatorluğunun İonya’daki ayaklanmayı bastırarak bu bölgenin Arkaik Dönemdeki kültürel üstünlüğünü sürdüre bilme olanağının yok etmesiyle başlar. Pers saldırılarına (İÖ 490 ve İÖ 480-479) karşı siyasal rakibi sparta’yla ittifaka giren Atina uzun savaş dönemlerinin yol açtığı yıkıma karşı klasik Yunan uygarlığına önderlik etmiştir. Pers savaşları sırasında kurduğu Delos birliği de zamanla bir Atina imparatorluğuna dönüşmüştür. Peloponnesos Savaşlarının sonucunda (İÖ 404) Sparta’nın Atina’yı ele geçirmesinden Makedonyalı Büyük İskender’in büyük bir imparatorluk kurmasına değin ise Yunan dünyası, tarihinin en bölünmüş dönemini yaşamıştır. Yunan uygarlığının klasik dönemi İskender’in ölümüyle (İÖ 323) başlayan Helenistik dönemle sona erer. Büyük İskender’in kurduğu krallık onun ölümünden sonra komutanları arasında paylaşıldı. Bu komutanlar büyük krallıklar kurdular, böylece, Yunanlıların doğunun sonsuz kaynaklarını sömürdükleri Hellen dünyası ortaya çıktı. Yananlıların dilleri, tanrıları ve kültürleriyle , bir dereceye kadar bazen de tamamen Hellenleştirdikleri yabancı ülkelerde siteler kurup yerleştirdiler. MÖ 3. yy. daha sonra çeşitli değişikliklere uğrayacak, parçalanacak, siyasal ve ekonomik açıdan güçsüz düşecek bu dünyanın doruk noktası olmuştur. Kralların hegemonya uğuruna giriştikleri sonu ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İTALYA’DA RÖNESANS SANATI Rönesans, sanat ve kültürle ilgilenen herkesin sık sık karışlaştığı sözcüklerden biridir. ıtalyanca rinascimento sözcüğünden kaynaklanan bu terim, dilimizde “yeniden doğuş” anlamına geliyor. Rönesans genelde, 14-16. yüzyıllarda ıtalya’da klasik modellerin etkisi ile sanat ve yazın alanındaki canlanış olarak tanımlanır. Daha 1550’de, sanat tarihçiliğinin öncüsü sayılan Giorgio Vasari (1511-1574), sanat alanındaki bu canlanışı tanımlamak için “rinascita” sözcüğünü kullanmıştır. Ama deyim bugünkü anlamda kullanımını, büyük oranda Jacob Burchardt’ın ilk kez 1860’da basılan “ıtalya’da Rönesans Kültürü” adlı yapıtına borçludur. Rönesans, Burchardt’ın da değindiği gibi, ıtalya’da yalnız sanat alanında görülmez; sosyal yaşantının bütün dallarındaki hareketliliği, canlanışı içerir. Rönesans günümüzde klasik Avrupa sanatını başlatan dönem olarak benimseniyor. 15. yüzyıla değin Avrupa’da Ortaçağ’ın sembolik dünya görünüşü egemendi. Soyut, tartışmaya kapalı bir düşünce sistemi söz konusuydu. Bu durum, doğal olarak sanata da yansımıştı. Daha çok Kutsal Kitap’tan alınan konular, şemalara bağlı ve sembolik bir dille anlatılıyordu. Daha da önemlisi, Ortaçağ’ın sanat dalları arasında Güzel Sanatlar diye adlandırdığımız resim, heykel ve mimari yer almıyordu. Ortaçağ’ın “Yedi Sanat”ını (Trivium ve Quadrivium) Diyalektik (mantık), Gramer, Retorik (söylev sanatı) ve Aritmetik, Geometri, Astronomi, Armoni (genel anlamda müzik sanatı) oluşturmaktaydı. Resim ve heykel ise zanaatla ilgili görülüyor, bu alanlarda çalüşanlar da zanaatçı olarak adlandırılıyordu. 15. yüzyıldan itibaren ise düşünce alanında, ılkçağ anlayışının etkileri görülmeye başlanır. Büyük düşünürlerin yapıtları ıtalyancaya çevrilir, ılkçağ mitolojisindeki öyküler Hıristiyanlığa uyarlanır. Bu arada resim, heykel ve mimari, yapılan kuramsal çalışmaların da etkisiyle sanat niteliği kazanmaya başlar. ılkçağ felsefesinin de etkisiyle, insanı “Küçük evren” (micro cosmos) olarak gören hümanist anlayış...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İSTANBUL’UN İŞGALİ Misak-ı Milli kararları, İtilaf Devletlerinin beklemedikleri bir olay oldu. Alınan kararlar , onları çok kızdırdı. İstanbul Hükumetine karşı baskılarını artırdılar. İleri gelen devlet adamlarını ve temsil heyetinin görüşleri doğrultusunda çalışan milletvekillerini tutuklamaya başladılar. Tutuklananla, Malta Adasına gönderiliyordu. Bütün bu hareketlerle , kamuoyuna gözdağı vermek isteyen İtilaf Devletleri, işi daha da ileri götürdüler. İstanbul’u resmen işgal ettiler (16 Mart 1920). Olaylar sırasında , işgal kuvvetleri tarafından , Şehzadebaşı Karakolundaki Mehmetçikler şehid edildi. Resmi daireler , işgal altına alındı. Mebusan Meclisi basılarak, Milli Mücadele taraftarı milletvekilleri tutuklandı. Şehrin çeşitli yerlerine bildiriler asıldı. Bu bildirilerde , Anadolu’da sürdürülen Kurtuluş mücadelesinden hemen vazgeçilmezse , İstanbul’un , Türklerin elinden tamamen alınacağı belirtiliyordu. Mustafa Kemal , İstanbul’un işgalini; tarihin bugüne kadar kaydetmediği bir suikast olarak nitelendirdi. Aynı gün bu işgalin, insanlığın kutsal saydığı özgürlük, milliyet ve vatanseverlik gibi bütün ilkelere ve değerlere aykırı olduğunu dünyaya duyurarak olayı şiddetle kınadı. İlköğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük (8) kitabı ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İSTANBUL’UN FETHİNİN SONUÇLARI DÜNYA TARİHİ BAKIMINDAN SONUÇLARI Bizans imparatorluğu tarihe karıştı. İstanbul’un fethiyle birlikte büyük toplarla güçlü sur ve kalelerin yıkılabileceği anlaşıldı.Böylece krallar derebeylikleri yıkarak Avrupa’da güçlü krallıklar kurmaya başladılar. İstanbul’un fethiyle birlikte boğazlar ve Karadeniz ticaret yolu Osmanlıların eline geçtiği için Avrupalılar doğuya(Çin,Hindistan)giden yeni ticaret yolları aramak zorunda kaldılar.Bu coğrafi keşiflerin başlamasına neden oldu. TÜRK TARİHİ BAKIMINDAN SONUÇLARI Karadeniz ticaret yolu Osmanlıların eline geçti. Avrupalılar ,Türkleri balkanlardan çıkarma umutlarını yitirdiler. Anadolu-Rumeli toprakları arasındaki engel kalktı. Türklerin Avrupa’ya doğru ilerlemeleri kolaylaştı. İstanbul Türklerin hakimiyetine geçince Avrupalıların doğuyla olan ticaret yollarının bir bölümü kapandı. Başkent Edirne’den İstanbul’a taşındı. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İSTANBUL’UN FETHİNİN NEDENLERİ *Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli topraklarının güvenliği tehlikeye düşüyordu. *Ayrıca Bizans imparatorları Avrupa devletlerini ve Anadolu beyliklerini Osmanlılara karşı kışkırtıyordu. -Bizans’ın, Anadolu’da ve Rumeli’de toprakları bulunan Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü bozması, -Rumeli’ye geliş geçişlerde zorluklarla karşılaşılması, -İstanbul’un, kara ve deniz ticareti bakımından önemli bir coğrafi konuma sahip olması, -Bizans İmparatorlarının Avrupalıları ve Anadolu Türk beyliklerini Osmanlılar aleyhine kışkırtmaları, şehzadeler arasındaki taht kavgalarında taraf tutmaları, -Bizans İmparatorluğu’nun, Balkanlar’da kesin hâkimiyet kurmak isteyen Osmanlı Devleti için tehdit unsuru olması, -Hz. Muhammed’in, İstanbul’u fethedecek komutan ve askerleri yücelten bir Hadis’inin bulunması, fethin başlıca nedenleridir. FETİH İÇİN YAPILAN HAZIRLIKLAR *Anadolu Hisarı’nın (Güzelcehisar) karşısına Rumeli Hisarı’nı (Boğazkesen Hisarı) yaptırdı. *İstanbul yakınlarındaki Silivri ve Vize kalelerini ele geçirdi. *Büyük toplar döktürdü. *Surlara yaklaşmayı ve tırmanmayı kolaylaştırmak için tekerlekli kuleler yaptırdı. *İstanbul’u denizden kuşatmak amacıyla güçlü bir donanma meydana getirdi. -Surları yıkmak için büyük toplar döktürttü. -Orduyu Edirne’de topladı. İSTANBUL’UN FETHİ İstanbul’a ilk hücum 6 Nisan 1453’te Türk topçularının atışlarıyla başladı.Bizanslılar yıkılan kalelerini hemen onarıyorlardı. İstanbul 1453’te Türklerin eline geçti. 2. Mehmet İstanbul’u aldığında 21 yaşında idi. Kendisine “ülke alan2 ülke açan” Fatih ünvanı verildi. İSTANBUL’UN FETHİNİN SONUÇLARI İstanbul’un fethinin önemi dünya açısından büyüktür. Yüzyıllardır süregelen Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) tarihe karıştı. Osmanlı Devleti bir dünya devleti haline geldi. İstanbul’un fethi, güçlü surların top gülleleri ile yıkılabileceğini kanıtladı. OSMANLI DEVLETİ’NİN BATIDAKİ İLERLEMELERİ Fatih İstanbul’un fethinden sonra sınırl...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)