Spor
DosyalarEkleme Tarihi
Şah ve Mat Satrancın ilk kez M.S. 570 yıllarında Hindistan’da ortaya çıktığını biliyoruz. Bunu nerden biliyoruz? O tarihlerde yazılmış olan pek çok evrakta satranç oyunundan söz ediliyor. Daha önce Çin’ de de bu oyunun oynandığı rivayet ediliyorsa da Çin kayıtlarında, o her şeyi kaydeden Çin kayıtlarında , satrançtan söz edilmediği için biz yine de satrancın başlangıcı olarak 570-600 yıllarını ve Hindistan’ı alıyoruz. Rivayet olunur ki bunu bulan Brahman rahibi Şah’a bir ders vermek istemiş. “Sen ne kadar önemli bir insan olursan ol, adamların, vezirlerin, askerlerin olmadan hiçbir işe yaramazsın” demek istemiş. Şah durumdan memnun görünmüş, “Peki, oyunu ve dersini beğendim. Dile benden ne dilersen” demiş. “Bir matematik sohbetinde satranç nerede işin içine giriyor?” diyorsanız işte burada giriyor: Rahip bu olay üzerine Şah’ın alması gereken dersi hala almadığını düşünerek “Bir miktar buğday istiyorum” demiş. “Sana bulduğum bu oyunun birinci karesi için bir buğday istiyorum. İkinci karesi için iki buğday istiyorum. Üçüncü karesi için dört buğday istiyorum. Böylece her karede, bir önceki karede aldığım buğdayın iki misli buğday istiyorum. Sadece bu kadarcık buğday istiyorum” demiş. Şah, kendisi gibi yüce ve kudretli bir şahtan isteye isteye üç beş tane buğday isteyen bu rahibin, küstahlığa varan alçakgönüllülüğüne sinirlenmiş ve ona bir ders vermek istemiş. “Hesaplayın. Hak ettiğinden bir tane fazla buğday vermeyin” demiş. İnce Hesap Hesaplamaya başlayınca ilk kareler kolay gitmiş. Birinci kareye bir buğday, ikinci kareye iki buğday, üçüncü kareye dört buğday... Ancak 10. kareye gelindiğinde toplam 1023 buğday vermeleri gerekiyor. Bu yaklaşık bir avuç buğdaya karşılık gelir; ben sizin için saydım. Hesabın hep böyle gideceğini, rahibe hep böyle üç beş buğday vereceklerini zannediyorlardı. Zaten 15. karede yalnızca 1.5 kilo buğday vereceklerdi. 25. kareye gelince vermeleri gereken buğdayın 1.5 ton olduğunu görmüşler ama fazla heyecanlanmamışlar. Oysa 31. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÖZÜRLÜLERDE SPORFiziksel sakatlığı olmayan, sağlam kişiler tarafından fizik, psişik ve sosyal destekler sağlamak amacıyla yapılan sportif faaliyetlerin, bedensel engelliler tarafından da yapılabileceği uzun yıllar hiç düşünülmemiştir. Hatta, bir kısım sakatlıkların rehabilite edilebileceği dahi uzun yıllar kabul edilmemiştir. Ancak I. ve II. dünya savaşlarından sonra, yığınlar halinde bedensel engellinin ortaya çıkması, o güne kadar kendi kaderlerine terk edilen hastaların rehabilite edilebileceği düşüncesini akla getirmiştir.Başlangıçta yalnızca fiziksel rehabilitasyon gerekleri yerine getirilmeye çalışılırken, rehabilitasyon anlayışının değişmesi ile birlikte, erişilmek istenen amaçlar da farklılaşmıştır. Bugün artık, özürlü bir kişinin rehabilitasyonu ile yalnızca hareket özgürlüğünü kazandırmak değil, günlük yaşantısında tamamen bağımsız, başkalarına muhtaç olmadan yaşamını sürdürebilen, tüketici olmaktan kurtulup üretken duruma gelmiş ve devlete vergi ödeyen bir kişi haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu sonuca en erken ve en emin yoldan ulaşıp bir taraftan da hastanede kalış süresini en aza indirmek, modern rehabilitasyon programlarının esasını oluşturur. Bunu sağlamaya çalışırken, rutin tedavi yöntemlerinin dışına çıkıp hastaya yeni bir motivasyon ve taze bir coşku kazandıracak yöntemlere gereksinim duyulmaya başlanmıştır.
ÖZÜRLÜLERDE SPOR Fiziksel sakatlığı olmayan, sağlam kişiler tarafından fizik, psişik ve sosyal destekler sağlamak amacıyla yapılan sportif faaliyetlerin, bedensel engelliler tarafından da yapılabileceği uzun yıllar hiç düşünülmemiştir. Hatta, bir kısım sakatlıkların rehabilite edilebileceği dahi uzun yıllar kabul edilmemiştir. Ancak I. ve II. dünya savaşlarından sonra, yığınlar halinde bedensel engellinin ortaya çıkması, o güne kadar kendi kaderlerine terk edilen hastaların rehabilite edilebileceği düşüncesini akla getirmiştir. Başlangıçta yalnızca fiziksel rehabilitasyon gerekleri yerine getirilmeye çalışılırken, rehabilitasyon anlayışının değişmesi ile birlikte, erişilmek istenen amaçlar da farklılaşmıştır. Bugün artık, özürlü bir kişinin rehabilitasyonu ile yalnızca hareket özgürlüğünü kazandırmak değil, günlük yaşantısında tamamen bağımsız, başkalarına muhtaç olmadan yaşamını sürdürebilen, tüketici olmaktan kurtulup üretken duruma gelmiş ve devlete vergi ödeyen bir kişi haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu sonuca en erken ve en emin yoldan ulaşıp bir taraftan da hastanede kalış süresini en aza indirmek, modern rehabilitasyon programlarının esasını oluşturur. Bunu sağlamaya çalışırken, rutin tedavi yöntemlerinin dışına çıkıp hastaya yeni bir motivasyon ve taze bir coşku kazandıracak yöntemlere gereksinim duyulmaya başlanmıştır. 1 Şubat 1944 tarihinde İngiltere’de Stoke Mandeville Spinal Yaralılar Merkezi başkanı Dr. Ludwig Guttmann, bedensek engellilerin rehabilitasyonunda yeni bir yaklaşımda bulunmaya karar vermiş ve bu kişilere oyun ve müsabaka tarzında spor yaptırmaya başlamıştır. Bu yeni yaklaşım, hastalar ve çevresindekiler tarafından ilgi ile karşılanmış ve ilk yıllardaki masa tenisi, bowling, hedefe küçük oklar atma şeklindeki basit aktivitelerden sonra 28 Temmuz 1948’de 1. Stoke Mandeville Oyunlarının organizasyonuna gelinmiştir. 19 paraplejik hastanın katılmasıyla başlatılan ilk resmi organizasyonun gördüğü ilgi ve uyandırdığı heyecan üzerine ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÖZÜRLÜLERDE SPOR Ansiklopedilere göre spor, "bireysel ve kollektif oyunlar şeklinde yapılan, genellikle yarışmaya yönelik olarak bazı kurallarla uygulanan ve geç dönemde yararlı olması beklenen beden hareketlerinin tümü" şeklinde tanımlanmaktadır. Sportif aktiviteler bir amaç uğruna yapılır ve bu amaç çoğu kez rakipleri geçmek, daha fazla sayı yapmak, belirli bir uzaklığı başka bir yarışmacıdan önce aşmak gibi hedeflere yöneliktir. Bu amaçlar doğrultusunda insanlar, tarihin çok eski dönemlerinden itibaren birbirleriyle yarışmışlar ve çok değişik sportif etkinliklerde bulunmuşlardır. Bilinen en eski sportif etkinlikler Türk, Yunan, Çin ve Hind uygarlıklarında başlatılmışlardır. Eski Türk boylarında basit sporların başlangıcı, dinsel ve geleneksel kalıplar içersinde. M.Ö. 1000 yıllarına kadar eskilere dayanmaktadır. Bu dönemde en yaygın olan yarışma şekli koşu sporlarıdır. Daha sonraki avcılık ve göçebelik devirlerinde ise atlı sporlar ön plana geçmiştir. Anadolu’nun çeşitli kesimlerinde atlı sporların bazı türleri, otantik kalıplara çok benzer şekilde devam etmektedir. Eski Helen uygarlıklarında da sportif etkinliklerin başlangıcı gerilere gitmekte ve olimpiyatlara benzer ilk organize oyunların yapılışı M.Ö. 2000 yıllarına dayanmaktadır. Ancak, belirli bir sayı vererek çok daha sistematik biçimde olimpik oyunların başlatılması M.Ö. 776 yılına rastlamaktadır. Elimizdeki ilk olimpiyat şampiyonlarının adları bu tarihten itibarendir. Modern olimpiyat oyunlarının tarihi ise oldukça yenidir. 1896 yılında Pierre de Coubertin, asırlarca süren bir aradan sonra olimpiyat fikrini yeniden canlandırmış ve çağdaş olimpiyat oyunlarının bu tarihten itibaren her dört yılda bir yeniden yapılmasını sağlayan kişi olarak tarihe geçmiştir. Olimpiyatların yeniden organizasyonu ile birlikte tüm dünyada spor ön plana çıkmış ve toplumun ilgisi giderek artmıştır. Radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ve yazılı basının giderek yakınlaşması sonucunda, spor...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
http://www.bilimselyuzme.com/ yüzmenin tarihçesi Suyun bir çok canlı için doğal yaşam çevresi olması ve yaşamın suda başladığı düşünüldüğünde,bilinen en eski çağlardan beri insanların suyla ilgilenmesi,yüzme ve banyo amaçları ile suyla ilişkide olmaktan zevk alması ve bu davranışlarına ilişkin bir kültür oluşturmuş olmasına hayret edilmemelidir. Hintlilerin dini amaçla oluşturdukları su kültürünün M.Ö.3000 yıllarına kadar uzandığı biliniyorsa da su ile ilgili yaşam biçimi kültürüne ilişkin en iyi korunmuş yapı örnekleri Ege uygarlılarına aittir.Bunun yanında Libya çölünde Sori vadisindeki mağara duvarlarından kazılarak elde edilen resimlerin incelenerek,bugünki kurbağalama stilindeki yüzüş şeklinin aynısı olduğu gözlenmiştir.Eski devirlere ait çok sayıda yüzme resimleri,yazılar ve hikayelere rastlarız.Pers Atina ve ısparta uygarlıklarının ve kabartma resimlerinin küçük yaştaki çocuklara yüzme öğretilme yoluna gidildiği yapılan araştırma ve kazılar sonunda öğrenilmiştir. Ayrıca Yunanlılar küçük yaştaki çocuklara yüzme öğretilmesini aile reislerine zorunlu kılmışlardır.Büyüyen çocuklar hem sağlıklı oluyorlar hemde askere alınınca orduya büyük fayda sağlıyorlardı. Osmanlılarda sınırlarının denize ulaşması ile büyük bir su kültürüne sahip olmuşlardır.Türk donanmalarının Akdenizi Türk gölü haline getirdiği ve Türk bayrağının Hint denizinde dahi dalgalandığı bu dönemde Türkler denizi her yönü ile tanımışlar ve yararlanmışlardır. Osmanlıların deniz sporu ile ilgili kaynakların bulunduğu bölgeler İstanbul daki Veliefendi çayırının bulunduğu sahil,Yalı Köşkü,Beylerbeyi,Kuleli,Göksu,Bebek,Fenerbahçe Burnu,Kalamış koyu deniz sporları denebilecek hareketlerin yapıldıkları yerlerdi. Evliye Çelebinin Seyehatnamesinden Kağıthane şenliklerinde yüzme yarışlarının yapıldığı anlaşılmaktadır.Ayrıca Osmanlı Donanmasındaki leventlerinde çok iyi yüzme bildikleri eldeki kaynaklardan tesbit edilmiştir. Krawl yüzme tekniğinin gelişimi Sportif yüzmenin başlangıcın...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yüklemlemede Yarışma Sonuçları ve Performans Aracılığı ile Açıklamalar Müsabaka sonrasında, sporcular önceki olay ve onun sonuçları ile ilgili düşüncelerini toparlarlar. Aynı zamanda performanslarının kalitesini de yansıtırlar. Tabii ki antrenörler de aynı düşünce aşamalarının içerisindedirler; fakat bir farkla, onlar genelde yarışma ve performans sonucunun nedenlerini belirlemede sporculara göre daha önemli role sahiptirler. Eğer antrenörlerin buradaki kazanma yada kaybetmeyi sonuçlandırabilmesi, sporcuların yüksek güç ve yüksek yeteneği veya düşük güç ve yeteneğinin nedeni ise ayrı ayrı her katılımcı yarışmayı bir şekilde değerlendireceklerdir. Her ne kadar, kazanmak yada kaybetmek “şanslı (şanssız) bir ara” diye nitelendirilse de eğer diğer takım yada rakip zayıf yada güçlü olarak nitelendirildiğinde yada görev çok zor yada kolay olarak gösterildiğinde, oyuncular farklı bir anlamlandırmada bulunuyorlarsa, denilebilir ki “yanılmak insana özgüdür; buna inan kişi de çok daha fazla insandır.” ve bu sporda da görülür. Mechikoff ve Kozar’a göre, belki de spor da en son arzulanan durum kaybetmenin gıpta edilmeyen ve çaresiz durumudur. Bu kesin doğru değildir. Her ne kadar kaybetme sporcular tarafından yıkıcı ve negatif şekilde anlamlandırılsa da birçok başarılı antrenör, niçin kendi takımının kaybettiğinin değerlendirilmesinin her takım üyesi için kritik bir öneme sahip olduğunu iddia etmektedir (Anshel, 1994). Nihayetinde antrenör, iyi ve kötü performansın dürüst ve doğru olarak değerlendirmelerini yapmaktan sorumlu. Böylece sonucun nedenlerinin objektif ve doğru olarak ortaya çıkarılabilir. Bu şekilde, takım üyeleri başarısız girişimlerde bulunma sorumluluğunu almak yerine hatalarından öğrenebilir ve enerjilerini öğrenmeye, gelişmeye ve bir sonraki yarışmaya hazırlanmaya yönlendirebilirler. Kuramsal Temelleri Sporda nedensel yüklemlemenin yapılmasının kuramsal temeli insanların (antrenörler, oyuncular, ebeveynler, seyirci, medya) kazanma ve kaybetme ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YURDUMUZDA SPOR Spor,kişisel veya toplu oyunlar biçiminde yapılan, genellikle yarışmayı amaçlayan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümüne denir. Yurdumuzda ilk yapılan spor okçuluktur. Okçuluk 1453 yılında ülkemizde başlamıştır.Yani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Bizans İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdığı zaman. Okçuluk Meydan-ı Kemankeşani’de yapılıyordu. Meydan-ı Kemankeşani’nin kurulması Türk spor tarihinde ilk belgeli olaydır. Okçuluktan sonra yurdumuzda ¨güreş¨ yapılmaya başlandı.Güreş yurdumuzda 1361 yılında başladı.Güreş Türk akıncılarının sallarla Anadolu’dan Rumeli’ye geçip Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine sarkmaya başladıkları günlerle yaşıttır. Saltanat kayıkları arasında yapılan iddialı kürek yarışları İstanbul’da büyük ilgi uyandırırken, o zamanların padişahı III. Sultan Murad da pek medhini işittiği yarışları yakından görmeyi arzulamıştı. En seçkin kürekçileri topladı. Daha sonra tüm İstanbul’a bu yarışı duyurdu. O gün büyük bir kalabalık vardı yarışın yapılacağı yerde. Bu yarış 1579 yılında yapıldı. 1870 yılında yurdumuz sporu için önemli bir olay gerçekleşmiştir. Bu olay bir spor şenliği idi. İlk spor şenliği, Galatasaray Lisesi öğrencileri tarafından Kağıthane’de gerçekleştirildi. 1890 yılında ise İngilizlerin icadı olan futbol Türkiye’ye geldi. Türkiye’de ilk kez Bornova semtinde, buraya yerleşmiş bulunan ve pek çoğu tütün ve pamuk ticaretiyle uğraşan İngiliz aileleri arasında Bornova çayırlarında oynanmaya başladı. Türkiye’de ilk futbol maçları böylece, bu sporun İngiltere adasında doğmasından yaklaşık kırk yıl sonra oynanmaya başlamıştı. Daha sonra futbol İstanbul’da da görüldü. İzmir’den İstanbul’a göç eden aileler beraberlerinde futbolu İstanbul’a da getirdiler. 1896 yılında Yunanistan’da yapılan ilk olimpiyatlarda usta pehlivan Koç Mehmet bu olimpiyatlara katılmak istiyordu ve katılmak için Yunanistan’a gitti. Ama organizasyon komitesi kendisinden Osmanlı Devleti’ni temsil edeceğine dair Milli Olimpiyat Komitesi’nden verilmiş belgesini istemişti. Ama böyle bir Milli Olimpiyat Komitesi yoktu ki, onun vereceği belge elinde olsundu. Aynı olimpiyatta Faik Hoca ülkemizi temsil etti.
İstanbul Avrasya Maratonu Tarihi Bir umudun ve atletizme dair bir heyecanın ürünü olarak çıkmıştı Avrasya... Henüz böyle bir maratona dair belirli bir fikir yoktu ancak yarışın ilk organizatörleri dünyada ilk ve tek olabilecek bir atletizm olayı tasarlıyorlardı. Dünyanın gerek tarihi ve gerekse tabii özellikleri, coğrafyası ve turizmi ile eşsiz şehri İstanbulda yapılacak bir maratona da ilk ve tek olmak yakışırdı... Tüm maddi sıkıntı ve imkansızlıklara rağmen Atletizme gönül vermiş birkaç genç Avrasyanın tarihe geçecek temellerini atmışlardı. Yıl: 1979... 1978 yılında bana gelen bir haber, 1979 yılında İstanbulu ziyaret edecek bir grup Alman turisti haber veriyordu. Türkiyeye gelecek bu turistlerin bir özelliği de gittikleri ülkelerde maraton koşuyor olmalarıydı. Son kez Mısırda Nil Maratonunu koşan bu turistler için derhal hayata geçirilmesi gereken Avrasya maratonu fikrinin pratik çalışmaları başlatıldı. Türkiyenin ünlü atletleri de davet edilerek, organizasyonun daha renkli geçmesi sağlanacaktı. Maratonun düzenlenip düzenlenemeyeceği konusunda bir ara endişeye düşülmesine rağmen pürüzler ortadan kaldırılarak yarışın koşulmasına karar verildi. Karayolları hususunda çıkan pürüzlerin de halledilmesi üzerine 1979 yılında sözü edilen Alman kafilesi Türkiyeye gelmişlerdi. Ani olmasına rağmen gerekli tüm hazırlıklar tamamlanmaya çalışılmıştı. 74 kişilik turist kafilesinde bulunan 34 maratoncu saat 09.00da İstanbul Boğaziçi Köprüsünün 700 metre gerisine toplanarak start için hazır olmuşlardı. Avrasya Maratonuna anlamını kazandıran Boğaziçi Köprüsü ilk olarak bu yılda yerli ve yabancı maratoncuların adımlarına şahit olmuş ve yarışmacılar Asyadan Avrupaya geçmişlerdi. Herkes için son derece büyük anlam taşıyan bu an, aynı zamanda Türk atletizmine damgasını vuracak bir büyük organizasyonun da ilk kıpırdanması oluyordu. İlk olarak 1979 yılında Asyadan Avrupaya koşulan bu yarışın galibi 2.35.39luk derecesiyle Zonguldak Bölgesinden Hasan Saylan olm...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İLK ÇAĞDA OLİMPİYATLAR Olimpiyat Oyunları’nın kökeni Eski Yunan’da kent (site) devletleri arasında barışçı ilişkileri geliştirmek amacıyla düzenlenen spor şenliklerine dayanır. O çağda Eski Yunan’da Olimpia, Pythia, Nemla ve İsthmia gibi yerlerde birbirine benzer spor şenlikleri yapılırdı. Ama bunların en ünlüsü ve en eskisi, Elis kentindeki Olimpia’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’ydı. Kimi araştırmacılara göre Olimpia’daki spor şenliklerinin tarihi İÖ 14. yüzyıla değin uzanır. Tanrıların tanrısı Zeus’un onuruna düzenlenen bu şenlikler önceleri, ölülerin ruhlarının sekiz yılda bir dirildiği inancı nedeniyle sekiz yılda bir kutlanırdı. Sonraları bu süre dört yıla indirildi ve İÖ 776’dan İS 393’e değin tam 12 yüzyıl boyunca her 4 yılda bir Olimpiyat Oyunları düzenlendi. Başlangıçta yalnızca bir gün süren Olimpiyat şenliğinin süresi İÖ 472’de beş güne çıkarıldı. Olimpiyat Oyunları’nın en önemli yönü “Olimpiyat Ateşkesi” geleneğiydi. Bu gelenek uyarınca, savaş halinde olan Yunan kent devletleri Olimpiyatlar’a 3 ay kala silah bırakırlar ve yarışmalar için en iyi sporcularını seçerek Olimpia’ya gönderirlerdi. Oyunlar sona erdikten sonra da, oyuncuların kendi kent devletlerine güvenlik içinde dönmelerine değin “Olimpiyat Ateşkesi” sürerdi. Bir gün içinde tamamlandığı ilk dönemde Olimpiyat Oyunları 32 m genişliğinde, 192 m uzunluğunda bir pistte yapılan tek bir koşu yarışından oluşuyordu. Ayrıca bu pistin güneyine düşen hipodromda da at yarışları yapılırdı. Zamanla değişik mesafelerde koşu yarışları, disk ve cirit atma, uzun atlama, boks, güreş, pentatlon ve atlı araba yarışları da Oyunlar’ın programına eklendi. Oyunların süresi 5 güne çıkarıldıktan sonra 5. gün, ödüllerin dağıtılmasına ve şampiyonlar için bir şölen verilmesine ayrıldı. İlkçağdaki Olimpiyatlar’a kadınlar ne yarışçı ne de seyirci olarak katılabiliyor, yalnızca başrahibe oyunları izleyebiliyordu. Sonraları Olimpiyat Oyunları’yla aynı günlerde, ama Olimpiyat alanı dışında Zeus’un eşi Tanrıç...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İlk Çağda Olimpiyatlar Olimpiyat Oyunları’nın kökeni Eski Yunan’da kent (site) devletleri arasında barışçı ilişkileri geliştirmek amacıyla düzenlenen spor şenliklerine dayanır. O çağda Eski Yunan’da Olimpia, Pythia, Nemla ve İsthmia gibi yerlerde birbirine benzer spor şenlikleri yapılırdı. Ama bunların en ünlüsü ve en eskisi, Elis kentindeki Olimpia’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’ydı. Kimi araştırmacılara göre Olimpia’daki spor şenliklerinin tarihi İÖ 14. yüzyıla değin uzanır. Tanrıların tanrısı Zeus’un onuruna düzenlenen bu şenlikler önceleri, ölülerin ruhlarının sekiz yılda bir dirildiği inancı nedeniyle sekiz yılda bir kutlanırdı. Sonraları bu süre dört yıla indirildi ve İÖ 776’dan İS 393’e değin tam 12 yüzyıl boyunca her 4 yılda bir Olimpiyat Oyunları düzenlendi. Başlangıçta yalnızca bir gün süren Olimpiyat şenliğinin süresi İÖ 472’de beş güne çıkarıldı. Olimpiyat Oyunları’nın en önemli yönü “Olimpiyat Ateşkesi” geleneğiydi. Bu gelenek uyarınca, savaş halinde olan Yunan kent devletleri Olimpiyatlar’a 3 ay kala silah bırakırlar ve yarışmalar için en iyi sporcularını seçerek Olimpia’ya gönderirlerdi. Oyunlar sona erdikten sonra da, oyuncuların kendi kent devletlerine güvenlik içinde dönmelerine değin “Olimpiyat Ateşkesi” sürerdi. Bir gün içinde tamamlandığı ilk dönemde Olimpiyat Oyunları 32 m genişliğinde, 192 m uzunluğunda bir pistte yapılan tek bir koşu yarışından oluşuyordu. Ayrıca bu pistin güneyine düşen hipodromda da at yarışları yapılırdı. Zamanla değişik mesafelerde koşu yarışları, disk ve cirit atma, uzun atlama, boks, güreş, pentatlon ve atlı araba yarışları da Oyunlar’ın programına eklendi. Oyunların süresi 5 güne çıkarıldıktan sonra 5. gün, ödüllerin dağıtılmasına ve şampiyonlar için bir şölen verilmesine ayrıldı. İlkçağdaki Olimpiyatlar’a kadınlar ne yarışçı ne de seyirci olarak katılabiliyor, yalnızca başrahibe oyunları izleyebiliyordu. Sonraları Olimpiyat Oyunları’yla aynı günlerde, ama Olimpiyat alanı dışında Zeus’un eşi Tanrıça Hera onu...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Nezih EREN MUMCU 9-G 775 Ders: Beden Eğitimi Konu: Yüksek Atlama 2001-2002 ATLETİZM Fiziksel güç, dayanıklılık, çeviklik, hız vb. nitelikler gerektiren, koşu, atlama ve atma gibi dallarda yapılan çalışmalar, oyunlar ve yarışmalar bütünü. Atletizmde sonuçlar zaman, yükseklik ve uzaklığa göre sınıflandırılır. Bu spor dalıyla ilgili ilk tarihsel belgeler Birinci Mısır Krallığına (İ.Ö. 1500) aittir. Atletizm sözcüğü, Yunanca da yarışma, mücadele anlamındaki "athlos"tan gelir. Atletizm, olimpiyat oyunlarının da temelini oluşturur. Modern blir spor dalı olarak atletizm, ilk kez İngilizler tarafından 19. yüzyıl başlarında uygulandı. Modern olimpiyat oyunlarının kurucusu olan Pierre de Coubertin, var olan kuralları sistemleştirdi. İlk modern olimpiyat olan 1896 Atina Olimpiyat Oyunlarında atletizmin on iki dalında yarışmalar yapıldı. Bu dallar, 100 m., 400 m., 800 m., 1.500 m., maraton, 110 m. engelli koşuları, uzun atlama, üç adım atlama, yüksek atlama, sırıkla atlama, gülle atma ve disk atmaydı. Günümüzde atletizmin kapsadığı dallar şunlardır: Erkekler: 100 m., 200 m., 400 m., 800 m., 1.500 m., 3.000 m., 5.000 m., 10.000 m., 3.000 m. steeple, 110 m. engelli, 4x100 m. bayrak, 4x400 m. bayrak, 20 km. yürüyüş, 50 km. yürüyüş, maraton, yüksek atlama, sırıkla atlama, uzun atlama, üç adım atlama, gülle atma, disk atma, çekiç atma, cirit atma, dekatlon. Kadınlar: 100 m., 200 m., 400 m., 800 m., 1.500 m., 3.000 m., 100 m. engelli, 4x100 m. bayrak, 4x400 m. bayrak, yüksek atlama, uzun atlama, gülle atma, disk atma, cirit atma, pentatlon. Tüm dünyada, özellikle okullarda atletizme çok önem verilmektedir. Yüksek Atlama Yüksek Atlama; atletizmde, koşarak hız kazandıktan sonra sıçrayarak yüksekteki bir çıtayı aşma sporu. Yüksek atlamada en az 15 metrelik, koşuya elverişli ve yarım daire biçiminde bir pist kullanılır. Sıçramadan önceki koşu bu yarım dairenin her hangi bir yerinden başlatılabilir. Çıta, dik...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İÇİNDEKİLER TJK Hakkında TJK’ nın kurumsal bileşenleri Ürünler/hizmetler Rakip ürünler/hizmetler Müşteriler Müşteriler – Ürün Matrisi TJK’ nın yapısal analizi TJK’ nın organizasyon şeması Hiyerarşik yapı Pozisyonların kontrol saha büyüklükleri TJK’ nın uzmanlık sayısının belirlenmesi Dönüştürme sürecinin fonksiyonel uzmanlık alanının bir adım geliştirilmesi Bölümlerin işlev tiplerinin belirlenmesi (nedenleriyle) Bölümlerin sorumluluk ve yetkilerinin belirlenmesi Satın alma kararının analizi Organizasyona ait bir matris yapısı kurulması Merkezi üç karar verme yetkisinin merkezkaç hale getirilmesi Süreç esaslı organizasyon yapısının çizilmesi Bir süreç takımının görev tanımının yapılması Organizasyonun stratejik zihinsel modelinin çizilmesi Ölçümleme Merkezilik Standardizasyon Sonuçlar Üst yapı Türkiye’ de at yarışlarında en yetkili makam Tarım Bakanlığı’ dır. Tarım Bakanlığı YARIŞ OTORİTESİ olarak adlandırılır.Tarım Bakanlığının bu yetkisi yarışların düzenlenmesi ve uygulanması olarak ikiye ayrılır. Bu yönetimindeki planlama yürütme ve kontrol ile eşleştirilebilir. At yarışlarının düzenlemesi yetkisi tarım Bakanlığında olup bu yetkisini Yüksek Komiserler Kurulu aracılığıyla kullanır. Tarım Bakanlığı at yarışlarının uygulamasını bir sözleşme ile TJK’ ya bırakmıştır. Bu açıdan TJK YARIŞ MÜESSESİ olarak adlandırılır. Yüksek Komiserler Kurulu Tarım Bakanlığı tarafından seçilmiş 8 üye ile Tarım Bakanlğı Veteriner İşleri Umum Müdürü’ nden meydana gelir. Bu kurulun bir başkanı ve 1 genel sekteri vardır. Bu kurula bağlı bir büro vardır. Bu büro aracılığıyla işeler gerçekleştirilir. Bu kurulun temel işlevleri şunlardır: Yıllık yarış planını hazırlamak Yarışlar için yarışları kurallar çerçevesinde olmasını sağlayacak ve denetleyecek görevlileri atamak Jokey, antrenör, apranti için lisans vermek Koşu sahalarını, kantarları, start makinalarını muayane etmek ve kontrol etmek...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yasemin Dalkılıç HAKKINDA YAZILANLAR Bravo Yasemin Türkiye 16 Temmuz 2001 Dünya limitli ağırlıkla serbest dalış rekortmeni Yasemin Dalkılıç, 105 metrelik rekor dalışını başarıyla gerçekleştirdi. Dalkılıç, Mısırın Hurgada şehrinde Kızıldeniz açıklarındaki rekor dalışını 2 dakika 38 saniyede gerçekleştirdi. Bu süre, Serbest Dalış Eğitim Birliği (FREE) tarafından da onaylandı. Yasemin Dalkılıç ve dalış ekibi, rekorun ardından büyük bir sevinç yaşadı. Dalkılıç, geçtiğimiz yıl Bodrumda 100 metreye inerek dünya rekoru kırmıştı. Ünlü sporcu, yeni rekoruna 16 kişilik özel bir ekiple hazırlandı. Her rekor denemesi ortalama 500 bin dolara mâlolan ODTÜ Matematik Bölümü öğrencisi Yasemin Dalkılıç, rekor için Quantum, İntercontinental ve Divers Lodge sponsorluğunda hazırlandı. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yasemin Dalkılıç HAKKINDA YAZILANLAR Bravo Yasemin Türkiye 16 Temmuz 2001 Dünya limitli ağırlıkla serbest dalış rekortmeni Yasemin Dalkılıç, 105 metrelik rekor dalışını başarıyla gerçekleştirdi. Dalkılıç, Mısırın Hurgada şehrinde Kızıldeniz açıklarındaki rekor dalışını 2 dakika 38 saniyede gerçekleştirdi. Bu süre, Serbest Dalış Eğitim Birliği (FREE) tarafından da onaylandı. Yasemin Dalkılıç ve dalış ekibi, rekorun ardından büyük bir sevinç yaşadı. Dalkılıç, geçtiğimiz yıl Bodrumda 100 metreye inerek dünya rekoru kırmıştı. Ünlü sporcu, yeni rekoruna 16 kişilik özel bir ekiple hazırlandı. Her rekor denemesi ortalama 500 bin dolara mâlolan ODTÜ Matematik Bölümü öğrencisi Yasemin Dalkılıç, rekor için Quantum, İntercontinental ve Divers Lodge sponsorluğunda hazırlandı. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yararları Günümüz spor dünyasında birçok spor dalında şampiyonların giderek daha genç yaşlardan çıktığı gözlenmektedir. Başta cimnastik olmak üzere, yüzme, tenis ve buz pateni gibi spor dalları daha belirgin olarak, şampiyonları daha erken yaşlardan çıkarmaktadırlar. Minyatür hayvan yetiştirme gibi, minyatür insan yetiştiriliyor düşüncesini veren tarzda, hem küçük yaşta hem de spor dalının mekanik avantajlarına uygun , fizik olarak küçük yapılı gençleri spor arenalarında görebilmekteyiz. Sonuçta performansın önemli olduğu günümüz spor rekabetinin, ne pahasına olursa olsun önemli olan madalyadır felsefesiyle, insanı sadece mekanik olarak değerlendiren spor dünyasının bu istenmeyen yanını bir tarafa iterek; sporun büyüme ve gelişme çağındaki yararlarına kısaca göz atalım. Günümüz yaşam felsefesinde spor, kaliteli yaşamın bir parçası ve en yararlı sosyal etkinliklerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Performans sporu bir yana, günümüz yaşam kavramında çocuğun dengeli ve sağlıklı gelişimi içerisinde düzenli spor yapmanın önemli bir yeri vardır. Çocuğun buluğ çağı öncesi ve sonrası düzenli olarak yaptığı spor etkinlikleri, sağlıklı bir fizik yapının gelişmesini sağlarken; geç yaşlarda fizik yapının bozulmasını geciktirmede önemli bir rol oynamaktadır. Bilindiği gibi, büyümenin en hızlı olduğu çocukluk devresinde insan vücudu en fazla değişken yapıya sahiptir. Bu devre aynı zamanda, insan vücudunun zararlı çevresel etkenlerden de en fazla etkilendiği çağdır. Zararlı kabul edilen çevresel etkenler; hatalı ve yetersiz beslenme, hastalıklar, kötü sosyo-psikolojik etkenler ve yetersiz fiziksel etkinliklerdir (spor). Bu etkenler bir arada olduğu zaman, büyüme ve gelişme yeteri kadar olmamakta ve kişi genetik olarak sahip olduğu fizik yapıya ulaşamamaktadır. Bunun sonucu olarak, kişi yetişkin çağa geldiği zaman daha kısa boya, daha kötü bir solunum dolaşım v.b. sistemlere sahip olabilmektedir. Bu nedenle yukarıda sayılan etkenlerden spor; çocuk yaştan yapılmamışsa, yetişk...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
WTnin kökeni: WingTsun (Türkçedeki okunuşuyla "ving çun") dövüş sanatı 250 yıldan fazla bir süre önce rahibe NG Mui ve sanata adını veren güzel Yim Wing Tsun tarafından geliştirilmiştir. Sanatın özü, çok daha güçlü rakiplere karşı kendini koruma isteğinden ortaya çıkmıştır. Bunun doğurduğu düşünceden yola çıkarak rakibin gücüne karşı değil ama rakibin gücünü kullanarak işleyen bir dövüş sistemi geliştirilmiştir. Sonuçta bu iki bayan, oldukça gelişmiş olan dövüş sanatı teknikleri sayesinde yaşadıkları zamanın en güçlü erkekleriyle yaptıkları dövüşleri kazanabilmişler. O zamandan sonra WT pratik olarak sadece aileler ve klanlar içerisinde öğretilmiştir. 1972 yılında ölen büyük usta Yip Man ayrıcalıklı olarak Çinli öğrencileri eğiten son WingTsun öğretmeniydi. Yip Manın en sonuncu usta öğrencisi Leung Ting tarafından güncelleştirilmiş olan bu dövüş sanatı sistemini günümüzde, tüm dünyada altmıştan fazla ülkede öğrenen on binlerce üye bulunmaktadır. WingTsun (WT) sistemi kendini savunmanın en etkili ve tutarlı şeklidir: WingTsun ile etkili dövüşebilmek için güç, çeviklik ve hız birinci planda yer almamakta, böylece zayıf ve yavaş olan birisi kendisini fiziksel olarak daha üstün olan kişilere karşı koruyabilmektedir. WingTsun yapısından dolayı rakibin gücünü rakibe karşı çevirmektedir. WingTsun hareketleri dokunma duyusu ile ortaya çıkmakta, böylece hem çok daha hızlı olunmakta hem de göz aldatmacalarına karşı bağışıklık kazanılmış olmaktadır. WingTsun ile az ve etkili hareket edilmektedir. Gerçek bir savunma durumunda sonuca kısa yollardan ulaşmak daha sağlıklı olmaktadır. WingTsun sistemi hiçbir şekilde kısıtlanılmamış ve sınırlandırılmamıştır. Gerçek kendini savunma sanatı bir ölüm ve kalım anında işe yarıyabilendir. Tüm bu özelliklerWingTsunu gelmiş geçmiş en hızlı ve etkili dövüş sanatı sistemi yapmaktadır. WingTsunun konsantrasyon eğitimi, nefes ve meditasyon egzersizleri, fitness, kondisyon ve sağlık gibi daha pek çok artıları bulunmaktadır. G...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
WHAT TO DO TO BE FIT AND HEALTHY Being healthy is the most important and unchangeable property of a happy life. That’s why people’s best wish is to be fit and healthy. If you’re healthy, you can be happy, and you can’t be happy without health. Doing all the things below will make you fit and healthy; Eating good and healthy foods, Doing sport regularly Not smoking and using alcohol and drugs, Avoiding stress, Seeing your doctor regularly. EATING GOOD AND HEALTHY FOODS There are six kinds of foodstuffs; proteins, oils, carbohydrates, vitamins, minerals and water. All of this foodstuffs are necessary for health but you can’t get them all by eating one kind of foods. So you should eat different kinds of foods to get all the foodstuffs. If you always eat same food you will have some health problems. In the world, each year, forty million people die because of not eating good and healthy food or hunger. Also most of people who don’t eat good and healthy foods have some health problems. So you should eat to be healthy and to live. It’s wrong to eat only to be full up. DOING SPORT REGULARLY Doing sport is one of the necessary and important things for being healthy and fit. It’s never late to start doing sport. Doing sport makes people’s life longer although they’re in their fifties. You can develop your muscles, joints and the other parts of your body by doing sport. Doing sport makes you relaxed and it makes your body active. By doing sport you can get fit but you can’t lose weight. Also doing sport makes you self-confident. But you may have some health problems if you start doing a sport in an inappropriate age. The table below shows the appropriate ages to start doing sports. SPORTS APPROPRIATE AGES Swimming 5-6 Football, ski, tennis. 7-8 Volleyball, basketball 10-11 Long jump, triple jump 12-13 Ice hockey, badminton 13-14 Weight lift, wrestling 15-16 NOT SMOKING AND USING...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
VOLEYBOL’DA HAKEMLER HAKEM GRUBU VE USULLERi OLUŞUM Bir maçtaki hakem grubu aşağıdaki görevlilerden oluşur: Baş hakem Yardımcı hakem Yazı hakemi Dört (iki) çizgi hakemi Duruş yerleri şekil 1’de verilmiştir. FIVB Dünya ve Resmi Müsabakalarında bir yardımcı yazı hakemi bulunması zorunludur. PROSEDÜRLER 1- Maç esnasında sadece baş ve yardımcı hakemler düdük çalabilir ; 2- Rally’yi başlatan servis atışı için işareti baş hakem verir, 3- Bir hata yapıldığından emin olmaları ve hatanın nevini teşhis etmeleri halinde baş ve yardımcı hakemler rally’nin sona erdiğini işaret ederler. 4- Top oyun dışındayken baş ve yardımcı hakemler bir takımın talebini kabul veya red ettiklerini belirtmek için düdük çalabilirler. 5- Hakem, rally’nin sona erdiğini işaret eden düdüğü çaldıktan hemen sonra resmi el işaretleriyle aşağıdaki hususları belirtmek zorundadır. 5a-Eğer hata için düdüğü baş hakem çalarsa,şunları gösterecektir : Servis kullanacak takım, Hatanın nevi, Hatalı oyuncu (eğer gerekirse) Yardımcı hakem baş hakemin el işaretlerini tekrarlayarak onu takip eder. 5b-Eğer hata için düdüğü yardımcı hakem çalmışsa şunları gösterecektir: a) Hatanın nevi, b) Hatalı oyuncu (eğer gerekirse) c) Baş hakemin el işaretini takip ederek, servis kullanacak takım. Bu durumda baş hakem hatanın nevini ve hatalı oyuncuyu kesinlikle göstermez,sadece servis kullanacak takımı gösterir. 5c-Çift hata olması halinde her iki hakem de şunları gösterir: Hatanın nevi Hatalı oyuncu (eğer gerekirse) Baş hakemin yönlendirmesiyle servis kullanacak takım. BAŞ HAKEM DURUŞ YERİ Baş hakem filenin bir ucuna yerleştirilmiş hakem sandalyesinde oturarak veya ayakta durarak görevlerini yerine getirir.Bakış hizası, file üst kenar seviyesinin yaklaşık 50cm yukarısında olmalıdır. Maç esnasında baş hakemin kararları kesindir. Baş hakem,hataya düstüklerini fark ettiği takdirde hakem grubunun diğer mensublarının kararlarını geçersiz sa...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
VOLEYBOLUN TARİHİ Voleybolun atası diyebileceğimiz "Mintonette" adlı oyun ilk olarak 1885 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinde oynandı. Massachusettsin Holyoke kentinde, okulu yeni bitirmiş genç bir beden eğitimi öğretmeni, William G. Morgan, YMCAde işadamlarına beden eğitimi yaptırmakla görevlendirilmişti. YMCA, "Young Mens Christian Association" ın kısaltılmışı. Türkcesi : Genç Erkekler Hıristiyan Birliği. Amacı toplumsal çalışmalarla Hıristiyanlığı yaymak olan bu kuruluş, o yıllarda bütün dünyaya kol sarmış bulunan çok geniş bir misyoner derneğiydi. Willam G. Morgan bu derneğin Holyoke kentindeki şubesinde işadamlarına önceleri kuru kuruya beden eğitimi yaptırırken, bir süre sonra, çalışmaları sıkıcılıktan kurtarmak, sağlık için katlanılan bir eziyet durumundan uzaklaştırmak gerektiğini gördü. Eğlendirici, oyun niteliği olan bir çalışma yolu aramaya başladı. William G. Morgan amacına ulaşmış, çarpışması, itişmesi olmayan, tehlikesi az, çok temiz, yoruculuğu ise, oyuncu sayısını azaltıp çoğaltarak, oyun alanını küçültüp büyüterek istendiği gibi ayarlanabilen, son derece eğlenceli bir oyun bulmuştu Kısa sürede Mintonettee merak salanların arasında bir doktor (Dr Frank Wood), bir de itfaiye şefi (John Lynch) vardı. bu iki Mintonetteçi, William G. Morganla birlikte, oyuna kurallar koymaya başladılar Bulunup geliştirilmesine bir itfaiye şefinin, John Lynch katılmasından olsa gerek, voleybol bütün dünyada itfaiyecilerin geleneksel sporudur. nerede bir itfaiye örgütü varsa, yanında bir voleybol alanı da vardır. Yukarıda İngiliz İtfaiyeciler voleybol oynuyor.Mintonette oyunu, en kısa söyleyişle, "topu yere düşürmeden karşı alana atmak" diye tanımlanabilirdi. Yani topa havadayken vurmak. Oyunu izleyenlerden Profesör Albert T. Halstead "Mintonette" yerine "volley Ball" adını önerdi. "Volley " tenis ile futbolda kullanılan bir terimdi. "Topa yere değmeden vurmak" anlamına Mintonette oyununun teme...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
VOLEYBOL’DA HAKEMLERHAKEM GRUBU VE USULLERiOLUŞUM Bir maçtaki hakem grubu aşağıdaki görevlilerden oluşur:- Baş hakem- Yardımcı hakem- Yazı hakemi- Dört (iki) çizgi hakemiDuruş yerleri şekil 1’de verilmiştir.FIVB Dünya ve Resmi Müsabakalarında bir yardımcı yazı hakemi bulunması zorunludur.
VOLEYBOL ÖĞRETİMİNDE AMAÇLAR VE DAVRANIŞLAR AMAÇ-1 Voleybola hazırlayıcı oyunlar oynayabilme DAVRANIŞLAR: Halka olan grupların kendi aralarında topu yere düşürmeden paslaşma yarışması yapmaları Küçük alanlarda (4-6m)3*3 oyun oynama 5*5iki grupta sınırlandırılmış sahada gerili ip üzerinden topu karşılıklı boşluklara atma ve yere düşürmeden tutma AMAÇ-2 İşbirliği yapma lidere ve kurallara uyabilme DAVRANIŞLAR: Grupla oynamaya istekli olma Grupla oynarken üzerine düşen görevleri yapma Oyun kurallarını bilme ve kurallara uyma AMAÇ-3 Voleybol oynamaya istekli olabilme DAVRANIŞLAR: Çeşitli yerleşme düzenlerinde top tutmayı kapsayan oyunlar oynama Paslaşmayı kapsayan oyunlar oynama Servis atmayı kapsayan oyunlar oynama Servis ve paslaşmayı pekiştirici yarışmalar yapma AMAÇ-4 Voleybol ile ilgili temel beceriler edinebilme DAVRANIŞLAR: Temel duruş ve yer değiştirme Alttan servis atma Manşet paslaşma Parmakla paslaşma Servisi manşetle karşılama AMAÇ-5 Voleybol ile ilgili koordinasyonu geliştirebilme DAVRANIŞLAR: Kontrol pası ile parmakla paslaşma Kontrol pası ile manşetle paslaşma Seviyeye uygun yükseklikteki filede sıçramalı pas yapma Kazanılan becerilerle bir set voleybol oynama AMAÇ-6 Voleybol yarışma ve oyun kuralları bilgisi edinebilme DAVRANIŞLAR: Voleybol oyununu tanımlama Oyun içerisinde topun dahil ve hariç durumlarını söyleme File ve çizgi hatalarını söyleme Sayı kazanma ve servis atma durumlarını açıklama ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
VOLEYBOL HAKKINDA KISA KISA Voleybol oyunu William MORGAN tarafından icat edilmiştir.1892 yılında arkadaşı Dr. James NAİSMİTHin basketbol oyununu icat etmesinden sonra sonra ; Morgan bu oyunu inceleyerek kendi oyununu yarattı ve bu oyuna " MİNTONETTE " adını verdi. Daha sonra voleybol adını alan oyun 1900 yılında özel tasarlanmış bir topla oynanmaya başlandı.Set ve blok 1916 yılında Filipinlerde ortaya çıktı.altı kişilik takımlar 1918 yılında standart hale geldi.1947 yılında Uluslararası Voleybol Federasyonu kuruldu ve 1949 yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesi voleybolu olimpiyat oyunlarına dahil etti. Voleybol , file ile ikiye bölünmüş bir oyun alanı üzerinde iki takım tarafından oynanan bir spordur. Oyunun çok yönlülüğünün herkese sunulabilmesi amacıyla özel durumlar için farklı uyarlamalar bulunmaktadır. Oyunun amacı , topu filenin üstünden geçirmek suretiyle rakip alana göndermek ve rakip takımın aynı amaca ulaşmasını önlemektir. Takımların topu rakip alana gönderirken topa üç kez vurma hakkı vardır ( blok teması dışında ) Top oyuna servis ile sokulur , servisi atan oyuncu topu filenin üzerinden rakip alana gönderir. Oyun topun oyun alanına değmesi , harice gitmesi veya bir takımın hata yapmasına kadar devam eder. Voleybolda bir rally kazanan takım bir sayı alır. Servisi karşılayan takım rallyi kazandığındabir sayı ve servis kullanma hakkı kazanır ve oyuncuları saat yönünde bir pozisyon dönerler. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
~~~~~VOLEYBOL~~~~~ Genel Tanım : Genellikle altışar oyunculu iki takım arasında oynanan top oyunudur. Topu elle bir ağ üzerinden aşırarak rakip yarı alanına düşürmeye dayanır. Bir takımın karşıladığı topu geri göndermek için, topa en çok üç kez vurabilir. Tarihçe : Voleybol, ABD’nin Massachusetts eyaletinde, Genç Erkekler Hıristiyan Birliği (YMCA) adındaki spor kulübünde çalışan beden öğretmeni William G. Morgan tarafından tasarlandı. Bir kapalı alan sporu olarak 1895’te oynanmaya başlandı. Morgan, bu oyunu “mintonette” olarak adlandırmıştı; daha sonraları topa yere değmeden vurma ilkesinden (vole) yola çıkılarak “voleybol” adı önerildi ve oyun bu adla tanındı. İlk kez Morgan tarafından kaleme alınan voleybol kuralları, YMCA ile Üniversiteler Ulusal Spor Birliği (NCAA) ’ nın ortak çalışması sonunda 1916’da yeniden düzenlendi. ABD ‘de kısa sürede tutulan voleybol, I. Dünya Savaşı sırasında ABD askerleri aracılığıyla Avrupa’ya da geçti. Sporun, çeşitli ülkelerde uzun bir dönem bağımsız bir çizgide gelişmesinden sonra, 1947’de Paris’te Uluslararası Voleybol Federasyonu (FIVB) kuruldu. Günümüzde, merkezi İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan FIVB ‘ ye 140’tan fazla ülke üyedir. Genel Kurallar : Voleybol oynamak için fazla bir donanım ya da geniş bir alan gerekmez. Voleybol topunun çevresi 65cm, ağırlığı da 260-280 gr olmalıdır. Hem açık, hem kapalı alanlarda oynanabilen voleybolda, 9x18 m boyutlu saha enine bir çizgiyle ikiye ayrılır ve takımlar, her sette değişerek bu yarı alanları kullanırlar. Oyun sırasında oyuncular, bu orta çizginin öbür yanına (rakip alana) basamazlar. Orta çizginin tam üzerinde gergin bir ağ bulunur. Resmi maçlarda bu ağın yüksekliği erkeklerde 243cm, bayanlarda 224cm’dir. Gençler ve daha alçak bir ağla oynaması gerekenler için ağ yüksekliği ayarlanabilir. Her iki yarı alanın arka çizgilerinin sağdaki üçte birlik bölümünün gerisinde kalan bölge, servis alanıdır. Servis...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Voleybol, genellikle altışar oyunculu iki takım arasında oynanan top oyunu.Topu elle bir ağ üzerinden aşırarak rakip alana düşürmeye dayanır.Bir takımın karşıladığı topu geri göndermek için topa en fazla üç kez dokunulabilir. Voleybol ABD’nin Massachusettes eyaletindeki Holyoke’ta, Genç Erkekler Hıristiyan Birliği (YMCA) begen eğitimi öğretmeni William G. Morgan’ın geliştirdiği bir kapalı alan sporu olarak 1895’de oynanmaya başladı. Morgan bu oyunu mintonette olarak adlandırmıştı; daha sonra topu yere değmeden vurma (vole) ilkesinden hareketle voleybol adı önerildi ve oyun bu adla tanındı.ilk kez Morgan tarafından kaleme alınan voleybol kuralları, YMCA ile Üniversiteler Ulusal Spor Birliği’nin (NCAA) ortak çalışması sonunda 1916’da yeniden düzenlendi.ABD’de kısa süre tutulan voleybol, I. Dünya Savaşı sırasında ABD askerleri aracılığıyla Avrupa’ya da geçti.Sporun çeşitli ükelerde uzun bir dönem bağımsız bir çizgide gelişmesinden sonra, 1947’de Paris’te Uluslararası Voleybol Fedarasyonu (FIVB) kuruldu.1980 ortalarında FIVB’ye üye ülkelerin sayısı 145’i buldu.Günümüzde FIVB yönetim merkezi İsviçre’nin Lozan kentindedir. İlk uluslararası voleybol karşılaşması 1913’te Manila’da düzenlenen Uzakdoğu Oyunları’nda yer aldı.FIVB’nin desteğinde düzenlenen ve erkekler için 1949’da, hem erkekler, hem bayanlar için ise 1952’de başlayan dünya voleybol şampiyonaları, standart oyun kurallarının benimsenmesini sağladı.voleybol 1964 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda hem erkeklerde, hem bayanlarda ilk kez bir yarışma dalı olarak yer aldı.1980’lerin ortasına değin dünya şampiyonaları ve Olimpiyat oyunları’nda hem erkeklerde, hem bayanlarda Sovyetler Birliği takımı üstünlüğü elinde tutuyordu. Türkiye’de voleybol önceleri bir okul sporu olarak görülüyordu.İlk voleybol takımı 1927’de Fenerbahçe tarafından kuruldu.Voleybol Federasyonu 1936’da oluşturuldu.İlk Türkiye Voleybol Şampiyonası1948-49’da düzenlendi.Milli voleybol takımı ilk maçını 1953’te Yugoslavya ile yaptı.Bağımsız bir voleybol...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
UOK’NIN KURULUŞU IOC veya CIO adı verilen International Olympic Committee yani Uluslararası Olimpiyat Komitesi (UOK) 23 Haziran 1894 tarihinde Paris’te kuruldu. Bu komitenin doğuşunun ve modern olimpiyatlarının başlangıcının öyküsü kısaca şöyle: Antik Olimpiyatlardan sona ermesinin ardından 1500 yıl sonra 25 Kasım 1892 günü Fransa’da Sorbonne Üniversitesi kampüsünde bir anfide kısa adı USFSA olan Fransız Atletizm Sporları Kulüpleri Birliği’nin beşinci yıldönümünü kutlamak amacıyla Spor Konseyi toplanmıştı. Bu konseyin toplantısında USFSA’nın Genel Sekreteri Baron Pierre de Coubertin açış konuşmasını yapıyor ve konuşmasının sonunda şöyle bağırıyordu: “Antik Olimpiyatların modern tarzda yeniden yapılmasının karar altına alınmasını istiyorum.Bu nedenle de sporcularımızı başka memleketlere gönderelim ve onlardan da sporcularının yurdumuza gelmelerini isteyelim.Geleceğin,hakiki hür spor alışverişini kabul ettiğimiz ve Yunanlılar’ın inhisarından (tekelinden) çıkarıp, bütün dünyanın belli başlı şehirlerine mal edebildiğimiz gün Olimpiyat Oyunları ile barış davası yeni ve kuvvetli bir dost kazanacaktır.” Coubertin’in bu teklifi büyük alkış aldı. Ayrıca, “Olimpiyat oyunlarının tüm dünyaya ait olduğuna” dair geniş bir inanç yerleşti.Ardından gerek modern olimpiyat oyunlarının kurulması ve ayrıca bir de Uluslararası Olimpiyat Komitesi kurulması için bir komisyon kuruldu. Bu komisyon Fransız Baron Pierre de Coubertin’in başkanlığında ve Amerikalı profesör Sloan ile İngiliz Herbert’den oluşuyordu.İlki New York’ta ve ikincisi Londra’da olmak üzere bu komisyonun yaptığı çalışmalar sonucu ortaya çıkan Olimpik Prensipler 16 Haziran 1894’de Paris’te dünyanın dört bir yanından gelecek delegelerle ve de çoğunluğu Fransız olan 2000 ‘i aşkın spor eksperi ile oylamaya konulması kararlaştırıldı. Toplantının 23 Haziran 1894 günü Amerika ve 12 Avrupa ülkesinden gelen 79 yabancı, 2000 delege, Baron Pierre de Coubertin’in Modern Olimpiyatları’n yapılması tezini oybirliği ile onayladı...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
TÜRKİYE’DE VOLEYBOL Voleybol Türkiyeye Birinci Dünya Savaşını izleyen Mütareke günlerinde geldi. 1919-1925 yılları arasında İstanbulda YMCAin müdürlüğünü yapan Dr. Deaver adlı Amerikalı, derneğin spor salonunda voleybol oynatmaya başlamış, kısa zamanda beden eğitimi öğretmenlerimizin ilgisini bu yeni spor oyununa çekmeyi başarmıştı. 1919da voleybol daha Avrupaya yayılmış değildi. Bulunalı topu topu yirmi dört yıl olmuş, hele smaçla oynanmaya başlanışının üstünden daha ancak altı yıl geçmişti. Calaloğlundaki Erkek Muallim Mektebinin beden eğitimi öğretmeni olan ünlü spor adamı Selim Sırrı TARCAN, YMCAde görüp oynadığı voleybolu, bedensel yetenekleri geliştiren, temiz bir spor oyunu olarak benimseyip öğrencilerine öğretmeye başladı. 1920-1924 yılları arasında Erkek Muallim Mektebinden çıkan beden eğitimi öğretmenleri de bu sporu kısa sürede okullarımız yaydılar. Kabataş, Vefa, Pertevniyal, Galatasaray, İstiklal, Haydarpaşa, İstanbul liselerinde yoğunlaşan çalışmalar, önce okullar arası turnuvalara yol açtı. Voleybol oynayan çocuklar okullardan mezun olmaya başlayınca da, çalışmalar üniversitelere, kulüplere doğru genişledi. Bu gün bir basketbol yuvası olarak bilinen İstanbul Teknik Üniversitesi, o zamanki adıyla Yüksek Mühendis Mektebi, 1924-1944 yılları arasında voleybolun beşiğiydi. Ankaradaki Siyasal Bilgiler Fakültesi, o zamanki adıyla Mülkiye Mektebi de, voleybola öncülük eden bir yüksek okuldu. Kulüpler arası lig maçlarına geçildiğinde voleybolcu sayısı hayli yükselmişti. Çeşitli kentlerde yapılmaya başlanan şampiyonaları, 1949da Türkiye Voleybol Şampiyonası izledi. Gene de takım sayısı fazla değildi. Örnekse 1951 yılında İstanbul Voleybol Ligi şu yedi takım arasında oynanıyordu: Altınordu, Beyoğluspor,Galatasaray, Vefa Kadıköyspor, Kurtuluş, Moda. Bu takımlardan başa oynayanlar Vefa ile Kadıköyspor idi. Otuz iki yıl süren bu başlangıç döneminde Türk voleybolu bütünüyle dışa kapalı kaldığından çok ilkel bir görünümdeydi. Spor Oyunları Federas...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
TÜRKİYEDE BİNİCİLİK: İnsanlık tarihinde büyük bir öneme sahip olan atın Türkler tarafından MÖ. 6 yyda evcilleştirildiği çeşitli kaynaklarda yer alıyor. Türkler, ata karşı sevgi ve ilgi göstermek yanında, atlarla ilgili birçok bilgiler edinmişler ve atın eğitiminden başlayıp hastalıklarına kadar her şeyiyle ilgilenmişlerdi. Osmanlılarda ilk at yarışları 1326 yılında Orhan Gazi zamanında yapıldı. Osmanlılarda geleneksel olarak yapılanlar dışında, günümüz anlayışına yaklaşan at yarışları, düzenli olarak ilk kez 1881 yılında Sultan Abdüllaziz döneminde başladı. Sultan Abdülaziz dönemindeki yarışmalardan sonra ünlü mirasyedi Veliefendizade, bugün Veliefendi Tesislerinin bulunduğu yerde birkaç arkadaşıyla birlikte sistemsiz olarak at yarışları düzendi. Türkiyede çağdaş anlamda binicilik ise 1910lu yıllarda başladı ve 22 Mart 1913te Sipahi Ocağının kurulmasıyla da düzenli bir kulüp çalışması olarak resmen kabul edildi. Türkiyede ilk binicilik okulu 1911 yılında Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa tarafından "Binicilik ve Tatbikat Okulu" adı ile kuruldu. Binicilik sporunda uluslararası düzeydeki ilk katılımımız, 1931de Bulgaristanda düzenlenen binicilik karşılaşmalarıdır. Türkiyede yapılan ilk uluslararası karşılaşma 1931 yılında İstanbulda düzenlendi ve Türk ekibinin başarısı ile sonuçlandı. Türkiyedeki ilk milli binicilik karşılaşması 1933 yılında İstanbulda Taksim Stadında yapıldı. Türk binicilik tarihindeki ilk altın madalya ise 1934 Viyana Konkurhipiklerinde, Teğmen Cevat Gürkan tarafından alındı. 1956 yılında Ankara Atlı Spor Kulübü kuruldu. 1958 yılında Binicilik Federasyonu Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğüne bağlandı. 1988den sonra Atlı Spor, Sipahi Ocağı, Galatasaray, Ankara Atlı Spor Kulübü gibi kuruluşların da katkısıyla büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Uluslararası Binicilik Federasyonunun 1994 yılında Floridada yaptığı toplantıda alınan bir kararla, yıllardır Asya Grubunda mücadele veren Türkiye, Avrupa Grubuna...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
TÜRKİYE BASKETBOL FEDERASYONU RESMİ ULUSLAR ARASI BASKETBOL OYUN KURALLARI ---------------OYUN KURALLARI------------- İÇİNDEKİLER BİRİNCİ KURAL - OYUN........................................................................................... Madde 1. Tanımlar.................................................................................................... İKİNCİ KURAL – Boyutlar ve Donanım................................................................... Madde 2. Saha ve Çizgi Boyutları........................................................................... Madde 3. Donanım................................................................................................... ÜÇÜNCÜ KURAL – HAKEMLER, MASA GÖREVLİLERİ, TEKNİK GÖZLEMCİLER VE GÖREVLERİ Madde 4. Hakemler, Masa Görevlileri ve Teknik Gözlemciler Madde 5. Hakemler: Görevleri ve Yetkileri Madde 6. Hakemler: Kararlarda Zaman ve Yer Madde 7. Hakemler: Kurallara Aykırı Durumlarda Görevleri Madde 8. Hakemler: Sakatlık Madde 9. Sayı Görevlisi ve Yardımcı sayı Görevlisi: Görevleri Madde 10. Saat Görevlisi: Görevleri Madde 11. 24 Saniye Görevlisi: Görevleri DÖRDÜNCÜ KURAL - TAKIMLAR Madde 12. Takımlar Madde 13. Oyuncular ve Yedekler Madde 14. Oyuncular: Sakatlık Madde 15. Kaptan: Görevleri ve Yetkileri Madde 16. Antrenörler: Görevleri ve Yetkileri BEŞİNCİ KURAL – OYUN DÜZENİ Madde 17. Oyun Süresi, Beraberlik ve Uzatma Periodları Madde 18. Oyunun Başlaması Madde 19. Topun Konumu Madde 20. Oyuncunun ve Hakemin Yeri Madde 21. Hava Atışı Madde 22. Topla Oynama Madde 23. Topun Kontrolü Madde 24. Atış Halindeki Oyuncu Madde 25. Sayı: Yapılması ve Değeri Madde 26. Topun Oyuna Sokulması Madde 27. Mola Madde 28. Oyuncu Değişikliği Madde 29. Bir Periodun veya Oyunun Sonu Madde 30. Hükmen Yenilgi Madde 31. Kendiliğinden Yenilgi ALTINCI KURAL – İHLALLER Madde 32. İhlaller Madde 33. Saha Dışı Oyuncu ve saha Dışı Top Madde 34. Dripling Madde 35. Topla Yürüme Mad...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Türkiyede Beden Eğitimi ve Spor Türkiye’de Beden Eğitimi ve Spor Bu araştırmadaki amaç Türkiye’de Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği bölüm ya da yüksekokullarda uygulanan programların etkinliği ile ilgili olarak öğretim elemanlarının görüşlerini belirlemektir. Araştırmanın amacını gerçekleştirmek üzere veriler anket yoluyla elde edilmiştir. Araştırmada kullanılan anket benzer çalışmalardan ve uzman görüşleri alınarak oluşturulmuştur. Oluşturulan anket ile 40 kişilik bir öğretim elemanı grubuna ön uygulama yapılmış ve anketle ilgili son düzeltmeler yapılarak CRONBACH ALFA a güvenilirlik katsayısı hesaplanmıştır. Aracın a güvenilirlik katsayısı 76 dır. Araştırmanın evreni Türkiye’deki beden eğitimi ve spor yüksekokulları ve bölümlerinde çalışan kadrolu 364 öğretim elemanıdır. Araştırmanın örneklemi ise 108 kişidir. Ancak posta ile ulaşılan bazı yüksekokullar ve bölümlerden anketler geri dönmemiştir. Böylece örneklem olarak yaklaşık evrenin %27’si alınmıştır. Araştırmaya Ankara, Gazi, Hacettepe, ODTÜ, Akdeniz, Süleyman Demirel, Anadolu, Dumlupınar, Karadeniz Teknik, Uludağ, Marmara Üniversitelerinde görevli öğretim elemanları katılmıştır. Araştırma sonucunda öğretim elemanları okul programlarında yer alan teorik, uygulamalı ve uzmanlık ders saatlerinin yeterli olduğunu içerik ve kapsam yeterliliğinin ise kısmen yeterli olduğunu belirmişlerdir. Bunun yanı sıra öğretim elemanları dershane, kütüphane genel olarak fiziki koşullar ile ders araç gereçlerinin yetersiz olduğunu belirtmişlerdir. Anahtar kelimeler: Beden Eğitimi, Spor, Öğretmenlik, Müfredat, Program. GİRİŞ VE AMAÇ Günümüzde hızlı teknolojik gelişmelerle birlikte beden eğitimi ve sporun insan yaşamındaki önemi giderek artmış ve eğitim amaçlarının insana kazandırabileceği önemli bir disiplin durumuna gelmiştir. Çünkü beden eğitimi ve spor bireylerin fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişmelerini sağlayan bir bilimdir. Beden eğitimi ve sporun bu işlevini yerine getirebilmesi için nitelikli, araştırıcı...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Türkiyede Basketbol Tarihçesi 1904 Basketbol, ilk kez Robert College spor salonunda oynandı. 1921 Kayıtlara geçen ilk resmi basketbol maçı İstanbul Cağaloğlunda oynandı. 1927 İstanbul Basketbol Ligi kuruldu. 1936 Türk Milli Takımı, ilk milli maçında Yunanistanı 49-12 yendi. Türkiye, Berlin Olimpiyat Oyunlarına katıldı ve oynadığı maçlarda Şiliye 30-16, Mısıra 33-23 yenilerek ilk turda elendi. 1948 Naili Moran, Londra Olimpiyat Oyunlarında final maçı yönetti. 1949 Kahirede yapılan Avrupa Şampiyonasını Türkiye dördüncülükle tamamladı. 1951 17 ülkenin katılımıyla Pariste yapılan 7.Avrupa Şampiyonasında Türkiye altıncı sırayı aldı. Türk hakem İzzettin Somer, Avrupa Şampiyonasının finalini yöneterek, bu alanda bir ilke imza attı. 1952 Türk Milli Takımı, Helsinki Olimpiyat Oyunlarında İsviçre ve Belçikayı yendi, Mısır ve İtalyaya mağlup oldu. 1955 Turgut Atakol, 9. Avrupa Şampiyonasında final maçını yöneterek bu alanda tarihe geçen ikinci Türk hakemi ünvanını aldı. 1956 Melbourneda yapılan 5. Dünya Kongresinde Turgut Atakol FIBA Teknik Komitesine seçildi ve bu görevi 20 yıl aralıksız sürdürdü. 1959 Türkiye, tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonasına evsahipliği yaptı. İstanbul İnönü Stadında oynanan 11. Avrupa Şampiyonasında Sovyetler Birliği şampiyonluğa ulaşırken, ay-yıldızlı takım 12. sırada kaldı. Final maçı yöneten İlhan Uyguç, Avrupa Şampiyonalarında final yöneten üçüncü Türk hakem oldu. Bayanlarda ilk kez Türkiye Şampiyonası yapıldı. 1961 Galatasaray, Avrupa Şampiyon Klüpler Kupasının ilk turunda Yunan Olympiakosu 72-71 ve 65-55 yenerek, Avrupa Kupalarında tur atlayan ilk temsilcimiz oldu. 1964 İlk kez Bayan Milli Takımı kuruldu. 1966 Deplasmanlı Ligi başladı. İlk şampiyonluk sevincini İzmir ekibi Altınordu yaşadı. 1967 Tunusta yapılan 5. Akdeniz Oyunlarında Türk Milli Takımı, Yugoslavya ve İtalyanın ardından üçüncü sırayı aldı. 1969 Hüsamettin Topuzoğlu, Napolide düzenlenen 16. Avrupa Şampiyonasında Sovyetler Birliği...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)