.

http://www.edubilim.com/ana




Sosyoloji

DosyalarEkleme Tarihi

Sıralama : İsim | Tarih | Tıklama [ Artarak ]
NOT : Bu bölüm önümüzdeki günlerde Prof.Dr. Hüner Şencan’ın incelemesinden sonra daha da geliştirilerek son halini alacaktır. Zaman kaybı olmaması için –büyük ölçüde- tamamlanmış olan bu bölüm web’e konmuştur. 1. Hafta 20 Şubat 2001 Örgütsel Davranışın Tanımı, Tarihsel Gelişimi ve Kapsamı Bu BÖLÜM aşağıdaki başlıklar altında incelenecektir. 1. Örgütsel Davranışın Tanımı 2. Tarihsel Gelişimi 3. Modeli 4. İnsan Davranışlarını İnceleme Yöntemi ÖRGÜTSEL DAVRANIŞIN TANIMI : Örgütsel davranışın tanımına geçmeden önce, Davranış Bilimleri üzerinde biraz durmak da yarar var. Davranış Bilimleri, insan davranışını tek bir disiplin yerine birçok disiplinin ara kesitinde incelemeye yönelik yaklaşımdır. Sporda, askeriyede, endüstride, tıpta vs. kullanılır. Davranış Bilimleri olaylara geniş açıdan bakabilmeyi sağlar. Davranış Bilimleri 3 temel disipline dayanır. Bunlar; antropoloji, psikoloji ve sosyolojidir. Bu disiplinlerle birlikte, davranış bilimlerine yardımcı disiplinler ise ekonomi, tarih, matematik, tıp vs.dir. Aşağıdaki tabloda bu disiplinler görülmektedir. Temel Disiplinler Yardımcı Disiplinler Antropoloji Ekonomi Psikoloji Tarih Sosyoloji Siyaset Bilimi Matematik Tıp İlahiyat Örgütsel Davranış ise Davranış Bilimleri bilgilerinin ve bulgularının, iş hayatına ve iş hayatında çalışanların davranışlarına olan etkilerini tahmin etmeye dönük bilgilere denir. Örgütsel Davranış kavramının daha kolay anlaşılabilmesi için sonraki derslerde sık sık karşılaşılacak olan iki önemli kavramın bilinmesine gerek vardır. Bunlar; mavi yakalılar ve beyaz yakalılardır. Mavi yakalılar; işin yapımında beden gücünü kullanan elemanlara denir. Beyaz yakalılar ise işin yapımında zihinsel, fikirsel gücünü kullananlardır. Gerek mavi gerekse beyaz yakalı olsun, ister yöneten isterse yönetilen olsun; iş hayatında çalışan insan davranışlarının: Açıklanması, Tanımlanması, Tahmin edilmesi, Kontro...
ÖRGÜT KÜLTÜRÜ İlk kez Peters ve Waterman (Peters/Waterman: 1982) tarafından Amerika’da Pascale ve Athos tarafından ise Japonya’da incelenmiş olan ve literatürde Firma Kültürü, Kurumsal Kültür, İşletme Kültürü olarak da dile getirilen Örgüt Kültürüne ilişkin tanımlar şöyle sıralanabilir: Schein’e göre; örgütsel kültür; “belli bir grup tarafından kendisinin gerek çevreye uyumu gerekse içi bütünleşmesi sırasında öğrendiği geçerliliği kanıtlanacak düzeyde olumlu sonuç vermiş olan ve bu nedenle yeni üyelere programları algılamanın, düşünmenin ve hissetmenin doğru yolu olarak öğretilen, bir takım varsayımlardır”. Örgütsel kültür, örgüt üyelerinin paylaştığı duygular, normlar, etkileşimler, etkinlikler, beklentiler, varsayımlar, inançlar, tutumlar ve değerlerden oluşmaktadır. Bu alanda otorite olan E. Scheine göre örgütte hemen hemen yönetici tarafından etkilenmektedir. Örgütsel kültür çalışma yaşamında güçlü bir değer mekanizmasıdır. Toplumda yaşamını sürdürmeye çalışan sosyal sistem olarak örgütler,içinde bulundukları çevre ile sürekli bir alış veriş içindedir.Diğer bir ifadeyle örgütler toplumdan girdi sağlayan,bu girdileri çıktı haline dönüştürerek topluma hizmet eden açık sistemlerdir. Örgüt kültürünün anlaşılmasında sistem ve durumsallık yaklaşımları önemli rol oynamaktadır. Modern yönetim ve organizasyon teorileri olan sistem ve durumsallık yaklaşımında örgütler çevreleri ile ilişkili açık bir sistem olarak ele alınırlar.Buna göre örgüt ile çevresi arasında karşılıklı etkileşim söz konusudur. Örgüt kültürü ile toplum kültürü arasındaki ilişkinin kavranmasında sistem anlayışı esas oluşturmaktadır.Sistem yaklaşımına göre her sistem kendinden daha büyük bir sistemin alt sistemidir ve her sistem bazı alt sistemlerden oluşur.Bu düşünceden hareketle örgüt içinde yaşadığı,girdi sağlayarak çıktıklarını sunduğu toplumun bir alt sistemi durumundadır.Dolayısıyla toplum kültürü ile örgüt kültürü arasında sistem-alt sistem ilişkisi mevcut olup bu iki olgu birbirinde...
T.C MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İŞLETME ANABİLİMDALI YÖNETİM VE ORGANİZASYON BİLİMDALI ÖRGÜT KURAM ve İLKELERİ MODERN YÖNETİM ve ÖRGÜT TEORİSİ ARAŞTIRMASI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS ÖDEVİ İSTANBUL, 2003 İÇİNDEKİLER 1. Modern Yönetim ve Örgüt Teorileri 3 2. Sistem Yaklaşımı 6 2.1. Sistem Kavramı 7 2.2. Sistemin Sınıflandırılması (Hiyerarşik ve Genel) 12 2.2.1. Hiyarerşik Sınflandırma 13 2.2.2. Genel Sınıflandırma 15 2.3. Sistem Teorisi ve Tarihçesi 17 2.4. Sistem Yaklaşımının Temel Özellikleri 21 2.5. Sistem Yaklaşımının Problem ve Kısıtları 22 2.6. Örgütün Sistem Olarak İncelenmesi 23 2.7. Sistem Yaklaşımı Değerlendirmesi 26 3. Durumsallık Yaklaşımı 30 3.1. Teknoloji ve Örgüt Yapısı 32 3.1.1. Woodward Araştırması 33 3.1.2. Aston Grubu Araştırması 35 3.1.3. Perrow’ un Rutin ve Rutin Olmayan İş Sınıflandırması 36 3.1.4. Thompson’ un Temel Teknolojiler Sınıflandırması 38 3.1.5. Tavistock Enstitüsü Çalışması 38 3.2. Çevre ve örgüt Yapısı: 39 3.2.1. Burns ve Stalker Çalışması 42 3.2.2. Lawrence-Lorsch Çalışması: 45 3.2.3. Emery ve Trist Çalışması: 48 3.2.4. James Thompson’un Çalışmaları: 51 3.2.5. Robert Duncan Araştırması: 53 3.3. Durumsallık Yaklaşımından Çıkarılabilecek Genel Sonuçlar 55 3.3.1. Durumsallık Yaklaşımına Yapılan Eleştiriler 56 4. SONUÇ 57 KAYNAKÇA 59 Modern Yönetim ve Örgüt Teorileri Modem yönetim ve örgüt teorisi, klasik ve neo-klasik yönetim ve örgüt teorilerinden sonra ortaya çıkmıştır. Bunların eksikliklerini gidermek, olumlu yönlerinden yararlanmak modem teorinin temel çabasını oluşturur. Modem yönetim düşüncesinin başlıca prensip ve esaslarından önce, klasik ve neo-klasik teorinin eksikliklerine bakmak faydalı olacaktır. Klasik yönetim anlayışının hakim olduğu yıllarda, örgütlerin ihtiyaç duyduğu tek şey üretimin arttırılması idi. O yıllarda üretilen her şey satılabilmekteydi. Dolayısıyla işletmeler kurulu olduğu alan ile sınırlanmakta çevreyle ...
ÖNSÖZ Gün içinde tek kelime bile etmeden anlattığımız ve neredeyse her sözcüğe, kullandığımız her cümleye bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde simgesel kodlarla anlamlandırdığımız ve insanlarla kurduğumuz iletişim süreci içerisinde kullandığımız bir dilimiz daha var: Beden Dili. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik simgesel kodları oluşturmanın yanında onları anlamlandırabilmesi ve bunu değişik iletişim araçlarını kullanarak istediklerini, duygu ve düşüncelerini diğer insanlara aktarabilmesidir. Sözsüz iletişim en önemli bölümünü oluşturan görsel kodların kullanımı iletişim tarihi kadar eskidir. İnsanoğlu sözlü ve yazılı iletişim araçlarının yanında, bedeni ile kendi yaşadığı duygu ve coşkuyu, sevinci ve hüzünü yansıtarak iletişim kurmaktadır. Öğretmeninizle konuşurken, yöneticinizin odasında, bir otobüs durağında ve örneklerini daha çoğaltabileceğimiz, bulunduğumuz bir çok yerde, insanlarla etkileşim de bulunduğumuz her an içinde bilinçli ya da bilinçsiz olarak karşımızdaki insanlarla, sözel olarak kendimizi ifade etmenin ötesinde bedenimizi kullanarak iletişim kurarız. Kişiler arası yüz yüze iletişimde mekan, ses tonlaması, jestler, mimikler, bedenimizin duruşu bizim iletişim çevremizi belirlememizde ve anlamanın ortaya konmasında her zaman için etkili olmuştur. Karşımızdaki insanların içinde bulunduğu durumu anlayabileceğimiz ve insanoğlu tarafından kültürel farklılıklar olsa da aynı anlamları taşıyan( mutluluk, korku, kızgınlık, şaşkınlık vb.) duygusal bilgiyi dışa vurmamızı sağlayan temel hareketler olsa da, kullanılan beden dili açısından farklılık arz etmektedir. Başka bir deyişle, her toplumun kültüründe kullandığı beden dili, kullanım biçimi o kültürün kendine özgüdür. Bu güne kadar beden diline ilişkin yapılan araştırmalar yurt dışı kaynaklı olup kendi kültürlerine uygun bilgiler içermesine rağmen ülkemizde yüz ve beden ifadeleri ile ilgili ve kendi kültürümüzü yansıtan araştırmalar da yapılmıştır. Beden dili bugün pek çok iş alanında d...
ÖĞRENMENİN YÖNTEM VE ARAÇLARI "Ya yolu bulacağız ya da yenisini yapacağız." (Hannibal) Genelde okul, seminer veya kitaplar kanalıyla yerine getirdiğimiz öğrenme çabalarımız üzerinde durur, öğrenme etkinliğimizi eğitimci veya kullanılan araçların uygunluğuna bağlarız. Halbuki birikimlerimizin çok azını bu tür çabalarımızla kazanır, yaşamımızda kullandığımız bilgi ve becerilerin büyük bir bölümünü öğrenmek için değil, başka bir amaçla yerine getirdiğimiz faaliyetlerin sonucunda ve çoğu zaman farkında olmadan öğreniriz. Şartlanma ve başkalarını örnek almaktan, deneyimlerimiz, karşılaştığımız olaylar ve sorunlara kadar bir çok yoldan öğreniriz. Üstelik bu öğrenme yöntemlerini kesin çizgilerle birbirinden ayıramayız. Öğrenme yöntemlerimiz kadar kullandığımız araçlar da çeşitlilik gösterir. Daha somut oldukları için bilinçli öğrenme çabalarımızda kullandığımız araçları tartışır, hatta bunların bile sadece fiziksel olanları (kitap, laboratuar, tepegöz gibi) üzerinde yoğunlaşırız. Halbuki öğrenme ve dolayısıyla onu geliştirmeye yönelik araçların çoğu düşünseldir. Fiziksel araçların etkinliği de zaten düşünsel özelliklerimize yaptığı katkıya bağlıdır. Öğrenme yöntem ve araçlarını çeşitli biçimlerde sınıflandırıp tartışabiliriz. Örneğin, öğreneceğimiz konuya veya geliştireceğimiz beceriye bağlı sınıflandırmalar yapabiliriz. Benzer şekilde öğrenme kavramını okuma, yazma, gözlemleme veya dinleme gibi bileşenlerine ayırabilir, yöntem ve araçları her bileşen için ayrı ayrı inceleyebiliriz. Bunların yanında başka sınıflandırma yöntemleri geliştirmemiz veya konuyu herhangi bir sınıflandırma yapmadan ele almamız da mümkündür. Ancak konuyu incelerken üç önemli noktaya dikkat etmek zorundayız. Birincisi, yöntem ve araçlar kendi başlarına değil, öğrenme sürecine yaptıkları katkı kadar değerlidir. Dolayısıyla konuyu öğrenme sürecinin "bütünlüğünü" bozacak şekilde parçalayanlayız. İkincisi, yöntem ve araçları değerlendirirken "öğrenme" ile "öğretme"yi birbirine karıştırmamalıyız. ...
İZMİR SANAYİİNDE ÇALIŞANLARIN SOSYOLOJİK ÖZELLİKLERİ ANKETİ (İŞÇİ) Görüşme yeri ................................................................................ İşyerindeki statünüz nedir? .......................................................... İkamet ettiğiniz yer: İzmir (merkez) ( ) 2. İlçe ( ) 3. Köy ( ) Hane nüfusunuz kaç kişi? ............................................................. Görüşülene göre hanede oturanların: Hanedeki Statüsü Cinsiyet Doğum Doğum Yeri E K Yaşı Tarihi İl merk. İlçe Köy Eğitim Düzeyi Medeni hali Evli Bekar Dul Ayrılmış İşi ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. ................. ( ) ( ) ....... ............ ............. ( ) ( ) ........... ( ) ( ) ( ) ( ) .................. 6. Evli iseniz eşinizle akrabalığınız var mı ? 1 Evet ( ) 2. Hayır ( ) ...
Üsküdardan Bağlarbaşı tarikiyle Çamlıcaya gidilirken Topanelioğlundaki dört yol ağzı mevkiinden takriben bir yüz hatve ileriye medd-i nazar olunur ise o vasi şosenin müntehay-ı vasatisinde etrafı bir buçuk arşın kadar irtifada duvar içine alınmış bir ağaçlık görülür. Bu ağaçlığa varıldığı gibi şose yol sağ ve sol olmak üzere iki şubeye ayrılır. Duvar ile muhat olan ağaçlığın büyücek bir kapısı vardır ki iki yolun tamam nokta-i iftirakında vakidir. Sağ ve soldaki yollardan hangisine gidilecek olsa taraf-ı muhalifi mahut ağaçlıkla mahduttur. Ağaçlığın yanındaki duvar alçacık olduğundan üzerinden hayvan ve bahusus insan aşamamak için boyunca teller uzatılarak muhafaza olunmuştur. Mutedil bir yokuş üzerindeki bu yollardan seyr-i âdi ile dört deş dakika kadar gidilince daima duvar ile muhat olan ağaçlık bir meydancığa müntehi olur. Ağaçlığın burada da cephede aşağıdakine muhazi bir kapısı vardır. Yüksekten kuşbakışı bir nazarla bakmak mümkün olsa bir şekil mahrutîde görünecek olan ağaçlık burada biter ise de iki yol gene birleşemez. Meydancığın bir otuz hatve ötesinde epeyce vasi ve mürtefi bir set üzerinde kâr-ı kadim binaları taklit yolunda yapılmış - enli saçaklı bir kattan ibaret bir bina ve bunun etrafında bazı büyücek ağaçlar mevcuttur. Onun üst yanında diğer bir set île bâşlayan yer ise bir takım, selvî ve meşe ağaçlarını ve vaktiyle kırılamayıp kalmış ve mevkiin - Sarı Kaya - ismiyle benâm olmasına sebep olmuş büyük büyük sararmış kayaları havi inişli yokuşlu metruk bir mezarlıktır ki geçtiğimiz meydancıktan -buraca değin olan mesafe de gene bir beş dakikalık kadar tahmin olunur. Bu mezarlık da: geçildikten sonradır ki iki yol hem birleşir hem de düzleşir. Buradan gene bir beş dakika kadar ileri yürünürse artık Çamlıca dağının eteğinde Kısıklı köyünün çarşısına varılmış olur. Buraya çıkıncaya kadar yorulmadıksa gene aşağı doğru inelim de nikat ve hududunu tayin ettiğimiz mevkiitahkik edelim. Tabiîdir ki bu tahkika da mahut ağaçlıktan başlıyacağız. ...
ÜLKÜCÜLÜĞÜN TEMEL KAVRAMLARI ÜLKÜCÜLÜK : Varlığını Türk tarihinden, hayat görüşü esasına ise İslâm’dan alan görüştür. ÜLKÜCÜLÜĞÜN GAYESİ : Türk Milletini çağlar üzerinden sıçratarak bilimde, fende, edebiyatta, teknikte en uygar milletler seviyesine getirmektir. Ülkümüz Aleme Nizâm verme ülküsüdür. Hedefimiz Allah rızasını kazanmak ve İlahi Kelimetullah yolunda savaşmaktır. Türk millete Ahlâkta ve Mâneviyatta, ilim ve Teknikte yeniden cihana öncü olacaktır. Anadolu yaylalarında parlayan meşale bütün cihanı aydınlatacaktır. Bütün dünya Türklüğü bağımsız olacak ve birleşecektir. İslâm milletleri kölelik zincirini kıracak ve kaynaşacaktır. İnsanlığı içinde bulunduğu zulüm çağından kurtaracak, maddeye tapan köleler olmaktan çıkaracak, kendini bulacaktır. Türk-İslâm medeniyeti çağımıza ve gelecek çağlara mührünü vuracaktır. ÜLKÜCÜLÜK VE ÜLKÜCÜLÜĞÜN DÜNYA GÖRÜŞÜ Ülkücülük; VARLIĞINI Türk tarihinden, hayat görüşü esasını İslâmiyet’ten alan bir İDEOLOJİ, bir HAREKET, bir FİKİR sistemidir. Ülkücülerin ana hedefi; Çağlar üzerinden sıçrayarak, İlimde, Teknikte, Sanatta, Ahlâk ve Mâneviyatta insanlığın en ön safına geçmiş, insanlığın girmek üzere olduğu yeni medeniyetin kuruculuğu görevini yürütecek, Nizam-ı Âlem davasının davacısı Büyük Türkiye’yi gerçekleştirmektir. TÜRK FİKİR HAREKETLERİ TARİHİ’NE BAKIŞ İSLÂMCILIK: Bütün Müslüman ülkelerin birliğini hedef tutan bir görüştür. Bu görüşün Osmanlı İmparatorluğunda kabul edilmiş olmasının önemli sebeplerinden birisi Osmanlı padişahlarının aynı zamanda İslâm Halifeliği ünvanını ve görevini de taşımış olmalarıdır. OSMANLICILIK: Osmanlıcılık fikri ise, Tanzimat’ın ilanından sonra daha çok üzerinde durulan bu fikir hareketi olmuş. İmparatorluğun o günkü sınırlar içerisinde bulunan çeşitli milletleri din ve millet farkı gözetmeksizin “OSMANLI” adı altında bir millet haline getirmek görüşüdür. MİLLİYETÇİLİK: Türk milliyetçiliği, Türk milletinin kendi varlığını meşru savunma isteğinden, meşru savunma duygusundan doğ...
İÇİNDEKİLER 1. YETENEK KAVRAMI 4 1.1. TANIMI 4 1.2. ÖNEMİ 4 1.3. ÇEŞİTLERİ 4 1.3.1. Teknik Yetenek: 4 1.3.2. Beşeri Yetenek: 5 1.3.3. Mental Yetenek: 5 1.4. YETENEKLERİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER 5 1.4.1. Çevre Faktörü: 5 1.4.2. İhtiyaçlar: 5 1.4.3. Beklentiler: 5 2. İŞLETMELERDE YETENEK YÖNETİMİ 5 2.1. ANLAMI 5 2.2. STRATEJİK ROLÜ 6 2.2.1. Rekabetçiliği Sağlamak: 6 2.2.2. Müşteri Değeri Yaratmak: 6 2.2.3. Vizyon Geliştirmek: 6 2.2.4. İşbölümü ve Uzmanlaşmayı Sağlamak: 7 2.3. AMAÇLARI 7 2.4. ÖZELLİKLERİ: 7 2.5. TEMELLER 7 2.5.1. Çalışanların Niteliğinin Arttırılması: 7 2.5.2. Performans Değerleme: 8 2.5.3. Beklentilerin Değerlendirilmesi: 8 2.5.4. Kalitenin Değerlendirilmesi: 8 2.6. KİŞİSEL FARKLILIKLAR 9 2.6.1. Doğuştan Gelen Yetenekler: 9 2.6.2. Sonradan Geliştirilen Yetenekler: 9 2.7. YÖNETİCİNİN YAPTIĞI HATALAR 9 2.7.1. Çalışanların Öneri ve Yardımlarına Başvurmamak: 9 2.7.2. Yeteneklerden Çok Kuralları Önemsemek: 9 3. BECERİ GELİŞTİRME 10 3.1. BECERİ KAVRAMI 10 3.2. ÖNEMİ 10 3.3. BECERİ – BECERİSİZLİK 10 3.4. İNSANLARIN BECERİLERİNİ KEŞFETMESİ 10 3.5. BECERİ GELİŞTİRME YOLLARI 11 4. YETENEKLERİN KEŞFEDİLMESİ 11 4.1. MEVCUT YETENEKLERİN BELİRLENMESİ 11 4.2. YETENEK ELDE ETMENİN GÜNDEMİNİN OLUŞTURULMASI 11 4.3. YENİ YETENEKLER KEŞFETMEK 12 4.4. YETENEKLERİN KULLANILMASI VE GELİŞTİRİLMESİ 12 4.5. YETENEKLERİ KORUMAK VE SAVUNMAK 13 5. YETENEKLERİN ÖLÇÜLMESİ VE KEŞFİNİN FAYDALARI 13 5.1. ÖLÇÜLMESİ 13 5.2. KEŞFİNİN FAYDALARI 13 5.2.1. Vizyon Sağlamak: 13 5.2.2. Yeniden Yapılanma: 13 5.2.3. Pazar Etkinliği: 14 6. UYGULAMA:YETENEĞİN ÖLÇÜLMESİ 15 SONUÇ ................................................................................................................... GİRİŞ: Küreselleşme şirketlerin nitelikli elemen ihtiyacını giderek arttırıyor. Kalifiye insan sıkıntısı, dünya çapında bir yetenek avı başlatılmasına neden oldu. İşletmelerin en büyük endişesi ge...
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM YENİ KÜRESEL DÜZENLEMELER ve ÇEVRE Merkez’deki iç çekişmeler ve Çevre’nin yeni ekonomik düzene uyumlaştırılması için yeni politikalar 1970’li yılların son çeyreğinden itibaren yürürlüğe girdi. Merkez’in her bir ayağı kendi sermayesine serbest alan açabilmek için kıyasıya savaş vermekte.1990’lı yıllarda bu savaşın kesin mağlubu şimdilik Rusya, biraz da Japonya. Merkez-içi çekişmelerden ötürü ABD’nin başlattığı, GATT Uruguay Round görüşmelerinin ortaya çıkardığı yeni bir küresel düzen var artık. Sermayenin küreselleşmesine Çevre’yi içerebilmek, Merkez sermayesi açısından karlı yatırım alanına dönüştürebilmek ve çığ gibi büyüyen dış borçların ödenmesini garantilemek için getirilen yeni düzenlemeler; öyle ki, bu düzenlemeler hükümetlerin ekonomi politikası geliştirme özgürlüğünü neredeyse ortadan kaldırdı. 1.IMF ve DÜNYA BANKASI 1.Merkez’in Kararlara ve Kredilere Egemenliği IMF Bretton Woods Para Sistemi’nin çöküşünü izleyerek; Dünya Bankası ise Avrupa’nın savaş yıkıntısını gidermesi sonrasında işlev değişimine girdiler. Önceleri programlarını birbirlerinden bağımsız olarak yürütüyorlardı. GOÜ uluslar arası bankalara olan borçlarını ödeyemez duruma düştükçe bu politika değişti. Böylece GOÜ karşısında birlikte hareket etme yoluna girdiler. Kardeş sayılmalarının nedeniyse kısa vadeli krediler yanında artık IMF orta vadeli kredi açma yoluna girerken, Dünya Bankası’nın da, uzun vadeli proje kredilerine ek olarak, reform yapan GOÜ’ye yapısal uyum amacıyla, CİB dengesi için orta vadeli program kredileri açmaya başlaması. Ayrıca, bunlardan birine üye olan ülke diğerine de üye olmuş sayılıyor. IMF üyesi her ülkenin, Fon’a kota denilen bir payla katılması gerekir;bunun %25’i SDR(IMF tarafından yaratılan özel çekme hakları) veya SDR’nin birleşimine giren başlıca beş ülke parasından (ABD doları, Japonya yeni, Alman markı, İngiliz sterlini ve Fransız frangı), geri kalan %75’i de ülkenin kendi ulusal parasından oluşur. Her üyenin Fon’daki oy...
YAŞASIN SOSYOLOJI Yıllar Önce Van yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi’ne böyle bir sosyoloji bölümünün açılmasını teklif edenler arasındaydım. Sözkonusu bölüm açıldı ve açıldığından beri güzel faaliyetlere imza attı. Bildiğim kadarıyla Sosyoloji Bölümü bugüne kadar 3 ulusal kongrenin hem organizatörlüğünü hem de ev sahipliğini yaptı. Buralarda tartışılan bildiriler Van Valiliğinin de maddi katkılarıyla basılıp ilgilenenlere ulaştırıldı. Şu anda Sosyoloji bölümünde doktoralarini Ingiltere’de yapmiş, başta bölüm başkani Yrd.Dr.Emin Yaşar Demirci ve Yrd.Doç.Dr.Cahit Bagci olmak üzere degerli ögretim üyeleri vardir. Van , içerisinde bulundugu bölge itibariyle büyük problemleri olan bir ilimizdir. Kaldi ki Yüzüncü Yil Üniversitesi’nin interlandinda sadece Van ili degil, çevre illeri de vardir. Bu yönü ile üniversitemiz bir bölge üniversitesidir. Sorunlarin çözülmesinde öncelikle problemlerin dogru teşhis edilmesi ve toplumsal dokunun iyi okunmasi gerekmektedir. Eylül ayi başinda elime geçen araştirma şahsen bana “Yaşasin Sosyoloji” dedirtmiştir. Sosyoloji bölümü öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr.Cahit Bağcı, “Van İli Sınır Köyleri Üzerinde Sosyolojik Bir Yaklaşım: sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlikli bir araştirma yaparak hazirladigi raporu bendenize de göndermiştir. Raporu dikkatle okuduktan sonra, bütün bölgenin bu kapsamda bilim adamlarinca taramadan geçirilmesi gerektigini düşündüm. Dogu ve Güneydogu meselesine masa başinda kendilerince çözümler üretiyormuş gibi yapanlarin bu ve benzeri araştirmalara dayanmadan dogru çözümü bulamayacaklari ortadadir. Özalp ve Çaldiran’in 13 sinir köyünde yapilan araştirmanin alani dar olsa da yine de önemli sonuçlar elde edilmiştir. Yrd.Doç.Dr. Cahit Bağcı’nın bir grup öğrencisiyle yaptığı araştırmada bazı tesbitler yapılmıştır. Yapılan tesbitlerin bir kısmını aşağıdaki şekilde maddeler halinde sıralamak mümkün: 1- Susuzluk veya yeteri derecede su olmaması ciddi sıkıntılara yol açmakta...
Yaratıcı birey; ürünü geniş kitlelere ne kadar iyi tanıtabilir, sergileyebilirse o kadar da etkileşim olur. Sonuçta sanatın çıkması bireydedir. Etkisi doğmasının yankısı da toplumdan gelir. Kitle iletişim araçlarıyla, büyük insan topluluklarına doğru istenen şekilde ulaşılması mümkündür. İnsanlardaki düşünme olgusu, onun çevrelerindeki olayları keşfedip tanımlanmasını ve sınırlandırılmasını sağlamıştır. Bu depolanan bilgi birikimi; hemcinsleriyle de alışverişte bulunma gereksinimiyle artmıştır. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran özelliklerin başında; düşünmenin doğal bir uzantısı olan iletişim gelir. Belirli bir tür insan ilişkisidir. İleti alışverişi, belirli bilgileri, düşünceleri, davranışları ve olayları kapsar. İletişim “Bilgi”, düşünce ve tutumların aktarılmasıyla belirli bir insan topluluğu içinde benzeşme, birlik taşıyan bir ortaklık yaratılmasıdır. İnsanın varolduğundan bu yana iletişim kurma çabası benliğinde vardır. Ancak iletişimin belirli bölgelerde kısıtlı imkanlarla yapılması, gruplaşması insan topluluklarının da birbirlerini tanımasını kısıtlamıştır. Şu anda ileri teknolojinin kitle iletişim araçlarına sahip olmasına karşın ülkeler örf, adet ve dil gibi kendi öz toplumsal belirtilerini şöyle ya da böyle sürdürebiliyorlarsa bunun tek nedeni eskiden gelen köklü iletişimlerdir. Eğer insan varolduğundan bu yana ön yapısıyla, diğer yapıdaki sağlıklı başkalaşımlar içinde olan insanlarla iletişim kurabilseydi, tek bir toplum, tek bir geçmiş olacaktı. Daha geniş kitlelere, çevrelere seslenebilmek için çaba sarf eden insan, çağımızdaki teknolojik olanaklarla bu isteğine kavuşabilmiştir. Günümüz toplumlarında genel iletişim; haber, bilgi aktarımı, bu amaç için yapılmış özel araçlarla gerçekleşmekte, bu araçların işleyişleri hemen tüm toplumlarda kurumsal bir mekanizma ile yönetilmektedir. Böylesi kurumlarla toplum arasındaki, iletişim olgusuna, kitle iletişimi denilmektedir. Kitle iletişimin oluşabilmesi belirli koşulların doğmasıyla olasıdır. Toplumun ...
YARATICILIK VE MİZAH Sema Süvarioğlu Ancak mizahın kullanıldığı yerlere bakarak henüz yalnızca eğlence ve dinlence amaçlarının dışına akmadığını görüyoruz. "İşte Mizah" düşüncesi bile birçoğumuzu korkutuyor. Sağlık Sektöründe Mizah? Eğitimde Mizah ? Yönetimde Mizah ? Bunlar ciddi işler... Mizah. Tamam. Ama dinlenmek için, eğlenmek için. Birçoğumuz püriten bir iş anlayışına sahibiz. "Ne kadar asık suratla, ne kadar kan ter içinde ve "disiplinli" çalışırsak o kadar başarılı oluruz" anlayışı hakim. İş yerinde gülmek, oyun oynamak, espri yapmak hala ciddiyetsizlikle eşdeğer tutuluyor. Biraz fazla gülecek olsak "dalga geçme, önüne bak" uyarısını ne çok almışızdır. Tarihsel ve felsefi sürece bakacak olursak mizaha ve hatta gülmeye karşı bir önyargı hakim olduğunu görüyoruz. Plato, ideal bir toplum için komedi ve gülmekten tamamen arınmamız gerektiğini söylemiştir. Aristo, Plato kadar katı değil. Onun görüşüne göre ise mizah ve oyun faydalı çünkü daha yoğun çalışabilmemiz için bizi fitilliyor. Daha sonraki tarihlerde felsefi açıdan daha katı tutumlarla karşılaşıyoruz. 1800lerin başında Shelley adlı bir flozof gülmeyi tamamen bırakmazsa insan ırkının gelişemeyeceğini öne sürmüştür. "Gülmenin ve Gülümsemenin Felsefesi" adlı kitabında ise George Vasey gülmenin yüzümüzü buruşturup bizi çirkinleştirdiğini, kalp atışlarımızı ve nefes alma ritmimizi bozduğunu iddia etmiştir. Vaseye göre eğer bebekler doğru düzgün davranırlarsa yetişkin olduklarında hiç gülmeyebilirler. Yeni doğduklarında gıdıkladığımız, agucuk yaptığımız için sinir sistemlerinde spazm yaratıp gülmelerine neden oluyoruz. Onlar da bu kötü alışkanlıklarını kendi çocuklarına geçiriyorlar. Neyse ki mizaha karşı bu olumsuz tutum zaman içinde değişti. Tanınmış filozoflardan biri olan John Dewey oyun oynamanın ve aynı zamanda da ciddi olmanın mümkün, hatta zihin için ideal bir durum olduğunu belirtmiştir. Buna en klasik örnek Thomas Edisondur. Yaşamı boyunca 1093 adet patentli ürün yaratan Edison, uzun ve ü...
YARATICILIK NEDİR? Yaratıcılığa ilişkin tanımlama genellikle insanların yaratıcı yönlerinin yanı sıra bilgisel, eğitimsel, düşünsel (zeka) kişiliği üzerinde yoğunlaşmıştır. Kişiden kişiye farklılık gösteren bu özellik çok yönlü bir düşünce ürünüdür. Ve bu konu ile ilgili oldukça kapsamlı bilimsel tespitler geliştirilmiştir. Torronce yaratıcı Düşünme Testi El Kitabı’nda (Torronce Test of Creative Thinking) yaratıcılığın tanımını şu şekilde yapmaktadır. “Yaratıcılık, sorunlara; bozukluklara, bilgi eksikliğine, kayıp öğelere, uyumsuzluğa karşı duyarlı olma; güçlüğü tanıma, çözüm arama, tahminlerde bulunma yada eksikliklere karşı denenceler geliştirme, bu denenceleri değiştirme yada yeniden sınama, daha sonra da sonucu başkalarına iletmektir” (SUNGUR; 1997). Yaratıcılığın temelinde, akıcı, özgün ve esnek düşünebilme, dolayısıyla sorun çözebilme becerisi yatmaktadır. Akıcı düşünebilmek, kısa sürede, ardı ardına bir çok düşünce ve görüş öne sürebilmektir. Örneğin; “yüz ne demektir?” sorusuna verilen yanıtta “yüz” kelimesinin anlam ve türevlerine ilişkin çok yönlü yanıtlar alabilmek akıcı düşünebilme olarak tanımlanır. Ayrıca “sezgi, merak ve mecaz” yaratıcılığa ortam hazırlayan en önemli unsurlardır. Yaratıcılık, kişilerin doğuştan getirdikleri bir özelliktir. Her insanda az veya çok bazı yaratıcı belirtiler ve özellikler vardır. Yaratıcılık, sınırları olmayan, geliştirilebilen bir eylemdir. Öğrenilmez fakat uygun koşullar sağlandığı takdirde geliştirilebilir. Bir başka deyimle yaratıcılık, toplumun ekonomik veya sosyal yapısının sanatçının kişiliği tarafından sorgulanıp, düşünceleriyle yoğrulup, yeni-özgün bir biçim olmasıdır. Buna bağlı olarak yaratıcılık; insan doğası gereği tüm insanlarda değişik derecelerde, değişik olan ve boyutlarda var olan ve geliştirilebilin özel bir yeti olarak ele alınıp, yaratma eyleminin somutlaşması olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle yaratıcılık sosyo-kültürel çevreyle yakından ilgili güç olarak düşünülebilir. Ayrıca bilimsel ...
İ Ç İ N D E K İ L E R BÖLÜM-1: BEBEK PSİKOLOJİSİ UYKU BOZUKLUKLARI 01 BEBEKLİKTE YEME BOZUKLUKLARI 01 TRAVMA SONRASI OLABİLECEK DURUMLAR 01 UYUM BOZUKLUKLARI 02 BEBEKLİKTE KAYGI BOZUKLUKLARI 03 BEBEKLİKTE CİNSEL KİMLİK BOZUKLUKLARI 03 BEBEKLİKTE ve ERKEN ÇOCUKLUKTA OTİSTİK BOZUKLUKLARI 03 BEBEKLİKTE REAKTİF BAĞLANMA BOZUKLUĞU 04 BEBEĞİ ETKİLEYEN PSİKOSOSYAL STRES FAKTÖRLERİ 04 ANNE BABA İLE BEBEK ARASINDAKİ KARŞILIKLI İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve DERECELENDİRİLMESİ 05 BÖLÜM-2: ÇOCUK PSİKOLOJİSİ ZEKA SORUNLARI 07 ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ 09 KEKELEME BOZUKLUĞU 10 FONOLOJİK BOZUKLUKLAR 11 OTİSTİK BOZUKLUĞUN GÖRÜNÜMÜ 12 HİPERAKTİF ÇOCUKLAR 14 YEME PROBLEMLERİ 16 TİK PROBLEMLERİ 17 ALTINI ISLATMA ve ALTINI KİRLETME PROBLEMLERİNİN GÖRÜNÜMÜ 17 AYRILMA KAYGISI PROBLEMİ 19 SEÇİCİ KONUŞAMAMAZLIK PROBLEMİ 20 TEPKİSEL BAĞLANMA BOZUKLUĞU 20 DEPRESYONLARIN GÖRÜNÜMÜ 21 PSİKOTİK DURUMLAR 22 SOSYAL FOBİNİN GÖRÜNÜMÜ 23 ÖZGÜL FOBİNİN GÖRÜNÜMÜ 24 TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU 25 UYKU PROBLEMLERİ 26 DÜRTÜ KONTROL PROBLEMLERİ 27 UYUM BOZUKLUKLARININ ÇOCUKLARDAKİ DURUMU 28 PSİKOSOSYAL STRES ETKİNLİKLERİNİN GÖRÜNÜMÜ 29 OKULLA İLGİLİ SORUNLAR 30 DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ 30 MADDE BAĞIMLILIKLARININ ÇOCUKLARDAKİ DURUMU 31 BÖLÜM-3: GENÇLİK PSİKOLOJİSİ DEPRESYONUN GÖRÜNÜMÜ 32 MANİ VE BİPOLAR HASTALIKLAR 34 YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞUNUN GÖRÜNÜMÜ 35 PANİK BOZUKLUĞU ve PANİK ATAKLAR 36 AKUT ve POST TRAVMATİK STRES BOZUKLUĞUNUN TANIMI 37 OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUNUN TANIMI 38 SOSYAL FOBİ ve GENÇLER 39 ÖZGÜL FOBİ ve GENÇLER 40 SOMATOFORM BOZUKLUĞUNUN GÖRÜNÜMÜ 40 PSİKOTİK BOZUKLUKLAR ve ŞİZOFRENİ 41 DİSSOSİYATİF BOZUKLUKLAR 42 YEME BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ 43 UYKU BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ ...
VURUN KAHPEYE Romanı Neden Seçtin : Kuvai Milliye Hareketlerini merak ettiğim için Memnun Kaldın mı : Evet memnun kaldım bir öğretmen bayanın ülkesi için yapmış olduğu sabır ve bağımsızlık uğruna verdiği mücadele Arkadaşlarına Tavsiye Edermisin : Tavsiye ederim ülkemizin egemenliği İçin yapılmış düşman bayraklarına direncin gençler tarafından öğrenilmesi Türü Nedir : Sosyal bir olayı anlatan milli mücadele ruhunu belirtir Romanın Adı : Vurun Kahpeye Yazarın Adı : Halide Edip Adıvar Yayınlandığı Şehir : İSTANBUL Yayın Tarihi : 1995 Yayın Evi : Remzi Kitapevi Baskı Sayısı : 9. Baskı Sayfa Sayısı : 141 Sayfa Yazar Hakkında Kısa Bilgi : Cümleleri uzun sade anlatımı akıcı konu içeriği insanı olayın içinde hissi vererek okuyucuda merak uyandırması Romanın Konusu : Kurtuluş Savaşı döneminde yaşanan Kuvai Milliye Hareketleri Romanın Ana Fikri : Romanda bir öğretmenin vermiş olduğu milli mücadele zamanındaki sabır ve gösterdiği üstün başarı Olayın Özeti : Bir öğretmenin ilkokul çağındaki çocuklara milli mücadele ruhunu aşılıyarak özgürlüklerini sağlamak Romanın Kahramanları: Aliye : Kasabaya atanan yeni öğretmen –Yüzü henüz açılmayan bir gül goncasının utangaçlığı kırmızılığı çekingen güzelliğini taşıyordu. Pembe ince yüzü üstünde iki tane kocaman menekşe gibi siyah kirpikleri,gözleri,küçük bir çocuk burnu yüzünün bütün bu kararsız ve çekici inceliğiyle kararsız çekici inceliğiyle çelişen bir nar çiçeği goncası gibi garip ağzı vardı. Ömer Efendi : Gülsüm Bacı : Tosun Paşa : Binbaşı Damyanos : Durmuş : Marif Müdürü : Romanda Yer : Ege bölgesinde küçük bir kasaba Romanda Zaman : Kurtuluş Savaşı dönemi Romanın Dili ve Anlatım Özellikleri : Sade ve akıcı ,uzun cümleler kurularak olayın akışında merak uyandıran bir anlatım özelliği vardır. Romanın Eleştirisi : Romanın kı...
UYUŞTURUCU HAKKINDA HERŞEY Madde kullanımı: Madde kullanımı deneme şeklinde kullanım, eğlence amacıyla kullanım, keyfi amaçla kullanım, alışkanlık şeklinde kullanım, ve zorunlu kullanım olarak sınıflandırılır. Eğlence amacıyla kullanım akranlar arasındaki sosyal ilişkiler sırasında kabul görmek amacıyla zaman zaman tütün, alkol yada esrar kullanılmasıdır. Madde kullanımı ile tedirginlik ya da stresin azaldığının öğrenilmesi sonucu tekrarlanan keyfi kullanım süratle fiziksel yada psikolojik bağımlılığa dönüşebilir. Alışkanlık halinde yaşamın büyük bir kısmını maddeler işgal etmiştir. Bu psikolojik ve sosyal bir bağımlılık demektir. Zorunlu kullanımda ise kişi kendini kullanmaktan alıkoyamaz. Bu madde temin etmek için fuhuş ve hırsızlık gibi davranış bozukluklarına bile yol açabilir. Bağımlılık: Çok genel olarak ifade edecek olursak içme davranışı üzerinde kontrol kaybı, kötüye kullanım ile bağımlılık arasındaki kritik sınırı oluşturmaktadır. Çekilme veya yoksunluk sendromu : Bir maddenin düzenli bir şekilde kullanımını takiben azaltılması veya bırakılması sonucu oluşan bedensel belirtilerdir. UYUŞTURUCU TUZAĞI Uyuşturucuya alıştırma yöntemleri Uyuşturucu kültürünün sebepleri Madde kullanımının nedenleri? Arkadaş çok önemli Uyuşturucuya Alıştırma Yöntemleri Unutmayın , eroin bağımlılığının ilk adımı arkadaş kıyağı ile atılır . Eğer arkadaşınız , gerçektende arkadaş değil de bir "ayakçı" ise, birkaç hafta sonu devam eden bu kıyakçılığı " bombalama" denilen ikinci aşama izler. Bu aşamada bir gün ziyaretinize gelen ayakçı, kıyağını yaptıktan sonra giderken, nasılsa yanındaki yüklüce miktarda eroini almayı unutuverir. Bir eroinmanın malını asla unutmayacağını bilmediğiniz için kuşkulanmazsınız. Birkaç gün gelip almasını beklersiniz. Gelmez. Bir gün, "yahu şundan bir kere çeksek ne olur sanki?" dersiniz. Sonra bunun gerisi gelir. Mal bittiğinde bombalanmışınız demektir. Artık bir eroin bağımlısı olarak, her yerde kıyakçınızı, daha doğrusu ayakç...
TÜRKİYE’DE NÜFUS ARTIŞININ, NEDENLERİ VE SONUÇLARI ÖMER ÖZDEMİR 2-B (İ.Ö.) 000217094 SELÇUK ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ 2002 1-TÜRKİYE’DE NÜFUS ARTIŞI Türkiye’nin nüfusu, 1. Dünya Savaşı sırasında 16 milyon dolayındaydı. İstiklâl Savaşı sırasında cephede verilen şehitler, salgın hastalıklar ve savaş ortamının çeşitli olumsuz koşulları, nüfusumuzun daha da azalmasına neden olmuştur. Onun için 1927 yılında yapılmış olan genel nüfus sayımında ülke nüfusu, 13,6 milyona düşmüştür. İkinci genel nüfus sayımında (1935 yılında) ülke nüfusunun tekrar 16 milyona ulaştığı anlaşılmıştır. Bu tarihten sonra nüfus sayımı, sonu 0 ve 5 ile biten yıllarda yapılmıştır. 1990’dan sonraki sayımlar artık 10 yılda yapılacaktır. 1927-1997 arasındaki ülke nüfussunun özellikleri şu başlıklarla belirtilebilir. Nüfus hızlı bir şekilde artmaktadır. Erkek nüfus kadın nüfustan fazladır. Nüfus eğitim düzeyi giderek yükselmektedir. Ortalama insan ömrü giderek uzamaktadır. Kentsel nüfus hızla artmaktadır. İç ve dış göçler yoğun olarak yaşanmıştır. Tablo 2: sayım yıllarına göre Türkiye nüfusu Sayım Yılları Türkiye Nüfusu Sayım Yılları Türkiye Nüfusu 1927 13 648 200 1965 31 391 400 1935 16 158 000 1970 35 605 100 1940 17 820 900 1975 40 347 700 1945 18 790 200 1980 44 736 700 1950 20 947 200 1985 50 664 400 1955 24 064 700 1990 56 473 035 1960 27 754 800 1997 62 865 574 1927’den 1997’ye kadar Türkiye nüfusu 49,2 milyon artmış bulunmaktadır. Yani nüfusumuz 70 yıllık bir dönemde beş katına ulaşmıştır. 60 50 40 30 20 10 1927 1940 1950 1960 1970 1980 1990 ...
Türkiye’de Aile Yapısı Ailenin Tanımı ve genel değerlendirme: Aile ana-baba çocuklar ve tarafların kan akrabalarından oluşan ekonomik ve toplumsal birliktir. Toplumun en küçük birimidir. Bunun içindir ki toplumlardaki değişim aile yapısını da birebir etkileyecek, toplumun biçimlenmesini sağlayan sosyoekonomik ve kültürel koşullara aileyi de biçimlendirecektir. Ailenin toplumda belli görevleri vardır. Biyolojik yani üremeyi devam ettiren kurum olması, ekonomik görevi, koruyuculuk görevi, psikolojik görevi ve eğitim görevi. Toplumsal düzeyde meydana gelen değişimler aileyi iki yönde etkiler, biri değişen sosyal kurumların ailenin görevlerini kolaylaştırması, bu değişimlerin ailenin iç dinamiğini kökünden etkilemesi. Aile, sosyal ilişkilerin en küçük ve en temel birimi olarak hem işlevleri hem ilişki biçimleri, hem ekonomik faaliyetleri hem de aile bireylerinin aile içindeki statüleri yönünden değişime uğramaktadır. Kırda görülen tarıma dayalı geleneksel yaşam kentte farklı bir boyut almış, iş bölümü ve uzmanlaşmayı zorunlu kılan yaşam biçimi tüm dünyada iç ve dış dinamikleri açısından değişmiştir Aile tipleri: Aile tiplerini temel olarak iki an kategoriye ayırabiliriz; Büyük aile - Küçük aile Küçük aile kent ortamında oluşan bir aile tipidir. Çekirdek aile bu kategoriye dahildir. Yani anne baba çocuktan oluşan aile örneğidir. Büyük aile kırsal ortamda oluşmuş ve geleneksel geniş aile tipini bünyesinde barındıran aile tipidir. Günümüz de oluşan yeni bir kavram vardır ki bu Geçiş Ailesi Kavramıdır. Kasaba ve gecekondu ortamında oluşan, tarımsal alandan kentsel yaşama göç unsuruyla gelen insanların oluşturduğu aile tipidir. Özellikle Türkiye’de 1980 sonrasında kendini iyice hissettiren bu kavram Türk aile yapısı anlamlandırmamızda önemli kanıtlar taşıyan bir öğedir ki buna ilerideki incelemelerde değinilecektir. Türk Aile yapısını dünden bugüne incelenmesi: Türk aile kavramında iki temel kavram vardır. Aile ve sülale kavramı. Türklerin İslamlaş...
TÜRK SİNEMASINDA EŞCİNSELLİK KAVRAMI 1975-1992 YILLARI ARASINDAKİ TOPLUMSAL, SİYASAL, KÜLTÜREL DEĞİŞMELER Yazıda araştırılan konunun eşcinsellik olması ve incelenen filmin 1992 yapımı olması sebebiyle; 1975 sonrası,(seks filmlerinin olduğu dönem)1980’li yıllar(Bülend Ersoy’un kadın olması) ve 1990-1992 arası yıllar (filmin içinde bulunduğu dönem) incelenmiştir. 1975-1980 ARASI: ‘ Ecevit-Erbakan(Milliyetçi Selami Parti) koalisyonu vardır. Düşünsel alanda özgürlükler kısıtlanmıştır.Dergiler,gazeteler kapatılmış, üniversitelerden bilimadamları uzaklaştırılmıştır. Kente göç akımı hızlanmıştır. Ekonomik sıkıntılar yaşanmaktadır.Petrolde, şekerde, yağda karaborsa satışlar yapılmaktadır.(1)’ Ayfer Tunç 70’leri anlattığı kitabında bu konuyu şöyle anlatır: ‘70’lerin ikinci yarısında yokluk yılları başladı. Benzin,sigara,margarin,sıvı yağ, tüpgaz ,fuel oil adeta buharlaştı yok oldu. Elektrik kesintileri yaşandı.(2)’ Terör olayları artmıştır. Televizyon izleme yaygınlaşmıştır.(3)’ ‘ 70’lerin ikinci yarısında yılbaşı gecesini evde tombala oynayıp televizyon seyrederek geçirmek zorunda kalışın bir nedeni enflasyona,bir başka nedeni de terör yılları olmasıydı.(4)’ Sinema seyircisi değişmiştir.Lümpen,yeni yetme delikanlılar sinemaya gitmektedir. Aile, kadın, çocuk sinemadan uzaklaşmıştır. Seks filmleri, arabesk filmleri sinema salonlarındadır. 23 Eylül 1977 gündemli,Filmlerin ve Film Senaryolarının Denetlenmesi hakkında tüzük yürürlüğe girmiştir. 1975-1976 yıllarında sinema okulları açılmıştır. 1980-1990 ARASI: 12 Eylül 1980 Askeri darbesi olmuştur.Terör olayları,ölümler gündemdedir. Baskı, yasaklar, devlet şiddeti yaşanırken kendini kurumsuzluk olarak sunan tüketimi destekleyen İktidar vardır ve bu görünüm 80’lerin kültürel ortamını belirler. Tutuklanmalar, hapse girmeler, kitapların toplatılması, hapisteki insanların işkence görmesi,idamlar çok yüksek rakamdadır. Bu devlet terörü olarak yorumlanır. Düşünce özgürlüğü kısıtlanır;ama tüketme özgürlüğü a...
TÜRK SOSYOLOJİ TARİHİ ANKARA EKOLÜ Ankara ekolü 1939 yılı sonlarında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde oluşmaya başlayan ve Amerikan Sosyolojisini ülkemizde temsil etmeyi amaçlayan bir sosyoloji anlayışına sahip olan Niyazi Berkes, Behice Boran ve Mediha Berkes tarafından oluşturulmuştur. Ankara ekolü, batılılaşma ile evrenselliği özdeş kabul etmektedir. Ekol milli ilim anlayışına karşı çıkarak evrensel ilim anlayışını savunur. Bilimin ancak batı ile temaslarının başladığı tarihten sonra oluşmaya başladığını öne sürer. Batı bilim anlayışına kaynaklık eden hümanizmayı ele alır. Hümanist olabilmemiz için Yunan ve Latin kültürünü, tarihini öğrenmemiz gerektiğini ve batıyı sevmeyenin hiç bir şeyi sevmeyeceği savunulur. Ekole göre hümanizma, iktisadi yapının ve ticaretin çok canlı bir şekilde işlediği İtalya’da, değişen sosyal şartların bir ürünü olarak doğmuştur. Ekol, bilim anlayışlarındaki evrensel çerçeveyi, sanat ve edebiyat sosyolojisine de uygulamışlardır. sanatçılar tarafsız olarak değerlendirilmelidir. Sanatçılar içinde yaşadıkları toplumsal tabakalardan birine mensup oldukları için o sosyal tabakanın bütünü içindeki yerlerini vurgulamaya çalışırlar. Ekole göre sanatçı yaşadığı toplumdan etkilenirken, toplumu da etkilemeli ve onunu batılılaşmasına öncülük eden bir rol oynamalıdır. Ankara Ekolünün laiklik anlayışı; laiklik din ile devlet işlerinin birbirinden ayrımı değildir. ‘Laiklikle sosyal hayatın birçok alanları ile din arasındaki ilişkinin çözülmesi kastedilir. Yalnız siyasi ve dini otoritelerin ayrılması değil, ailenin, ekonomik hayatın, hukukun, kıyafet vesairesin dini ölçülerden ve kaidelerden ayrılması demektir.’ Ankara ekolü, Amerikan sosyolojisiyle Kara Avrupası sosyolojisini iki ayrı dünya olarak değerlendirir. Ankara Ekolüne Amerikan Sosyolojisinde önemli bir yeri olan ırkçılık teorilerini eleştiri. Ülkemizde ırkçılar etkinliklerini hızla arttırırlar. Onlara karşı mücadeleyi Ankara Ekolü verir. Ekole göre ır...
Kayseri’de, Gelir Düzeyleri Çok Düşük Olan Gecekondu Mahallelerinde Yaşayanlar ile Gelir Düzeyleri Çok Yüksek Olan Kesimlerin Toplumsal Normlara Bakışının İncelenmesi ÖZET Bu çalışmanın konusu, Kayseri’de, gelir düzeyleri çok düşük olan gecekondu mahallelerinde yaşayanlar ile gelir düzeyleri çok yüksek olan kesimlerin toplumsal normlara bakışının incelenmesidir. Bu amaçla 16 sorudan oluşan üçlü Likert ölçeğini kullanan, Ek-A’da verilen anket hazırlanmıştır. Bu anket, iki kesimde de 100‘er kişiye yaptırılmıştır. Bu iki kesim de kendi içinde bayan ve erkek olmak üzere iki grupta incelenmiştir. Örnek büyüklüğü daha önceden her iki kesim için de sabittir ve 100 olarak belirlenmiştir. Tesadüfi olmayan örnekleme yapılmıştır. Bayan veya erkek ayrımı yapmadan, her iki kesimde de ayrı ayrı anketler yapılmıştır. Zümrelere göre anakütleler bayan ve erkek olarak iki gruba bölündükten sonra tesadüfi olarak 50 şer bayan ve erkek katılımcının anketi seçilmiştir ve bu araştırmada değerlendirilmiştir. Bu çalışma sonucunda, yüksek gelire sahip bayanların, erkeklerin veya düşük gelire sahip bayanların, erkeklerin, bazı sorulara birbirinden farklı cevaplar verdiği görülmektedir. Bayanlarla ilgili sorularda ise, iki gelir seviyeli kesim için de, bayanların verdikleri cevaplar birbirlerine paraleldir. Veri analizinden sonra elde edilen bazı bulgular şöyledir: Yüksek gelire sahip ve düşük gelire sahip katılımcıların çoğunluğu sırasıyla %48’i ve %76’sı bayramlarda tatile gidilmemelidir sorusuna katılmamaktadırlar. Yüksek gelirli kesimin %78’i, düşük gelirli kesimin %35’i her yaşta doğum günleri kutlanmalıdır diye düşünmektedirler. Yüksek gelirli katılımcıların ve düşük gelire sahip katılımcıların çoğunluğu, evlilik yıldönümünün anlamlı bir gün olduğunu düşünmektedirler. Yüksek gelirli katılımcıların %4’ü ve düşük gelirli katılımcıların %23’ü bu günü anlamsız bulmaktadırlar. Yüksek gelire sahip bayan ve erkek katılımcılar ile düşük gelire sahip bayan ...
The person who has someone close who drinks too much or who uses other drugs has plenty of company. People experiencing alcohol and other drug problems often feel they hurt only themselves. That isnt true. They also hurt their families, friends, coworkers, employers, and others. There are millions of people with alcohol and other drug problems in this country. A recent study reported that 28 million people age 12 and older used illicit drugs during the past year. By current estimates, more than 76 million people have been exposed to alcoholism in the family. Experience shows that for every person with an alcohol or other drug problem, at least four others are affected by their behavior. However, looking at it another way -- as we should -- millions of Americans have a personal stake in helping "someone close" find the way to overcome alcohol and other drug problems. The person who sets out to help someone with an alcohol or other drug problem may at first feel quite alone, possibly embarrassed, not knowing where to turn for help. We have preserved so many wrong ideas and attitudes about problem drinking and other drug abuse, too often thinking of them as moral weakness or lack of willpower. You may have learned to better understand alcohol and other drug problems and already made contact with nearby sources of services. This does not mean that "someone close" will cooperate at once by going for treatment. Those with alcohol and other drug problems may deny they have a problem. They may find it difficult to ask for or accept help. If there is one thing true about alcohol and other drug abusers, it is that, as with all people, each one is different -- different in human needs and responses, as well as in their reasons for drinking and taking other drugs, their reactions to these drugs, and their readiness for treatment. You are in a good position to help your relative or friend, because you know a good deal about their unique qualities and their way of life. An...
The Origins of Traditional Irish Music If no actual music of the Celtic Church has been spared by the hand of decaying time, at least the words of a few hymns have come down to us, although even these are, with one exception, of Irish provenance. Some of these hymns, attributed to saints of the 6th and 7th Centuries, are to be seen in the Antiphonary of Bangor (7th Cent.), the Second Vision of St. Adamnan (7th Cent.), the Book of Mulling (9th Cent.), and the Irish Liber Hymnorum (11th Cent.), as well as in some Continental codices. These hymns of the Celtic Church are extremely interesting, for some of them contain what seem to be old pagan ideas in a Christian dress. Indeed Eleanor Hull has very forcibly demonstrated that the heathenish character of some of these ancient Celtic hymns is perhaps a survival of pagan usage. In fact, under the new Christian dispensation, these hymns were actually used as charms and incantations as of old, the loricas especially. We observe in the lorica attributed to St. Columba that God is addressed as "King of the White Sun," whilst Christ is sought as "My Druid." Indeed, it is not too much to suggest that the characteristic tonsure of the Celtic clergy, over which the Roman Church created so much pother, may have been an old pagan tonsure. Clearly, the main drift of all this evidence of survivals is, that what is discernible in the outward visible sign of the mere words may surely show itself in the inward spiritual grace, i.e. in the music. In other words I suspect that some of the chants may have been a residue of pagan vocal incantations. In the 5th Century the term decantare is used of the introduction of the liturgy of the Celtic Church into Ireland. In the next century, Gildas speakes of the "ecclesiastical melodies" in Celtic England, and of the youth of the land praising God in singing. In Scotland, St. Adamnan shows that both psalms and hymns were used in the offices of the church. St. Columba himself wrote a Liber...
TELEVİZYONDA ŞİDDET Kitle iletişimi alanındaki toplumsal araştırmalarda üzerinde ısrarla durulan ve belki de en az açıklığın sağlandığı konu değişik araçların etkileridir. Birçok ülkede kitle iletişim araçları izlenirken sarfedilen zaman ve bu araçların üretim ve dağıtımı için ayrılan kaynakların miktarı düşünüldüğünde, böyle bir sorgulamanın nedeni yeterince anlaşılabilir. Bir yanıt oluşturmak için çok şey yazılmış ve epeyce araştırma yapılmışsa da konunun hem kitle iletişim araçlarının genel önemi, hem de özelde kitle iletişiminin belirli düzeylerinin olası etlileri açısından yine de tartışmalı olduğu kabul edilmelidir. Bu konuda bitmeyen zorluklardan birisi araçların etkilerini araştıranlarla kitle, kitle iletişim araçları üreticileri ve alanda kamu politikalarını oluşturanlar arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklandığından tartışma kaçınılmaz olarak kullanılan terimlere bazı açıklıklar getirilmesiyle başlamalıdır. Belki de her şeyden önce belirtilmesi gereken, din, hukuk, eğitim gibi kitle ile ya da belirli kitlelerle iletişimde bulunan ve amaçları kadar etkileri açısından da sorgulanabilecek benzeri kitleler için böyle bir soru çok nadiren yöneltilmiş olduğundan kitle iletişim araçları konusunda da etkilerin sorgulanmasının haksızlık olacağıdır. Kitle iletişim araçları içerikleri ve örgütleniş biçimleriyle çok çeşitlilikler gösterir ve toplum üzerinde etkili olabilecek geniş bir alandaki faaliyetleri kapsarlar. Sorunun sadece daha haklı kılınması için değil, anlamlı hale getirilmesi için de belirli nitelik ve özelliklerden söz etmemiz gerekiyor (Korkmaz, Kaya, 1983, 45). İngiltere’de Halloran, Televizyon araştırma Komitesinin ilk raporunda, Klapper gibi, “etki” araştırmalarının genel bir değerlendirmesini yapmıştır. Klapper’in bulgularını kanıtlayan Halloran “sosyolojik” yaklaşımın yeni yönelim olduğunu ve olması gerektiğini ortaya atmıştır. McQuail bu yeni dönemi etki sorusunun tekrar açılması olarak belirler. Halloran ve McQuail aynı ç...
TARTIŞMA YÖNTEMİ “Tartışma” herhangi bir konunun, iki yada daha çok kimse tarafından, karşılıklı konuşarak, birbirlerinin dinleyerek ve eleştirerek incelenmesine yönelik bir yöntemdir. Bu yöntem, öğrenci etkinliğine daha fazla yer verdiği için, eğitimciler tarafından büyük bir kabul görmektedir. Önemli olan, farklı görüşlerin olması ve bunların özgür bir ortamda ifade edilebilmesidir. Bu açıdan bakıldığında, tartışma yönteminin değişik tekniklerle uygulanması olanaklıdır. Bir yaşayış biçimi olan demokrasiye insanların alışabilmesi, küçük yaşlarda yapılacak “demokrasi alıştırmaları” ile gerçekleşir. Bunu da sınıfta uygulanan “tartışma yöntemi” ile sınıf dışında uygulanan “ders dışı etkinlikler” ve özellikle, “kendi kendine yönetim örgütü” sağlar. Tartışma Teknikleri: Beyin Fırtınası , yaygınlıkta kullanılan tartışma tekniklerinden biridir. Burada, ele alınan konuyla ilgili olarak herkes düşüncelerini belirtir, bunların bir listesi oluşturulur ve sonra listede yer alan görüşlerin tartışması yapılır. Beyin fırtınası, özellikle çok sayıda görüş üretmenin gerekli olduğu tartışma durumlarında kullanılan bir tekniktir. Ancak, bu tekniğin başarılı biçimde uygulanabilmesi için çoğulcu, eşitlikçi ve kalıtımcı bir ortamın bulunması zorunluluğu vardır. Örneğin, “Türkiye’de trafik kazalarının önlenmesi” konusunda bir beyin fırtınası yapılıyorsa, önce herkesin aklına gelen olası önlemler sıralanmalı; ardından bunların ayrıntıları tartışılarak, işlevsel çözümler üretilmelidir. Vızıltı Kümeleri , iyi bir hazırlıktan sonra tartışma yapmaya dayanır. Burada, alt konulara yada farklı görüşlere göre küçük kümeler oluşturulur, bu kümeler kendi konularını ayrıntılı olarak tartışarak hazırlık yaparlar, ardından öğrenci kitlesinin tümüne kümelerin sözcüleri görüşlerini sunarlar. Genelde “vızıltı22” ve “vızıltı66” en sık kullanılan tekniklerdir. Bunlardan vızıltı22 tekniğinde iki kümenin sözcüleri ikişer dakika kullanarak görüşlerini açıklarlar. Böylece tartışma 4 dakika sürer...
TAHAR BEN JELLOUN (YOKSULLAR HANı) GÖZÜYLE FAS hazırlayan, Onur Kölemenoğlu 99031068 İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Yıldız Teknik Üniversitesi İstanbul, 2003 Ödev danışmanı, Yrd. Doç. Dr. Ester Biton Ruben İÇİNDEKİLER Bölüm 1 Kısaca Yoksullar Hanı 1 Bölüm 2 Sosyal Yapı 5 Bölüm 3 Ekonomik Çıkarsamalar 7 Ekonomik Yapı 8 Bölüm 4 Marakeş 9 Kaynakça 11 Tahar Ben Jelloun kimdir? Tahar Ben Jelloun, 1944 yılında Fas’ta doğdu. Ortaöğrenimini, ailesiyle birlikte gittiği Tanca’da yaptı; ardından Rabat’ta yükseköğrenim gördü. Tetuan ve Casablanca’da gazetecilik, öğretmenlik yaptı. 1971 yılında Fransa’ya göç ederek sosyoloji ve sosyal psikiyatri öğrenimi görmeye başladı. Paris’e gider gitmez ilk şiir kitabını, 1973’te de ilk romanı Harrouda’yı yayınlattı. Şiir, roman ve denemelerinde göçmenler ve yersiz yurtsuz kalmışları çokça işledi. 1985’te yayınlanan “Kum Çocuk” ününü iyice artırdı. Bu romanın devamı niteliğindeki “Kutsal Gece” 1987 yılında yayınlandı ve Ben Jelloun bu kitabıyla Fransa’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden olan Goncourt’u alarak, bu ödüle layık görülen ilk Faslı yazar oldu. 1984’te François Mitterrand tarafından kurulan Fransızca Yazını Yüksek Konseyi’ne de üye olan Tahar Ben Jelloun, karısı ve kızlarıyla birlikte Paris’te yaşıyor. Yazarın Türkçe’ye çevrilen yapıtları Tanca’da Sessiz Bir Gün Bay Ahlak’ın Çöküşü Kör Melek Kızıma Irkçılığı Anlatıyorum Hata Gecesi Kutsal Gece Kum Çocuk Yoksullar Hanı Duygular Labirenti Bölüm 1 KıSACA YOKSULLAR HANı Özgün adı L’Auberge des Pauvres olan Yoksullar Hanı’nda, yazarın diğer romanlarında da sıkça görüldüğü gibi Faslı bir kahraman, yine Fas ile ilgili bir öykünün içinde bulunuyor. Yazar roman kahramanı yerine kendisini koyarak konuyu kurguluyor. Bu nedenle ödev boyunca roman kahramanından “Yazar” olarak söz edilecektir. Romanın başında yazar, hayata kırgınlığını, bezginliğini sıkça dil...
T.C. İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İŞLETME ANABİLİM DALI YÖNETİM VE ORGANİZASYON BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS SEMİNER ÇALIŞMASI ÖRGÜTSEL KÜLTÜR HAZIRLAYAN ERKAN TURAN DEMİREL ÇALIŞMAYI YÖNETEN YRD. DOÇ. DR. MEHMET DENİZ MALATYA HAZİRAN – 2002 ÖRGÜTSEL KÜLTÜR GİRİŞ İçinde insanın olduğu sistemlerin; insanı insan yapan en önemli faktörlerden biri olduğu kabul edilen, kültürden soyutlanarak düşünülmeleri mümkün değildir. Çünkü her insanlar içinde yetiştikleri kültürlerin birer yansımasıdırlar ve sahip oldukları kültürleri, oluşturdukları sistemlere de taşırlar. İnsanların kültürel yansımalarının bileşimiyle sisteme ait kültürler meydana gelir. Kültürler ise sistemlerin tanıtıcı kimliği vazifesini görürler. İnsanların, grupların, örgütlerin, toplumların ve devletlerin; geçmişlerinin bilinmesi, bugünlerinin tanınması ve yarınlarının öngörülmesi sahip oldukları kültür hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bu çalışmada; kültür kavramı hakkında genel bilgi verildikten sonra örgütler açısından kültürün ne ifade ettiği incelenecektir. Örgüt kültürü kavramının anlaşılabilmesi için tanımı, özellikleri, modelleri, yararları, unsurları, değişimi, ölçülmesi, yönetim açısından önemi, yönetim teorileri içindeki yeri, yönetim literatüründeki diğer kavramlarla ilişkileri ve kültürler arası farklılaşmanın örgütsel davranışlara etkisi kapsamında bir çerçeve çizilecektir. 1.KÜLTÜR KAVRAMI VE İŞLETME YÖNETİMİNDEKİ ÖNEMİ 1.1.KÜLTÜRÜN TANIMI Günümüzde kültürle ilgili olarak herkesi tatmin edecek şekilde yapılmış bir tanım bulmak imkansızdır. “Kültür” Latince bir sözcüktür ve sözcük anlamı; “el değmemiş doğanın, insan aklı ve yapıcılığıyla işlenmesi ve yararlı hale gelmesi” dir. Sosyal bilimler açısından kültür, teknik bir terimdir ve genellikle bilgi, iman ve adetleri içine alan bir katılım olarak tanımlanır. Bu yaklaşımda kültür, bir yandan bireylerin toplumsal yollarla edindikleri ve toplumsal yollarla iletti...
T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ BÖLÜMÜ TÜRK TOPLUMU İLE ARAP TOPLUMU ARASINDAKİ KÜLTÜREL FARKLAR DANIŞMAN Doç. Dr. Hasan İBİCİOĞLU HAZIRLAYAN Filiz KARATAŞ 9721403042 ISPARTA - 2001 İÇİNDEKİLER TÜRK TOPLUMU İLE ARAP TOPLUMU ARASINDAKİ KÜLTÜREL FARKLAR 1 1. KÜLTÜRÜN TANIMI VE KAPSAMI 1 1.1. Kültürü Oluşturan Dinamikler ve Yaklaşımlar 1 2. KAMU KURULUŞLARINDA HALKLA İLİŞKİLER 3 2.1. Türk Toplumu ve Kültürüyle İlgili Değer Yargıları 3 2.2. Türk Toplumunun Kişilik ve Karakter Yapısı 4 2.2.1. Saldırganlık 4 2.2.2. Bencillik 4 2.2.3. Girişken Olamayış 4 2.2.4. Sabırlılık 5 2.2.5. Gururluluk 5 2.2.6. Kurnazlık - Hilekarlık 5 2.2.7. Kanaatkârlık - Tutumluluk 6 2.2.8. Türklerin Zenginlik ve Servetle İlgili Değerleri 6 2.2.9. Türkler’in Otoriteye bağlılıkları 6 2.2.10. Duygusallık 7 2.2.11. Kıskançlık 7 2.2.12. Meraklılık 7 2.3. Türk Toplumunun Görgü ve Ahlâk Kuralları 7 2.3.1. Küçük – Büyük İlişkileri 7 2.3.2. Yardımlaşma ve Dayanışma 7 2.3.3. Alçakgönüllülük 8 2.3.4. Konukseverlik 8 2.3.5. Kılık - Kıyafet 8 2.4. Türk Toplumunun Değer Yargıları 9 2.4.1. Cesurluk 9 2.4.2. Yurtseverlik ve Kahramanlık 9 2.4.3. Şehitlik Değerleri 9 2.4.4. Devlete Bağlılık 9 2.5. Türk Toplumunda Sosyal Hayat ve Yaşayış 10 2.5.1. Çarşı – Pazar - Alışveriş 10 2.5.2. Ticaretle Uğraşma 10 2.6. Türk Beslenme Kültürü 11 3. ARAP TOPLUMU VE KÜLTÜRÜ 11 3.1. Arap Aile Yapısı 11 3.2. Arap Toplumunun Yaşayış Tarzı 11 3.2.1. Giyim - Kuşam 11 3.2.2. Temizlik Alışkanlıkları 11 3.2.3. Konuşma Adabı 12 3.2.4. Eğlence Düşkünlüğü 12 3.2.5. Tarım ve Ticaret 12 3.2.6. Eğitim ve Arap Kültürü 12 3.2.7. Din ve Arap Kültürü 12 3.2.8. Arap Mutfağı ve Kültürü 12 4. TÜRK TOPLUMU İL...
T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ SOSYOLOJİ SEMİNER ÖDEVİ BİR ÇİFT YÜREK Marlo MORGAN (Çev: Eren CENDEY) DANIŞMAN Yrd. Doç. Dr. Nazmi AVCI HAZIRLAYAN Nicel KARADAĞ 0011307033 2. Sınıf İÇİNDEKİLER YAZARDAN OKURA 1 Onur Konuğu 1 Oy kutusunun dolduruluşu 2 Doğal ayakkabılar 3 Ziyafet 4 Sosyal Güvence 5 Telleri Olmayan Telefon 6 Çöl İçin Şapka 6 Mücevherler 7 Et Sosu 7 Diri Diri Gömülmek 7 Şifa 8 Totemler 8 Dikiş Dersleri 8 Müzik Şifası 8 Rüya Yakalayıcısı 8 Akşam Yemeğinde Bir Sürpriz 9 Ballı Karıncalar 9 Kabilenin Önünde 10 Yeminim 11 Rüya Zamanı Açıklanıyor 11 Arşivler 12 Görev 12 Bir Kutlama Şöleni 12 Sel 13 Vedalaşma 13 YAZARDAN OKURA Bu kitap yaşanmış bir deneyimin meyvesidir. Ve olaylardan hemen sonra yazılmıştır az sonra sizinde göreceğiniz gibi elimde not tutabileceğim bir defter yoktu. Halk kütüphanesine kadar gitmenize gerek kalmaması için metinde en önemli tarihsel bilgiler eyer verdim. Ve sizlerin Avustralya’ya dek yolculuk yapmanıza da gerek olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü Aborjinlerin sergiledikleri özel durumlar her Amerikan kentinde rastlanabilecek türdendir: gözleriniz işsizlik oranının yüzde ellinin üstünde olduğu geri mahallelerinde yaşayan kara derili insanlara çevirmeniz yeterli olacaktır. Bu insanların, çalışanlarıysa en katlanılmaz işleri yüklenmişlerdir ve onları köklerine bağlayan kültürle her türlü ilintiyi yitirmiş durumdadırlar. Amerikan Kızılderilileri gibi olanlar da belli bölgelere sınırlanmış durumdalar ve kuşaklardan beri kutsal dinlerini uygulamaya özgürlüğüne sahip değiller. Ne var ki sizlerden gizleyemeyeceğim bir şey varsa o da, “Mutant’a Mesajdır!” Sevgili Okur, Şunu söylemek istiyorum: Öyle görünüyor ki, bu yeryüzünde kendine amaç olarak sadece eğlenmeyi seçen insanlar var. Kendinin de bu insanlardan biri olduğunu düşünüyorsan, kitabı oku, eğlen, hoş bir gösteri seyretmişçesine yoluma ...
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Sona Git >>
Sonuçlar 1 - 30 Toplam: 193