.

http://www.edubilim.com/ana




Şehir Planlama

DosyalarEkleme Tarihi

Sıralama : İsim | Tarih | Tıklama [ Artarak ]
 ŞEHİR  SUYUNUN  TEMİZLENMESİ   Şehir suyu içilebilir olmalı, yani bileşiminde zehirleyici ya da hastalık yapıcı hiçbir madde bulunmaması gerektiğini öngören normlara uygun olmalı, aynı zamanda hoş bir içimi olmalıdır. Uygulamada içme  suyunda en çok şu üç özellik üzerinde durulmaktadır: 1. hastalık yapıcı mikrop ve parazit organizmaların bulunmaması; 2. bulanıklık ve tat; 3. zehirleyici ya da istenmeyen maddelerin olmaması.    Birinci koşulun yerine getirilmesi için, suyun işlenmesi sırasında olabilecek herhangi bir dış kirlenmeyi önlemek yeterlidir; çünkü işleme sırasında tüm mikroplar pratik olarak ya etkisizleştirilir ya da yok edilir. Dolayısıyla kendileri zararlı olmamasına karşın her zaman hastalık yapıcı etkenlerle bir arada bulunan kimi mikroorganizmaların bulunmadığını saptamak yeterlidir. Bu amaçla genellikle dışkı koliformlarının olup olmadığına bakılır.    Öteki iki koşulla ilgili zorunluluklar, günümüzde metreküp başına miligram düzeyindeki miktarları bile saptayabilen ölçme aygıtlarındaki ilerlemelere bağlı olarak her gün daha da artmaktadır. 1978’de Avrupa Konseyi’ne önerilen normlar en az 65 parametreden oluşan 5 tablo halinde düzenlenmiştir: organoleptik etkenler, fizikokimyasal etkenler, biyolojik etkenler, mikrobiyolojik etkenler, zehirleyici ya da istenmeyen maddeler.
 İSTANBUL’UN ÇARPIK KENTLEŞMESİ Kırsal kesimdeki nüfusa artışı ve buna bağlı olarak ekonomik nedenlerle 1950’li yıllarda ülkemizde kırsal kesimden büyük kentlere göçün başlaması ve şehirlerin buna hazırlıksız yakalanması çarpık kentlerin oluşmasına neden olmuştur. Çarpık kentleşmenin başlıca nedenleri aşağıdaki inşaatlardır;Kaçak inşaat; Kendi taşınmaz arsa yada arazi üzerine ruhsat (yapı izin belgesi) alınmadan yapılan her türlü inşaat, Ruhsat ve eklemine aykırı inşaat; Kendi taşınmaz arsa yada arazi üzerine ruhsat almak suretiyle yapılan her tür inşaat, Gecekondu; Kendi taşınmaz mülkiyetinde olmayan, başkasına ait taşınmaz arsa yada arazi üzerine yapılan her türlü inşaat.Sosyoekonomik nedenlerle köyden kente göç serüveni ile başlayan, barınma ihtiyacını karşılamak amacı ile yapılan gecekondular günümüzde artık yerini hazine arazisi ve şahıs arazilerinde yapılmış çok katlı yapılara dönüşmüştür. Kaçak düzensiz yapılaşma kentlerde 1950’li yıllarda başlamış ve 1957 yılında 6785 sayılı İmar yasası ile başlamış olup, uygulamada görülen eksiklikler üzerine 1605 sayılı yasa ile 1972 yılında giderilmeye çalışılmıştır, ancak günün ihtiyaçlarına bu yasa da cevap veremediğinden 1985 yılında 3194 sayılı yasa yürürlüğe konmuştur. Bu yasa da yeterli olmayıp, yasalarda yapılan düzenleme ve değişiklikler, kısa süreli imar affı yasalarından çözüm olarak yerine çarpık yapılaşmayı daha da artırdığı görülmüştür.
 Sulama Şebekelerinde Sanat Yapıları Sulama şebekelerinde kullanılan sanat yapıları üç gurup altında toplamak mümkündür.a) İletim görevi yapan sanat yapıları b) Kontrol görevi yapan sanat yapılarıc) Diğer sanat yapılarıA-İletim Görevi Yapan Sanat Yapıları- Geçiş yapıları (Rakortmanlar)- Sifonlar- Düşü yapıları- Düşü havuzları- Akedükler - Tüneller- Galeriler- Çökelti havuzları
 RÖNESANSTA SANAT İTALYA’DA RÖNESANS SANATI  Orta çağda İtalya roman sanatı formlarını benimseyerek uygulamış, çok yaygın olan gotik mimarlığa öncelik tanımamıştır. Resim sanatında ise Bizans sanatı mozaik ve freskleriyle,uzun süre, İtalya’da geçerli olmuştur. Ravenna, Milano, Roma ve Sicilya’daki dinsel yapılar Bizans mozaik ve freskleriyle süslenmiştir. Venedik ise başlı başına bir Bizans sanatı merkezi haline gelmiştir.  İnsan ve eşyayı mekan içinde değerlendirme şekli tanımlanana natüralizm ve onun gereği olarak, sanatta ve özellikle resim sanatında hacim, gölge – ışık ve perspektif uygulamaları Avrupalı sanatçıların Ortaçağ sanatlarından yavaş yavaş ayrılmalarıyla mümkün olabilmiştir. Bu basit bir sanat olayı değil, zihinsel bir gelişmenin ifadesidir. Ortaçağ sanatında büyük ölçüde egemen olan mistisizm ve sembolizm bu çaba ile sona erdirilmiştir. Doğa sevgisi ve doğayı daha inceleyerek sanatta olduğu gibi yansıtma isteği Rönesanssın karakteristiğidir. Bu sonuca yönelik çabalarda bulunan ilk sanatçılara Primitifler adı verilmiştir. Ancak; Primitif deyimi ilkel anlamında kullanılmaktadır. Bu sanatçılar italyan rönesans sanatını hazırlamışlardır. İtalyan primitifleri Bizans resim sanatını, Kuzey Avrupa memleketleri primitifleri de gotik sanatın ilke ve etkilerinden sıyrılmak suretiyle yeni bir sanat aşamasına yönelebilmişlerdir.
 Mühendisler hakkinda Houstondan yazan bayan (es): Ömrümde ilk defa bir köse yazarina mektupyaziyorum. Yazinizda sordugunuz, Mühendisler farkli midir?? sorusuna?KESINLIKLE? diye cevap veriyorum. Babam, 4 amcam ve 3 erkek kardesimmühendis. Mühendisler farkli yetistiriliyorlar. Mühendisler mantikli, dakikve çok iyi problem çözücüdürler, ancak insan unsuru hakkinda çok az seybilirler. Mühendis esim hayat arkadasi olarak çok iyidir, ancak isduygularini açiklamaya gelince ona ancak 10 üzerinden 4 verebilirim.Arizona: Mühendisler farklidir. MIT mezunu olan mühendis kocam, yeni aldigimetegimin sirt kisminin 5 mm kisa oldugunu ilk bakisinda söyler. Banyodakifayans düzgün dösenmemis ise hemen ölçerek ispat eder. Sikisan bir pencerepanjurunu derhal tamir eder. Ancak, ben öldürücü bir migren agrisi ile eviniçinde sürünüyor isem hiç fark etmez.
 Minyatür nedir?Kağıt, parşömen fildişi vb. malzemeler üstüne küçük boyutlu resim yapma    sanatına minyatür denir. Minyatür sözcüğünün kökü  Latince Minyum dan gelir. Ortaçağ’ da Avrupa’da yapılan el yazmalarının bölüm başlarındaki harflerin minyum denilen maden kırmızısıyla boyanmasından kaynaklanmış, zamanla kitapları süsleyen resimler aynı adı almıştır.Tarihi ve ünlü eserlerTarihteki ilk minyatürler IO. 2.yüzyılda Mısır’da papirüs üzerine uygulanmıştır. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’ in Bağdat’ı alması ile burada ilk İslam minyatürcülüğü başlar ve sonra Uygur Türkleri bu sanatı daha da geliştirir. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden önceki devreye ait yazmalardaki minyatürler Uygur  prens ve prensesleri ile Mani ve Uygur rahiplerini canlandırırlar. Çeşitli kültür ve dinlerin etkili olduğu ortamlarda yapılan bu minyatürlerin üslupları çok zengindir ve farklılıklar gösterir. 
 Köy Enstitü Sistemi Türkiye’de Bağımsızlık Savaşı, geride kaynakları yok olmuş bir ülke, savaşta insan gücünün büyük bir bölümünü yitirmiş, yorgun ve yoksul bir ulus bırakmıştır. Bir yandan ülkeyi en baştan inşa edecek diğer yandan yeni bir yaşam biçimi olan cumhuriyeti yaşatacak ve geliştirecek yeni kuşaklara ihtiyaç vardı.Nüfusun büyük çoğunluğunu köylü oluşturmaktaydı. Dolayısıyla bu yeni kuşakların kaynağı köylü olacak, köylüyü canlandıracak araç eğitim ve eğitimin yeri ise okul değil fakat yeni işlevler eklenmiş yeni bir sistem olmalıydı.  1920 ve 1935 yılları arası, köy enstitülerinin işleve geçmesine değin düşüncelerin ilk tohumlarının atıldığı yıllardı. Çünkü Atatürk eğitimin gücünü bilmekteydi. Fakat, yeni bir sistemin geçerliliğini koruyabilmesi için önceki sistemin kaldırılması gerekmekteydi. Bu yüzden belli başlı atılımlar yapıldı. Egemenliğin ulusa geçmesi gerekliydi; Cumhuriyet kuruldu. Din konusunda bile Meclis’in ötesinde bir ğüç olmamalıydı; halifelik kaldırıldı. Dini ve temel eğitimi temel alan iki sistem birleştirildi. Arap alfabesi kaldırıldı. Bir yandan da Milli Eğitim Bakanlığı çerçevesinde yeni sistemde büyük etkisi olacak olan öğretmenlerin niteliğine ilişkin çalışmalar gerçekleştirildi. 
 KonutGİRİŞKonut insanların temel gereksinimlerinden birisi olan barınmayı, öncelikle sağlıklı ve güvenli olarak karşılayacak bir ortamdır. Ortam olarak konut, insanların iş çevrelerinin dışında, dinlendiği ve yeniden üretkenlik kazandığı bir alandır. Kısaca söylemek gerekirse ; konut bir yandan insanların temel gereksinimlerinden birini karşılamakta, diğer taraftan da insanların üretkenliklerini arttırmalarına yardımcı olarak üretime dolaylı da olsa katkıda bulunmaktadır.Konuya toplumsal açıdan baktığımızda, toplumun en küçük yaşama birimi olan aileler ve bu ailelerin fertleri içerisinde sürekli olarak yaşayabilecekleri bağımsız birer konuta sahip olmak isterler. Sözü edilen konut gereksinmesinin karşılanması için yapılması gereken üretim, birçok kişi ve örgütün katıldığı, karmaşık bazı süreçleri içeren bir bütün olarak karşımıza çıkar. Bu bütün ulusal düzeyde konut üretim gereksinimi oluşturur. Her birim konut bağımsız ve sürekli kullanılmak istenmesi ise; nüfus, nüfus artış hızı, aile büyüklüğü gibi bazı değişkenlere bağlı olarak belirli miktarda konut stokunun oluşturulmasını zorunlu kılar ve her yıl bu stokun daha da arttırılması gereğini ortaya çıkarır.
 GİRİŞKonut insanların temel gereksinimlerinden birisi olan barınmayı, öncelikle sağlıklı ve güvenli olarak karşılayacak bir ortamdır. Ortam olarak konut, insanların iş çevrelerinin dışında, dinlendiği ve yeniden üretkenlik kazandığı bir alandır. Kısaca söylemek gerekirse ; konut bir yandan insanların temel gereksinimlerinden birini karşılamakta, diğer taraftan da insanların üretkenliklerini arttırmalarına yardımcı olarak üretime dolaylı da olsa katkıda bulunmaktadır.Konuya toplumsal açıdan baktığımızda, toplumun en küçük yaşama birimi olan aileler ve bu ailelerin fertleri içerisinde sürekli olarak yaşayabilecekleri bağımsız birer konuta sahip olmak isterler. Sözü edilen konut gereksinmesinin karşılanması için yapılması gereken üretim, birçok kişi ve örgütün katıldığı, karmaşık bazı süreçleri içeren bir bütün olarak karşımıza çıkar. Bu bütün ulusal düzeyde konut üretim gereksinimi oluşturur. Her birim konut bağımsız ve sürekli kullanılmak istenmesi ise; nüfus, nüfus artış hızı, aile büyüklüğü gibi bazı değişkenlere bağlı olarak belirli miktarda konut stokunun oluşturulmasını zorunlu kılar ve her yıl bu stokun daha da arttırılması gereğini ortaya çıkarır.
 KENTSEL KIYI KULLANIMI – KIYI YÖNETİMİ  Kıyılar , tarihin her döneminde uygarlığın odak noktalarını oluşturmuş ,yerleşme ve kullanım amaçları açısından sosyal bir önem kazanmıştır. Sivrilen uygarlıkların genellikle kıyılara bağımlı toplumlardan çıktığı, bu toplumlarda kültür gelişiminin diğerlerinden farklı olarak önde olduğunu görürüz.   Kıyılar denilince akla hemen deniz kıyıları gelmektedir. Genel ‘kıyı’ tanımından özellikleri ve benzerlikleri itibariyle akarsu ve göl kıyılarını da ayırt edemeyiz. Yerleşme (kentler) ,ticaret (limanlar), sanayi (rafineri ve santraller),kaynak  (madenler,kum,çakıl),turizm, rekreasyon (dinlenim), atık boşaltım (kentsel ve sanayi atıkları), gıda (balıkçılık), ...vb. amaçlarla kıyılar kullanılmaktadır. Ancak bu kullanımların bazıları kıyıların özelliklerini ve doğal dengeyi bozucu boyutlarda tehlikeli denebilecek düzeye kadar gelmiştir. Kıyıların biyolojik, hidrobiyolojik, ekolojik, klimatik, fizyolojik, estetik vb. özelliklerinin dengesi olumsuz anlamda bozulmuştur. Akarsu kıyıları erozyon ve kum ,çakıl ocakları ile deniz kıyıları her türlü fiziksel müdahale ve yapılaşmalar ile günden güne sahip oldukları dengeyi kaybetmektedirler. Bu anlamda, su ile karanın buluştuğu kıyıların; doğal yaşam çeşitliliğinin en zengin yerleri olduğu da unutulmamalıdır.  
 KENT,KENTLEŞME VE KENTLEŞME NEDENLERİKENT  Kent,genel anlamda kentsel yerleşmelerin yaygın adıdır. Kırsal olmayan şeklinde dile getirilen kent tanımımıza geçmeden önce kırsaldan neyi kastettiğimizi açıklamak gerekir.  Kırsal kesim, genel anlamda kentin karşıtı olarak nüfusun büyük kısmının tarımla uğraştığı,daha çok cemaat karakteri gösteren yerleşim birimleridir. “Kırsal kesim köy ve/veya kasaba, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, yönetim durumu ve demografik açıdan kentten ayırt edilen, genellikle tarımsal alanda çalışmak gibi işlevlerle belirlenen, konutları,öteki yapıları ve toplumsal ilişkileri bu yaşamı yansıtan yerleşme birimidir.” Köy veya kasabalar birincil grup ilişkilerinin   ağırlıkta olduğu, mesleki gruplaşma  ve uzmanlaşmanın olmadığı,kişilerin örf,adet,değer  ve normlara göre davranışlarını biçimlendirdiği,eğitim oranı düşük olan yerleşme birimleridir.
 KAVŞAK VE KAVŞAKLARDA SİNYALİZASYONÖZET21. yüzyıla girerken, çağın ilerlemesiyle artan nüfusun yol açtığı trafik artışı günümüzde büyük bir sorun haline gelmiştir. Bu trafik sorunu gelişmiş batı ülkelerinde teknik ve bilimin geliştirilmesi ve uygulanması sayesinde en aza indirilmiştir.Türkiye’de ise konu ile ilgili planlamacılar ve uygulamacılar için ulaştırma ile ilgili altyapı ve tesislerin seçimi inşası ve işletilmesi hususlarında ülke olanak ve koşulları ile teknolojik gelişmeler yanında günümüz toplumunun belirtilen istek ve şikayetlerinin de nazara alınması gerekmektedir.Trafiğin en fazla sorun olduğu yerlerden birisi de kavşak ve kavşak alanlarıdır. Bu kavşakların düzenlenmesi, planlanması ve işletilmesi için o kavşak alanının önce iyi bir şekilde etüd edilmesi ve sorunlu olabilecek noktaları tespit edilip bu noktalara yapılabilecek olan iyileştirme çalışmaları gerekli kural ve yöntemler çerçevesinde yapılmalıdır.
 GİRİŞ VE ORTAK ALAN EYLEMLERİ Bu eylem gruplarını 3 ana başlık altında inceleyebiliriz.• Giriş ve dolaşım eylemleri• Depolama (eşya ve Yiyecek) ev için çalışma eylemleri • Dışa açık alanlardaki eylemlerGİRİŞ VE DOLAŞIM EYLEMLERİ Bu eylem, bireylerin konuta girmeleriyle oluşan eylemdir. Konutun girişinde dış çevreden – iç ortama geçiş sağlayan bu mekana giriş holü, rüzgarlık yada antre diyoruz. Giriş mekanının ana işlevi dış mekandan konut içine geçiş sağlamaktır. Bu mekan genellikle bir dağılım alanı olarak konutun bütün bölümlerini oluşturan, bir bakıma bu bölümleri ayıran bir tampon bölgedir.  Konut girişinin tasarlanmasına dikkat etmemiz gerekir. Çünkü, konut mekanlarını birbirine bağlama, dağılımı sağlama gibi özelliklerinin yanında, misafirlerin ilk karşılandığı palto ve pardösülerin alındığı yerdir. Misafirler konut hakkındaki ilk izlenim ve düşüncelerini, değerlendirmesini bu alanda yapar.  
 DOĞU KARADENİZ PEYZAJI Arazi morfolojisi, iklimi, doğal bitki örtüsü ekolojik faktörlerin etkisi altında genellikle boylu ağaçlarla birlikte özellikle yüksek kesimlerde çalı formasyonu bulunmaktadır. Yörenin doğal bitki örtüsü ekolojik faktörlerin etkisi altında genellikle boyla ağaçlarda birlikte özellikle yüksek kesimlerde çalı formasyonu bulunmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi elverişli bir iklime sahiptir. Yörenin doğal bitki örtüsü orijinal bir kompozisyon  oluşturmuştur ve peyzaj çekiciliği açısından   önemli bir potansiyele sahiptir. Dağların kıyılara göre sıralanmaları ile birlikte ekolojik faktörlerin etkisiyle değişik habitatlar , bitki örtüsünün tür ve kompozisyon özellikleri bakımından çok değişik peyzaj özelliğine sahip güzelliklerin meydana gelmesine sebep olmuştur.
 DENİZLİ – PINARKENT REVİZYON İMAR PLANI AÇIKLAMA RAPORU :Revizyon  imar planı alanı Denizli  İli, Pınarkent  Belediyesi sınırları içerisinde kalmakta olup, Pınarkent   imar planının M22-a-25-a-2-b, M22-a-20-d-3-c ve M22-a-25-b-I-a nolu imar paftalarının yatayda 4 185 000 – 4 186 100  ile dikeyde 431 100 – 432 100  nolu imar koordinatları arasında kalmaktadır. Söz konusu alanda revizyon imar planı çalışması yapılmıştır. Revizyon imar planının yapılış nedeni revizyon imar planı sınırı içerisinde kalan bölgede yapılacak olan 3194 sayılı imar kanunu 18. madde uygulamasına imkan ve kolaylık sağlamak ve böylelikle imar planının uygulanabilirliğini artırmaktır. Bu amaçlarla revizyon imar planında mülkiyetle ilgili verilere, mevcut imar planından gelen girdilere ve ulaşım sistemi ile ilgili hususlara dikkat edilerek bir çalışma yapılmıştır.
 Coğrafya  Coğrafya;geo(yer) ve graphein(tasvir etmek) sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur.yani Türkçe olarak yerin tasvir edilmesi anlamına gelir.  Çevreyi taş küre(litosfer),su küre(hidrosfer), hava küre (atmosfer) ve canlılar küresi(biyosfer) oluşturur.  Coğrafyanın konusu yer yüzüdür.  Coğrafya;yer yünü meydana getiren doğal ortamların oluşumunu, özelliklerini, dağılışlarını; bunlarla insan toplulukları arasındaki karşılıklı ilişkileri ve sonuçları araştıran bilimdir.Coğrafyanın 3 ana ilkesi vardır;bunlarNedensellik ilkesi:Coğrafi olayları oluş nedenlerini inceler.Dağılış ilkesi:coğrafi olayların yer yüzündeki dağılışlarını inceler.Karşılıklı ilgi ilişkisi:Coğrafi olayların aralarındaki ilişkiyi inceler.rüzgarın basınçla, yağışın nemle, buharlaşmanın basınçla ilişkisi gibi… 
 Cahit Atasoyİlk Türk Musikisi Konservatuarı'nın Kurucularından Doç. M. CAHİT ATASOY 3 Nisan 2002 çarşamba günü vefat etti.1 Mart 1927'de Trabzon'da doğdu.İstanbul Erkek Lisesi'nde orta ve liseyi bitirdi. İktisat Fakültesi'nden mezun oldu. İstanbul Konservatuarı'na girdi. Orada Batı Müziği okudu.1947'den başlayarak önce Haydar Sanal'ın, sonra Hüseyin SaadettinArel'in talebesi oldu. 1949'dan itibaren Arel'den özel dersler de almaya başladı. Annoniden sonra kontrpuan, füg, enstrümantasyon ve yüksek solfej öğrendi. Arel'in hocası Edgar Manas'a devam etti. Dr. Suphi Ezgi ile bir müddet klasik Türk Musikisi üzerindede çalıştı.Chant ve yüksek chant dersleri aldı . İstanbul Opera Stüdyosu'nda opera derslerine devametti. Keman dersleri aldı. Daha önce tanbur dersi de almıştı. Bariton ve hânende olarak çalıştı. Üniversite Korosu'nda ErcümendBerker'in de talebesi oldu. İleri Türk Musikisi Cemiyeti'nde nazariyat, solfej ve armoni okuttu. Başta yeni İstanbul olmak üzere gazete ve dergilere yüzlerce Batı ve Türk Musikisi kritiği, makalesi yazdı. Film müziği de yapmıştı.Atasoy, Arel ekolünün önemli bir bestekârı kabul edilir. Türk Musikisi nazariyatını Arel'den ilk öğrenenlerden biriydi.
 Beklan Algan1933 yılında doğdu.Tiyatro ve sinema oyuncusu,yönetmen.ABD'de tiyatro eğitimi gördü.Yurda dönunce Sehir Tiyatrolari'nda yonetmen ve oyuncu olarak calıştı..1975'te Tepebasi Deneme Sahnesi'ni kurdu,sanat yönetmenliğini üstlendi.1980'de gorevine son verilince Almanya'ya gitti.Tiyatro alanında başta Ilhan İskender Armağanı (Oppenheimer Olayi ile) olmak üzere pek cok ödül kazandı.Oyunlar da yazan Algan,sinemaya Karanlıkta Uyuyanlar filmiyle girdi.
 ARNAVUTKÖY                 Eski bir Rum köyü olan Arnavutköy 1500 yıllık tarihi ile dimdik ayakta durmaktadır.Bölgenin antik çağdaki ismi HESTAI, Bizans döneminde PROMOTU  veya ANAPLOUS, Osmanlı döneminde ise ARNAVUTKÖY olarak bilinir.                Arnavutköy’ün 16. yüzyılda İstanbul’un en önemli mesire yerlerinden biri olduğu, nüfusunun 19. yüzyılın ortalarına kadar Rum ve Museviler’den  meydana geldiği 2. Mahmut döneminde ise bölgeye Müslümanlar’ın yerleştirilmeye başlandığı bilinir. Arnavutköy’lü zengin ailelerin 1820 yılından itibaren Mora ayaklanmasına yardım ettiklerini belirleyen 2. Mahmut yönetimi Rumlar’ın gayrimenkullerine el koyarak bunları Musevi ailelere devreder, ancak 1887 yılındaki yangında Musevi mahallesinde 267 evin yanması sonucu Museviler semti terk ederek Balat’a taşınır.Lozan Antlaşması’nın ardından ise Türkiye-Yunanistan arasındaki protokol sonucu Arnavutköy’den ilk toplu Rum göçü gerçekleşiyor. Arnavutköy son 200 yıl içindeki 3 büyük yangında büyük zarar görmüştür.1. yangında yalı boyu tamamen yanarken 2. yangında 450 ev ve 250 dükkan ,3. yangında ise 109 bina yanmıştır. Şu an ayakta olan 3-4 katlı ahşap evler geçen yüzyılda yapılmıştır.Sonradan yapılan kimi çirkin yapılara rağmen Arnavutköy evleri merdivenli sokakları, dar yolları, balkonları, mimari zenginliği,tarihi kimliği ve tarihi eserleri ile hala dikkat çekmektedir. Semt meydanındaki Taksiarhes  Kilisesi 1870’ lerde yapılmış, ilk cami ise 2. Mahmut döneminde 1832’de yapılmış, semt karakolu ise Abdülmecit döneminde 1843’de yapılmıştır.
 AN OVERLOOK OF ISTANBULThe characteristics which make Istanbul distinctive among the world cities are; it's rich heritage of two Empires, a city bridging two continents, nodal point of international transportation, center of international connections, center of historical, cultural and commercial activities, primary center of industry and economic core with an urban population of 12 million.Istanbul is a linear city developed for more than sixty kilometers along the Marmara shoreson each side of the harbour. Its population and industry are divided almost equally betweenthe two sides of the city, Europe and Asia.
 ALTYAPININ TANIMI VE ALTYAPI SORUNUNU HAZIRLAYAN FAKTÖRLER1. GİRİŞ 1.1. Amaç “Ticaret Bölgeleri Düzenleme İlkeleri”  dersi kapsamında “Sosyal Ve Teknik Altyapının Ticari Bölgelerin Planlanmasındaki Yeri Ve Önemi” ni belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmalar doğrultusunda özellikle sosyal ve teknik altyapının ticari bölge planlamasındaki rolünü belirten bir çalışma yapılacaktır. 1.2. KapsamBu çalışmada, tarihten günümüze ticaretin tanımı, gelişimi, türleri ve meydana gelen değişmelerle birlikte bu kapsamda sosyal ve teknik altyapı tanımı, çeşitleri ve çeşitli altyapı sorunları, altyapının etkilerini kapsamaktadır. Çalışmanın ana çerçevesini ise altyapı ve ticaret bölgeleri arasındaki ilişki ve altyapının (sosyal ve teknik altyapı) önemini oluşturmaktadır. 
 “ULAŞTIRMA” 1. GİRİŞ:Ulaştırma; toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliklerinin türevi olarak ihtiyaç duyulan bir hizmettir; amaç değil araçtır. Ana ulaştırma modları; demir yolları, hava yolları, kara yolları, deniz yolları ve boru hatlarıdır. Ayrıca, ulaştırma, şehir içi ve şehir dışı ulaştırması olarak da sınıflandırılabilir. Başlı başına bir sektör olan bu konunun böylesi bir çalışmada tüm yönleriyle ele alınması mümkün olmadığı için burada, dünyadaki gelişmelerde dikkate alınarak ulusal ulaştırma sistemi incelenmiştir. Sanayi ve ulaştırma, enerjinin ana kullanım alanlarından ikisidir. Örneğin, ABD’de bu sektörlerdeki enerji kullanımı sırasıyla %37 ve %27 olarak verilmektedir. Görüldüğü üzere, ABD’de enerjinin yaklaşık üçte biri ulaştırma sektöründe kullanılmaktadır ve bu oran ülkemizde de farklı değildir. Ulaştırma sektörü enerjinin ana kullanım alanlarından birisi olduğu gibi, ekonomik gelişmenin de alt yapılarındandır.