Radyo TV
DosyalarEkleme Tarihi
ŞİFRELİ DİJİTAL SİSTEMLER NEDİR, NASIL ÇALIŞIRLARhttp://www.duwgati.com/Tversie/index.htm (http://www.duwgati.com/Tversie/index.htm) alıntı olup editlenmiştir:Kurulum: Televizyonunuzda uydudan gelen görüntüleri almak için gerekli olanlar:1. Uydudan gelen sinyalleri alabilecek bir çanak.2. Bir LNB (bazen dönüstürücü/converter denir) gelen sinyalleri televizyon sinyallerine çevirebilen.3. Bir uydu alicisi (stb /set top box, receiver) uydudan gelen sinyallerde tuner görevini yapan.Ayrica istege bagli, hiç bir sınırı olmayan aksesuarlar:4. Kodlanmış sinyalleri çözmek icin bir CI/CAM Common Interface/Conditional Access Module (Modül)- CAM Alıcı içerisine gömülü ya da dışardan takma olabilir5. Bir smart (akilli) kart sifrelenmiş kanallari seyredebilmek icin.Bunların hepsini veren ve kendisi kuran Yayıncı'lar bulunmaktadır. Simdi biraz teorik bilgi :
Yusuf Özaslan1952 yılında Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde doğdu.Sivas Lisesini bitirdi.Ankara Devlet Mimarlık ve mühendislik Akademisi Elektrik, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik, AÜ Fen Fakültesi Astronomi bölümlerinde bir iki yıl okudu.AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim-Psikoloji Bölümünden 1977 yılında mezun oldu.Sağlık Bakanlığı bünyesinde 6 yıl psikolog olarak çalıştı.Reklam yazarlığı yaptı.1985’te Milliyet gazetesinin açtığı yarışmada Anne adlı senaryosuyla üçüncü oldu.300’den fazla senaryoya imza attı.Kuş Sayfaları senaryosu TRT’de oynadı.Çocuk kitapları ve araştırmalar yayınladı.
TURKISH CINEMA BETWEEN THE PERIOD of 1931- 1945The cinema industry and the art of cinema were founded in the beginning of the 20th century almost at the mean time with Turkish cinema. But the political situation of Ottoman Empire and the wars and the economical difficulties affected Turkish cinema. The real foundation of Turkish cinema may be started with the year 1931 and 1945. Before 1931 the cinema was not an industry in Turkey. Also the technical problems of the cinema affected Turkish cinema. The first talkie (the films were silent before) was shot in 1931. So we can say a real beginning of art of cinema in Turkey starts with this year. 1931- Muhsin Ertugrul's “Istanbul Sokaklarinda” (The Streets of Istanbul) is the first Turkish co-production with Greece and Egypt and first “talkie". Before this film Turkish movies were silent. With a cast of Turkish players (Semiha Berksoy, Talat Artemel, I. Galip Arcan), Egyptian (Azize Emir) and Greek (Gavrilides), the film was dubbed in Paris, at the Epinay studios. 1932- With a cast of theatrical actors, including Atıf Kaptan, Ferdi Tayfur, Mahmut Moralı, Hadi Gün, Hazım Körmükçü, Sait Köknar, Ercüment Behzat Lav, “Bir Millet Uyaniyor” (A Nation Awakens), another War of independence epic, becomes Muhsin Ertugrul's best work and one of the first good films in the history of the Turkish cinema were this year’s productions. Furthermore for the first time an actor Atif Kaptan became a popular figure through his part (Captain Yahya) in the film.
TELEVİZYONDA ŞİDDET Kitle iletişimi alanındaki toplumsal araştırmalarda üzerinde ısrarla durulan ve belki de en az açıklığın sağlandığı konu değişik araçların etkileridir. Birçok ülkede kitle iletişim araçları izlenirken sarfedilen zaman ve bu araçların üretim ve dağıtımı için ayrılan kaynakların miktarı düşünüldüğünde, böyle bir sorgulamanın nedeni yeterince anlaşılabilir. Bir yanıt oluşturmak için çok şey yazılmış ve epeyce araştırma yapılmışsa da konunun hem kitle iletişim araçlarının genel önemi, hem de özelde kitle iletişiminin belirli düzeylerinin olası etlileri açısından yine de tartışmalı olduğu kabul edilmelidir. Bu konuda bitmeyen zorluklardan birisi araçların etkilerini araştıranlarla kitle, kitle iletişim araçları üreticileri ve alanda kamu politikalarını oluşturanlar arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklandığından tartışma kaçınılmaz olarak kullanılan terimlere bazı açıklıklar getirilmesiyle başlamalıdır.
TELEVİZYONDA DİLİN KULLANIMITelevizyonda da dilin sözlü kullanımı asıldır. Radyoda olduğu gibi, iletiler sözlü olarak izleyiciye aktarılır. Burada da radyoda olduğu gibi, ya yazılı olan sözcükler seslendirilir ya da iletiler doğrudan konuşma olarak aktarılır. Kuşkusuz,burada çok önemli bir fark, radyoda tüm iletilerin sözcüklerle ses yolu ile aktarılmasına karşılık, televizyonda iletilerin alınmasında (algılama ve anlaşılmasında) görsel iletiler de sözel iletilere yardımcı olur, pekiştirir. Bir diğer deyişle, sözlerin yanında yardımcı görsel mesajlar da vardır. bu bakımdan televizyonda kullanılan sözcüklerin önemi, görüntü olmaması durumunda, radyo yayınlarındaki gibi önemli olmakla birlikte, görüntülü mesajların eşliğinde ya da birlikte verilmesi durumunda, anlatımı destekleyecek ikinci bir öğe, görüntü öğesi algılamada destekleyici bir görev üstlenir. Bu bakımdan da, radyo yayınlarındaki tüm mesajlar ses yolu ile algılanırken, ses ve sesin içerdiği sözlere göre biçimlenir, izleyici beynindeki algılamaya göre şekillendirilirken, televizyonda bu olay yalnızca sesin egemenliğinde değildir. görüntülü iletiler yolu ile bu egemenlik paylaşılır. Bunun yayıncılık açısından yorumu ise, radyoda ya da yalnızca kulak yolu ile mesaj ileten araçlarda, tek belirleyici ses ve o sesin aktardığı sözler iken, televizyon gibi sesin yanında görüntülü mesajların da kullanıldığı durumlarda, sesin/sözün eksikliğini ya da etkisisin görsel iletiler yolu ile gidermek, pekiştirmek ya da azaltmak söz konusudur.
SİNEMADA SANSÜR1.SANSÜR NEDİR?Sansür belirli bir düşünce veya sanat eserini, ilgili kurumların kendilerince gerekçelerle, kontrol altında tutması veya sınırlandırmasıdır.2.DÜNYA SİNEMASINDA SANSÜR-Dünyada sansürün doğuşu ve gelişimi.Toplumsal birimkilerin bir ürünü olan sinema ,tarihte varolduğu günden bu yana içinde bulunduğu toplumları etkilemiş ve onlardan etkilenmiştir.Gelişim süreci içinde büyük mesafeler kateden bu sanat bir toplumun her gruptan insanına hitap edebildiği sürece başarılı görülmüştür. Bununla birlikte kitlelere ulaşmada önemli bir araç olan sinema, bu özelliğinden olsa gerek, icat edilişinden bu yana pek çok kişi veya kurumların güdümünde varlık göstermiştir. Yıllar boyunca birçok gerekçe ile sinemanın önüne set çekilmiştir.
Sinemada Görsel Yapı Filmin başında ekranda tel örgüler görürüz.Kamera tel örgülerin üzerinden yükselir.Ardından bir sonraki sahneye geçilir.Çerçevenin sol köşesinde demir parmaklıklı bir kapı görürüz.Bunu takip eden bir kaç sahneye mixlerle geçilir.Sonunda daha önce bize gösterilen büyük bir şatonun içine gireriz.Ardından bir sonraki çekimde kar yağmaktadır.Sanki kamera odadan çıkmış dışarıdadır.Ardından bir kulübe görürüz.Kamera hızlı bir şekilde zoom out yapar.Sonuçta bu yağan karın ve kulübenin bir cam küre içindeki maket olduğunu görürüz. Odanın içinde Kane’i yatarken gördüğümüzde oldukça zayıf bir aydınlatma kullanılmıştır.Kane’in yatağının arkasındaki bir pencereden giren ışık arka fonu aydınlatmasına rağmen çerçevenin önü göreceli olarak karanlıktır.Aslında mekanlarda yaratılan bu loş ortamları filmin ilerleyen birçok sahnesinde görmeye devam edeceğiz.Bu tür bir aydınlatma gerçekte Welles’in psikolojik bir incelemenin var olduğunu söyleyebileceğimiz filminde bu psikolojinin görselleştirilmesinde oldukça etkili olmuştur.Aydınlatmanın dışında dikkat çeken bir diğer konu filmde anlatım tekniği olarak Flashback’lere yer verilmesidir.Filmde kısa bir giriş ve altı geriye dönüşle yer verilmiştir.İlk başta Kane’in ölümünü gösteren bir haber filmi diğerleri ise Kane’i tanıyan insanların söyledikleri verilmektedir.Filmdeki bu anlatımın bir kaç özelliği vardır.Herşeyden önce Welles, Kane’i anlatırken kendini ortadan siliyor, taraf tutmuyor, nesnel davranıyor, değişik insanların gözünden, bazen birbiriyle çelişen davranışlarıyla kahramanını ortaya koyuyor.(Özön , 1965, sf:21)Bu sayede yönetmenimiz yargıyı izleyiciye bırakıyor.Fakat bu flashback’lerde tarih sırasına uyulmuyor.Yani karşımızda alışıla gelmişten farklı geri dönüşler vardır.Çünkü genelde yapılan bu geri dönüşlerde geriye dönüldükten sonra tarih sırasının varlığından söz edebiliriz.
SESSİZ SİNEMANIN SONU&SESLİ SİNEMANIN İLK YILLARISessiz sinema,bu yeni sanatta en son olarak varlık gösteren genç Sovyet okuluyla en gelişmiş durumuna ulaştı.Sessiz sinema,böylelikle kendi başına bir sanat,kendine çzgü kuralları olan,belli ilkelere dayanan bir anlatım olmuştu ki,birdenbire ortaya ses öğesi çıktı.Ses öğesinin sinemada herşeyden önce sözlendirme için kullanılacağı,filimlere arayazılar konulmaya başlandığından beri anlaşılmıştı.İlk sessiz filmlerde ara yazı yoktu:daha sonraları bir çekimden öbürüne geçerken zaman bakımından ilerlemeyi göstermek,bulunulan yeri belirtmek,kişilerin kimliğini ortaya koymak için ara yazılar kullanılmaya başlandı.Giderek bunlar yerini ''konuşma'yı gösteren yazılara bıraktı.1920 yıllarına doğru senaryonun gelişmesi,görüntüler kadar arayazılar,çekimler arasında açık kapatmak ihtiyacını duyan kurgucunun isteğine göre değil,senaryocunun isteğine göre hazırlanıyordu.Sessiz sinemanın son birkaç yılı içinde ''konuşma''yla ilgili sözler o kadar önem kazandı ki,herhangi bir oyuncu ağzını açıp söz söylemeye başlarken çekimi kesip bir arayazıyla bu sözü vermek alışkanlık haline geldi.Sinemada sesin,daha doğrusu sözün saltanatı başlamıştı.
SENARYO YANLIŞLARISenaryo yanlışlarıyla ilgili en önemli sorun bu yanlışların tıpkı zincirlemekazalarda olduğu gibi yeni yanlışlara yol açmasıdır.Snaryonun bir yerindekiyanlışı düzelttiğinizde daha ileride yine aynı yanlışın bir başka uzantısı ortaya çıkarBir başka değişle senaryonun her öğesi birbirine bağlıdır.Öykünün yapısal kuruluşu ile ilgili olan senaryo hatalarını şu başlıklar altında toplıyabiliririz.Nereden Belli Oluyor? Yeni başlayan senaryo yazarlarının genelde yaptığı bir hatadır;bir kişinin düşüncelerini, kimliğini, isteklerini hatta bir durumu seyirciyi dikkate almadan senaryoda belirtmesidir bu tür yanlışların nedeni , senaryo yazarlarının sözcüklerle herşeyi anlatabileceğini sanmasıdır.Örneğin senaryoda x,y nin türünden açıklamalarla yetinemeyeceğimize göre,seyirciye iki kişi arasındaki bağı göstermek için iç konuşma tekniğini kullanabiliriz.(sevgili erkek kardeş/gelin gibi)Bazende kişilerin duygu ve yönelimlerini belirtmekte güçlüklerle karşılaşılabilir.Senaryo yazarı senaryo kişilerinin eğilimlerine ve duygularına kolayca kendini kaptırarak seyircinin bu duyguları perdede göremeyeceğini ya da hissedeyemeceğini unutur böylece bu duyguların perdeye inandırıcı bir biçimde yansıyıp yansımadığını düşünmez.
REKLAM NEDİR?Reklamlar artık hayatlarının bir parçası olduğundan-her an onlarla içiçe yaşadıklarından- günümüz okuyucuları için bu soru çok saçma gelebilir.Reklamlar artık hayatımızın içinde olduğundan, bir an durup da acaba reklam nedir diye düşünmek hiç aklımıza gelmez.Reklamların aslında her an binlerce yazarla okuyucu arasında geçen mini sohbeti sağlayan bir dil mekanizması olduğunu kaç kişi biliyordur. Gazete ve dergilerdeki ürünlerin albenili reklamlarını ve televizyonda belli programların arasına sıkıştırılmış reklamlar dışında başka nelere reklam denilebilir?Aşağıda günlük yaşantıda bir insanın karşısına her an çıkabilecek metinlerin bazılarına örnekler verilmiştir. “metin” sözcüğü burada çok kapsamlı kullanılmıştır, sözlü yada görsel her şeyi içermektedir:
Radyo oyunuRadyo oyunu,radyoda oynanmak için yazılmış,işitme duyusuna yönelik bir oyun türüdür. 1920’lerde Batı’da ilk kez uygulanmaya başlanmış,1950’lerden sonra hızla gelişmiştir.Görsel öğelere yer vermemesi bakımından tamamen dinleyicinin oyunu ve hareketleri zihninde ve hayalgücünde kavramasına bağlıdır.Genel özellikleri;• Çoğunlukla insan sesine ve ses efektlerine dayalıdır,kişilerin hareketleri ancak konuşmalarından ve efektlerden anlaşılır.• Radyo görsel bir ortam olmadığı için ayrıntılar söze dönüştürülür. Tiyatro oyununda sözün ağırlığı,radyo oyunundan daha azdır.• Söz,müzik veya efektlerle ifade edilemeyen durumlarda bir anlatıcı devreye girse de her oyunda anlatıcı olması şart değildir.• Radyo oyununda tasvir yapılmasa da dinleyiciye kişiler,çevre ve bazı ayrıntılar hakkında ipuçları vermek gerekir;bu da karakterler ya da eğer varsa anlatıcı tarafından yapılır.• Yazılırken sözcükler bölünmez,bir alt satıra geçilir. Sayfa sonunda da cümle bölünmeyip,bütün olarak öbür sayfaya aktarılır. Bunun sebebi radyo oyunlarının ezberlenmeden ,bir iki prova yapıldıktan sonra metinden okunarak yayınlanması ve metnin kolay ve kesintisiz okunmasını sağlamaktır.• Roman türünde olduğu gibi karakterlerin düşünceleri diyaloglar arasında kolaylıkla aktarılabilir. Zaman kaydırmaları,geri dönüşler,mekan değişimi,gerçek ile hayal arasında gidip gelmeler tiyatro oyunundan farklı olarak rahatlıkla aktarılabilir.
PROGRAM YAPIMCISININ ÖZELLİKLERİRadyo yayınları birden çok kişinin ortak çalışması ile gerçekleşir, Bir programın düşünce aşamasından yayın sonrası aşamasına karlar pek çok kişi çaba harcar. Ses teknisyeninden, müzisyeninden, spikerinden, dramaturgundan, yapımcısına, değin pek çok kişi bir yayının gerçekleşmesinde çalışır. Çalışan her görevlinin yayındaki emeği az ya da çok yayının bir parçasını oluşturur. Onların kalkılan olmaksızın yayınların gerçekleşmesi de olanaksızdır. Program yapımında da, yayında olduğu gibi birden fazla, elemanın çalışması zorunludur. Ancak, tüm çalışanlar içerisinde doğrudan programın yapımından sorumlu olan, programı ortaya çıkarması beklenilen kişi program yapımcısıdır programın ortaya çıkarılmasında yayımı hazır duruma getirilmesinde diğer emeği geçenlerle birlikte çalışmayı gerçekleştirecek, onların katkılarını planlayacak, düzenleyecek kişi program yapımcısıdır.Program yapımında bu denli ağırlığı olan görevlinin, bu işi başarılı biçimde yapabilmesi için bir takım niteliklerinin özelliklerinin bulunması gerekir. Bu özelliklerin bir kısmının doğuştan olması gereken özellikler olmasına karşılık, bir kısmı eğitimle, öğretimle kazanılan özelliklerdir Batı radyoculuğunda yapımcılığın doğuştan kazanılan bir yetenek olduğu savı ileri sürülüre de, normal bir insanın bir takım fiziksel ve biyolojik; özelliklerini yönlendirerek ve buna eğitimi de katarak iyi. bir programcı olması söz. konusudur. Bir yapımcıda bulunması gereken dikkat, araştırıcı, gözlemci olma, yaratıcılık, esneklik, disiplin gibi özelliklerin kişide doğuştan var olması beklenebilir. Genelde herkesde olan bu özellikler kimilerinde daha fazla olabilir, Bu ise, yapımcının başarısını arttırır. Ancak, yalnızca bu özelliklerin varlığı ile de iyi bir program yapımcısı olunamaz, bu konuda eğitim de önemlidir Kuşkusuz burada iyi yapımcı olmak için eklenmesi gereken bir üçüncü husus, bu konunun yaparak öğrenileceği hususudur. İyi bir yapımcı biyolojik yeteneklerine bu konudaki eğitimi katarak ve bunu stüdyoda deneyerek, yaparak geliştirebilir. Uygulamanın iyi program yapmadaki yeri yadsınamaz. İyi bir program yapımcısında bulunması gereken özellikleri şöyle sıralayabiliriz :*
Pembe dizilerSUNUŞPembe diziler grubuna bakarken 2 amaç vardır. Öncelikle Prime Time’da gösterilen pembe dizilerde kadının ölümü ve bu programların hedef kitlesi olarak onlara sunulan zevkleri ve değerleri incelemeye çalıştık.Pembe diziler yıllarca kıyıda köşede kalıp pek dikkat çekmediler. Aynı karakterlerin hep aynı bunalımları geçirdiği bu diziler yalnızca, işleri arasında vakit bulabilen “ev kadınları” tarafından seyrediliyordu. “Pembe Dizi”, küçümsenmeyici bir terimdi. Önemleri fazlasıyla şişirilmiş saçma sapan oyunların çok az prova edilerek aşırı dramatik oynanması anlamını çağrıştırıyordu. Görünürde, pembe dizilerin kamuoyunun, hatta kitle iletişim kuramcılarının dikkatini çekecek pek fazla bir yanı yoktu.Pembe dizilerin giderek daha geniş bir kitleye seslendiği açık: Prime Time’da gösterilen Dallas ve Hanedan dünya çapında bir olgu: Amerikan liselerinde gündüzleri pembe diziler kaçırılmadan izlenmekte; İngiltere’de oyun alanlarındaki konuşmalar, Londra’da çekilen pembe dizi East Enders ile Melbourne’un kenar mahallelerinde çekilen Avustralya yapımı pembe dizi “Komşular”a çocukların yakın bir ilgi gösterdiğini yansıtmakta. Pembe diziler seksenli yıllarda büyük haber olmuştur: Ağustos 1980’de Time dergisi “TV’nin Dallas’ı: Bunu Kim Yaptı?” sorusunu işlemiş ve İngiltere’de JR’ın vurulması aynı akşam BBC’nin akşam haberlerinde yer almıştır. Tabloid gazeteler karakterlerin ekran dışındaki yaşamlarını manşet yapmış ve belli başlı öykülerin nasıl sonuçlanacağı konusunda çılgınca spekülasyonlara girişmişlerdir.
MUHSIN ERTUGRUL(1892-1979)ON BiLGi:Turk tiyatro ve sinema oyuncusu, yonetmeni.Turk tiyatrosunun cagdas bir nitelik kazanmasi icin atilan adimara onculuk etmistir. 28.Subat.1892'de Istanbul'da dogdu.29.Nisan.1979'da Izmir'de oldu.Babasi onun da kendisi gibi hariciyeci olmasini istiyordu.Oysa Muhsin Ertugrul bu istege karsi cikarak kucuklugunden beri ilgi duydugu tiyatroyu kendine ugras secti ve ilk kez 2 Agustos 1909'da LOK HOLMES oyununda Bob roluyle sahneye cikti.Ailesinden izin almadan kalktigi bu is yuzunden bir daha baba evine donmedi. 1910'da Resat Ridvan ve Burhanettin beylerin Odeon Tiyatrosunda oynadiklari Dreyfus,Othell,Gulnihal,Murebbiye,Haydutlar ve daha bircok oyunda cesitli rollere cikti.Ertesi yil ayni topluluktaki arkadaslarindan Vahram Papazyan'in onerisine uyarak tiyatro konusundaki bilgi ve gorgusunu arttirmak amaciyla Paris'e gitti.Oraya vardigi gunun aksami unlu oyuncu Mounet-Sully' nin Hamlet' ini gordu,Com`edie-Francaise'in ve bazi Rus tiyatro topluluklarinin oyunlarini izledi.(Sanatci hayatinda birkac kere bazi bilgiler ogrenmek icin Paris'e gitti.Ayrica Berlin,SSCB*,bazi Avrupa devletleri ve ABD'ye firsat buldukca inceleme gezileri yapiyordu) Disiplinli provalar,titiz oyun secimi,oyunlarin saatinde baslamasi ve izleyicilerin uygarca oyun izleme aliskanligi O'nun doneminde basladi.Ayni zamanda duzenli olarak yayimlanan bir dergiyle izleyicilerin tiyatro kulturunu gelistiriyordu.Nisan 1930'da Darulbedayi adiyla yayimlanmaya baslayan bu dergi daha sonra Turk Tiyatrosu adini aldi.
KORKU FİLMLERİKorku bugüne kadar herzaman filmlerde çok popüler olmuş bundan sonrada öyle olacaktır.Bu öyle bir duygudur ki en sevmeyen insan bile ondan bazen zevk almıştır.Halloween filminin yönetmeni John Carpenter korku filmlerinden bahsederken :“Korku insan ırkının en güçlü duygusudur ve bilinmezliğin korkusu da belki en eski korkumuzdur, biz herzaman için korkuyla yaşarız.Çocukken karanlıktan korkan insan büyüdüğünde de bilinmezlikten korkar ve bu yüzden eğer korku filmi yapıyorsanız mutlaka izleyicinin hisleriyle oynamalısınız.” Demiştir. İşte insan ırkı için bu kadar popüler ve önemli olan bu duygu zamanla sinemaya taşınmış,vazgeçilmez bir zevk haline gelmiştir.Sinema icat edilmeden öncede korku insan için büyük önem taşırdı, kamp ateşi etrafında anlatılan hayalet hikayeleri aniden gelen şoklar ve heyecanlar ile insan biyerde o korku ihtiyacını gidermiştir.Bu ihtiyaç öyle birşeydir ki insana garip bir mutlulukta verir.Bu mutluluk sinemanın icadıyla dahada arttı.Korku filmlerinin tarihi de en az sinemacılığın tarihi kadar eskidir.Sessiz filmler zamanında bile korku filmleri vardır ama asıl korku filmlerinin yükselişi sesli filmlerle başlamıştır. İnsanın en az görmesi kadar önemli bir şey varsa o da duyma yeteneğidir.Ses ve görüntü biraraya geldiğinde ise insanların bundan etkilenmesi çok kolaylaşmıştır. Bügünkü teknoloji ile bu etkileyici güç çok daha fazla önem kazanmış ve popüler bir hal almıştır.
FİLTRELER Film düzlemine düşürülecek ışığın niteliğini kontrol etmek amacıyla objektifin önüne takılan cam, plastik veya jelatinden yapılmış nesnelerdir. UV-Ultraviyole (Morötesi) FiltreMor ötesi (ultra-viyole) ışınların fazla olduğu yerlerde özellikle yüksek dağlarda, deniz veya plajlarda, kar çekimlerinde; Gözle görülmeyen morötesi ışınların fotografın keskinliği ve berraklığı üzerine yaptığı etkiyi azaltmak ve objektifin ön camını çarpmalara ve tozlanmalara karşı korumak üzere kullanılan renksiz ve saydam filtrelerdir. Fotografa çok hafif pembelik verir. Pozlamaya hiçbir etkisi yoktur.. A1-Skylight (Gökışığı) FiltreDoğrudan gelen parlak gün ışığıyla çekilen fotograflarda mavi renk fazlalığını gidermek ve fotografa daha kontrast bir görüntü vermek için kullanılırlar. Pozlamaya hiçbir etkisi yoktur.
FOTOĞRAF HİLELERİ VE ÖZEL ETKİLERFotoğrafta hileler ve oyunlar ya yalnızca hile olsun, şaşırtıcı bir görüntü elde edilsin diye, veya normal hallerde çekilmesi zor fotoğrafları daha kolay çekebilmek için ya da da¬ha güzel daha değişik görüntüler elde edebilmek için kullanı¬lır. Fotoğrafta oyun ve hileler yapılış şekillerine göre, optik hileler, kimyasal hileler, mekanik hileler, poz hileleri, aydın¬latma hileleri, karanlık oda hileleri olmak Üzere guruplamak mümkündür.MERCEKLERLE HİLELER401 — Fotoğraf oyun ve hilelerinin büyük bir kısmı optik usullerle yapılır. Bu hileler genellikle elde mevcut olan optik malzemelerin alışılmamış şekillerde kullanılması ile yapılırlar.Değişik odak uzaklıklı objektiflerle çekilen fotoğraflar ço¬ğu kez bir fotoğraf hilesi olarak kabul edilmezler. Çünkü bu objektifler kullanılan fotoğraf makinesinin standart malze¬meleridir. Örneğin 35 mm. lik bir fotoğraf makinesi için 50 mm. objektif normal bir objektiftir ve bu objektifin görüntüyü alış biçimi, normal insan gözünün görüntüyü alış biçimine en yakını sayılır. Bu normal objektiflerle çok değişik perspektifler seçmek koşuluyla çeşitli oyunlar yapılabilir. Bunun için gereken tek şey. fotoğrafını çekeceğiniz objeyi çeşitli görüş açılarından ve değişik uzaklıklardan gözlemek ve hayal gücünüzü çalıştırmaktır.
DİJİTAL TV. YAYINCILIĞI ÖZETGeçtiğimiz yüzyılın en büyük buluşlarından biri olan televizyon, içinde bulunduğumuz iletişim çağında teknolojiye paralel olarak büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Bu ilerlemelerden bir tanesi de televizyon yayıncılığında analog yayın sistemi yerine dijital yayın sisteminin uygulanmaya başlamasıdır. Dijital yayın sisteminin uygulanmaya başlamasıyla şu anda Türkiye’nin de sorunu olmaya başlayan yayın sıkışıklığı ve frekans tahsis sorununun önüne geçilecektir. Şu anda Avrupa ve Amerika’da uydu üzerinden ve kablolu yayın sisteminde,ayrıca Hollanda ve İngiltere’de terresterial sistem olarak kullanılan dijital yayın sistemi,Türkiye’de ise 3984 sayılı yasanın hazırlandığı dönemde göz önünde bulundurulmadığından ve yasada yeni bir düzenleme yapılmadığından uygulamaya alınamamıştır. Fakat bu mevzuat eksikliğine rağmen şu anda Türkiye’de dijital yayın yapan Cine dijital,Star dijital ve Dijitürk gibi yayın kuruluşları Türk televizyon seyircisini daha kaliteli görüntü,daha kaliteli ses ve daha çok kanal sayısı,EPG(elekctronics program guide), pay pier view,interaktif gibi sistemin getirmiş olduğu birçok yeniliklerle tanıştırmıştır.
Cinema in TurkeyThe beginnings of cinema in Turkey seem to go back to approximately a year after the Lumiére brothers gave their first show on December 22, 1895. The then Ottoman Empire was introduced to this fabulous art in the Palace and a beer hall in Istanbul. Although cinema came to Turkey without a long delay, film-making came along much later. After 1914, when the first film in Turkey (produced for the army at the beginning of the First World War, by a reserve army officer, Fuat Uzkinay, under the direction of the Turkish military command) was made, Turkish cinema encountered many difficulties. Turkish film-making came to turning point in 1922, when the stage actor Muhsin Ertugrul, who had been directing films in Germany since 1916, set up his own private film company Kemal Film. His film based on the novel "Atesten Gömlek" by Halide Edip Adivar was the first that dealt with the War of Independence. It was also the first film in which Muslim Turkish women (Bedia Muvahhit and Neyyire Neyir), acted.
Anlam Bilimi ve Görsel ÇözümlemeUmberto Eco başka bir şeyin yerine anlamlı olarak tuttuğu varsayılabilen her şey göstergedir. Gösterge başka bir şeyin yerini tuttuğundan o şeyin var olması ya da o anda gerçekten bir yerde olması gerekli değildir. İletide bir etki elde etmek üzere seçilen düz anlamsal olgu ya da değerlerin görüntüsel gösterge terimine giydirilmesi, yan anlamsal değerlerin de reklamın gönderme yaptığı ya da oluşturduğu uzlaşımsal gösterilen düzeyde, -Eco’nun deyişiyle ikonogrif sözceler düzeyinde algılanması yerinde olacaktır.Her görsel öğenin kendine özgü düzgüsü vardır. Ve okuyucular bu düzgülerle taşınan iletileri bilinçli ya da bilinçsizce alırlar. Her reklam kendi kültürüne özgü bir anlamsal değer üretir. Reklam tasarımlarında da bir dilin kültürel anlamlama çizgisi ile eğretileme, düzdeğişmece gibi söz sanatsal olgular evreni göz önünde bulundurur. Reklam dili karmaşık bir sözdizim kullanımından kaçar. Durum bu olunca, sloganın gerçek anlamsal değerine ulaşmak sözdizimsel bağıntılardan yola çıkarak içerik düzlemini yeterince irdelemekle olanaklıdır.
A Brief Comparison Between American And Turkish Film SoundIn his article ‘Stretching Sound To Help The Mind See’, Walter Murch questions our seeing and hearing perceptions. “…we all begin as hearing beings – our four and half month baptism in the sea of sound must have a profound and everlasting effect on us but from the moment of birth onward, hearing seems to recede into the background of our consciousness and function more as an accompaniment to what wee see. Why this should be, rather than the reverse, is a mystery: why does not the first of our senses to be activated retain a lifelong dominance of all the others?”The answer, I believe, is based on the fact that we are visually oriented society and we are forced to look at images in a way that we do not hear sounds. As John Michael Weaver suggests, try walking down a city street your eyes closed (and with a friend), absorbing the intricate and complex urban rush of sounds. Suddenly your ears open up. Maybe a tire squeaking, or the idling diesel engine of truck unloading its daily supplies makes you pause for a moment, or the smell of fresh bagels implies clanging oven doors. All sorts of new possibilities emerge for matching sound to picture, some of them obvious, some not.
Konu: ''Ticari flimlerin seyirciyle kurdugu ilşki neyi amaçlar?'' Büyük Tekel Günümüzde flimler genelde ticari amaçla çekiliyor. Çünkü yapımcılar para kazanma amacı güdüyorlar. Çekilen flimlerde konu fazla önemli degil , önemli olan; aksiyondur.Günümüz de flimin kalitesini belirleyen unsur aksiyondur.Flimin kalitesini belirleyen diger bir unsurda flimin çekiminde harcanan paradır.Flim çekilirken ne kadar büyük mebla harcanmışsa o flim okadar degerlidir.Günümüz dünyasında çekilen flimlerde genelde düzgün fizikli mankenler oynamaktadır.Şu dönemdeki diger sanatçı tiplemeside soyunan veya gizli ask yaşayan insanlar sanatçı oluyorlar.Örnek vermek gerekirse Monica L. dir.Bu insanların oynadığı flimlerin izleyiciyle nasıl bir ilişki kurmasını beklersiniz.Atalarımızın anlayışlarını şu an sorguluyoruz fakat onlar en iyi anlayışa sahiplermiş. En azından sanatı sanat için yapıyorlarmış. Ama şu an biz sanatı bir tekel haline getirdik.Günümüzde ki konservatuar mezunu veya bu işin egitimini almış insanlar bir kenarda kendi emeklerini katarak, hadda kendi paralarından vererek bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)