Psikoloji
DosyalarEkleme Tarihi
ŞİZOFRENİŞizofreni, geçen yüzyıldan beri ruh hekimliğiniğ en çok uğraştıran, fakat bugün bile çeşitli yönleri tam açıklanmamış bir ruhsal bozukluktur.19. yüzyıldan kalma bir etki ile halk arasında korku uyandıran ve “erken bunama” diye bilinen bu hastalık; genç yaşta başlayan, insan arası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak, kendine özgü bir içe kapanım dünyasında yaşadığı;duyuş,düşünüş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü bir psikozdur.TARİHÇE Eski çağ Sanskrit yazılarında ve Hipokrat okuluna bağlı eski Yunan hekimlerinin yazılarında şizofrenik türde ruh hastalığının tanımlandığı bildirilmektedir.Orta Çağ Avrupasında şeytana tutulmuş diye bilinen ruh hastalarının önemli bir bölümükuşkusuz şizofreniklerdir. 17. Yüzyılda Willis’in, 18. Yüzyılda Pinel’in bu hastalığı az çok tanıdıklarına ilişkin belirtiler vardır. 18. Yüzyıl başında İngiltere’de John Haslam ve George Man’ın gençlik çağında başlayan içe kapanma ve düşünce bozukluğu ile belirli olarak tanımladıkları ve bir ad veremedikleri bozukluğun şizofreni olduğu düşünülebilir. ( ,2)
ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ *Taner DEMİR*(Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi, Rehber Öğretmen)? Öğrenme: Yaşantı sonucu kazanılan nispeten kalıcı izleri olanlar davranış değişikliğidir? Öğrenme olması için davranış değişikliğinin kalıcı olması gerekir. İlaç alındığında, sarhoşken vb yapılan davranışlar öğrenme değildir.? Öğrenmede davranışa dönüşebilme potansiyeli olmalı? Öğrenip öğrenmediğini davranış ortaya çıkarma ile anlıyoruz.? Psikolojide öğrenme çok önemlidir.? Çevre + Kalıtım + Zaman faktörleri
Öğrenme doğası ve Çok Yönlü GelişimBireyin doğum öncesinden başlayan doğum süreci ile ortaya çıkan ve doğum sonrası devam eden yaşam serüveni bu üç aşamada pek çok etken tarafından yönlendirilmektedir.Bireyin gelişimini doğum öncesinde kalıtımsal ve çevresel faktörler etkilemektedir. Özellikle annenin sağlık durumu, bazı bağımlılıkları, beslenme alışkanlıkları, ekonomik, kültürel ve sosyal durumu doğum öncesinde çocuğun gelişiminde olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Hatta bazen bu etkenler yaşam serüvenini daha başlamadan ya da başladıktan kısa bir süre sonra noktalayabilmektedir.Günümüzde doğum süreci tıpta gelinen ileri bilgi ve teknoloji noktasında eskiye nazaran daha az riskli bir süreç olmakla birlikte bazen bireyin yaşamında hemen ya da daha sonra ortaya çıkabilecek sorunlar yaratabilmektedir.Doğum sonrasında bireyin gelişimini çok yönlü bir süreç olarak adlandırabiliriz. Bu serecin bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal boyutları vardır. Bu boyutlar ya da gelişim alanları birbirleriyle iç içedir. Bireyin gelişiminde belli bir sıra ve yön vardır. Gelişim süreklidir ve gelişimde bireysel farklılıklar söz konusudur. Aynı yaşta olan, benzer çevrede yetişen iki çocuğun gelişim hızı ve biçimi birbirinin aynı değildir. Gelişimde kritik dönemler vardır. Bazı bilgi ve beceriler kendileriyle ilgili bu kritik dönemlerde kazanılmazsa daha sonra kazanılsalar bile istenilen düzeye ulaşılması bazen mümkün olamamaktadır.
Yaratıcılıktaki Engeller1. Çok meşgul olmak ve problemlerle çok haşır neşir olmak.2. Çatışan hedeflere ve amaçlara sahip olmak.3. Dinlenebilmek için yeteri kadar zaman ayıramamak.4. Eleştirilme korkusu.5. Kendine güven eksikliği6. Ruhsal durum.7. Duyguları beslemeyen steril bir çevre.8. Çabuk sonuç üretme talepleri ve ihtiyacı9. Bilgi toplamayı veya iletişim kurmayı engelleyen katı kurallar veya engeller.10. Kırıcı sözler.11. Popüler kültürle fazla haşır neşir olmak.12. Stres13. Rutinleşme.14. İnançlar.15. Ego.16. Korkular.17. Kendini eleştirme ve negatif düşünce.
WISC-R RAPORUTESTİN VERİLİŞ NEDENİ Deneğin seçimi tesadüfi olup,testörün amacı eğitim ve uygulama için WISC-R Zeka Testi uygulamak ve rapor yazmaktır.GENEL GÖZLEMLERWISC-R Zeka Testi Beyazıt Tevfik Kut İlköğretim Okulunda uygulanmıştır. Denek ve testör test ortamında kısık sesle konuşmak zorunda kalmışlar,fakat hem denek hem de testör bu duruma kısa bir sürede uyum sağlamışlardır. Denek ve testör arasında testin başlangıcından itibaren olumlu bir ilişki kurulmuş ve bu test süresinin bitişine kadar bu durum sürmüştür.
Sınav Stresini Yenme Columbia Üniversitesi Teachers College a (Eğitim Fakültesi) göre herhalde Amerikalı öğrenciler dünyanın en fazla test alan öğrencileridir. Bu öğrenciler her yıl 100 milyondan fazla standart test almaktalar. Bu testlerin sonuçları eğitimciler, veliler, okul yöneticileri ve kamu oyu tarafından çok ciddiye alınmakta çünkü test sonuçları okul ve öğretmen başarısını göstermekte ve bir çocuğun gelecekte girebileceği okulları belirleyebilmekte.Teksas lı yuva ve birinci sınıf öğretmeni Charlotte Sassman a göre test sonuçları en ince detaylara kadar inceleniyor ve gazetelerde yayınlanıyor. Böylece örnek okullar öne çıkarılıyor. Velilere düşen ise evlerini satıp en iyi test sonuçları bulunan okul ve mahallelere yakın yerlerde ev almak. Tabii bütün bunların stresi öğrencilerin üzerinde hissedilmekte. Testlere hazır en iyi öğrenciler bile stresi yaşıyor. Test olacağı haberi geldiğinde terlemeye başlıyor..mide kramplarıyla savaşmak zorunda kalıyorlar. New Jersey de bir okulun hemşiresi test endişesinin öğrencinin sınavdaki performansının ciddi şekilde etkileyecek boyutlarda olabildiğini belirtiyor. Peki bu standart testleri bu kadar stresli yapan nedir? Öncelikle testlerin veriliş biçimi. Test süresi çok kesin olarak belirleniyor, sınav yönergeleri genellikle çok karışık ve kurallar esnek değil. Çoğu öğretmen ve öğrenci için bu durum normal olarak sınıflarındaki gerçekten çok farklı. Hatta sınıftaki oturma düzeni bile bu sınavlar için değiştiriliyor.
PSİKOLOJİ1. PSİKOLOJİNİN KONUSU Psikoloji insan davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. İnsan merak eden, öğrenme ihtiyacında olan bir varlıktır. Hem kendini hem de kendi dışındaki dünyayı anlamak ister. Elde ettiği bilgiler de onun çevresine uyumunu kolaylaştırır. İnsan yalnızca çevresini, dış dünyayı değil, kendisi ile ilgili olayları da merak eder. İnsan nedir? sorusuna cevap arar. Bu sorunun cevabını aslında bildiğini zanneder. Oysa insan hakkında bilgimiz düşündüğümüzden de azdır. İnsan, felsefenin, dinlerin, antropoloji, etnoloji, biyoloji, sosyoloji gibi çeşitli alanların konusu olmuştur. İnsanı inceleyen alanlardan biri de psikolojidir. Psikoloji, insanın neden, niçin ve nasıl davrandığını araştırır.
Psikonöroimmünoloji ve Halk SağlığıGİRİŞ:İnsan vücudunda gerçekten neler oluyor?Bütün bunları nasıl ispatlarız? Ellili yılların sonu ve altmışlı yılların başında herşey öyle açık ve kesin görünüyorduki aşılar ve antibiyotiklerle birçok ölüm engellenebiliyordu. Oysa seksenli yıllardan sonra dünyanın teknolojik açıdan en gelişmiş ülkelerinden biri olan ABD de enfeksiyon hastalıklarından ölüm 5. sıraya çıkarak % 58 lere yükseldi. Hatta çağın son buuşu olan gen teknolojisi bile herhangibir hastalık için etkin bir tedaviyle sonuçlanamadı.“Çocukken doğanın sihirli olduğunu düşünürdüm. Daha sonra herşeyin matamatiksel formüllerle ifade edilebileceğini öğrendim . Bu en büyük hayal kırıklığım oldu. Bilimden sihiri çıkardığınızda teknolojiyle başbaşa kalırsınız. Ama ben hala DNA sarmallarını büken bir sihrin olduğuna inanmak istiyorum” Psikonöroimmunoloji alanında yayınlanmış ilk kitap 1975 yılında Robert Ader tarafından yayınlanmıştır. Robert Ader ve Nicolas Cohen klasik Pavlov deneylerini ratlar üzerinde tekrarlamış ve davranışla ilgili olarak immun yanıtın değiştiğini ortaya koymuşlartdır. Bu araştırmacılar ratlara mutluluk verici olaylardan sonra ( tatlı su) siklofosfamid enjekte etmişlerdir daha sonra koyun eritrositleri enjekte ederek antijenik reaksiyon oluşturmayı denemişlerdir ve geçmişte siklofosfamidle birlikte kullanılmış tatlı suyun tek başına da immun sistemi baskılayabildiğini tespit etmişlerdir. Öyle görünüyordu ki ratların beyninde oluşan birşeyler bu yanıtı oluşturuyordu. Oysa ki klasik immunoloji insan vücudu dışında deney tüplerinde ispatlanmış birçok dogmaya dayanıyordu.
PROBLEM TARAMA TEKNİĞİPROBLEM TARAMA TEKNİĞİ TESTİ
MotivationMotivation refers to forces either within or external to a person that arouse enthusiasm and persistence to pursue a certain course of action. Needless to say, employee motivation affects productivity and one part of a manager’s job is using this productivity towards the accomplishment of organizational goals. The study of Motivation helps managers to understand what prompts people to initiate action, what influences their choice of action and why they persist in that action over time.
KİŞİLİK NEDİR? UZUN YILLAR BOYU DEĞİŞMEZ OLARAK MI KALIR? Günümüze kadar hakkında birçok fikir üretilen ve kuram oluşturulan ‘kişilik’ kavramının değişik yönleriyle birçok tanımı yapılmıştır.Bunlardan bazıları şunlardır: ? kişilik doğuştan gelen biyolojik özelliklerle,çevreden gelen sosyal etmenlerin birbiri üzerine yaptıkları etkilerin meydana getirdiği ahenkli bir bütündür.Demekki kişilik hem kalıtsal özelliklerin,hem de çevrenin bir ürünüdür. ? Kişilik,kişide yapıların,davranış biçimlerinin,düşünüş özelliklerinin,ilgi ve eğilimlerin,yetenek,kabiliyet veyönelişlerin,ruhsal durumların karakteristik bir bütünleşmesidir. ? Kişilik,bir insanı nesnel veya özel yanlarıyla diğerlerinden farklı kılan duygu,düşünce ve davranış özelliklerinin tümüdür. Bu tanımlara göre kişilik dediğimiz şey,kişinin bütün bedensel özelliklerinin,içgüdülerinin,dürtülerinin,eğilimlerinin,kazanılmış deneyimlerinin bir bütünüdür.Deneyimden kastedilen,insanın yaşantısıdır.Bu yaşantı süresince kişiliğimizde mutlaka küçük veya büyük bazı değişiklikler olmuştur.Kişiliğimiz bir yerde durmaz,değişiklikler hayat boyu devem eder.Beden yapısının gelişmesi gibi kişilik de uzun yıllar boyu değişir.Ancak bu,sezilmesi çok zor olan,yavaş bir oluşumdur.
JUNG VE PSİKANALİTİK KURAM Jung, insanları sınıflandırmaya çalışır:? İçedönük Tip: Dış dünyanın uyaranlarını reddeden kendi içine dönmüş tiptir.? Dışadönük Tip: Gereksinim duyduğu dış dünyaya yönelmiş ve uyaranlarını çevresinden alan tiptir.Jung, kişiliğin dört ana fonksiyonunu tanımlamıştır:? Duyuş: Duyu organıyla algılamadır.? Hissetme: Kendini ve başkalarını değerlendirebilme yeteneğidir.? Düşünme: Düşünme işlevi ve kavrayışıdır.? Sezgi: Bilinçli olarak kavramanın dışında gerçeğin fark edilmesidir.
HATIRLAMA VE UNUTMAHAFIZAGeçmişimizi kaydedip daha sonra ona başvurduğumuz bu sebep¬le de şimdiki anımızı etkileyen sistem hafızadır. Hafıza kapasitesi ol¬maksızın bir insanı (veya öğrenebilen bir hayvanı) düşünebilmek zor¬dur. Hafıza olmasaydı edindiğimiz tecrübelerden geriye hiçbir şey kal¬mazdı, aslında öğrenme denilen şey de gerçekleşmezdi çünkü kısa bir süre önce öğrendiğimizi, hafızaya dayanarak hatırlar ve uygulamaya koyarız. Bunun aksi bir durumda çok dar bir çerçeve olan “bu ânı” yaşa¬mak zorunda kalırdık ve sonuçta da bu an, geçmişimizi hatırlayamadı¬ğımızdan, kendimiz ile ilgili bir an olarak bize bir mana ifade etmez¬di. Her insan her sabah kalkar ve kim olduğunu ve ne olduğunu bilir. Bu süre giden şahsî kimlik hissi, bizim dünümüzü bugüne bağlayan hatı¬raların sürekliliği üzerine kuruludur.İnsan hafızasının analizinde, hafıza sisteminin yapısı ve bu yapı¬yı işleten süreçler birlikte ele alınmalıdır. Yapı, hafıza sisteminin dü¬zenleme şeklidir; süreçler ise hafıza sistemi içersinde ortaya çıkan faa¬liyetlere dayanır. Hafıza sisteminin ele alınacağı bu bölümde yapı ve süreçler birlikte incelenecektir.
GERÇEKLİK TERAPİSİ Bu terapi William Glasser adında bir psikiyatrist tarafından ortaya atılmıştır. Glasser gerçeklik terapisini şöyle tanımlar: Bireyin kendi davranışının sorumluluğunu bireye yükleme. Bu da ruh sağlığına eşittir. Terapi danışanların amaçlarına ulaşmada başarılı olabilmeleri için onların daha gerçekçi ve daha sorumlu olabilecekleri şekilde eğitim vermektir. Gerçeklik Terapisi:? Kimlik kazanmaya çalışan insanlar,? Duygusal problemleri olan insanlar,? Davranışsal problemleri olan insanlar ile ilgilenir.
GENÇLİK ÇAĞI RUH SAĞLIĞI VE RUHSAL SORUNLARGençliğin Tanımı ve Toplumdaki YeriGençlik, çocuklukla erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir. Ergenlikle başlayan hızlı büyüme, gençlik çağını sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla biter. BM Örgütünün tanımına göre genç, 15-25 yaşları arasında, öğrenim gören, hayatını kazanmak için çalışmayan ve ayrı bir konutu bulunmayan kişidir. Gerçekten gençlik hem toplumsal, hem biyolojik, hem de ruhsal bir kavramdır.Türk toplumu gerçek anlamda genç bir toplumdur. Nüfusumuzun % 60’ını 25 yaşın altındaki çocuk ve gençler oluşturmaktadır. 50 milyonluk hiç bir Batı ülkesinde nüfus içindeki gençlik kesimi bu kadar büyük değildir.Ülkemiz gençliği sorunsuz bir gençlik sayılabilir. Çünkü varlıklı toplumların gençlerine özgü hastalıklarına daha tutulmadı. Ülkemizde gençler arasındaki uyuşturucu kullanımı o kadar değildir. Gençlik suçluluğu da nüfusumuza ve genel suçluluk oranına göre düşüktür.
Fobilerablütofobi: yıkanmaktan korkmaagirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkmaagorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusuailurofobi: kedilerden korkmaakluofobi: karanlıktan korkmaakrofobi: yüksek yerlerden korkmaakustikofobi: belirli seslerden kokrmaalgofobi: acı çekmekten korkmaamatofobi: toz korkusuamnezifobi: hafızasını kaybetmekten korkmaandrofobi: adamlardan korkmaanemofobi: fırtına korkusuantlofobi: sel korkusuantropofobi: insanlardan korkmaapifobi: arılardan korkmaarakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku
FEMININITY FROM THE PERSPECTIVE OF PSYCHOANALYTIC THEORY It is known from psychology that “masculine” and “feminine” are the names applied to the behaviors due to the features of anatomy and convention. Being ‘active’ is referred to masculinity while we use the term ‘passive’ for femininity. However, in Freud’s ‘psychoanalysis’, to take equal femininity with passivity is an error, also it is valid for masculinity and activity. Freud (1932) claims that sometimes a great deal of activity is needed to obtain certain passive aims or behaviors. In my opinion, we must beware in this of underestimating the influence of social customs, which similarly force women into passive situations.
DÜŞÜNME VE YARATICILIĞI ÖĞRENME1. DÜŞÜNME1.1. DÜŞÜNMEYİ ANLAMAK VE DÜŞÜNMEK1.1.1. DÜŞÜNMENİN KONSEPTİ VE ANLAMIDüşünme; içinde bulunulan durumu anlayabilmek amacıyla yapılan aktif, amaca yönelik organize zihinsel sürece verilen addır. Her şey düşüncede yatar, düşüncelerle yönetilir ve üretilir. Zihin, beden ve ruh arasındaki dengeyi oluşturarak düşünceleri bütünleştiririz. Bilinçaltımız düşünceleri oluşturur. Ancak bu düşüncelerden etkili olanının seçilmesi için elemeler yapılmalıdır. Bu da eleştirel düşünerek gerçekleştirilir. Sorunların çözümünde etkili bir yoldur. Genel geçer, daha önce düşünülmemiş fikirleri ortaya koyarken yaratıcılık ön plana çıkar. Yaratıcılığın yapıcı olarak kullanılması ve kendini yönetme yoluyla düşünce gücünün nasıl kullanılacağı yolunda adımlar atılır. Hayatı oluşturan şeyler düşüncenin sürekli değişen kreasyonlarıdır. Düşünce; düşünmenin ürünüdür ve yaşamımızın her yönünde kullanırız. İnsanların düşünme sürecini bilinçli olarak en sık kullandıkları dört alan vardır:1. Sorunu Çözme2. Belirli Amaçları Gerçekleştirme3. Bilgi ve Olayları anlamlandırma4. Karşılaştığımız Kişileri Daha İyi Tanıma
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU Son 25-30 yıldır Çocuk Psikiyatrisi kliniklerinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı popülaritesini korumaktadır. Tarihsel süreç içinde minimal beyin disfonksiyonu, hiperkinezi, hiperkinetik sendromu ve hiperaktiviteli dikkat eksik liği sendromu gibi farklı isimlerle ele alınmış, son sınıflama sisteminde ise dikkat eksik liği ve hiperaktivite bozukluğu olarak tanımlanmıştır.DEHB’ nin tanımı ile yukarıda sa yılan tanımlar arasında belirgin farklılıkların olduğu bir gerçektir. Günü müzde DEHB’ nin alt tipleri tarif edilerek tanısal yaklaşım sınırları genişletilmiştir. DEHB çocukluk çağının en önemli psikiyatrik sorunlarının başında gelir. Aileyi, okulu ve toplumu ilgi lendiren yönleriyle ve geniş anlamıyla bir eğitim ve öğretim sorunudur. Sorunun erken teşhisinde tedaviden elde edilen sonuçların yüz güldürücü olması, hiper aktivitenin sağ lık ve eğitim alanında çalışanlar tarafından mutlak bilinmesi gereken konular arasında yer alması gerçeğini göstermektedir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu , Aşırı hareketlilik, Dikkat eksikliği ve İmpulsivite olarak sınıflandırılabilen üç temel belirti kümesinden oluşur.
ÇOCUK VE REKLAM ARASINDAKİ İLİŞKİçocukların reklam objesi olarak kullanılması sonucu şirketlerin yararına kullanılması ve ailelerine satın alma yönünde baskı yapılması son yıllarda sık karşılaştığımız bir pazarlama yöntemi olmuştur.1984 yılında ABD'de Reagan yönetimi sırasında, daha önce yasak olan televizyon programlarında oyuncak reklamı yapmak ve pazarlamak yasal kabul edildi. Aynı zamanda çocuklara yönelik programlarda daha önce sınırlı bulunan, her saat başına reklam süresi kısıtlaması kaldırıldı. Oyuncak satıcılarının karı olağanüstüydü, hatta bazı üreticiler, ürünleri pazarlayacak televizyon istasyonlarıyla anlaşma imzaladılar. 1987'de çocuklar için yapılan programların yüzde 80'i, oyuncak şirketlerince finanse ediliyordu. Ancak kongre, Ekim 1990'da çocuklara yönelik televizyon programlarında reklamlara kısıtlama getirdi ve eğitim programlarını teşvik eden bir kanun çıkardı. The Guardian gazetesinin haberine göre McDonalds, çocuklar için hazırlanan televizyon reklamlarına geçen yıl 34.6 milyon dolar, Coca Cola ise 16.2 milyon dolar harcamış.
BÜYÜK DEPRESYON1929’lu yıllardan itibaren farklı ve çok önemli bir sorun ortaya çıkmıştır. Tüm dünya ekonomilerinde daha sonra adına “Büyük Depresyon” denilen büyük bir çöküş başlamıştır. Depresyonun başladığı ABD’de 1929-1933 arasında ekonomi %30 oranında daralmıştır. İşsizlik %25 artmıştır.Birinci Dünya Savaşı sonundan 1922’lere değin süren dönemde savaşçı ve savaşı yenilgiyle bitiren ülkeler, savaş yıkıntılarını gidermeye çalışmışlar,1922-1925 yılları arasında ise, ekonomilerinde büyümeyi gerçekleştirmişlerdir. Fakat, gerek bu ülkelerin savaştan sonra ekonomik yaralarını kapatıp endüstriyel üretimlerini arttırmaları, gerek ABD gibi ülkelerin, zaten savaşı oransal olarak önemsiz kayıplarla atlatıp üretim kapasitelerini yükseltmeleri ve daha Birinci Dünya Savaşı arifesinde Kanada ve Avustralya gibi bazı dominyonların belirli sanayi kollarında üretimlerini arttırmaları ve savaştan sonraki yıllarda da üretimlerini daha da yükseltmeleri ile toplam üretim, ulusal ve uluslararası düzeyde toplam efektif istemi, yani satın alma gücüyle desteklenmiş istemi (talebi) aşmıştır. Böylece bir aşırı üretim durumu ortaya çıkmıştır. Bu durumda, üretilen malların ulusal ve uluslararası düzeyde sürümü düşmüş ve 1929 yılının sonbaharında başlayan bu bunalım, kısa sürede işbölümüyle birbirine bağlanmış toplumlara, ülkelere yayılmış ve bu tür toplumları derinden sarsmıştır. Bunun sonucunda uluslararası ticaret durmuş ve dünyanın o ana kadar en büyük bunalımına tanık olunmuştur.
AİLE İÇİ ŞİDDET – ENSEST GİRİŞ Kadına yönelik şiddet dünyadaki en yaygın ancak en az tanımlanmış insan hakları suistimalidir. Dünyada yılda 3.5 milyon kişi şiddetten yakınmaktadır. Şiddet tarihsel süreç boyuncu hemen hemen bütün toplumlarda görülmüştür. Geleneksel kadınlık rolü beklentileri kadına adeta “kurban” pozisyonunda kalması teşvik etmektedir. Kadınlar “Öğrenilmiş acizlik” leri nedeni ile kaderlerine boyun eğmektedir. Halbuki güzelliklerden kendilerine ayıracak, cam bölmeyi kaldıracak “güç” her insanda vardır. Yeterki kadınlar kendi dünyalarının muhteşemliği ve sınırsız gücü ile tanışsınlar. Bir çocuğun güven duygusu birden bire korkuya dönüştüğünde bakışlarına yansıyan gölgeden başka neden bir erişkinin anlaşılmaz cinsel davranışlarıyla karşılaştığı zaman henüz gelişmemiş bir bedenin söz yetimine uğramasından başka ne olabilir. Hepimizin içindeki çocuğun öldürmeden bu karanlık ortadan kaldırılabilir mi?
DEPRESYONGünümüzde her geçen gün biraz daha sık rastlamaya başladığımız bir rahatsızlık olan Depresyon (ruhsal çöküntü); genellikle çevremizde meydana gelen olaylara bir tepki olarak ortaya çıkar. Pazartesi sabahları yaşadığımız geçici sıkıntılardan, derin duygusal kayıpların yaşandığı ve psikiyatrist müdahelesi gerektiren ağır vakalara kadar birçok rahatsızlık depresyon olarak adlandırılır.İnsanlar zaman zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissederler. İşinden ayrılmak, sevdiğini kaybetmek veya başarılı olamamak üzüntüye yol açan yaşam olaylarındandır. Kısaca üzüntü normal yaşamın bir parçasıdır. Ancak bu üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkması ruh sağlığı sorunudur ve depresyon olarak tanımlanır. .Depresyon duygu düşünce ve davranışı etkiler. Tedavi edilmediği taktirde aylar yıllar bazen de ömür boyu sürebilir.
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)