Kategori Dışı Dökümanlar
Belli bir kategoriye dahil olmayan dökümanlar burada...(Kategorileri belirlenen daha sonra uygun kategoriye taşınacaktır.
DosyalarEkleme Tarihi
· DİVAN EDEBİYATININ TARİHÇESİ · Divan debiyatı, Türklerin, 13 ve 19’uncu yüzyıllar arasında Anadolu’da yarattıkları İslam kültürünün ortak özeliklerini yansıtan, geniş ölçüde Arap ve Fars edebiyatının etkisini taşıyan yazılı edebiyat türüdür. Ancak divan edebiyatı, Türklerin İslam dinini kabul ettikleri ilk dönemlerden başlayarak Orta Asya ile Azerbaycan’da ortaya çıkan ve aynı nitelikleri taşıyan divan edebiyatı ile karıştırılmamalıdır. Divan edebiyatı tanımı tümüyle Anadoluya özgüdür. Tarihsel süreçte dindışı ve dini tasavvuf olmak üzere iki kolda gelişti. Şiir ve düzyazı alanındaki en eski örnekler 13. yüzyıldan kalmıştır. Divan edebiyatında başlangıcından beri şiir, düz yazıdan daha önde gitmiş ve daha gelişmiştir. Bunun belki de en önemli nedeni, şiirin sanatçının yaratıcılığını ortaya koymasına daha uygun olmasıdır. Divan şiiri, söz ve anlatım sanatlarını kullanarak, yeni manzumlar bularak okuyucusunu daha kolay etkiler. Düz yazı dalında ise ağır basan, öne çıkan özellik "öğretici" olmaktır. Bu nedenle anlam gözardı edilir ve belagat önem kazanır. Divan edebiyatı yazarlarının beslendikleri kaynaklar, başta dinsel inançlar, yani İslami inançlar olmak üzere İslami ilimler, İslam tarihinin olayları, tasavvuf, Hint-İran kökenli söylenceler, peygamber kıssaları, evliya menkıbeleri, çağın bilimleri, günlük olaylar, gelenek ve görenekler, terimler, deyimler, atasözleri ile zenginleşen bir dildir. Dünyevi ve tanrısal aşk · Divan şiirinde aşk büyük yer tutar. Ama bu aşk hem dünyevi hem de tasavvufidir. Tasavvufa bağlanan şairin amacı, "mutlak güzellik" olan "tanrıyı bulmak"tır. Tanrısal aşk, maddi aşkla başlar. Bir güzele aşık olan şair, duygularını daha sonra soyutlama yoluyla tanrısal aşka dönüştürerek tanrıya kavuşmak için çabalar. Aşkı din dışı bir anlayışla işleyen şairlerin şiirlerinde ise tapınılacak bir varlık olarak kadın önemlidir. Ama bu tür şiirlerde kadın aşığını sürekli üzmekte, yaşamdan bezdirmektedir. Dil kon...
Ogretmen atamalari icin basvuru sayfası acildi(MEB)
YETİŞKİNLİĞİ TANIMI Yetişkin (adult) sözcüğü, Latince’de büyümek anlamına gelen “adolescere” fiilinin geçmiş zamanından türetilmiştir. Yani yetişkin “büyümüş kişi” anlamına gelmektedir. Yetişkinliğe “olgunluk dönemi” de denir. Çünkü bu dönemde yetişkin kişinin fiziksel ve psikolojik açıdan olgunlaştığı kabul edilir. Olgunluk ise; bireylerin yaşamın gereklerine ve zorunluluklarına başarılı bir şekilde uyum sağlamaları, bunun içinde sürekli değişim gösterebilme yeteneğidir. Olgunlaşma süreci, de insanoğlu ile dünya arasındaki uyum arayışıdır. Genellikle toplumlar için yetişkinliğin başlangıcı; öğrenim hayatını bitirmiş, iş hayatına atılmış veya evlenmiş olmakla aynı anlama gelir. Diğer taraftan yetişkinliğin yaşlılıkla ya da biolojik ve toplumsal değişimle bir tutulduğunu görmekteyiz. “Biolojik yaşlanma”, insan organizmasının yapı ve işleyişinde zamanla ortaya çıkan değişmeleri; “Toplumsal yaşlanma” ise, bireyin rolleri üstlenmesi ve terk etmesinde zamanla oluşan değişimleri içerir. Oysa birey doğumundan ölümüne kadar hem toplumsal hemde biolojik bir çok evreden geçer. YETİŞKİNLİK KURAMLARI ERİKSON’UN KURAMI Erikson’un bu kuramı onun klinik gözlemlerine ve kuramsal psikolojisine dayanır. Ancak bu kuram, yetişkinlik konusunda bugüne kadar ileri sürülmüş en kapsamlı açıklamayı içerir. Bunun sebebi de insanın yaşamı boyunca gösterdiği her türlü gelişim ile bağlantı kurmasıdır. Bu kuramın yetişkinlikle ilgili evreleri şöyledir: MAHRAMİYETE KARŞILIK TECRİT OLMA: Genç yetişkinlik döneminde görülen bir evredir. Ergenlikte başlayan cinsel yakınlık bu dönemde gerçekten yakın ve mahrem ilişkiler geliştirme şeklini alır. Ergenlikte birey romantik ilişkilerle kendini tanıma çabası içindedir. Böylece birey kendi kimliğinden emin olacak ve kimlik karışıklığı sorununu çözecektir. Aksi halde kendini soyutlanmış, yanlız ve tecrit edilmiş hissedecektir. ÜRETKENLİĞE KARŞILIK DURGUNLUK: Orta yaşlılık döneminde görülen bir evredir. Genç yetişkinlikten yaş...
İÇİNDEKİLER : Başlarken...
İÇİNDEKİLER :
Başlarken...................................................................................................................................4
Giriş............................................................................................................................................4
1. Hızlı Değişimin Ortasında Küreselleşme : Atılgan Bir Strateji
Geliştirmek........................................................................................7
Merkezden Gelen Değer Niall W. FitzGerald, Unilever PLC,
Başkan..........................................................................9
Küreselleşmenin İkinci Cephesi : Tüketiciye Odaklanmak Jacques A. Nasser, Ford
Motor Şirketi, Başkan ve
CEO....................................................10 Bankacılığın Yüzde
Doksanı Eylem, Yüzde Onu Stratejidir Sir John Bond, HSBC Holding, Grup
Başkanı....................................................................12
Küresel Başarı İçin Yönetim ve Organizasyon Bertrand P. Collomb, Lafarge Grubu,
Başkan ve CEO......................................................14 2. Büyüme
: İşin Anahtarı, Yeni
Buluşlar..........................................................................15
Hiper Büyümeyi Yaratmak ve Yönetmek Michael S. Dell, Dell Bilgisayar Firması,
Başkan ve CEO..................................................19 Büyüme :
Küresel Liderliğin Motoru Stephen R. Hardis, Eaton Anonim Şirketi, Başkan ve
CEO...............................................21 Küresel bir Açlığı Tatmin
Etmek Charles R. Shoemate, Bestfoods, Başkan ve
CEO...............................................................23 3. Hisse
Değeri : Yeniden Ölçümlerin Anlamına
Odaklanma..........................................25 Kuralları Değiştirmek,
Hisse Değerine Giden Yol John F. Antioco, Blockbuster Inc. Yönetim Kurulu
Başkanı ve CEO...............................27 Baxter Tarzı Değer Oluşumu Harry
M. Jansen Kraemer,Jr., Baxter I...
VİTAMİNLER
VİTAMİNLER Vitaminler
sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan organik bileşiklerdir. Vitamin
Latince yaşam anlamına gelen "vita" sözcüğünden kaynaklanır. Vitaminler vücut
tarafından üretilemeyen, besinlerin enerjiye dönüşümüne ve vücudun normal
işlevini sürdürmesine yardımcı olan maddelerdir. Yapılan araştırmalar,
minerallerin de vücut işlevleri için vitaminler kadar önemli olduğunu ve
ikisinin de vücutta belirli oranlarda bulunması gerektiğini ortaya koymuştur.
Vitamin ve mineral desteği niçin gerekir? Özellikle hızlı ve ayaküstü yemek
yeme, öğün atlama, tek tip beslenme gibi günümüzün dengesiz beslenme
alışkanlıkları ve sebze, meyve, et, süt ve yumurtanın yeterli alınmadığı
beslenme durumlarında vücudumuz gereksinimi olan vitamin ve minerallerin tamamım
besinlerden alamayabilir. Özellikle yoğun fiziksel ve zihinsel aktivite, spor,
sürekli ilaç kullanımı (doğum kontrol hapı, bazı antibiyotik ya da idrar
söktürücülerin kullanımı), sigara ve alkol kullanımı, stres, gebelik, emzirme,
menstrüel dönem ve yaşlılıkta bazı vitamin ve minerallere gereksinim artar.
Gereksinim olan vitamin ve minerallerin dışarıdan alınması gerekir. Sigaranın
özellikle C vitamininde yaptığı hasar önemli boyuttadır. Günde ortalama bir
paket sigara içen bir kişinin en az 500 mg. ekstra C vitaminine gereksinimi
vardır. Yeterince vitamin ve mineral alınmazsa ne olur? Yetersiz alım kendini
başlangıçta huzursuzluk, iştahsızlık ve yorgunluk gibi bulgularla belli eden
gizli vitamin eksikliğine neden olabilir. Kısa ya da orta dönemde genel durumun
bozulmasına yol açar. Uzun dönemde ise kronik hastalık gelişimine neden
olabilir. A vitamini (Retinol) 1830 yılında havuçların sarı rengini karoten adı
verilen bir maddenin verdiği belirlendi. Bundan 89 yıl sonra bilim adamları,
Karoten
TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE DİVAN TEŞKİLATI Kuruluş dönemi Osmanlı Devletinde yönetim, eski Türk töresindeki aşiret usûllerine göre uygulanıyordu. Bu mânâda memleket, ailenin müşterek(ortak) malı sayılıyordu. Bununla beraber hükümdar, önemli konularda tek başına karar vermeyerek bir kısım devlet adamının fikrine de müracaat ediyordu. Bu fonksiyon, daha sonra adına "Divan" denecek meclis (bir çeşit bakanlar kurulu) tarafından yerine getiriliyordu. Başlangıçta vezir-i âzam ve vezirler, hükümdarın birinci derecede yardımcıları idi. Her şey belli kanun ve nizamlar çerçevesinde yürütülüyordu. Fâtih dönemine kadar örfe(yazılı olmayan kanun, töre) dayalı olan bu sistem, Fâtihle birlikte yazılı kanun haline getirilmiştir. Bununla beraber, devletin genel kanunları dışında, her kaza ve sancağın ekonomik ve sosyal durumuna göre özel kanunları vardı. Îdarede bütün yetki padişahın ve onu temsilen divanın elinde toplanmıştı. Bu durum, mutlak bir merkezî otoriteyi ön plâna çıkarmış oluyordu. Bu da devlete merkeziyetçi bir karakter kazandırıyordu. Çünkü, daha kuruluştan itibaren hükümdarlar, merkeziyetçiliğe giden bir yol tutmuşlardı. Bu bakımdan bütün tayin ve aziller(görevden alma), merkezin bilgisi altında yapılıyordu. Merkezin en önemli karar organı da "Divân-i Hümâyun" denilen müessese idi. Divân-ı Hümâyun padişahın divânıdır. Divân-ı Hümâyun geniş anlamıyla bir kuruldan daha öteye uzanır. Osmanlı yönetim dilinde, Divân-ı Hümâyun aynı zamanda bu kurula bağlı olan kalemleriyle yani bürokratik örgütüyle devletin en büyük organını belirtiyordu. Dar anlamıyla Divân-ı Hümâyun, çeşitli devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı bir kuruldur . DİVÂN-I HÜMÂYUN İslâm dünyasında, Hz. Ömer ile başlayan divân teşkilatı, daha sonra değişik şekil ve isimlerle gelişip devam etti. Osmanlı döneminde bizzat padişahın başkanlığında önemli devlet işlerini görüşmek üzere toplanan divâna; "Divân-ı Hümâyun" denirdi. Bugünkü Bakanlar Kurulu gibi çalışan Divân-ı Hümâyun önceleri Divanhanede...
PLATON ve ARİSTOTELES
PLATON ve ARİSTOTELES
Aristo ve Platon, insanoğlu için değerli bir yaşamın sadece bir cemiyet
içerisinde mümkün olacağına inanır. Cemiyetle, her ikisi de Yunan şehir
devletini kastetmektedir. Ancak idealist rasyonalist Platon ile eleştirel,
sağduyulu filozof Aristo arasındaki genel karşıtlık iki filozofun toplum
görüşlerinde de açığa çıkmaktadır. Platon var olan koşulları aklın talepleri
doğrultusunda eleştirir ve siyaseti, bir vazife gibi görür: Var olan koşulları
ideal olana yaklaştırma görevi. Halbuki Aristo mevcut devlet formlarıyla yola
çıkar ve O'nun için akıl, gerçekten var olanı değerlendirmek ve tasnif etmek
için bir araçtır. Demek ki Platon mevcut düzenin ötesinde, mahiyeti itibariyle
yeni olanı ararken, Aristo mevcut olanlardan en iyisini bulmaya çalışmaktadır.
Zamanının şehir devletlerindeki siyasal koşullara uygunluğu göz önünde
bulundurulduğunda, bu noktada Aristo'nun söyledikleri daha gerçekçidir. Buradaki
Platon ve Aristo tanımlaması elbette bir basite indirgemedir. Fakat bu tespit
bile, her ikisinin salt siyasal ve felsefî teorilerindeki kesin farklılıkları
gün yüzüne çıkarmaya yardımcı olacak mahiyettedir. Lakin aralarındaki
farklılıklara dikkat çekerken çok fazla ortak noktada buluştukları gerçeği
gölgelenmemelidir. Platon'dan Aristo'ya uzanan gelişmedeki bağlantı, Aristo'nun
Platon'a karşı çıkmış olması gerçeğiyle ilişkilidir; yani Aristo, sadece yeni
bir bakış açısı sunmakla kalmaz, Platona karşı argümanlar da sıralar. Kimin daha
iyi bir düşünür olduğu karşılaştırması yapmadan şunu söyleyebiliriz ki, Aristo
bir tür Platon'un rasyonel devamını temsil etmektedir. Örnek verirsek, Aristo,
tıpkı Platon'un yaptığı gibi, Platonik idealar teorisini eleştirir TÖZ ve
NİTELİKLERİ Platon, geçerli ders kitaplarındaki açıklamalarda yazdığı üzere,
ideaların gerçekte var olan şey olduğunu söylerken Aristo, bağımsız bir biçimde
var olanın belirli şeyler, yani Aristo terminolojisini kullanırsak, "tözler"
olduğunu iddia...
Nedenleri: a) Krallık Rejiminin İstibdadı: Fransa XVI. yüzyıldan beri koyu bir mutlakıyetle yönetilmekte idi. Krallar, memleketin sahibi ve efendisi sayılırdı. Kralın Tanrıdan başka kimseye hesap vermeyeceği kabul olunurdu. Kral ve çevresinin , zengin ve gösterişli yaşamına karşılık, halkın sıkıntılı yaşamı, Krala tepki duyulmasına yol açmıştır. b) Sosyal Durum ( Halkın çeşitli Sosyal Sınıflara Ayrılması ) : Fransız milleti eşitsizlik üzerine kurulmuş sosyal bir yapıya sahipti. Halk, birbirlerine eşit olmayan ve başka hak ve imtiyazlara sahip bulunan ; Soylular - Rahipler - Burjuvalar- Köylüler olarak, dört ayrı sınıfa bölünmüştü. Soylular : Büyük toprak ve Malikane sahibi idiler. Devlet memurluğu ve askerlikle uğraşırlar, devlete vergi vermezlerdi. Topraklarında, köylüleri çalıştırırlardı. Rahipler : Arazi ve mal sahibi idiler. Din bakımından Papaya bağlıydılar. Devlet ve Halk üzerinde dinsel otoriteye sahiptiler. Devlete vergi vermezlerdi. Burjuvalar : Şehir ve kasabalarda oturan , iş ve ticaretle uğraşan kesimdi. Aydınlar bu sınıf içinde idi. ( Doktor, Mühendis, Avukat, Tüccar, Sanatçı ) . Siyasal hakları yoktu. Devlete vergi verirlerdi. Köylüler : Halkın çoğunluğunu oluşturmakta idiler. Vergi verirler, askerlik yaparlar, soylu kişilerin ve rahiplerin tarlalarında çalışırlar, gerektiğinde onların angaryalarını görürlerdi. Hiçbir siyasal hakları yoktu. Okuma - Yazma bilmezlerdi.Ekonominin bütün yükü, vergileri bu sınıf karşılıyordu. c) Fransız Aydınlarının Etkisi : XVIII.yy.da Fransada yetişen filozoflar, düşünceleri ve eserleriyle, Fransız halkını etkilemişlerdir. Bu aydınlar içinde en etkili olanları, Monteskiyö , Volter, Didero ve Jan Jak Ruso dur. Monteskiyö , "İran Mektupları " adlı eserinde, bir İranlının ağzından Fransa daki devlet rejimini, memleket yönetimini, sosyal durumu eleştirerek, hükümetin uygulamalarını ve soyluların yaşayışlarını halka göstermeye çalışmıştır. " Kanunların Ruhu Üzerine " adlı eserinde, devlet ...
MERCEKLER MERCEKLER Ortak bir eksene sahip iki kırıcı yüzey vasıtasıyla sınırlanmış, cam ve kuvartz gibi saydam maddelerden yapılan optik alettir. Merceklerin en güzel örneği, gözümüzün yapısında bulunan göz billurudur. Göz billuru ince kenarlı bir mercektir. Gözlük camlarının tamamı da birer mercek teşkil eder. Mercekler tek başlarına kullanıldıkları gibi birkaç mercek bir arada bir optik alet meydana getirebilir. Büyüteç, göz billuru ve gözlük camları tek başlarına kullanılan merceklere misaldir. Dürbünler, mikroskop, teleskop, sinema makinaları, fotoğraf makinaları, mercek sistemlerinin meydana getirdiği optik düzenlerdir. Mercekler, incelenen cismin arzu edilen elverişli görüntüsünü verirler. Bu görüntü, istenilen duruma bağlı olarak cisimden daha büyük veya küçük, gerçek veya zahiri ( görünen ) olabilir. Bir merceği sınırlayan yüzeylerin tepe noktalarını birleştiren doğru, merceğin asal eksenini ( optik eksen ) meydana getirir. Mercekler, ince kenarlı ve kalın kenarlı diye iki gruba ayrılır: İnce kenarlı mercekler: Ortası, kenarlarına nazaran kalın olan bir mercektir. Merceğe her hangi bir şekilde gelen ışını kırarak optik eksene yaklaştırdığı için bu merceklere yakınsak mercek adı verilir. Asal eksene paralel olarak gelen ışınları kırarak bir noktada toplar. Bu noktada merceğin odak noktasıdır. Aynı uzaklıkta ve ters tarafta ikinci bir odak noktası daha bulunur. Bulunduğu ortama göre kırılma indisi “ n ” olan saydam maddelerden yapılmış ve küresel yüzeylerini eğrilik yarı çapları r1 ve r2 olan bir merceğin odak uzaklığı f ile gösterilirse: bağıntısı mevcuttur.Cismin merceğe uzaklığı U’ ile gösterilirse: U, U’, f arasında: bağıntısı vardır. Yarı çaplar, konvex ( tümsek = dış bükey ) yüzeyler için pozitif, konkav ( çukur = içbükey yüzeyler için negatif alınır. Odak uzaklığı, ince kenarlı merceklerde pozitif, kalın kenarlı merceklerde negatif olarak hesaplara dahil edilir. Cisim ve görüntüden gerçek ola...
MATEMATİK DERSİNİN GENEL HEDEFLERİ
MATEMATİK DERSİNİN GENEL HEDEFLERİ Matematiğe
karşı olumlu tutum geliştirebilme Matematiğin önemini kavrayabilme Varlıklar
arası temel ilişkiyi kavrayabilme Zihinden hesaplamalar yapabilme Dört işlemi
(toplama, çıkarma, çarpma, bölme) yapabilme Problem çözebilme Problem kurabilme
Çalışmalarda; ölçü, pratik, plan, çizelge ve cetvellerden yararlanabilme Temel
işlemleri (yüzde, faiz, iskonto vb.) yapabilme Zaman, yer ve sayılar arasındaki
ilişkiler hakkında açık ve kesin fikirler kazanabilme Matematik dersinde
edinilen bilgi becerileri diğer derslerde kullanabilme Geometrik şekiller
arasındaki ilişkiyi kavrayabilme Geometrik şekillerin alan ve hacimlerini
kavrayabilme Çevredeki eşyaların şekilleri ile kullanımları arasındaki ilişkiyi
kavrayabilme Basit cebirsel işlemleri yapabilme Birinci dereceden bir ve iki
bilinmeyenli denklem sistemlerini kullanarak problem çözebilme Bilimsel yöntemin
ilkelerini problem çözmede kullanabilme Çalışmalarında düzenli, dikkatli sabırlı
olabilme Tarafsız, araştırıcı, açık fikirli bir kişiliğe sahip olabilme Yaratıcı
ve eleştirel düşünebilme Karşılaştığı problemleri çözebilecek yöntemler
geliştirebilme Estetik duygular geliştirebilme MATEMATİK DERSİNİN ÖZEL HEDEFLERİ
100 içinde; dörder, sekizer, üçer, altışar, dokuzar ve yedişer ritmik sayabilme
100.000 içinde; onar, yüzer, biner ve on biner ritmik sayabilme kümeler
arasındaki eşitlik ve derinlik ilişkilerini kavrayabilme Tek ve çift doğal
sayıları tanıyabilme Paydası 2, 3, 4 ve 6 olan basit kesirleri kavrayabilme
Basit kesirlerle problem çözebilme Toplamları en çok dört basamaklı olan doğal
sayılarla toplama işlemi yapabilme Paydaları 2, 3, 4 ve 6 olan eşit paydalı
basit kesirlerle toplama işlemi yapabilme En çok dört basamaklı doğal sayılarla
çıkarma işlemini yapabilme Toplama ve çıkarma işlemleri arasındaki ilişkiyi
kavrayabilme Çarpımları 100 içinde kalacak şekilde, doğal sayılar ile çarpma
işlemini yapabilme İki basamaklı...
KİTAP TANITIMI
KİTAP TANITIMI A) BİÇİM
YÖNÜNDEN Kitabın adı: ÇALIKUŞU Yazarın adı: REŞAT NURİ GÜNTEKİN Basıldığı
yayınevi: İNKILAP YAYINEVİ Sayfa sayısı: 432 Türü: ROMAN Eserin Özeti: Roman,
Feride’nin hatıra defteridir. Feride, kendisine yabancı bir şehirde, bir otel
odasında hatıralarını yazarken geriye dönerek, çocukluk ve ilk genç kızlık
dönemlerini anlatır: Kendi deyimiyle “ bambaşka bir çocuk” olan Feride, bir
süvari binbaşısının kızıdır. Pek küçükken önce annesini, birkaç yıl sonra da
babasını kaybetmiş, Erenköy Kozyatağı’ndaki teyzesinin himayesi altında
büyümüştür. Besime teyze onu, Nötre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’nde
okutmuştur. Besime teyzenin genç ve yakışıklı oğlu Kâmran, ciddi ve ağırbaşlı
bir insandır. Feride’nin çekindiği ve tatsız şakalarına muhatap edemediği
Kâmran, Çalıkuşu’na benzeyen bu canlı, cıvıl cıvıl haşarı kızı sever. Onu sık
sık okulunda ziyaret eder. Feride’nin yaramazlıkları tarife sığar gibi değildir.
Herkes ondan yaka silker ama yine ondan kimse vazgeçemez. Çalıkuşu onun bu
yaramaz hallerinden dolayı takılmıştır. Kâmran, Feride ile evlenmeyi aklına
koymuştur. Önce nişanlanırlar. Kâmran, dört yıl için Avrupa’ya gider. Bu arada
Feride okulunu bitirir. Düğünden üç gün önce çarşaflı bir genç hanım, Feride’yi
ziyaret ederek, İsviçre’de bulunduğu sırada Kâmran’ın Münevver adında hasta bir
genç kadına evlenme vaadinde bulunduğunu söyler. Kâmran’ın Münevver’e yazdığı
mektupları verir. Münevver de Kâmran’ı sevmiştir. Bunun üzerine Feride köşkten
kaçar. Herkes onun yeni bir delilik icat ettiğini sana dursun, emektar bir
dadının evine sığına Feride, lise diplomasından cesaret alarak Anadolu’da bir
öğretmenlik ister. Bunu başarır da. Bursa vilayetinde bir okula tayin edilir. O
günden sonra da başından geçenleri bir mektup defterine not etmeye başlar.
Kasabada boş yer kalmadığı için, Feride’yi Zeyniler Köyü denilen, hiçbir
öğretmenin gitmeyi kabul etmediği kuş uçmaz kervan geçmez bir köye verirler.
Orada, öğrenci...
HÜCRENİN YAPISI
HÜCRENİN YAPISI Hücre
canlıların yapısını oluşturan en küçük canlı birimidir. ilk defa 1665 yılında
İngiliz bilim adamı Robert Hook, mantar dokusunda gözleyerek, boşluk anlamına
gelen "hücre" sözcüğünü kullanmıştır. Görülen, esasında hücrenin yalnız ölü
çeperiydi. Bohemyalı fizyolog Purkinje, hücrenin iç kapsamına protoplazma adini
vermiştir. Hücre bilimine ilişkin ilk yayşnlar, bitkilerde Schleiden (1838) ve
hayvanlarda Schawann (1838) île baslar. Bu iki araştırıcı "Hücre Kuramı"nın
kurucuları olarak kabul edilirler. ilk doku kültürünü ise Amerikalı Rass
Harrison (1907) semender hücreleriyle yapmayı başarmıştır. Bir canlıyı oluşturan
hücrelerinde büyük çoğunluğu canlıdır. Bazı canlılar tek bir hücre
yapısındadırlar (bakteriler ve tek hücreliler). Diğer bütün canlılar ise çok
hücrelidir. Canlıların vücut büyüklüğü arttıkça hücre sayısı da artar.
Canlılardaki hücreler çekirdek yapıları bakımından ikiye ayrılır. Prokaryot
hücrelerde; çekirdek zarı olmadığından belirgin bir çekirdek gözlenemez. Ayrıca
bu hücrelerde mitokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum gibi zarla çevrili
organellerde bulunmaz. Bakteriler ve mavi-yeşil alg’ler bu şekildedir. Ökaryot
hücreler; gerçek hücreler olup, çekirdek ve diğer organcıkları belirgin olarak
vardır. Hücre denince çoğu zaman kastedilende ökaryot bir hücredir. Protistler
ve bütün çok hücrelilerin hücre yapısı böyledir. Hücre genellikle gözle
görülemeyecek kadar küçük (10-15 mikron) olup, mikroskoplarla büyütülerek
incelenir. Hayvanların döllenmemiş yumurtaları ve bazı su yosunları gözle
görülebilen (makroskobik) büyük hücrelerdir. Her hücrenin, bulunduğu doku ve
canlı türüne, yada yaptığı işe göre farklı şekli vardır. Ancak; bitkisel
hücreler genellikle köşeli, hayvansal hücreler ise genellikle yuvarlaktır.
Hücreler genellikle renksiz olup, bazıları taşımış oldukları renk maddelerine
göre farklı renklerde olabilirler. Alyuvarlar kırmızı, yaprak hücreleri yeşil,
yağ hücreleri sarı, vs.. Ökaryot hücreler zar, stoplazm...
Hayatı [değiştir] Cahit Sıtkı
Hayatı [değiştir] Cahit
Sıtkı Tarancı, 1 ocak 1910’da Diyarbakır’ın Camiikebir mahallesinde doğmuştur.
Cahit Sıtkı Tarancı Diyarbakır’daki Nümune-i Terakki-i Hamidi Mekteb-i
İptidai’de ilköğrenimine başlar ve 1 yıl sonra Mekteb-i Sultani’ye geçer ve
ilköğrenimini orada tamamlar. Aile geleneğinden dolayı ortaokulu İstanbul
Kadıköy ‘deki Saint-Joseph Lisesinde bitirir. 1928’de Galatasaray Lisesi’ne
girer ve orada tanıştığı Ziya Osman Saba ile dostlukları ölümüne kadar sürer.
Tarancı Galatasaray Lisesinde o yaştaki birçok genç gibi şiire ilgi göstermeye
başlar. İlk şiiri lise son sınıfta iken Muhit dergisinde yayımlanır. Aynı
zamanda Servet-i Fünun ve Akademi ve Galatasaray adlı dergilerde de şiirleri
yayımlanmaya başlar. Cahit Sıtkı Tarancı Saint Joseph ve Galatasaray Lisesinde
öğrendiği Fransızcanın da sayesinde Fransız şairlerini takip etmeye başlar.
Galatasaray Lisesinde bulunduğu dönemde bazı Fransız şairlerinin şiirlerini
ezbere bilecek kadar kendini onlara yakın görmektedir. 1931’de liseyi bitirip
Mektebi Mülkiye’ye yani Siyasal Bilgiler Fakültesine girer. Bu sırada lisede
iken başladığı sigara içme alışkanlığına içkinin de eklendiği ve bunun Tarancı
üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. İkinci senenin sonunda bu
okuldan atılır fakat İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine henüz
geçmeden ilk şiir kitabı Ömrümde Sükût yayımlanır. Maddi sorunlardan dolayı
Sümerbank’a memur olur, bir yandan da Cumhuriyet gazetesinde öyküleri
yayımlanmaya başlar. Sümerbank’taki memuriyet hayatını kaldıramayınca Cumhuriyet
gazetesine geçer ve orada kendini sevdirir. 1938’de Paris’te Sciences Politiques
eğitimi almaya gider ve aynı zamanda Gazete gazetesine hikâye ve öykülerini
yollamaya devam eder. Paris’te orada öğrenci olarak bulunan Oktay Rıfat ile
tanışıp arkadaş olurlar. Fakat II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Fransa’daki
bombalama olayları yüzünden ülkeye döner ve askerlik yapmak için başvurur.
Askerliği bittikten sonra İstanbul’a geri döner. Ailesi de bu sır...
GÖZ Göz yuvarlağı içinde bulunur. Çevremizdeki cisimleri görmemizi sağlar. Göz ile algılanan uyartılar beyinde algılanır. Göz anatomisi iki bölümde incelenir. 1) Göz küresi dışındaki yapılar, 2) Göz küresi 1) Göz küresi dışındaki yapılar: Kaşlar, göz kapakları, kirpikler, konjonktiva ve göz dışı kaslarıdır. 2) Göz yuvarlağı dıştan içe doğru 3 tabakadan oluşur. Sert tabaka Gözü dıştan saran, beyaz renkli bir tabakadır. Gözün ön tarafında saydam tabakayı meydana getirir. Görevi: Gözü korumaktır. Gözün ön kısmında bulunan saydam tabakayı (kornea)yı meydana getirir. Kornea ışığı kırarak göz bebeğine düşürür. Damar tabaka Yapısında kan damarları bulunur. Gözün ön tarafında iris tabakasını oluşturur.iris, göze renk verir (mavi, yeşil,siyah, kahverengi). İrisin ortasında bir açıklık (göz bebeği) vardır. İris ışığa göre göz bebeğinin açılıp kapanmasını sağlar. Görevi: Gözü korumaktır. İris de ; göze giren ışık miktarını ayarlar. Mercek: İnce kenarlı ve esnektir. Bağ dokudan yapılmış olup, saydamdır. Kaslarla damar tabakaya bağlıdır. Göz bebeğine giren ışınları kırarak ağ tabakaya düşürür. Görülen cismin uzaklığına göre şişkinleşip yassılaşarak “göz uyumu”nu sağlar. Merceğin hareketi, damar tabakaya bağlanan kaslar sayesinde olur. İrisin önüne; “ ön oda”, arkasına; “arka oda” denir. Ağ tabaka(Retina) Göz bebeğinin tam karşısındaki çukur bölgeye “sarı benek” denir.net görüntü burada sağlanır. Göz sinirlerinin çıktığı yerde görüntü oluşmaz, buraya “kör nokta” denir. Görevi: Işık uyartılarının alındığı yerdir. Renkli ve renksiz olarak görüntüler ağ tabaka tarafından alınarak sinirlere verilir. Bu sinirler ile görüntü beyne verilerek değerlendirilir. Görüntü ağ tabakanın her yerinde oluşabilir fakat ; en net görüntü sarı benekte oluşur. Görme olayı Görüntü saydam tabakadan ve göz bebeğinden geçerek merceğe gelir. Mercek ile görüntü ağ tabakaya düşürülür. Ağ tabakaya gelen görüntü sinirlere aktarılır. Sinirler tarafından alınan görüntü beyne ileti...
GÜNEŞ Bir yıldız olarak, Güneşimiz, kütle, büyüklük, ısı, vb. açısından, gökadamızda ortalama ve sıradan bir yıldızdır. Bu grup yıldızlar "sarı cüceler" sınıfında yer alır. Yaşının 4.6 milyar yıl olduğu, bir aksilikle süpernova haline filan dönüşmezse bir beş milyar yıl kadar daha parlamağa devam edeceği hesaplanmaktadır!... Çekirdek ısısının 15 milyon derece santigrad olduğu düşünülmektedir!! Burada hidrojen füzyonu ile helyum oluşurken, sürecin oluşturduğu enerji, atomaltı parçacıklarla çarpışa çarpışa çetin bir yolculuktan sonra yüzeye ulaşır ve bu cehennem fırınını sonunda terkeder; çevreye ısı ve ışık şeklinde yayılır. Güneşimiz, Güneş sistemi toplam kütlesinin %99.86ını oluşturur. Başka bir deyişle, dev gezegen Jüpiter dahil, gezegenler, astroidler, vb. hep birlikte sistemdeki toplam kütlenin yalnızca %0.14ünü oluşturuyor. Güneşten bize ulaşan enerji, aslında binlerce yıl öncesinden bu yıldızın çekirdek bölgesinden yola çıkmış olan enerjidir. Bu sürenin tamamına yakınını, Güneşi oluşturan yoğun atomların arasından geçerken harcamış, Güneşi terkettikten sonra yalnızca sekiz dakika içinde bize ulaşmıştır... Güneş lekelerinin koyu renkli görülmesinin nedeni, çevrelerindeki alanlara göre ısının daha düşük olmasıdır. Güneş ortalaması olan 5800 santigrad ısıya karşılık, güneş lekelerindeki ısı 3800 santigrad derecededir... Güneş lekeleri 11 yıl döngülük bir enerji salınım örüntüsü izlerler. Güneşin, Pluto gezegeninden, Dünyadakine kıyasla 1600 kez daha sönük görüneceği hesaplanmaktadır. Çoğu eski uygarlıklarda insanlar Güneşe Tanrı olarak tapmış; güneş tutulmasını Tanrının öfkesi olarak yorumlamışlardır. Bu öfkeden sakınmak amacıyla da dua ve kurban verme ritüellerine yönelmişlerdir. Bugün bile, bizim ülkemizde halk arasında, ay tutulmasının öteki milletlere, güneş tutulmasının ise Türklere uğursuzluk getireceği inancı yaygındır... ...
Gapın Bölgeye Katkısı Güneydoğu Anadolu Projesi (Gap) Tamamlandığında Toplam 1 Milyon 700 Bin Hektar Alan Sulanacak. 22 Baraj ve 19 Hidroelektrik Santralinden Oluşan Gap, Bölge Halkının Gelirini 5 Kat Artırdı. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) tamamlandığında toplam 1 milyon 700 bin hektar alan sulanacak. 22 baraj ve 19 hidroelektrik santralinden oluşan GAP, bölge halkının gelirini 5 kat artırdı. Devletin, tüm imkanlarını seferber ederek başlattığı proje, başlangıçta enerji, toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesi şeklinde planlanmış ancak daha sonra bölgenin geri kalmışlığı göz önünde bulundurularak tüm sektörleri kapsayan entegre bir bölgesel planlamaya dönüştürülmüştü. 32 milyar dolara mal olması beklenen GAP, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 75 bin 358 kilometrekare alanı kapsıyor. GAP, Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illerinin geleceğini yakından etkiliyor. GAPın merkezi konumunda olan il ise 19 bin kilometrekare genişliğinde toprağıyla Şanlıurfa. Şanlıurfa, projenin yüzde 25ini oluşturuyor. Bu büyük projenin ilk uygulamalarının Şanlıurfada başlatıldığı ve bugün küçümsenmeyecek noktalara ulaştığı belirtiliyor. DSİ yetkilileri, projenin tarımsal sulamaya ait bölümünün ilk defa 1994 yılı Kasım ayından itibaren devreye girdiğini bildirdi. Harran Ovasının küçük kanallarından akan su, ovaya hayat ve enerji getirirken, 22 baraj ve 19 hidroelektrik santralinden oluşan GAP şimdiden bölge halkının gelirini 5 kat artırdı. Araştırmalar, bölgede 100den fazla bitki çeşidinin yetiştirilebileceğini gösteriyor. Bölgenin ekolojik değişimi, çevrede yaşayan canlı türünü de çeşitlendirdi. Bu çeşitlenme, birkaç hayvani ürünle yaşamaya alışmış yöre halkının refah düzeyine yansıdı. Elektrik ve suyun ulaşamadığı köy neredeyse kalmadı. Yılda birkaç defa ürün alınan tarlalar bereketle birlikte beraberinde varlığı da getirdi. ...
FİİLLER FİİL: Varlıkların yaptıkları işleri, eylemleri, zaman ve kişiye bağlayarak anlatan kelimelere FİİL denir. Fiil olan sözcükte üç temel öğe vardır. 1. Eylem 2. Zaman 3. Kişi yaklaşıyordum, durmuştur, söylüyor, buldu (yaklaş, dur, söyle, bul) Bu kelimelerin fiil olup olmadıklarını anlamak için, en küçük anlamlı parçalarını (köklerini) buluruz: Bulduğumuz bu köklere, mastar eki, "-mek, -mak" ekleriz. Eğer anlamlı kelimeler elde ediyorsak, bulduğumuz kelimeler fiil demektir. Örneğin; "göz" sözcüğüne "-mek, -mak" mastarını eklediğimizde "gözmek, gözmak" gibi anlamsız kelimeler oluşuyorsa. Demek ki "göz" sözcüğü fiil değildir. Kök: Fiilerin sonlarındaki bütük ekler atıldıktan sonra kalan anlamlı kısmına KÖK denir. Çekimli Fiil Taban Kök Sonucu gördüm seviyor bilir suluyor gör sev bil sula bozulmadı bozulmadı bozulmadı bozulmadı Dilimizde tek zamanlı ek almış fiiller olduğu gibi birden çok zaman veya kip eki almış fiiller de vardır. bunlar: A. Basit Zamanlı Fiiller: Tek zaman eki almış fiillerdir. Türkçede geniş zamanla birlikte dört temel zama bulunur. 1. Geçmiş Zaman: İş veya oluşun daha önceden, geçmişte yapıldığını bildiren zamandır. İkiye Ayrılır. İkiye Ayrılır: a. Belirli (-dili) Geçmiş Zaman: Eylemin sözün söylendiği andan, önceden yapıldığını, söyleyenin kesin inancıyla tam anlatrır: Fiillerde bulunan "-di, -du, -dü, -tu" ekleri -dili geçmiş zamanı belirtirler. Öğretmenimiz sınıfa geldi. Bütün çocuklar bahçeye koştu ... b. Belirsiz (-mişli) Geçmiş Zaman: Eylemlerin sözden önce yapıldığını bildirir ancak, kesinlik yoktur. Söyleyen kendisi duyup görmemiş, işitmiştir. Bu kip masallara yakışır. Fiillerde bulunan "-muş, -mış, -miş, -müş" ekleri -mişli geçmiş zamanı belirtirler. Okul bahçesinde üç tur koşmuş. Havalar soğuyunca üşütmüş... 2. Şimdiki Zaman: Eylem ile anlatımın birlikte olduğunu bildiren zamandır Ders çalışıyorum. Alış veriş...
FONKSİYONLAR Tanım: A ¹ Æ, B ¹ Æ İki küme ve f : A ® B bir bağıntı olsun . f bağıntısında : Her a ? A için f (a) = b olacak biçimde bir b ? B, Her a ? A, b, c ? B için f (a) = b ve f (a) = c olduğundan b =c özellikleri sağlanırsa f bağıntısına, A dan B ye bir fonksiyon denir. f, A dan B ye bir fonksiyon ise bunu, f : A ® B ya da A f B biçimlerinden biri ile gösteririz. f fonksiyonu, A kümesinin x elamanını, B kümesinin y elemanına eşliyorsa bu durumu, y = f (x) biçiminde belirtiriz. A kümesine, fonksiyonun tanım kümesi; B kümesine de fonksiyonun değer kümesi denir. A f B .y Görüntü Tanım Değer Kümesi Kümesi Kümesi A tanım kümesinin elemanlarına, değişken denir. x ? A, y ? B olmak üzere, y = f (x) ise y ye, x değişkeninin f fonksiyonuna gör görüntüsü ( ya da f fonksiyonunun x için aldığı değer) denir. A tanım kümesinin elemanlarının eşlendiği f (A) kümesine, görüntü kümesi denir. f : (A) = olur. f : A ® B fonksiyonunda, f (A) Ì B dir. Bir f fonksiyonunun belli olması için; f fonksiyonunun tanım kümesinin, değer kümesinin ve değişken ile görüntü arasındaki bağıntının (fonksiyon kuralının) verilmesi gerekir. f : A ® B x ® y = f (x) fonksiyonu, f = (x,y) : x ? A, y ? B ve y = f (x) biçiminde, ikililer kümesidir. F fonksiyonunun tanım kümesi, reel sayıların bir alt kümesi ise f, reel değişkenli bir fonksiyon; değer kümesi de reel sayıların bir alt kümesi ise f, reel değerli bir fonksiyondur. Yani, A Ì R ve B Ì R olsun, "x ? A ? x ? R ve "x ? B ? y ? R olduğundan, f : A ® B, x ® y = f (x) fonksiyonuna, reel değişkenli ve reel değerli fonksiyon denir. Örneğin; f : [-1, 0] ® IR, f (x) = Öx2 + fonksiyonu, reel değişkenli ve reel değerli bir fonksiyondur. Tanım ve değer kümesi aynı A kümesi olan f : A ® A fonksiyonuna, A dan A ya fonksiyon (ya da A da fonksiyon) denir. ÖRNEKLER ...
FETRET DEVRI Osmanli tarihinde, kardeslerin saltanat mücadelisi verdikleri ve 1413 yilina kadar devam eden karisikliklar dönemi diyebilecegimiz "Fetret Devri", Timurun uyguladigi bir siyasetin sonucu olarak ortaya çikmistir. Yildirim Bâyezid, Ankara Savasinda Timura esir düstügü zaman en büyükleri Süleyman olmak üzere Isa, Mehmed, Musa, Mustafa ve Kasim adlarinda alti erkek çocuga sahipti. Bunlardan besi babalari ile birlikte Ankara Savasina katilmislardi. Kasim ise çok küçük oldugundan Bursada kalmisti. Süleyman Çelebi, muharebenin kayb edildigini görünce babasinin emri üzerine Vezir-i Azam Çandarlizâde Ali Pasa, Murad Pasa, Yeniçeri agasi Hasan Aga ve Subasi Eyne Bey ile birlikte yanindaki kuvvetlerle Bursaya gelmis, buradan da küçük sehzade Kasimi alarak büyük zorluklarla Rumeliye geçebilmisti. Isa Çelebi, muharebe meydanini terk ettikten sonra Balikesir taraflarinda saklanmis, Mehmet Çelebi Amasyaya çekilmis, Musa ve Mustafa ise babalari ile birlikte esir düsmüslerdi. Asil gayesi, güçlü bir Osmanli Devleti yerine, kendisine bagli ve onun yüksek hâkimiyetini taniyan parçalanmis birkaç Osmanli Beyligi meydana getirmek olan Timur, baslangiçta bu gayesine ulasmis görünmekteydi. Ayrica o, Yildirim Bâyezid tarafindan kurulmaya çalisilan Anadolu birligini de parçalamak istiyordu. Bu sebeple Anadolu beylerine ait yerleri Osmanlilardan atip tekrar eski sahiplerine verdi. Geriye kalan Osmanli ülkesini de Bâyezidin dört oglu arasinda paylastirmisti Edirnede bulunan Emir Süleymana Rumelideki yerleri verip kendisine tabi oldugunu ifade eden hükümdarlik alâmeti olarak kemer, külah ve hilat göndermistir. Diger sehzadelerden Isa Çelebi Balikesir ve Bursada, Mehmed Çelebi Amasyada, Musa Çelebi ise Isayi Bursadan çekilmeye mecbur ederek Bursada Timurun al damgasiyla hükümdar olmuslardi. Ankara Savasindan sonra Anadoluda sekiz ay kadar kalan Timur, uyguladigi siyasetin meyvelerini verdigini gördükten sonra Doguya dönüp Çin seferine çikarken arkasinda bir...
Fatih Sultan Mehmed: Fatih Sultan Mehmed, II. Mehmed (d. 30 Mart 1432 – ö. 3 Mayıs 1481). Yedinci Osmanlı padişahıdır. İstanbulu fethetmesinden sonda "Fatih" lakabıyla anılmıştır. Bazı tarihçilere göre İstanbulun fethi, Ortaçağın sonu Yeni Çağın başlangıcı olmuştur. Bundan dolayı Fatih, "çağ açan hükümdar" olarak da tanınır. Fatih, çıkardığı yasalarla devleti önemli ölçüde yeniden biçimlendirmiştir. Gençlik Yılları ve Tahta Çıkışı Fatih Sultan Mehmet(Mehmed), 30 Mart 1432de, o dönemde Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirnede doğdu. 6.Osmanlı padişahı olanII. Murad’ın Hüma Hatundan olan oğluydu. Molla Gürani gibi dönemin ünlü bilginlerinden özel dersler alarak yetişti. 1443’te, çocuk yaşta Manisa sancakbeyliğine atanınca, hocaları ve danışmanlarıyla birlikte Manisa’ya gitti. II. Murad, Balkanlar’da ve Anadolu’da çeşitli sorunların yaşandığı bir ortamda Mehmed’i Edirne’ye çağırdı ve tahtı ona bıraktı. Ağustos 1444’te, 12 yaşında deneyimsiz bir çocuğun padişah olması, Osmanlılarla çatışma halinde olan devletleri umutlandırdı. Bir Haçlı ordusu Tuna Irmağını aşıp Varna’yı kuşattı. Sadrazam Çandarlı Halil Paşa Anadoluda bulunan II. Muradı Edirneye çağırdı. II. Murad, 10 Kasım 1444te Varna Savaşı’nda Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Savaştan sonra da II. Mehmed’i tahtta bırakarak Manisa’ya çekildi. Ancak II. Mehmed’in padişahlığı Türk soylu Çandarlı Halil Paşa ile yeni padişahı destekleyen devşirme kökenli Zağanos Paşa ve Şihabeddin Paşa arasında şiddetli bir güç çekişmesine yol açmıştı. II. Murad’ın tahta dönmesini isteyen Çandarlı Halil Paşa, el altından bir yeniçeri ayaklanmasını destekledi ve II. Mehmed’i tahttan çekilmek zorunda bıraktı. II. Murad Edirneye dönerek Mayıs 1446’da yeniden tahta geçti. Mehmed sancakbeyi olarak Zağanos Paşa ve Şihabeddin Paşa’yla birlikte Manisaya döndü. Bu dönemde Mehmed, 1448 ve 1450deki Arnavutluk seferlerine katıldı. Babası ölünce de 18 Şubat 1451’de Edirnede ikinci kez tahta çıktı. Fatih Sultan Mehmet, Varna...
FARABİ Farabi Türk-İslam filozofudur. Batı kaynaklarında adı latince olarak Alphorabius şeklinde geçer. İlk öğrenimini doğduğu ilde, yüksek öğrenimini Bağdat’ta yaptı. Zamanın ünlü bilginlerinden, bu arada hıristiyan filozofu Ebu Bisr Mate Bin Yunus’tan İsogaca ve mantık Ebu Bekr ibn-i el Sarraç’tan nahiu (dilbilgisi) dersleri aldı. Harran’da felsefe ile ilgili çalışmalar yaparken tanıdığı Yuhanna Bin Heylan’dan ders aldı. Aristoteles’in ortaçağda bilinen eserlerini inceleyerek gezimciler (messaiyün) adlı felsefe okulunun görüşlerini öğrendi. Birçok illeri gezdikten sonra Halep’e gitti. Nedameni hükümdarlarından Sseyfiddevle’nin sarayında bir süre kaldı. Hayatı hakkında bilgi verenler Ebul Hasan el Beyhaki, İbn Ebu Usebiye gibi kendisinden yüzlerce yıl sonra yaşamış yazarlardır. Bu yüzden yazdıklarının kesinliğinden anlattıklarının doğruluğundan her zaman şüphe edildi. Bunlar Farabi’nin gerçek hayatından çok efsanelerden söz eden, düşünce düzeniniden yoksun eserlerdir. Anlattıkları bir filozofa değil bir ermişe yakışacak niteliktedir. Yaygın bir ünü olmayan Farabi ölümünden sonra Batı’da Ortaçağ hıristiyan filozoflarının ilgisini çekti.Din felsefesinin yaygın olduğu sürece yalnız bir konuyla ilgilenenlerin atnıdığı bir bilge olarak kaldı. Aziz Augistunus’tan sonra hızla gelişen patristik felsefesi Aristoteles ve Eflatun’ arapça tercümeler yardımıyla tanıyınca; islam filozofları birer kaynak oldu. İBNİ SİNA Büyük Türk bilginidir. Ailesi Belhten gelerek Buharaya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşandayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerimi ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedanda öldüğü zaman 150den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve ...
EYYÜBİLER Eyyübiler Suriye, el-Cezire, Mısır ve Yemende hüküm sürmüş bir hanedandır. Adını Salâhaddin Eyyubînin babası Eyyub bin Şadiden alır. Eyyübîlerin asıl kurucusu Salahaddin Eyyubîdir. Eyyub ve kardeşi Şirkuh, önce 17. yy.da Anide hüküm süren Sadadât sülâlesinin hizmetinde iken sonradan Bağdat’a giderek Mücahiddin Behruzun maiyetine girdiler. Kendilerine Tekrit kalesi muhafızlığı verilir. Ancak Bağdat Selçuklu ordusu, Musul atabeki Zengîyi yenince, Eyyub, Zenginin kaçmasına yardım ettiğinden artık Tekritte oturmalarına imkân kalmamıştı. Bu sebeple Musulda Zengînin hizmetine girdiler. Zengînin seferlerine katıldılar; Eyyub, Baalbek muhafızı oldu. Fakat Zenginin ölümü üzerine Börîler Baalbeki geri alınca Eyyub da onların tarafına geçti, kısa zamanda kendini göstererek başkumandanlığa kadar yükseldi. Şirkuh ise Nureddin Mahmud bin Zengînin hizmetine girdi, onun emriyle, Şamı müdafaa eden kardeşi Eyyub üzerine yürüdü. iki kardeş anlaştılar, Şam Nureddin Mahmud bin Zengînin topraklarına katıldı. Nureddin tarafından Eyyuba Şam valiliği, Şirkuha da, Humus verildi. Bundan sonra Nureddin, Mısır işlerine müdahale etmeyi kararlaştırınca, Şirkuhu, Eyyubun oğlu Salâhaddin ile beraber oraya gönderdi. Mısırlılar ve Kudüs kralı ile birçok mücadeleden sonra Şirkuh, Mısıra hâkim oldu. Neticede Fatımî halifesi Azid, Şirkuhu vezir tayin etti; Şirkuhun ölümüyle de yerini Salâhaddin aldı. Salâlında Fatımî halifesinin hal edilmiş olduğunu açıklayarak hutbeyi abbasî halifesi adına okuttu. Bundan sonra kendi başına hareket etmeğe başlaması iizerine Nureddin ile araları açıldı.Fakat bir siire sonra Nureddin öliince Salâhaddin Mısırın tek hâkimi oldu. Daha önce de kacdeşi Turanşahı göndermek suretiyle Yemeni işgal eden Salâhaddin kolaylıkla Suriyeyi elde etti ve hâkimiyetini Irak içlerine kadar ulaştırdı. Suriye ve Filistin kıyılarına yerleşmiş olan haçlı kuvvetleriyle mücadele hazırlıklarına girişti.Ön Asyadaki Türk boylarının da kendisine katılmasıyle 1...
Evrenin Yaradılışı Ve Yapısı Uçsuz bucaksız gökyüzüne bakıp da hayran olmamak elde değildir. Çıplak gözle görülebilen sayısız yıldız bile evrenin ne kadar karmaşık bir yapıda olduğunu fark etmemiz için yeterli. Ama çıplak gözle gördüğümüz gökyüzü evrenin milyarda birlik bir kısmını bile temsil etmiyor. Gerçekte evren insan aklının almakta zorluk çekeceği bir büyüklüğe ve karmaşıklığa sahip. Güneş sistemini barındıran Samanyolu galaksisi dahil yaklaşık 100 milyar galaksiden ve sayısız gök cisminden oluşan devasa boyutlardaki evrenin çapı, devamlı genişlemeğe devam etmektedir. Evren büyüklüğü yanında, ilginçliği ve karmaşıklığı ile de akıl sınırlarını zorlamaktadır. Evrende var olan enerjinin sadece %10luk kısmı tanımlana bilen maddelerden (gezegenler, yıldızlar, karadelikler ve çeşitli gazlar) oluşmaktadır, geri kalan enerjinin %90lık kısmı "Karanlık madde" ismi verilmiş olan gözlemlenemeyen ve tanımlanamayan maddelerden oluşmaktadır. Bu denli büyük ve karmaşık olmasına rağmen, evrende var olan sayısız gök cismi eşi görülmemiş bir denge örneği göstermektedir. Evrenin tüm bu özellikleri kozmolojiyi bilim adamları için en popüler bilim dallarından biri haline getirmiştir. Şu an yaşamakta olan ve günümüze dek yaşamış tüm büyük bilim adamları evreni araştırmış ve özellikle teorik kozmoloji alanında çok büyük çalışmalar yapmışlardır. Big Bang (Büyük Patlama) : Bilim adamları böylesine kompleks bir yapıya sahip olan evrenin oluşumu hakkında tarih boyunca değişik fikirler ve teoriler ortaya atmışlardır. Fakat diğer konulardaki anlaşmazlıklara rağmen günümüzde evrenin başlangıcı konusu, bilim adamları arasındaki tam bir fikir birliği ile "Big Bang" adı verilen teoriye dayandırılmaktadır. Bu teori evrenin 10-20 milyar yıl önce "yoktan var edildiğini" ileri sürmektedir. Yani zamanımızdan 10-20 milyar yıl önce madde ve zaman yokken "Big Bang" adı verilen büyük bir patlama ile aniden madde ve zaman yaratılmıştır. "Big Bang" teorisi ilk olarak 1922 yılında Alexander Fr...
ESMÂÜL HÜSNA ALFABETİK LİSTESİ
ESMÂÜL HÜSNA ALFABETİK
LİSTESİ Allah : Yaratan, yapıp-eden, ezeli, ebedi olan, varlığında başkasına
muhtaç olmayan, eşsiz, ortaksız kudret. Afüvv : Affeden, hataları, günahları
bağışlayan. Ahad : Zatında, varlığında tek olan Âhir : Sonu olmayan. A'lâ : En
yüce A'lem : En iyi bilen Âlim : Tüm bilgilerin kaynağı olan, her şeyi gereğince
bilen. Alim : Her şeyi bilen, bilgi bakımından eşi benzeri olmayan. Aliyy :
Yüceliğin kaynağı ve sahibi. Ulu Azim : Ululuğun kaynağı ve sahibi, çok yüce
Aziz : Kudret ve onurun kaynağı ve sahibi. Çok güçlü, çok onurlu Bâri : Var
eden, varoluşu kotarıp yöneten Basir : Görme gücünün kaynağı, en iyi şekilde
gören. Her şeyi gören. Bâtın : Gözle görülemeyen, her şeyde kendinden bir güç
bulunan. Bedi' : Var eden, yarattıklarını ahenk ve güzellikle donatan. Berr :
İyilik ve lütfu sonsuz olan. Eşsiz cömert. Câmi : Toplayan, bir araya getiren.
Mahşer günü tüm insanları, hesap vermek üzere huzuruna toplayan. Cabbâr :
Yapılmasına karar verdiği şeyi, dilediğinde zorla yaptıran. Ekrem : Cömertlerin
cömerdi, cömertliği sonsuz. Evvel : İlk. Başlangıcına zaman belirlemek söz
konusu olmayan. Fâlık : Yarıp parçalayarak ortaya yeni bir şey çıkaran; tohumun
ve dânelerin içinden yeni bir şey çıkaran. Fâtır (Fâlık) : Yaratan. Birtakım
varlıkları yarıp parçalayarak yeni varlıklara ve oluşlara vücut veren. Fettâh :
Açan. Fetih ve zafer lütfeden. Kolaylık sağlayan. Gaffâr : Dilediğinden,
günahları beklenmedik şekilde affeden. Gâfir : Bağışlayıcı, affedici. Gafür :
Sürekli bir biçimde günahları affeden. Galib : Her hal ve şartta galip gelen.
Gani : Zengin. Zenginliği sınırsız olan. Yanında herkesin yoksul kaldığı kudret.
Haalik : Yaratan, var eden. Habir : Her şeyden en iyi biçimde haberdar olan.
Hâdi : Hidayet veren. Doğruya, iyiye ve güzele kılavuzlamada en yüce kudret.
Hafiy : Lütufkâr. Hâfız : Koruyan, her şeyi ezberinde tutan. Hafiz : Koruyup
gözeten. Her şeyi kontrol ve gözetimi altında tutan. Hakim : Tüm
hikmetleri...
Engelliler için Spor GENEL OLARAK ENGELLİLERİN YAPTIĞI SPOR’LAR.. Goalball Satranç Yüzme Futbol Atletizm Spor iç disiplin,yarışmacı ruh ve dostluk aşılar.sağlığın,fizksel gücün,dayanıklılığın ,sosyal entegrasyonun ve psikolojik iyi olma halinin spor ile arttığından süphe yoktur.Sporun engelli insanlar içinde ne kadar yararlı olduğunu anlamak güç değildir. Bazı özel spor aktiviteleri noırmal sporları yapamıyacak engelli insanblar için geliştirilmiştir.Eğer yeterli önlem alınır ve uygun tavsiyeler verilirse engellilerde normal insanların katldığı aktivitelere katılabilirler. Yıllar boyunca engelli insanlar spora ilgi duymuşlardır.Geçmişte bazı sporları yapma imkanı olsada günümüğzdre konunun üzerinde durulmuş ve engelli kişilerin faydalanabileceği federasyonlar oluşturulmuştur. Engelli kişiler için mevcut sporlar *Engelli kişilerin çok az modifikasyonla veya modifikasyon olmaksızın katılabileceği sporlar *Modifiye edilmiş sporlar *Özel olarak geliştirilmiş sporlr Belirli engellilik hali için özel sporlar varmıdır? Engelli kişiler tüm spor dallarına katılabilirler,fakat problemlerin farkında olmaları için gerekli olan tavsiyelere uymalıdırlar. Sporun farklı yönleri: *Eğlence *Trepati *Yarişma Sporun yararları: Tedavi: Birçok spor aktivitesdinin engelli insanların rehabilitasyon ve rekreasyonunda kullanımı artık mümkündür.Spor konvensiyonel fizyoterapi metodlarını tamamlayıcı bir tedavi olarak giderek daha yaygın kullanılmaktadır.Gücün ,koordinasyonun ve dayanıklıllığın gelişimine yardımcıdır.Bazı sporlar belirli kas gruplarıı geliştirir.Örneğin ağırlık kaldırma ve okçuluk paraplejik hastalarda kol kaslarının gelişimine yardım ederek kendilerine bakma konusunda bağımsızlık kazanmalarını sağlarlar..Basketbol gibi tekerlekli sandalye iile yapılabilen spor,engelli kişilerin tekerlekleri çevirir,pas verir veya topu yakalarken koordinasyonunun gelişmesine yardımcı olur.Yüzmede kabul edilmiş değerli bir eksersiz ve tedavi şeklidir ve son yıllarda e...
ENDOKRIN SISTEM Gelismis ve karmasik yapili hayvanlarda bir çok vücut kisminin isleyisi iki büyük sistem tarafindan düzenlenir. Birincisi sinirsel, ikincisi ise hormonal düzenlemedir. Sinir sistemi ve duyu organlari, degisen çevreye birkaç milisaniye içerisinde tepki göstermek suretiyle hayvanin uyumunu saglamasina karsin, endokrin bezler araciligiyla gösterilen tepkiler çok daha yavas olur. Bu süre dakikalar, saatler ve hatta haftalarla ölçülebilir. Fakat hormonlarla olusan tepkiler, sinirsel tepkilerden çok daha uzun süre etkili olur. Bazen bu iki sistemin sinirlarinin belirli olmadigi durumlar vardir. Örnegin sinirlerle tasinan maddelerin oldugu ve bunlarin hormonlardan pek farkli olmadigi bilinmektedir (simpatik sinirlerin noradrenalini, böbrek üstü bezinin adrenelini gibi). Keza hipotalamus gibi hem sinirsel hem de hormonal etki yapan sistemlerde vardir. Endokrin bez sistemlerinin salgilarina hormon denir. Hormonlar ya diffüzyonla ya da kan ile belirli organlar...
ENDOKRIN SISTEM Gelismis ve karmasik yapili hayvanlarda bir çok vücut kisminin isleyisi iki büyük sistem tarafindan düzenlenir. Birincisi sinirsel, ikincisi ise hormonal düzenlemedir. Sinir sistemi ve duyu organlari, degisen çevreye birkaç milisaniye içerisinde tepki göstermek suretiyle hayvanin uyumunu saglamasina karsin, endokrin bezler araciligiyla gösterilen tepkiler çok daha yavas olur. Bu süre dakikalar, saatler ve hatta haftalarla ölçülebilir. Fakat hormonlarla olusan tepkiler, sinirsel tepkilerden çok daha uzun süre etkili olur. Bazen bu iki sistemin sinirlarinin belirli olmadigi durumlar vardir. Örnegin sinirlerle tasinan maddelerin oldugu ve bunlarin hormonlardan pek farkli olmadigi bilinmektedir (simpatik sinirlerin noradrenalini, böbrek üstü bezinin adrenelini gibi). Keza hipotalamus gibi hem sinirsel hem de hormonal etki yapan sistemlerde vardir. Endokrin bez sistemlerinin salgilarina hormon denir. Hormonlar ya diffüzyonla ya da kan ile belirli organlara veye dokulara tasinarak oradaki islevleri düzenlerler. Bütün metabolik islevler, büyüme ve üreme gibi çok tipik olaylar endokrinal düzenlemenin etkisi altindadir. Glikozun, sodyumun, potasyumun, kalsiyumun, fosfatin ve suyun hem kanda hem hücre arasi suda belirli derisimlerde tutulmasinda da hormonlarin çok büyük önemi vardir. Hormonal düzenleme ve denetim bitkilerde, böceklerde, kabuklularda, halkali solucanlarda, yumusakçalarda, diger bazi omurgasizlarda ve omurgalilarda saptanmistir. Bitkilerde denetim ve düzenleme isi sadece hormonal sistemle gerçeklestirilir. Hormonlarin hem bitkilere hem de hayvanlarda salgilanmalari optimal (en uygun) düzeyde olmalidir. Fazla ya da az salgilanmalari her zaman bir anomoliye neden olur. Geri Besleme Sistemi (Feed-Back Mekanizmasi) Insanlarda diger endokrin bezlerin çalismasini düzenledigi için temel bez olarak adlandirilan hipofizin hormon salgilamasini durdurmasi veya azaltmasi diger bezlerin kontrolü a...
ELEKTROLİZ Bir elektrolit içine iki elektrot daldırılıp, bu hücreye dıştan bir akım uygulayarak elektrotlarda kimyasal reaksiyonlar meydana getirilmesi olayına elektroliz denir. Elektrolizin meydana gelmesi için, hücreye anot ve katot denge potansiyellerinin toplamından daha büyük potansiyelde bir dış akımın uygulanması gerekir Katotda yürüyecek olan indirgenme reaksiyonları için elektrona ihtiyaç vardır. Bu elektronlar dış akım kaynağından sağlanır. Elektroliz hücresinde de akım yönü katotdan anoda doğrudur. Bir elektroliz hücresi ve bir pil arasında elektrokimyasal olayjar açısından bir fark yoktur. Aradaki fark pillerde anot ve katot reaksiyonlarının kendiliğinden yürümesidir. Elektroliz hücresinde dışardan uygulanan akım ile anot ve katot potansiyelleri denge potansiyellerinden daha yüksek bir değere çıkarılarak kimyasal reaksiyonların oluşması zorlanır. Aşırı Gerilim Devreden hiç akım geçmezken ölçülen elektrot potansiyellerine denge potansiyeli denir. Devreden akım geçince elektrot potansiyellerinde polarizasyon nedeniyle değişmeler olur. Bir elektrodun akımsız halde ve akım altında ölçülen potansiyelleri arasındaki farka aşırı gerilim denir ve (h ) ile gösterilir. h = Eİ – EO Burada, h : Aşırı gerilim, Volt Eİ : (i) akımı altında ölçülen elektrot potansiyeli, Volt EO: Akımsız (denge halinde) ölçülen elektrot potansiyeli, Volt Aşırı Gerilimin Oluş Nedenleri Elektrot yüzeyinde meydana gelen elektrokimyasal reaksiyonlar, ardarda yürüyen bir çok reaksiyonun toplamından oluşur. Bu reaksiyonlardan herhangi birinin yavaşlaması aşırı gerilimin doğmasına neden olur. Bir örnek olarak hidrojen aşırı geriliminin nasıl oluştuğunu inceleyelim, iyon halindeki bir hidrojen atomunun katotta hidrojen gazı molekülü haline gelmesi şu reaksiyon kademelerinden geçer. Ø Çözelti içinde bulunan H+ iyonlarının elektrot yüzeyine kadar gelmeleri gerekir. Bu olay difüzyon ile gerçekleşir. Ø Elektrot yüzeyine gelen H+ iyonları buradan elektron alarak hidrojen atomu haline geçerler. Oluşan...
Ege Bölgesi Genel Özellikleri -------------------------------------------------------------------------------- Ege bölgesi Türkiyenin denize doğru geniş bir biçimde açılan tek bölgesidir. Yaklaşık 79.000 km2lik yüzölçümüyle ülke topraklarının %11ini kaplar. Anadolunun batısında bulunan bölge, adını komşu olduğu denizden alır. İzmir, Aydın, Manisa, Kütahya ve çok küçük bazı kesimleri dışında Uşak illeri tamamen bölge içinde kalır. Muğla, Denizli ve Afyon illerinin bazı toprakları ise Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin sınırları içerisindedir. Aynı şekilde, Marmara bölgesinde yer alan Balıkesir ilinin Ege kıyıları ile Bursanın bazı ilçeleri Ege bölgesine taşar. Ege Bölgesi sanayi etkinlikleri bakımından Marmara Bölgesinden sonra ikinci sırada yer alır. Tekstil, gıda ve otomotiv sanayii başta olmak üzere makina, yedek parça ve diğer sanayi kuruluşları İzmirde, yağ sanayii Ayvalık ve Edremit yöresinde yoğunlaşmıştır. Uşak, Kütahya ve Afyonda şeker, Kütahyada azot fabrikaları vardır. Pamuklu dokumacılık İzmir, Uşak, Aydın, Nazilli ve özellikle Denizlide yaygınlaşmıştır. Denizli, tüm bölgenin en önemli tekstil merkezi olup buradan yurtdışına ihracat yapılmaktadır. Halıcılık ise İç Batı Anadolu kesiminde Uşak, Kula, Gördes, Simav ve Demircide gelişmiştir. Afyon, mermeri ve mermer üretim tesisleriyle tanınır. İzmir Körfezindeki Çamaltı Tuzlası, Türkiyenin en önemli tuz üretim merkezidir. Bölge Soma, Tunçbilek ve Yatağandaki termik, Kemer ve Demirköprüdeki hidroelektrik santralleriyle Türkiyenin toplam elektrik üretimine önemli katkılarda bulunur. İzmir yakınlarındaki Aliağada büyük bir petrol rafinerisi vardır. Ege Bölgesinde ekili ve dikili alanlar büyük yer kaplar. İç Batı Anadolu bölümünde, meyvecilik ve bağcılık ağırlık kazanır. Türkiyenin tütün üretiminin yarısından çoğunu Ege bölgesi karşılar. Bölgenin, ülkenin toplam pamuk üretimindeki payı ise üçte bire yakındır. Gediz Ovasının kurutularak yurtiçi ve özellikle yurtdışına ihraç edilen çe...
Eğrelti otu (Farn / Farnkraut / Fougére / Fern Nepkrodium filixmas / Dryopteris filis mas / Fougere male / Filicis rhizoma) Bu sinifta bulunan 170 cins, 9000 tür bitki yaklasik olarak dünyanin her tarafina yayilmistir. Türlerinin çogunlugu tropik bölgelerde yetismektedir. Egreltiotlarinin birkaç santimetre büyüklükte olanlardan, agaç sekline kadar çesitleri vardir. Bugün yasayanlarin çogunlugu, çok yillik otsu bitkilerdir. Bunlarin topragin yüzeyine yakin, ona paralel büyüyen sürünücü veya yukari yönelen kökçükleri vardir. Hemen bütün egreltiotlarinda, yapraklar tomurcuktayken içe dogru kivrilmistir. Kartal egreltisi, Venüs saçi, erkek egreltiotu, geyik dili, kaya egreltisi memleketimizde bulunan egrelti çesitleridir. Bu egrelti çesitlerinden erkek egreltiotu tipta kullanilir. Erkek Egrelti otu (Dryopteris filixmas): Mutedil bölgelerin rutubetli yerlerinde, orman altlarinda, kayalar arasinda yetisen 50-70 cm boylarinda, çok senelik, otsu zehirli bir bitkidir. Toprak alti gövdesi 10-40 cm uzunlugunda olup, dis kismi eski yaprak izleri veya kâideleri ile kaplidir. Alt tarafinda siyah renkli, ince kökler tasir. Ilkbaharda rizom gövdesinin ucundan kendi üzerine sarilmis olan genç yapraklar çikar. Yapraklar gelisince açilir. Yapraklar uzun sapli olup sapin kâidesi siskindir. Yapraklarin alt yüzlerinde spor keseleri vardir. Mutedil bölgelerin rutubetli yerlerinde, orman altlarinda, kayalar arasinda yetisen 50-70 cm boylarinda, çok senelik, otsu zehirli bir bitkidir. Toprak alti gövdesi 10-40 cm uzunlugunda olup, dis kismi eski yaprak izleri veya kâideleri ile kaplidir. Alt tarafinda siyah renkli, ince kökler tasir. Ilkbaharda rizom gövdesinin ucundan kendi üzerine sarilmis olan genç yapraklar çikar. Yapraklar gelisince açilir. Yapraklar uzun sapli olup sapin kâidesi siskindir. Yapraklarin alt yüzlerinde spor keseleri vardir. Kullanildigi yerler: Bitkinin kullanilan kismi kökleri ve yapraklaridir. Kökleri sonbaharda toplanip, birkaç gün, havada sonra hafif isida kurutu...
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Otelcilik)
(Eğitim)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)