.

http://www.edubilim.com/ana




Kamu Yönetimi

DosyalarEkleme Tarihi

Sıralama : İsim | Tarih | Tıklama [ Artarak ]
İŞLETME YÖNETİMİ 2.ÖDEVİİncelenen Şirketlerin AmaçlarıTurkcell: Kurulduğu günden bu yana mobil iletişim dünyasındaki yenilikleri,dünyayla eş zamanlı olarak Türkiye’ye getireren Turkcell abonelerine,hayatı kolaylaştıran,zaman kazandıran,bilgiye kolayca ulaşmayı sağlayan ürünler sunmayı amaçlamaktadır.                   Turkcell,müşteri ve iş olanaklarına sağladığı hizmetlerle lider,doğru algılanan,güvenilir bir şirket olma özelliklerini korumayı amaçlamaktadır.Turkcell,ortaklık ve proje bazlı birlikteliklerle sinerji yaratmayı ve verimli,zamanında ve maliyet bilinçli bir yönetim uygulamayı hedeflemektedir.Ayrıca müşteri memnuniyetini,kurumsal ve sosyal sorumlulukları ve yenilikleri ön planda tutarak,gelecekte de Türkiye’de mobil iletişim sektörünün lider markası olarak kalmak Turkcell in  amaçları arasındadır.
YÖNETİM KAVRAMI1. YÖNETİM KAVRAMININ GEÇMİŞİNE  KISA BİR BAKIŞ Günümüzün gelişmiş ve modern denilebilecek insanı tarafından duyulabilecek özlem ve gereksinmelerin karşılanabilmesi ancak üstün düzeyde işbirliği yoluyla mümkün olabilir.  Örneğin, gecekondulara bir şekil verilebilmesi, çevre kirlenmesinin önlenebilmesi, görüş ve inançlarını  açıklayabilmeleri konusunda kişilere serbesti tanınması, hayat standardının yükseltilmesi, sosyal ve kişisel yönden daha bir çok amaçların gerçekleştirilebilmesi, insanlar arasında "işbirliği" yoluyla mümkün olabilir. Yöneticilik işi, çalışanlar arasında böyle bir işbirliği havası yaratabilmektedir. Yöneticilerden beklenen şey, insan, makina ve para gibi değerli, fakat örgütlenmemiş kaynaklardan tam olarak yararlanabilmektedir. Bundan başka yönetici işletme içi ve dışı etkinlikleri kordine eden ve kuruluşa bağlı elemanları ortak bir amacı gerçekleştirebilmeleri yönünden özendiren, onlarda şevk uyandıran kimsedir.
İKTİSATİKTİSAT, bireyler ve toplumların sınırlı kaynaklarını sınırsız ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl dağıttıklarının incelenmesidir.   Ülkeler arasındaki farklı ekonomik yapı ve kurumların organizasyonu ile çeşitli çıkar grupları arasındaki ilişkileri inceleyen iktisat bölümüne İKTİSADİ SİSTEMLER adı verilir.   İktisatçının belli bir ekonomik sorunla ilgili bütün gerçekleri araştırıp toplama işlemine BETİMLEYİCİ İKTİSAT denir.   İktisadın temel özellikleri: Malların üretimi,tüketimi ve dağıtımıyla ilgili olması. Sosyal bir bilim olması. Analitik olması. İnsan davranışlarının sadece iktisadi yönünü seçip incelemesi   Arz yasası, malın fiyatı ile arz edilen miktar değişkenleri arasındaki ilişkiyi gösterir.
UMUT BİR YÖNTEM OLAMAZ( KİTAP  ÖZETİ )GİRİŞ:A.B.D’nin 32. Kara Kuvvetleri Komutanı olan  Gordon R.Sullivan (1991-1995) ile yine A.B.D Deniz Harp Okulu mezunu olup, Kara Kuvvetleri Komutanlığı emrinde “politika planlama grubu”nda görev almış ve ordunun 21. Yüzyıla hazırlanma stratejik planın oluşturulmasında görev almış ve 1995 yılında ordudan ayrılmış olan, Michael V.Harper'in birlikte  hazırladığı “Umut Bir Yöntem Olamaz”isimli bu eser; 1,5 milyon iş görene, 63 milyar dolarlık bir bütçeye sahip ve dünyanın en kompleks örgütlerinden (işletme) olan A.B.D Kara Kuvvetlerinde, soğuk savaşın bitiminden sonra 21. yüzyıldaki büyük değişim ve yenileşme çalışmalarını anlatmaktadır.Bilişim çağı olarak ta adlandırılan ve bilgi-iletişim teknolojisinin büyük bir hızla değişim ve modernleşme süreci yaşadığı 21.yüzyılda, Vietnam savaşı şokunu uzun yıllar üzerinden atamayan A.B.D’nin, Kara Kuvvetlerindeki hızlı değişimi, kuvvetin büyük bir işletme olduğu gerçeğinden hareketle ve işletmecilik mantalitesi ile ordunun profesyonelleşmesi ve küçülmesi, savaş teknolojisini yakından takip ederek büyük bir değişim ve reorganizasyon süreci yaşaması, kitabın ana konusudur.
TÜRKİYE’DE KAMU YÖNETİMİNDE HİZMET İÇİ EĞİTİMHüseyin GÜLGİRİŞÇağımızda sosyal, ekonomik ve teknolojik değişmeler hızla artmakta ve bu artışın etkileri de iş hayatında görülmektedir. Hızlı gelişmelerin yaşanması insanları, kurumları ve ülkeleri artık bu değişmeye ayak uydurmaya zorlamaktadır. Bu nedenle ülkelerin, kurumların ve insanların çağın gereklerine uyum sağlamak için şiddetli/yoğun bir rekabet içerisinde olmalarını zorunlu kılmıştır. Günümüzde artık “yeni” diye öğrendiğimiz bir çok bilgi bu hızlı gelişmeyle kısa süre içerisinde yerini yeni bilgilere bırakmakta ve bu durum devamlılık göstermektedir. İşte toplumların , kurumların ve ülkelerin sağlıklı örgütlenebilmeleri ve süreklilik kazanabilmeleri bu değişmeye ayak uydurmaları ile olabilecektir. Bu hızlı gelişmelere ayak uydurmanın en etkin ve temel yolu da kuşkusuz “eğitim”dir. Ülkeler, kurumlar ve insanlar; bu gelişmeleri yakından takip etmeleri ve yeniliklerden haberdar olmaları için sistemli eğitim çalışmalarına önem vermeleri gerekmektedir.Eğitimin özellikle de bilimsel eğitimin bu denli önem kazandığı günümüzde ister özel kesim, ister kamu kesimi olsun personelini yetiştirmek durumunda kalmıştır. Bunu sağlamanın yolu da sistematik olarak personeline, yenilikleri eğitim yoluyla vermekten geçer. Kişilere bu bilgi ve becerileri kazandırmanın yolu da “Hizmet- içi Eğitim”dir.
TÜRKİYE’DE KAMU YÖNETİMİNDE HİZMET İÇİ EĞİTİMHüseyin GÜLGİRİŞÇağımızda sosyal, ekonomik ve teknolojik değişmeler hızla artmakta ve bu artışın etkileri de iş hayatında görülmektedir. Hızlı gelişmelerin yaşanması insanları, kurumları ve ülkeleri artık bu değişmeye ayak uydurmaya zorlamaktadır. Bu nedenle ülkelerin, kurumların ve insanların çağın gereklerine uyum sağlamak için şiddetli/yoğun bir rekabet içerisinde olmalarını zorunlu kılmıştır. Günümüzde artık “yeni” diye öğrendiğimiz bir çok bilgi bu hızlı gelişmeyle kısa süre içerisinde yerini yeni bilgilere bırakmakta ve bu durum devamlılık göstermektedir. İşte toplumların , kurumların ve ülkelerin sağlıklı örgütlenebilmeleri ve süreklilik kazanabilmeleri bu değişmeye ayak uydurmaları ile olabilecektir. Bu hızlı gelişmelere ayak uydurmanın en etkin ve temel yolu da kuşkusuz “eğitim”dir. Ülkeler, kurumlar ve insanlar; bu gelişmeleri yakından takip etmeleri ve yeniliklerden haberdar olmaları için sistemli eğitim çalışmalarına önem vermeleri gerekmektedir.Eğitimin özellikle de bilimsel eğitimin bu denli önem kazandığı günümüzde ister özel kesim, ister kamu kesimi olsun personelini yetiştirmek durumunda kalmıştır. Bunu sağlamanın yolu da sistematik olarak personeline, yenilikleri eğitim yoluyla vermekten geçer. Kişilere bu bilgi ve becerileri kazandırmanın yolu da “Hizmet- içi Eğitim”dir.
Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri   İçin Hukuki ŞartlarÜlkemizde derneklerle ilgili yasal düzenlemeler, asıl olarak Anayasa, Medeni Kanun ve 2908 sayılı Dernekler Kanunu ile yapılmıştır: 1926 yılında, yani bundan 74 yıl önce kabul edilmiş olmasına rağmen Medeni Kanun, dernekler konusuna özgürlükçü bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Ancak daha sonra, 1972 ve 1983’te çıkan kanunlar ile sıkı bir denetim ve baskı sistemine geçilmiştir. 1983 yılında yürürlüğe giren Dernekler Kanunu, hem şekil hem de içerik açısından ciddi bir takım eksik ve yanlışlar içermektedir. Bir yandan gereksiz detaylara girerek yoğun bir bürokratik işlem yükü yaratmakta, diğer yandan da idareye pek çok konuda keyfi davranma imkanı tanımaktadır.  Bu açıdan maalesef Medeni Kanun ile yapılmış düzenlemelerin üzerine katma değer yaratacak bir niteliğe sahip değildir.     Bu görüşü destekleyen en iyi örneklerden biri Medeni Kanun’da sadece 5 madde ile düzenlenmiş olan Dernek Teşkilati’nin bugünkü Dernekler Kanunu’nda son derece karişik ve gereksiz detaylar içeren 14  madde ile tanimlanmasidir. Bu maddeler “Yönetim kurulunun yedek üyelerle tamamlanamamasi halinde”ne yapilacagina dair hükümler bile içermektedir (madde: 28) - ki bunlarin tüzükte ele alinmasi daha uygundur.   Aralarındaki  önemli bir farkta; Medeni Kanun’da, nizamnamesinde cemiyetin teşkilatına ve azasıyle münasebetine dair hükümler yok ise denilerek, teşkilatlanmanın tamamen Derneklerin insiyatifine bırakılmış olmasıdır.
TOPLAM KALİTE YÖNETİMİGünümüz koşullarında kuruluş yöneticiliği klasik usullere göre yapılmaktadır. Yani en üst makam işin genel tanımını yapmakta, bu genel tanım daha alt kademelere inildikçe ayrıntılandırılmakta, ve en alt kademede de uygulanmaktadır. Uygulayıcının işi tarif edildiği şekilde yapmaktan başka sorumluluğu bulunmamaktadır. İş ile ilgili geliştirme faaliyetlerini düşünme ve planlama daha üst kademelerin görevidir. Oysa bir işi en iyi o işi yapan bilir. Bu nedenle işle ilgili geliştirme faaliyetlerine bizzat o işi yapanların katılımının sağlanması, işin başarı şansını artıracaktır. İşi bizzat yapanlar işin içerisinde üst kademedeki insanların hiçbir zaman göremeyeceği ve bilme olasılıklarının bulunmadığı pek çok sıkıntıyı yaşarlar ve o sıkıntının giderilmesine yönelik düşünceler geliştirirler. Aynı şekilde işte sıkıntı olmasa bile işin geliştirilmesi ile ilgili ilginç ve orijinal fikirler geliştirilir. Ancak bu düşünceleri ve ilginç ve orijinal fikirleri çoğunlukla kendilerinde saklı kalır, daha üst kademelere iletilemez. İşte bu düşünce ve fikirlerin yani yaratıcılığın özendirilmesi ve desteklenmesi işin kalitesini ve başarı oranını artırıcı yönde etki yapacaktır. Bu felsefeden yola çıkılarak, en alt kademeden üst kademelere doğru bir iletişim artışı gereği ortaya çıkmış ve neticede toplam kalite yönetimi uygulamalarına ulaşılmıştır. Böylece bir işletmede çalışanların tamamının, sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getiren, ancak bunun yanında yaptığı işin daha verimli yapılması, iş süreçlerinin geliştirilmesi konusunda sürekli düşünen ve belirlenmiş çeşitli sistematik katılım yöntemleri ile bu düşüncelerini ve becerilerini sisteme katan, yani yeni bir çalışan davranışı sergilemesini gerektiren, yöneticilerin de çalışanları teşvik edici, katılımını sağlayıcı, inisiyatif kullanmayı, sorumluluk almayı ve yenilikler yaratmayı teşvik eden bir insan kaynakları planlama sistemi kurmasını gerektiren bir oluşum ortaya çıkmıştır.
TEK PARTİ DÖNEMİNDE TÜRK KAMU BÜROKRASİSİNİN GELİŞİMİGİRİŞToplumların, bugünkü devlet, siyaset ve yönetim anlayışlarının, yapılanmalarının, geçmişin mirasından etkilenmediğini söylemek oldukça zordur ve bu anlamda toplumlar, önceki nesillerden miras olarak aldıkları kurumların, değerlerin ve davranış biçimlerinin yükünü taşırlar. Diğer bir deyişle, ekonomik, sosyal, siyasal, idarî ve kültürel anlayış ve yapılanmalar, insanlık ve toplumların tarihi içinde, kümülatif nitelikli olarak ve tarihi süreklilik seyrini izleyerek var olagelirler. Devletler, milletler ya da başka parametreleri esas alarak yapılan toplum ayrımlarının hepsi için geçerli olan bu nitelikler, aynı zamanda belirli bir değişimi ve dönüşümü de içerir ya da içermesi gerekir.Bu çalışmada, işte bu süreklilik, değişim, dönüşüm ya da tam tersi anlayış ve yapılanmaların belirli çizgiler itibariyle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e aktarılan temel nitelikleri, özellikle merkeziyetçilik-adem-i merkeziyetçilik ilişkileri bağlamında ele alınacaktır.
SİYASET NEDİR?  Günlük konuşmalarımızda siyaset sözünün kullanımını inceleyecek olursak, anlam zenginliği ve dolayısıyla karışıklığının daha da yaygın olduğu hemen anlaşılacaktır. Örneğin, bir kişinin kendi çıkarına uygun bir durumu ya da eylemi, üstü kapalı şekilde savunmaya çalıştığını çevresini hoşnut etmeyecek tutumlardan sürekli olarak kaçındığını sezdiğimiz zaman, onun siyaset yaptığına karar verebiliriz. Oyunu kullandıktan sonra evine dönen bir vatandaşa siyasetle ilgilenip ilgilenmediğini sorarsak, kesinlikle ilgilenmediğini söylemesi, ilgilendiğini belirtmesi kadar olasıdır. Çocuğunun siyasete girip girmemesi konusunda düşüncesi sorulan bir baba “Allah Korusun” diye cevap verirken, partilerin yararlı kurumlar, milletvekillerinin saygıdeğer kişiler olup olmadıkları sorulduğunda “evet” diye cevap verebilir.
SOĞUK   SAVAŞ       Soğuk savaş;’’ikinci dünya savaşından sonra savaştan galip çıkmış iki büyük devlet ve bu devletlerin çevresinde kümelenmiş küçük devletler arasında anlaşmazlık, ve çatışmaların doğrudan birbirlerine karşı silah kullanılmadan sürdürüldüğü belli bir tarihsel döneme verilen addır’’.1       Soğuk savaş, aynı zaman da ülkeler arasında anlaşma kuralları yaratılmasına ve ilişkilerin bir düzen içinde gücün sınırlanılarak yürütülmesine olanak sağlayacak temel yöntem olan diplomasinin, iki blok arasında hemen ortadan kaçtığı bir dönemdi. Kuralları oluşturacak , ve işletecek diplomasi, yerini güç ilişkilerine bırakmıştı. Gerçi karşıt blok ülkeleri arasında diplomatik ilişkiler vardı ve her iki blok üyelerinin karşı tarafta diplomatları bulunuyordu, ama diplomasi bir yöntem olarak gerçek işlevini yitirmişti. Soğuk savaş henüz düzeni kurulamamış savaş sonrası Avrupa’sının karışıklık ortamının bir ürünü durumundaydı. İşte bloklar arasında ki bu güç ilişkisi ve karışıklı ortamı, ikinci dünya savası sonrası döneminin ilk yirmi yılının temel özelliği dır. 2
PARADİGMALAR VE İLKELERİçten DışaKişilik ve Karakter Etiği: Başarının temeli olarak gösterilen “karakter etiği” kavramı –dürüstlük, alçakgönüllülük, bağlılık, ölçülülük, cesaret, sabır, çalışkanlık, yalınlık vs.- zamanla yerini -1. dünya savaşından sonra- “kişilik etiği” kavramına bıraktı. Böylece başarı daha çok, kişiliğin toplumdaki imajın, tavır ve davranışların, insanlar arası etkileşim sürecini kolaylaştıran beceri ve tekniklerin sonucunda elde edilir oldu. Bu ise insanları güçlü görünmeye ve başkalarını sindirmeye teşvik ediyordu.Paradigmanın Gücü: Paradigma kişinin dünya görüşünü belirler, bir kuram, bir açıklama ya da başka bir şeyin modelidir. Paradigmalarımız hayatımızı yönetir, ilişkilerimizde belirleyici ve yönlendirici güç oluşturur. “kişilik etiği” ile oluşturulmuş paradigmalar ise baştan sakat yapıdadırlar. Sorunun temeline inmez, yüzeysel kazanımlar elde etmek isterler.
c) Kitle iletisim AraçlariDemokratik olsun olmasin, bir rejimde etkili olmak isteyen siyasal güçler açisindan, kitle iletisim araçlari her zaman büyük önem tasir. Çogulcu bir demokraside, halkin genel çikarlarinin ekonomik gücü elinde bulunduran azinligin özel çikarlarina feda edilmemesi, kitle iletisim araçlari üzerinde ikincilerin dogrudan ya da dolayli bir denetim tekeline sahip bulunmamasina baglidir. Paranin sayiya, ya da baska bir deyisle sermayenin emege egemen olmamasi, kitle iletisim araçlarinin konumuna baglidir.Düsünce özgürlügü, düsüncelerini yayabilme olanaklari bulunmadigi zaman fazla bir anlam tasimaz. Siyasal güçlerin, kitlelere ulasabilmek, kendilerine yandas bulabilmek için kullanabilecekleri araçlarin sayisi, günümüzde üçtür: Yazili, sözlü ve görüntülü basin; yani gazeteler, radyo ve televizyon. Örnegin büyük açikhava toplantilari, daha önceden bunlar araciligiyla ortam hazirlanmadikça ve daha sonra gene bunlar araciligiyla degerlendirilmedikçe fazla bir anlam tasimayabilir. Yapsalar bile, etkileri geçici olur.Kapali baski rejimlerini bir kenara birakirsak; çogulcu bir demokrasi, yalniz birbirinden farkli partilerin bulunmasini degil, kitle iletisim araçlarinin da birbirinden farkli ellerde olmasini gerektirir. Çogulculuk, kamuoyunu olusturacak araçlarin da çogulcu olmasini gerekli kilar. Bunlar üzerinde devletin tekeli oldugunda açik bir baski rejimi söz konusu iken, özel kisilerin tekeli olustugunda örtülü, dolayli bir baski rejimi akla gelebilir. Demokrasi sadece görünüste kalir. Yeni düsüncelerin yayilmasi, yeni toplumsal güçlerin siyasal yasamda agirligini duyurmasi zorlasir.
KAMU TERCİHİ ve BÜTÇE BÜYÜKLÜĞÜGirişModern kamu maliyesindeki temel problemlerden biri, kamu sektöründeki hızlı büyümenin açıklanmasıdır. Bu çalışmada, kamu sektöründeki büyümeyi izah eden daha açıklayıcı hipotezlerin olup olmadığını ortaya koyan kamu tercihi yaklaşımını benimsiyoruz. Karar alma sürecindeki yapısal unsurlar, genişleyen bir kamu sektöründe Wagner Kanunu’nun ampirik olarak geçerliliğini doğrular mı? Mali kararların alınmasında ne tür kurumsal eğilimler ağırlıklıdır?
Kamu Kesimi Tarafından Üretilen Mal ve HizmetlerKAMUSAL MAL ve HİZMETLERToplumu oluşturan insanlardan her birinin ayrı ayrı maddi ve manevi birtakım ihtiyaçları vardır. Kişisel nitelikteki bu ihtiyaçların kaynağı, insanların fizyolojik ve psikolojik varlıklarıdır. Örneğin giyinmek, karnını doyurmak, eğlenmek ve ısınmak bu tür ihtiyaçların tipik örnekleridir. İnsanlar yalnız başlarına yaşayamazlar; bir araya gelmek suretiyle bir toplumu oluştururlar. Bunun organize şekline de devlet adı verilir. Bu toplum halinde yaşayış, ortaya başka tür bir takım ihtiyaçların çıkmasına sebebiyet verir. Mesela iç ve dış güvenlik ile adaletin sağlanmasına ihtiyaç duyulması toplum halinde yaşamanın bir sonucudur. Tek başına yaşayan bir insanın elbette ki milli savunma, asayiş ve adaletin temini, diplomasi gibi hizmetlere ihtiyacı yoktur.  
GÜNEY KOREKuruluşundan (1948 ) kısa süre sonra Kuzey Kore’yle patlak veren (1950) Kore Savaşı’ndan büyük zarar gören Güney Kore’de, cumhurbaşkanı Dr. Syngham Rhee 1960’ta büyük kargaşalıklara yol açan hileli seçimlerin ardından, iktidardan çekilmek zorunda kaldı.  Yapılan yeni seçimlerde Demokrat Parti iktidara gelmeyi başardıysa da, ertesi yıl ordunun gerçekleştirdiği bir darbe sonucunda parlamento dağıtılıp, bütün yetkiler General Chan Do Yo ile General Park Chung Hee’nin ellerinde toplandı. 1963’te cumhurbaşkanlığına Park Chung Hee’nin seçildiği önemli ölçüde ABD yardımıyla çok geçmeden Güneydoğu Asya’nın  başlıca sanayileşmiş ülkeleri arasına giren Güney Kore’de 1967, 1971, 1972 ve 1978 seçimlerinde de cumhurbaşkanlığına seçilmiş olan Park Chung Hee’nin 1979 Ekiminde öldürülmesini, ülkede sıkı yönetim ilan edilerek başbakan Choi Keyu Hah’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi izledi. 1980 mayısında yeni bir askeri darbeyle iktidarı ele geçiren general Chun Doo, parlamentoyu dağıtıp başkanlık tipi yeni bir anayasa hazırlattıktan sonra, 1981’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanlığına seçildi.1981’de Myanmar Birliğine (Birmanya) yaptığı bir yolculuk sırasında suikast girişiminden kurtulduktan sonra, olaydan Kuzey Kore’yi sorumlu tuttuğu açıklaması,1972’den sonra iki ülke arasında önemli ölçüde yumuşamış olan ilişkileri yeniden gerginleştirdi. Bu arada içteki muhalefet de gün geçtikçe yaygınlaştı ve 1987 başlarında öğrenci eylemleri hızla tırmanarak, tutuklu bulunan muhalefet önderlerinden Kim Young Sam’ın nisan ayında serbest bırakılmasına karşın, haziran ayında öğrenciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli sokak çarpışmalarına yol açtı.
GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN TÜRKİYE EKONOMİSİNE ETKİLERİGirişTürkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefine yönelik ortaklık ilişkisinin önemli bir aşaması olan Gümrük Birliği, aynı zamanda dışa dönük büyüme politikası çerçevesinde taraf olduğu en geniş kapsamlı ticari yapılanma olarak 1 Ocak 1996’da tamamlanmıştır.AB ile Türkiye arasında sanayi malları ve işlenmiş tarım ürünlerinin serbest dolaşımına ilişkin bir ekonomik entegrasyon modeli olan Gümrük Birliği sürecinde Türkiye, mevzuatını Avrupa Birliği’nin gümrük ve ticaret politikalarının yanı sıra rekabet ve fikri sınai mülkiyet haklarına ilişkin politikaları da dahil olmak üzere kapsamlı bir alanda uyumlaştırmak yükümlülüğünü üstlenmiştir. Herhangi bir gümrük birliği ilişkisinden daha ileri bir entegrasyona karşılık gelen söz konusu uyum çalışmaları neticesinde, sanayi ve ticareti doğrudan etkileyen önemli yapısal ve kurumsal değişiklikler oluşmuştur. 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin tam üyelik adaylığının teyit edilmesiyle Türkiye AB ilişkileri ekonomik ve siyasal boyutlarıyla Gümrük Birliği’nin ötesine geçen bir sürece girmiştir. Söz konusu süreçte Türkiye’nin uyum sağlaması gereken Kopenhag Kriterleri çerçevesinde işleyen bir piyasa ekonomisi ve rekabet edebilirlik olarak özetlenebilecek ekonomik kriterlerin karşılanması ve AB müktesebatının üstlenilmesi açısından, Türkiye GB kapsamında gerçekleştirdiği uyum çalışmaları sayesinde önemli ilerleme kaydetmiş ve tecrübe kazanmıştır. Ayrıca, uluslararası ticaretin liberalize edilmesini hedefleyen DTÖ’ye taraf olarak Türkiye’nin üstlendiği yükümlülükler de, Gümrük Birliği ile tamamlanan çalışmalarla öngörülen süreden önce büyük oranda yerine getirilmiştir.
BÜROKRASİ KURAMLARI          ?. Bürokrasi Kavramının Tanımı Bürokrasi kavramının günümüze kadar çok çeşitli tanımları yapılagelmiştir. “Bürokrasi, Latince ‘burra’ (masaları kaplamada kullanılan koyu-renkli, kalın-kumaş) ve Yunanca ‘kratos’ (egemenlik, yönetim) kelimelerinin bir araya getirilmesiyle türetilmiştir.”  Büyük kuruluşları yönetmek için görevli kişileri içeren, kendine özgü yönetim yapıları ve açıkça belirlenmiş kural ve yönetmelikleri bulunan bir sistemdir. Ayrıca toplumda, tabandan yukarı doğru daralan hiyerarşik bir yapı içinde örgütlenmiş, kişisel olmayan genel kurallar ve işleyiş ilkelerine göre çalışan, ayrıcalıklı ve kalıcı profesyonel görevliler grubu olarak da tanımlanabilir. Devlet, şirketler, kiliseler, siyasal partiler...vb her büyük resmi örgütte bulunabilen bürokrasi, çağlar boyunca kırtasiyeciliğe, kararsızlıklara, gereksiz yazışmalara yol açtığı gerekçesiyle eleştirilmiş, buna karşılık yandaşları, büyük hizmetlerin düzenli, rahat ve ekonomik biçimde gerçekleştirilmesi için gerekli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bürokrasi kavramı, zaman içinde anlam ve içeriğini değiştirmiş, kapitalist topluma özgü bir devlet yönetim biçimini anlatmak üzere kullanılır olmuştur.
1. Bilgi Sistemleri Açisindan Yerel Yönetimlerin Mevcut DurumlariBilgisayar teknolojisinin hizla gelismesinin ardindan, her ortamda oldugu gibi yerel yönetimlerde de süregelen islemler bilgisayar sistemleri araciligi ile yapilmaya baslamistir. Bu sistemler yönetim kademesinin zorlamasi ve destegi ile veya uygulayici kesimin kendi çabalari sonucunda kurulmus ve isletilmistir. Sistemler gelistikçe ve yerel yönetimlerde teknolojiye uygun donanimlar arttikça sistemlerden sorumlu elemanlara ihtiyaç duyulmus ve bu sistemlerden anlayanlar sorumlu olarak sistemin sürekliligini saglamislardir. Iste bu asamada dikkate alinmayan, fakat hayati önemi bulunan sorumlu elamanlarin ve kullanicilarin egitimleri tamamen göz ardi edilmistir. Bunun sonucunda da ortaya çikan durum, her kullanicinin kendi birimine ait islemleri, kendi çabalari ve bilgisi ile çözmesine kadar varmistir. Bazi yerel yönetimler, özellikle maddi boyutlarinin çok önemli bir miktarlara ulasmasindan dolayi, belediye gelirlerini kontrol edebilmek amaci ile Personel, Hesap Isleri, Maas, Emlak vb. servisleri otomasyona almak yoluna gitmislerdir. Baslangiçta servislerde birbirinden bagimsiz olarak islenen veriler daha sonra bazi özel kuruluslarin çabasi ile birlestirme yoluna gidilmis, fakat istenilen sonuca ulasilamamistir.
BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE'DE UYGULANABİLİR Mİ? TÜRKİYE VE BAŞKANLIK SİSTEMİGİRİŞTürkiye uzun yıllardan beri istikrarsız ve zayıf hükûmetler tarafından yönetilmektedir. Ülkemizde uygulanan parlâmenter sistemin istikrarlı ve etkin hükûmetler yaratamadığı artık ortadadır. Buna bağlı olarak yeni sistem önerileri gündeme gelmiştir, alternatif çözüm önerileri sunulmaktadır.Biz bu makalede, öncelikle başkanlık sistemini teorik olarak açıklayıp, başkanlık sisteminin güçlü ve zayıf yanlarını ortaya koyacağız. Daha sonra parlamenter sitemi aynı şekilde teorik olarak açıklayıp, güçlü ve zayıf yanlarını ortaya koyacağız. Türk parlâmenter sisteminin sorunlarına değinip, Türkiye’de hükümetlere istikrar ve etkinlik kazandırılması için ortaya atılan görüşleri inceleyeceğiz.
AVRUPA’DA BÜTÜNLEŞME SÜRECİ VE TÜRKİYEAvrupa’da meydana gelmekte olan değişim, nihai amacı Avrupa Birleşik Devletleri’nin yaratılması olan siyasal bir entegrasyona ilişkindir. Bizim buradaki asıl amacımız bunun başarılı olup olamayacağının tartışılması değildir. Bizim açımızdan asıl önemli olan nokta entegrasyonun, ulaşılan bugünkü aşamasında bile bazı ulusal egemenlik haklarının AB ile paylaşımını şart koşuyor olmasıdır. Burada asıl vurgulamak istediğimiz noktalar da parasal birlik gibi egemenlik paylaşımını yakından ilgilendiren konulara ilişkindir.Avrupa’daki entegrasyon süreci ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Bu entegrasyon sürecinin ortaya çıkaracağı yeni siyasal ve ekonomik dengelere Türkiye’nin kayıtsız kalması düşünülemez. Türkiye, Avrupa’daki bu yeni oluşumların dışında kalmama konusundaki kararlılığını göstemektedir. Türkiye, aynı zamanda kendi içerisindeki siyasal oluşumları da Avrupa’daki gelişmeler yönünde şekillendirerek ülkedeki siyasal ve sosyal hakların daha fazla geliştirilmesi ve ekonomik kalkınmanın sağlanması amacıyla bu süreci kullanmaktadır. Diğer bir deyişle, Türkiye tam üyelik statüsünü elde edemese bile AB üyeliği yolundaki çabalarını kendi demokrasisini ve ülkedeki demokratik hak ve özgürlükleri geliştirmek amacıyla kullanmaktadır. Yani ekonomik, toplumsal ve siyasal bir model olarak Ortadoğu ya da başka bir coğrafyadaki sistemleri değil de Avrupa’yı kendisine ölçüt olarak almakta, ve Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini Atatürk zamanından beri süregelmekte olan modernleşme çabalarının bir devamı olarak görmektedir.
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ11. Protokol ile yeniden düzenlenen metin20 Mart 1950'de Roma'da imzalanan Sözleşme, 3 Eylül 1952'de yürürlüğe girdi. Türkiye, Sözleşmeyi 18 Mayıs 1954'de onayladı. (R.G. 19 Mart 1954-8662)Sözleşme metni, 21 Eylül 1970'de yürürlüğe giren 3 no'lu Protokol’un 20 Aralık 1971’de yürürlüğe giren 5 no'lu Protokol'un ve 1 Ocak 1990'da yürürlüğe giren 8 no'lu Protokol’un düzenlemelerine uygun olarak değiştirilmişti ve ayrıca, yürürlüğe girdiği 21 Eylül 1970'ten bu yana 5. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak Sözleşme'nin bir parçası olan 2 no'lu Protokol’un metnini içermekteydi. Protokolların getirdiği bütün bu değişikliklerin veya eklemelerin yerini, yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Kasım 1998’den itibaren 11 no'lu Protokol aldı. Bu tarihten itibaren, 1 Ekim 1994’te yürürlüğe giren 9 no'lu Protokol yürürlükten kaldırıldı.
 TOPLAM KALİTE YÖNETİMİGİRİŞ :Günümüz hızla değişmekte olan rekabetçi dünyasında kalite genellikle ürün ya da hizmetlerin başarı veya başarısızlığını belirleyen temel ilke, etken olmaktadır. Sürekli kalite gelişimini sağlayabilmek amacıyla da firmalar Toplam Kalite Yönetimi (TKY) uygulama-larına başlamışlardır. İnsanoğlunun en iyiye ulaşma hedefine paralel olarak daha kaliteli ürün kullanma daha kaliteli hizmet görme gibi talepleri yüzyıllardır devam etmiştir. Buradan hareketle kalite kavramının ortaya çıkışının oldukça eskilere dayandığını söyleyebiliriz. Ülkemizde de kalite olgusunun temelleri yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Kalite kavramının varlığı ülkemize göre batıda daha önce fark edilmiştir ve sanayi hareketleri ile gelişimi hız kazanmıştır.  Gelmiş olduğumuz bugüne kadar dünya standartlarında ve gelişim sürecinde kalite daima en üst düzeyde aranmış ve yaratılmaya çalışılmıştır. Kalitenin bir olgu olarak ortaya çıkmasıyla birlikte, üretimin ve hizmetin daha iyi olarak, ihtiyaçların en az giderle karşılanması yoluyla büyük atılımlar yapılmıştır.Dünyanın gelmiş olduğu olduğu bugünkü noktada  kalite terimi çok daha geniş bir boyut kazanmıştır. Ürün ya da hizmetin tasarımından başlayıp, satış sonrası hizmetlere kadar uzanan, insan odaklı düşünceyi ve gelişmeyi hedefleyen yeni kalite anlayışı iş dünyasında kaçınılmaz temel unsur olmuştur.