.

http://www.edubilim.com/ana




Jeofizik

DosyalarEkleme Tarihi

Sıralama : İsim | Tarih | Tıklama [ Artarak ]
ÖZGİRİŞUygulamalı Jeofizik yöntemlerinin, yeraltındaki jeolojik soruman çözmede jeoloji bilimine bulunduğu katkılar oldukça önemlidir. Jeofizik bilimi, jeolojik çalışmalar sonucu iki boyutlu olarak belirlenen yer altı yapışma derinlik boyutunu da katarak bu yapının dana da iyi irdelenmesini sağlar.Ayrıca Jeofizik Mühendisliği çalışımdan sonucu jeolojik yapının mekanik ve fiziksel özellikleri ortaya konularak yapılması amaçlanan mekanik sondajların sayısı en aza indirilir. Yeraltındaki jeolojik yapılan aydınlatmada jeofizik yöntemlerin kullanılması hem ekonomik açıdan hem de zaman açısından kazanç sağlayacaktır.Bu arada önemli olan diğer bir konuda Jeofizik biliminin Jeolojiden ayrı düşünülmesi gerçeğidir Çünkü; Jeofizik Mühendisinin, çalışmalarında, Jeoloji Mühendisinden ayrı bir yol izlemesine karşın her ikisinin de amaçlan ortaktır.Jeolojik sorunlara çözüm üretmede söz sahibi olan Uygulamalı Jeofizik yöntemlerinden birisi de Sismik yöntemdir. Sismik yöntemler kullanılarak yeraltındaki ekonomik kaynaklar aranmakta, mühendislik problemlerinin çözüme ulaştırılabilmesi için gerekli olan tabaka kalınları, zeminlerin elastik özellikleri, sıvı saturasyonu gibi parametrelerin yanı sıra yapısal bozukluklar belirlenebilmektedir. Ayrıca sismik yöntemler yol inşaatlarında, binaların temel özelliklerinden, özellikle zemin taşıma gücü ve zemin oturma miktarı gibi çeşitli mühendislik problemlerinde sıkça kullanılmaktadır. Sismik yöntemleri kullanarak elde edilen bilgilerle, kayaçların ve zeminlerin; sıkılık, çatlaklık, kırıklık ve sertlik dereceleri ile bozuşma miktarları gibi mekanik özelliklerini de ortaya koymak olasıdır.
ZEMİN MEKANİĞİ VE TEMEL İNŞAATI BİLGİLERİÖNSÖZYapıların en önemli bölümünü oluşturan Temellerin statik hesabı inşaat mühendisliğinin en karmaşık konularından biridir. Son yıllarda zemin mekaniği alanında görülen hızlı gelişmeler, temel problemlerinin modern hesap metotları ile çözülmesini zorunlu kılmıştır. Temel problemlerinde modern zemin mekaniği bilgilerinin, yapı sisteminin statik çözümü ile birleştirilerek yürütülmesi işi oldukça yeni sayılır. Bununla birlikte modern zemin mekaniği ışığı altında geliştirilen yeni metotlar artık tamamen uygulama alanına girmiştir. Böylece temellerin projelenmesinde eski basit metotlar yerine zemin karakteristikleri ve yapı rijitliğini hesaba katan yeni metotlar kullanılır olmuştur.
UZAKTAN  ALGILAMADA  TEMEL KAVRAMLARUZAKTAN  ALGILAMA  SİSTEMLERİUZAKTAN ALGILAMANIN TARİFİ, ÖNEMİ, VERİ TOPLAMA1. GİRİŞİnsanlar için en ilkel ihtiyaçlar beslenme, barınma, korunma ve soyunu sürdürmektir. İlk insanlar çok küçük klanlar halinde yaşar ve avcılıkla geçinirlerdi.  İşte ilk uzaktan algılama bu dönemlerde başlamıştır denebilir. Örneğin, bir geyik sürüsünü kovalayan avcılar bir ağaca, bir tepeye tırmanarak bu sürünün kaldırdığı tozları izleyerek yerlerini bulmuş olması oldukça yüksek bir olasılıktır. Nüfus arttıkça klanlar göçebelik-avcılıktan yerleşik-çiftçilik yaşam biçimine geçmesini zorlamıştır. Böylece insanlar iklime çok daha bağlı bir yaşama başlamıştır. Ayrıca düşman kabilelerden korunma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Nöbetçiler yüksek yerlerde, uç noktalarda bekleyerek düşman saldırılarını ateşle, dumanla kabilesine ulaştırarak uzaktan algılamanın yöntemlerini kullanmışlardır.  
TÜRKİYE'DE JEOTERMAL ENERJİ KAYNAK VARLIĞI        Türkiye’de sıcaklıkları 102 ’ye varan, 600’ün (bazı kaynaklara göre ise 1000 kadar) üzerinde sıcak su (jeotermal enerji) kaynağı mevcuttur. Ülkemiz, Avrupada bulunan ülkeler arasında,  İtalya’dan sonra jeotermal kaynaklar açısından en önemli ülke konumundadır.        Bu kaynaklar, ülkenin jeolojik yapısı nedeniyle Batı Anadolu’da (Ege Bölgesinde) hem sıcaklık hem de sayıca diğer bölgelere göre daha yüksektir. Bunu, sırası ile  Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Karadeniz, Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz Bölgeleri izlemektedirler.Jeotermal enerji açısından zengin ülkeler arasında yer alan ülkemizde 1962 yılından bu yana MTA Genel Müdürlüğü’nce sürdürülen sistematik  ve programlı araştırmalar sıcaksu kaynaklarının envanter çalışmaları ile başlamıştır. Daha sonra uygun sahalarda gerçekleştirilen ayrıntılı etütlerle sıcaklığı 35  üzerinde jeotermal akışkan içeren 170 adet sahanın varlığı ortaya konmuştur.
Su DöngüsüBugün kullandığımız suyun milyonlarca yıldır dünyada bulunduğu ve miktarının çok fazla değişmediği doğrudur. Dünyada su hareket eder, formu değişir, bitkiler ve hayvanlar tarafından kullanılır, fakat gerçekte asla yok olmaz. Buna Hidrolojik Döngü (Su Döngüsü) denir.
MİKROTREMOR(TİTREŞİMCİK) 1)MİKROTREMÖR(TİTREŞİMCİK) NEDİR?     Depremler ve sismik patlamalar dışında, doğal ve doğal olmayan nedenlerle oluaşan, periyotları birkaç dakikayı aşmayan, yeryüzünün titreşim hareketlerine genel olarak mikroseism(çok küçük yer sarsıntıları) denir. Mikrotremör(titreşimcik) ifadesi 0.05 ile 2 sn. aralıklı periyotlar için kullanılır.  2)MİKROTREMÖRLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ:-Periyotları çok küçüktür.(0.05-2 sn).-Genlikleri 0.1 mikron mertebesindedir.-Gündüzleri geceden daha aktiftir.-Dalga şekilleri düzgün değildir.-Grup halindeki titreşimleri sürekli kısadır.-Genellikle yapay nedenlerle oluşur.
LEVHA TEKTONİĞİ KURAMI İnsanoğlu düşünmeye başladığı andan itibaren çevresindeki yerşekillerin nedenlerini merak etmiş, bunların binlerce yıl sabit ve sarsılmaz kabul edilmesinden sonra, aslında sürekli bir haraket ve evrim içinde olduklarını anlayınca da bu hareketi idame ettiren kuvvetin doğasını ve kökenini araştırmaya başlamıştır (Şengör, 1983). Sayıları oldukça kabarık olan jeotektonik hipotezlerin veya teorilerin başlıcaları “Kontarksiyon Teorisi” , “Ekspansiyon Teorisi” , “Mağmatik Yükselme -Kabarma Teorisi”; “Konveksiyon Akımları Teorisi”, “Kıtaların Kayma Teorisi” ve nihayet “Levha Tektoniği Teorisi” dir (Ketin, 1983).
Kıtaların Kayması            ALFRED WEGENER'İN « ESKİ » KURAMILEVHA TEKTONİĞİYLE GÜNCELLEŞTİ VE YENİDENDEĞER KAZANDI.     Alfred WEGENER (1880-1930), Alman meteorolog ve jeofizik uzmanı. Meteoroloji uzmanı olarak Mylius-Erichsen'in Grönland'a yaptığı Danimarka kutup seferine katıldı (1906-1908). 1915'te kıtaların kayması kuramını ortaya attı.1913'ten 1917'ye kadar, Grönland'ı boydan boya geçişi sırasında Lauge Koch'a eşlik etti.Son olarak, 1929'da bir hazırlık yolculuğundan sonra, ertesi yıl, inlandsisin merkezinde büyük bir bilimsel keşif seferine girişti ve Eismitte istasyonu ile batı kıyısı arasında yaşamını yitirdi.Yolculuklarının sonuçlarını bir kaç kitapta anlattı.Bir çok bilimsel yapıt verdi:  Thermodynamik der Atmosphäre (Atmosferin Termodinamiği) [1911] ,Die Klimate der geologischen Vorzeit (İlk jeolojik çağda iklim) [1924] , özellikle de kıtaların hareket mekanizmasına bir açıklama getiren plak tektoniğinin pekiştirdiği kıtaların ortaya çıkış kuramını açıklayan;            Die Entstehung der Kontinente und Ozeane (Kıtaların ve Okyanusların oluşumu) [1915].Çalışmalarında, Amerikalı F. B. Taylor gibi araştırmacılardan yararlandı. Ama, özellikle bir meteorolog olan Wegener, jeologlardan tamamen bağımsız bir düşünce taşıyordu. Levha tektoniği kuramı, Wegener'e yerbilimleri tarihinde hak ettiği yeri yeniden kazandırdı.
KURŞUNLU DEPREMİ(1951)  13 Ağustos 1951’de Çankırı’nın Kurşunlu ilçesinde oluşan ve magnitüdü Richter ölçeğine göre 6.5 olan şiddetli yer sarsıntısı.Deprem sonucunda yörede 50 kişi ölmüş, 678 kişi yaralanmıştır.Depremde ayrıca, 3.354 bina yıkılmış ve 13.373 binada hasar görmüştür.  Kurşunlu ilçesi Türkiye’nin birinci derece deprem bölgesindedir ve Kuzey Anadolu Kırık Kuşağı üzerinde yer alır.Bölgede sık sık çeşitli büyüklüklerde depremler oluşmuştur.Çankırı’nın 40 kilometre kadar kuzeybatısında yer alan Kurşunlu ilçesi, hafif dalgalı bir arazi üzerinde kurulmuştur.İlçeden geçen derenin kuzeydoğusunda Neojen bölümden kalan killi marnlı katmanlar ve dere çökelleri, güneybatısında ise andezit, tüf ve yığışımlar yer alır.
1. GRAVİTE YÖNTEMİNİN TEMELİGravite yöntemi , temel jeofizik yöntemlerinden biridir. Yeraltnın homojen olmaması ve değişik yoğunlukta kayaçlann bulunması nedeniyle yerkürenin yerçekimi ivmesi "g" de küçük değişmeler meydana meydana gelir. Bu değişmelerin , yeryüzünde , özel aletlerler ölçülmesi ve bu değerlerin kıymetlendirilmesi, gravite yönteminin teşkil etmektedir. Demekki gravite yöntemi kısaca , yeraltındaki değişikyoğunluklardan oluşan yerçekimi ivmesi " g" tün küçük değişmelerini ölçmek ve bu ölçü değerlerini kıymetlendirerek yeraltında aranan cisim veya jeolojik yapı hakkında bilgi edinmektir.Bir maden yatağıyla yatağın etrafındaki kayacın yoğunlukları arasında fark yoksa , böyle bir maden yatağı gravite yöntemiyle bulunamaz . Ayrıca yeraltının hep yatay tabakalardan ibaret olması halinde de, bu durum gravite yöntemiyle saptanamaz.
Dünyanın Oluşumu ve DepremlerÜzerinde yaşadığımız dünyanın 5 milyar yıllık tüm oluşum süreci içerisinde depremler meydana gelmiştir. Dünyanın oluşumunun büyük bir bölümünü tamamladığı süreç olan Arkeozoik Dönem de 4 milyar yıl boyunca yeryüzünün şeklini tamamen değiştirecek güçte depremler olmuştur. Ayrıca bu süre içerisinde kıta çekirdekleri meydana gelmiş ve yerküre üzerindeki ilk kıvrımlar yani dağlar oluşmuştur.Paleozoik Dönem'de yeryüzündeki ilk büyük kıvrımlar; Hersinyen ve Kaledoniyen kıvrımları ortaya çıkmıştır. Yine bu dönemde de Arkeozoik dönemdeki kadar olmasa da şiddetli tektonik hareketler, kıvrılmalar ve volkanik olaylar meydana gelmiştir. Süper Kıta adını verdiğimiz "Pangea" kıtası bu oluşumlar sonucunda büyümeye daha sonra da kıtalara ayrılmaya başlamıştır. Mezozoik zamanda ise Pangea kıtası parçalanmaya başlamış ve yavaş yavaş bugünkü kıtalar ortaya çıkmıştır. Yine bu dönemde Alp-Himalaya kıvrımlarının oluşması için gerekli olan tortullaşma meydana gelmiştir. Neozoik zamanda ise çok şiddetli tektonik ve volkanik hareketlenmeler olmuştur. Mezozoik dönemde birikmiş olan tortullar ile Alp-Himalaya kıvrımları oluşmuştur. Bu dönemde Pangea kıtası tamamen yok olarak yerini bugünkü kıtalara bırakmış; Tetis Denizi de Atlas ve Hint Okyanusları'nın oluşmasına neden olmuştur. Türkiye'nin büyük bir bölümü ve Kuzey, Güney ve Batı Anadolu Fay Hatları da bu seizma sayesinde ortaya çıkmıştır. Yine seizma nedeniyle seizma nedeniyle deniz çanakları derinleşmiştir. Karadeniz buna çok iyi bir örnektir.Antropozoik Dönem'in ilk yarısında buzullaşma meydana gelmiştir. İngiltere, Avrupa'dan kopup ada haline gelmiştir. Deniz seviyesi bugünkü seviyesine ulaşmış, Egeit karası çökmüş ve Akdeniz'in suları ilerleyerek Ege Denizi,Çanakkale ve İstanbul Boğazları'nı oluşturmuştur.
DOĞU MARMARA BÖLGESİNDE  KENTLER:DEPREM ÖNCESİ ve SONRASIÖzetDeprem faktörü çerçevesinde, DMAB, İstanbul, Kocaeli ve Sakarya illerinden oluşmaktadır.    DMAB’sinden Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF) geçmektedir.  Bölge sık aralıklarla yıkıcı depremler yaşamış, her depremde önemli boyutta can ve mal kayıpları ortaya çıkmıştır. Bölgede nüfus gelişimi, yatırım politikaları ve kentsel mekan özellikleri, yaşanan depremlerden zaman dilimi olarak uzaklaştıkça deprem faktörü çok da önemsenmeden gelişim göstermiştir. Bölgenin gelişiminde ve makro formunun oluşumunda, konum ve doğal yapı önemli faktörler olurken, yaşanan depremlerin bölgenin gelişim sürecinde ve makro-formunun belirlenmesinde hiçbir etkisinin olmadığı söylenebilmektedir.
DEPREMLE İLGİLİ TEKNİK BİLGİLERGİRİS: Dünyanın oluşumundan beri, sismik yönden aktif bulunan bölgelerde depremlerin ardışıklı olarak oluştuğu ve sonucundan da milyonlarca insanın ve barınakların yok olduğu bilinmektedir. Bilindiği gibi yurdumuz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir. Deprem Bölgeleri Haritası'na göre, yurdumuzun %92'sinin deprem bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusumuzun %95'inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98'i ve barajlarımızın %93'ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir. Son 58 yıl içerisinde depremlerden, 58.202 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık olarak 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Sonuç olarak denilebilir ki, depremlerden her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmekte ve 7.094 bina yıkılmaktadır.
Depremin Oluşturduğu DeğişmelerYer  kabuğu katmanında türlü nedenlerle derin ve uzun çatlaklar oluşmuştur. Zamanla yeni Yer çatlaklar da oluşabilir. Fay denilen bu çatlak¬lar nedeniyle blok durumundaki bü¬yük kaya kütleleri, magma üzerinde hareket eder. Bu blokların birdenbi¬re ve değişik yönlerdeki hareketleri depremleri oluşturur. Yer altı sularının, toprak ve kayaları aşın¬dırması ile oluşan mağaralar çökebilir
DEPREMDEN ÖNCE NELER YAPILMALI?Yasadiginiz / Bulundugunuz mekani inceleyin.Korunma için bulunacaginiz yeri ve muhtemel kaçis yolunu belirleyin.Eger bulundugunuz noktadan kendinizi 10-15 saniye içinde bina disina çikartacak ve güvenli bir açik alana ulastiracak pozisyonunuz varsa, bu yolu saptayin. (Bu yöntem sadece giris alti, giris ve 1. katta olanlar için geçerlidir.)Deprem sirasinda ilk 10-15 saniye binayi terkedebilmek açisindan çok önemlidir.Daha önce yasanan depremlerden elde edilen istitastiki verilere göre, binalarda yikima yol açan unsur, hissettiginiz ilk sarsinti degil, binanin rezonansa girmesidir. Bu da size anilan süreyi kazandirmaktadir. Bu süre içinde kaçma eylemini gerçeklestirebilecek bir yöntem buldugunuz takdirde, tatbik ederek zamani saptayin. Böylelikle hem kesin kaçis sürenizi ögrenebilir, hem bu süreyi daha da kisaltacak yöntemler gelistirebilirsiniz.
DEPREM VE DEPREMDEN KORUNMA YOLLARI     DEPREM NEDİR?    Yer kabuğunun belli bir derinliğinde,bir dış merkezden başlayarak oluşan ani devi- nim ya da sarsıntıdır.    Büyük depremlerin topraküstü ve toprakaltı etkileri çok büyük boyutlara ulaşır, çoğu kez, yüzeysel toprak kabarmaları, çökmeler ve kırıklar oluşur;bu kırıkların en ilgi çekicisi, 1906 San Francisco  depreminde oluşan ve toprak yüzeyinde izlenebilen kırıktır;bu kırık 470 kilometrelik hemen hemen düz bir çizgi boyunca her tür araziden geçmiştir. Bu tür olaylarda yüzey ve yer altı sularının akış rejimleri büyük değişiklik- lere uğrar. Ayrıca kırıklar boyunca yarılarak ayrılan arazi parçaları çoğu kez yatay ya da düşey kaymalarla karşılaşır ve eski kırık çizgisi yer yer metrelerce sapmalar göste- rir.    Büyük depremlerde,hemen her zaman,birinci sarsıntıları çok sayıda ikinci sarsıntı- lar izler;şiddeti gittikçe azalan bu sarsıntılar, günlerce,hatta aylarca sürebilir. Bu ikin- cil sarsıntılar ya da son titreşimler,ana merkez bünyesindeki dengenin ve gerilimlerin tamamlayıcı değişimleriyle açıklanır. Buna karşılık büyük bir depremin düşük şiddet- te öncü depremleri izlemesi daha az görülen bir olgudur ve özellikle bu konuda yapı- lan çok sayıda araştırmaya rağmen bu tür hafif depremlerin ardından büyük deprem- lerin geleceğini kestirmek güçtür. 
Deprem Nedir? Nasıl OluşurDepremlerin önemli bir bölümü yeryüzünden yaklaşık 12km derinliklere kadar uzanan elastik kısımda üst kabuk içinde meydana gelmektedir. Bu derinlikten daha derinliklerde sıcaklık 400 derecenin üzerinde olduğu için yerdeğiştirme hareketi depremsiz, krip denilen yavaş plastik şekil değiştirme enerjisi şeklinde yutulur. Buna karşılık elastik üst kısımda ise her yıl birkaç cm'lik yerdeğiştirme yüzyıllarca birikerek birkaç metre birden büyük bir depremle meydana gelmektedir. Depremler sırasında ilk kırılma başlangıcının bu elastik alan sınırında meydana geldiği anlaşılmaktadır. Deprem yer içinde fay olarak adlandırılan kırıklar üzerinde biriken biçim değiştirme enerjisinin aniden boşalması sonucunda meydana gelen yerdeğiştirme hareketinin neden olduğu karmaşık elastik dalga hareketleridir. Bu yerdeğiştirme miktarı depremin büyüklüğü ile doğru orantılı olup özellikle sığ depremlerde belli bir büyüklükten sonra faylanma ile ilgili kırıklar yeryüzünde görülmektedir.
Deprem katsayı hesabı(30-33 D)  1970 VE 2002 yılları arası 4 ve 4’ün üzeri magnetüdlü, h=700 km olan bölgenin deprem katsayı hesabı: 
DEPREMGİRİŞDünyanın oluşumundan beri, sismik yönden aktif bulunan bölgelerde depremlerin ardışıklı olarak oluştuğu ve sonucundan da milyonlarca insanın ve barınakların yok olduğu bilinmektedir.Bilindiği gibi yurdumuz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir.Deprem Bölgeleri Haritası'na göre, yurdumuzun %92'sinin deprem bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusumuzun %95'inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98'i ve barajlarımızın %93'ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir.Son 58 yıl içerisinde depremlerden, 58.202 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık olarak 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Sonuç olarak denilebilir ki, depremlerden her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmekte ve 7.094 bina yıkılmaktadır.
DEPREM Deprem; yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi yada yanar dağların püskürmesi sırasında olan sarsıntı, yersarsıntısına denir. Diğer bir adı da zelzeledir. Depremin olduğu yerde yer titreşim yapar ve sallanır. Deprem bir doğa olayıdır ve yapay olarak oluşturulan sarsıntılara deprem denmez. Yapay olarak oluşturulan sarsıntılara “yerin salınışı” adı verilir. Deprem titreşimleri, yer salınımlarından genel olarak; doğal nedenlerinden oluşmaları; ani başlamaları ve bitmeleri, titreşim süresince bazı fayların bulunmasıyla ayırt edilirler. Depremler yer kabuğunun yeni kıvrılmış veya kırılmış yerinde, a)Çok engebeli bölgelerde, b)Genç kıvrımlarla, vadilerin birleştiği, c) Dağ yamaçlarının denizin derinliklerine kadar indiği alanlarda meydana gelir.  
ÇEVRE JEOFİZİĞİNDE GRAVİTE UYGULAMALARI ÇEVRE SORUNLARIİnsan yaratılışından bu yana, doğada yararlanmış, doğayı işlemiş bilgi birikimine ve teknik ilerlemeye koşut olarak doğaya egemen olmaya çalışmıştır.İnsanın hava, su, toprak olmaksızın yaşamını sürdürmesi olanaksızdır ve ilginç olanı doğanın yanı sıra kendisi gibi yaşamını bu temel öğelere borçlu olan diğer canlı türlerini de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasıdır.İnsan faaliyetleri sonucunda çevreye verilen zararlar, doğanın kendini yenileyebilme yeteneği sayesinde başlangıçta fark edilmemiş hatta çevrenin zamanla bu kirliliği yok edeceği düşünülse de, zaman içinde sanılanın tersine, çevreye bırakılan kirliliğin nicel ve nitel olarak artması, çevrenin kendini yenileyebilme yeteneğinin çok üstüne çıkmış, çevre hızla bozulmaya başlamıştır.
Çevre  Sorunları  Ve Jeofizik1. GİRİŞCanlılar yaşayabilmeleri için gerekli olan suyu yeryüzünden (akarsu, göl,deniz) veya kayaçların boşluk yada çatlaklarında toplanan yeraltı sularından sağlamaktadırlar.İnsanlar yerüstü sularını çeşitli şekillerde biriktirirler ve insan topluluklarına iletirler.Fakat her yerde akarsu yada göl bulunmamakta , mevcut bulunanlarda git gide tükenmekte olduğu için yer altı sularından yararlanma yollarına gidilmektedir.Son yıllarda endüstrinin gelişerek fabrikaların artması ve geniş alanlara yayılması , yer üstü sularından faydalanmanın kısıtlanması, şehirler için gerekli ve temiz suyun daha ucuz bir şekilde yeraltından elde edilmesi yer altı sularının daha çok kullanılmasını gerektirmiş, dolayısıyla yer altı suyu araştırmalarını artırmıştır.Bunun yanı sıra evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmaksızın su ortamlarına boşaltılmaları, tarımda verimi artırma amacıyla kullanılan doğal ve yapay maddelerin su ortamlarına taşınmaları gibi sebeplerde dolayı su kirliliği kavramı yani çevre problemleri ortaya çıkmıştır.Birbirlerine ayrılmaz şekilde bağlı ve biri diğerine sürekli tesir eden toprak, hava ve su yaşadığımız çevreyi meydana getirir.   Yerkürenin bir parçasının herhangi bir sebeple bozulması diğer parçalarını da aynı şekilde etkiler.Çevre kirlenmesi her ne kadar hava, toprak ve suyun kirlenmesi ise de çevre jeofiziği, jeofizik yöntemler uygulayarak yer altı suyu ve toprak kirliliğinin belirlenmesi olarak tanımlanabilir.
 Deprem Nedir?       Depremin sözlük anlamı yer kabuğunun derin katmanlarını kırılıp yer değiştirmesi veya yanardağların  püskürmesi sırsında oluşan,sarsıntı,yerin hareketidir.Deprem bilimi sismolojidir.Gerçek anlamı ise Dünya yüzeyindeki bir kırık boyunca koparak fırlayan,sıkıştırılmış yada gerilmiş kayaların neden olduğu titreşimler ve sarsıntılar biçiminde görülen ani bir enerji boşalımıdır.Volkanlardan fışkıran lavlarda küçük sarsıntılara neden olabilir.Yılda yaklaşık bir milyon deprem olduğu tahmin edilektedir ama bunların çoğu öyle küçüktür ki farkedilmedn geçerler.Yaygın bir yıkıma yol açan gerçekten şiddetli depremler yaklaşık iki haftada bir olur.Neyse ki bunların çoğu okyanuslar altında yer aldığından insanlara zarar vermez.Yüzeyin 700km altında oluşan depremlere ne gibi nedenlerin yol açıcağı bilinmektedir.