İnkılap Tarihi
DosyalarEkleme Tarihi
TÜRK-ERMENİ İLİŞKİ-LERİBİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI DÖNEMİNDE TÜRK-ERMENİ İLİŞKİ-LERİOsmanlıların 1 Kasım 1914'te İngiltere, Fransa ve Rusya'ya karşı savaşa girmesi, Ermeni komitelerince büyük bir fırsat olarak görülmüştür. Gönüllü alaylar kurarak Rus saflarına katılan Ermeniler, Rus işgal kuvvetleriyle birlikte Doğu Anadolu topraklarına girmişlerdir. Ayrıca, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yeni isyanlar çıkartılmış, Osmanlı kuvvetleri arkadan vurulmuş, sivil Türk halkı büyük bir katliama uğ-ratılmıştır. Bu katliam yalnızca Türkleri hedef almamış Trabzon civarındaki Rumlar ve Hakkari çevre-sindeki Museviler de Ermeniler tarafından katledilmişlerdir.Osmanlı Devleti savaşa girmeden kısa bir süre önce Haziran 1914'te Erzurum'da Taşnaksutyun komitesi toplanmış ve şu kararları almıştır:
TBMM’NİN AÇILMASI VE ÇALIŞMALARI Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından başlayan işgallere karşı etkili bir direniş gösterebilmek için bölgesel kuvvetlerin birleşmesi amaçlanmıştı. Milletin kendi kararlarını almaları için bir meclise ihtiyaç vardı.Bunun için M.Kemal 19 mart 1920’de bir genelge yayınlayarak her sancaktan beşer tane olmak üzere milletvekilleri seçilip Ankaraya gelmeleri istendi .Bunun üzerine büyük bir katılım olarak 23 nisan 1920’de meclis kuruldu.İlk 120 milletvekili olmak üzere daha sonra bu sayı 390’a çıkmıştır. Meclis başkanı Mustafa Kemal Paşa seçildi ve Mustafa Kemal meclis çalışmasıyla ilgili bir önerge sundu ve kabul gördü. İLK TBMM’NİN ÇALIŞMA ESASLARI>TBMM’nin üstünde bir kuvvet yoktur.>Hükümet kurmak gereklidir.>Geçici kaydıyla bir başkanı ve padişah vekili atamak uygun değildir(hükümet devamlılığı).>TBMM yasama ve yürütme yetkilerine sahiptir(güçler birliği ilkesi).>Meclisten seçilecek bir heyet,meclise vekil olarak hükümet işlerini görecektir.Meclis başkanı bu heyetinde başkanıdır(meclis hükümet sistemi).>Padişah ve halife bulunduğu baskıdan kurtulduktan sonra meclis tarafından belirlenecektir(saltanat ve halifeliğin kaldırılmasının yasal dayanağı).
TANZİMAT DÖNEMİ 3 Kasım 1839’da Topkapı Sarayı’nın Gülhane Bahçesi’nde okunarak halka ilan edilen Tanzimat Fermanı ile İstanbul’da yeni bir dönem açıldı. Batılılaşma sürecinin hızlandığı bu dönemde İstanbul’da mimariden yaşama tarzına, eğitim kuruluşlarından sanayi kuruluşlarına kadar birçok alanda yenilikler yaşandı.Bu dönemde şehir yeni alanlara doğru genişlemeye başladı. Suriçi Bakırköy yönünde, Galata ise Teşvikiye yönünde yayılırken; Boğaziçi’nde Sarıyer’e iskan hızlandı. Anadolu yakası ise bir taraftan Bostancı, diğer taraftan Beykoz’a doğru büyüdü.
Sorular45, itilaf Devletleriyle TBMM Hükümeti arasında yapıla¬cak olan Lozan Konferansına, itilaf Devletleri, Os¬manlı Devleti'nin de temsilci göndermesini istemiştir.Buna karşı TBMM hükümetinin aldığı önlem aşa-ğıdakilerden hangisidir?A) Yeni bir halife seçmekB) Saltanatı kaldırmakC)Konferanstan çekilmekD) Savaşı devam ettirmek46. - Saltanatın kaldırılmasıyla, devlet başkanlığı doldu-rulamadığından, devlet başkanlığı sorunu ortaya çıktı.- II. Meclis'in göreve başlamasına rağmen, yeni hü¬kümetin kurulamaması sorunu yaşandı.Bu sorunlara karşı aşağıdaki önlemlerden hangi¬si alınmıştır?A) Halifeliğin kaldırılmasıB) Cumhuriyetin ilan edilmesiC) Yeni bir anayasanın hazırlanmasıD) Hıyaneti Vataniye kanununun çıkarılması
MÜTAREKE DÖNEMİNDE KURULAN CEMİYETLER VE ÇALIŞMALARI Mondros Mütarekesinin memlekette yaptığı karışıklık oldukça acı bir şekilde kendini hissettirmekteydi. Uzun ve yıpratıcı bir savaşın sonucu bütün kurtuluş ümitlerini söndürecek şekilde acıklıydı. Halk karamsar ve kararsız, İstanbul Hükümeti ne yapacağını şaşırmıştı. Silahlar toplanmış, terhis dolayısı ile, ancak düzeni sağlayacak küçük kadrolu birlikler bırakılmıştı. Millet ne olacağını henüz bilmiyordu. Memleket bu durumda iken,Türkler aleyhine çalışan birtakım zararlı cemiyetler kurulmağa başlandı. A-Azınlıkların Çalışmaları:Uzun yüzyıllar Türk toplumu içinde hür ve rahat yaşamış olan azınlıklar, yer yer gizli cemiyetle kurmuşlardı. Bunların gayesi asayişi bozarak, mütarekenin 7'nci maddesinin uygulanması için bahaneler yaratıp hak kazanmak ve Avrupa Devletlerinin müdahalelerini sağlayarak yurdumuzun çeşitli bölgelerini kolayca işgal etmekti.
MİSAK-I MİLLİ (MİLLİ AND) Millî birliğin temelinin milliyetçilik olduğunu ve milliyetçiliğin uygulanması ilemillî birliğin oluşur. Ancak, bu millî birliği besleyen, güçlendiren öğeler vardır. Bu öğeler, ayrıca Atatürk milliyetçiliğini doğuran temeller ve değerlerdir. Bu değerler, milli kültür, dil, tarih, kültür ve gaye (ideal) birliği, Misak-ı Millî, manevi değerler ve bunları eğitim yoluyla gelecek nesillere aktaracak millî eğitimdir. MİSAK-I MİLLİNİN MİLLİYETÇİLİK İLKESİ İLE OLAN İLGİSİ Kurtuluş Savaşımızın başlangıcında milletçe alınan “Millî sınırlar içindeki vatan bir bütündür, ayrılık kabul etmez.” Kararı, vatanın ve milletin bölünmezliği ilkesini kabul eden tarihi bir belgedir. Türk milliyetçiliği ile Türk vatanı arasındaki bağlantıyı kuran bu belge bildiğimiz gibi Misak-ı Millî’dir. Millet temsilcilerinin, millet adına “Milli And” olarak aldıkları ve binlerce yıllık Türk tarihini savunmayı ve Türk vatanının bağımsızlığını sağlamayı amaçlayan karar, millî varlığın en önemli kanıtıdır. Bu belge ile Türk milliyetçiliği belli bir vatan kavramına kavuşmuş, Türk milleti, Kurtuluş Savaşında gösterdiği milli birlikle Misak-ı Milliyi gerçekleştirmiştir. Bugün Misak-ı Millî ruhu ve anlamı ile her türlü bölücülüğe ve bölgeciliğe karşı olmak ve milli birlik içinde yurttaki bütün sorunları belirlemek ve çözmek demektir. Bu vatan bizim ortak hatıralarımızı, öğünçlerimizi, gururlarımızı, acılarımızı ve isteklerimizi bağrında taşır, geçmişimizin kültür varlığı ve zenginliğini içinde saklar. İşte Misak-ı Millînin sınırlarının çizildiği bu Türkiye, Türk milliyetçiliğinden güç alınarak milli birlik içinde sonsuza kadar korunacaktır, yaşayacaktır.
MİSAK-I MİLLİ (MİLLİ AND) Millî birliğin temelinin milliyetçilik olduğunu ve milliyetçiliğin uygulanması ilemillî birliğin oluşur. Ancak, bu millî birliği besleyen, güçlendiren öğeler vardır. Bu öğeler, ayrıca Atatürk milliyetçiliğini doğuran temeller ve değerlerdir. Bu değerler, milli kültür, dil, tarih, kültür ve gaye (ideal) birliği, Misak-ı Millî, manevi değerler ve bunları eğitim yoluyla gelecek nesillere aktaracak millî eğitimdir. MİSAK-I MİLLİNİN MİLLİYETÇİLİK İLKESİ İLE OLAN İLGİSİ Kurtuluş Savaşımızın başlangıcında milletçe alınan “Millî sınırlar içindeki vatan bir bütündür, ayrılık kabul etmez.” Kararı, vatanın ve milletin bölünmezliği ilkesini kabul eden tarihi bir belgedir. Türk milliyetçiliği ile Türk vatanı arasındaki bağlantıyı kuran bu belge bildiğimiz gibi Misak-ı Millî’dir. Millet temsilcilerinin, millet adına “Milli And” olarak aldıkları ve binlerce yıllık Türk tarihini savunmayı ve Türk vatanının bağımsızlığını sağlamayı amaçlayan karar, millî varlığın en önemli kanıtıdır. Bu belge ile Türk milliyetçiliği belli bir vatan kavramına kavuşmuş, Türk milleti, Kurtuluş Savaşında gösterdiği milli birlikle Misak-ı Milliyi gerçekleştirmiştir. Bugün Misak-ı Millî ruhu ve anlamı ile her türlü bölücülüğe ve bölgeciliğe karşı olmak ve milli birlik içinde yurttaki bütün sorunları belirlemek ve çözmek demektir. Bu vatan bizim ortak hatıralarımızı, öğünçlerimizi, gururlarımızı, acılarımızı ve isteklerimizi bağrında taşır, geçmişimizin kültür varlığı ve zenginliğini içinde saklar. İşte Misak-ı Millînin sınırlarının çizildiği bu Türkiye, Türk milliyetçiliğinden güç alınarak milli birlik içinde sonsuza kadar korunacaktır, yaşayacaktır.
MİLLETLER CEMİYETİ (Cemiyet-i Akvâm) VETÜRKİYE’NİN BU CEMİYET’E GİRİŞİ (1932) M.Emin DİNÇ* ÖZET Türkiye, dört yıllık ağır ve zorlu bir mücadelenin sonunda kazandığı kesin bir zaferin ardından 24 Remmuz 1923’ de imzaladığı Lozan Barış Antlaşması ile uluslararası planda kendisini resmen tanıtmış, bunun ardından da 29 Ekim 1923’ te Cumhuriyeti ilan ederek, yeni devleti resmen kurmuştur. Bundan sonra , bir yandan iç meselelerini halletmeye çalışırken, bir yandan da uluslararası ilişkiler kapsamında çözüm bekleyen sorunlarını çözme gayreti içine girmiştir. Bu çerçevede çeşitli devletlerle olan sorunlarını, yeni bir devlet olmasına rağmen, kendi açısından başarılı sayılabilecek bir şekilde tek tek hal yoluna koyarken, bir yandan da uluslararası gelişmeleri çok yakından izleyerek, fırsatları en iyi şekilde değerlendirip, uluslararası barış ve güvenliğisağlama çalışmalarına aktif olarak katılabilmenin yollarını aramıştır.
LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI Kurtuluş savaşını başarıya ulaştıran Mustafa Kemal Paşanın başında bulunduğu T.B.M.M. hükümetiyle İtilaf devletleri arasında önce Mudanya mütarekesi imzalandı ( 11 Ekim 1922 ). Buna göre, kısa bir süre sonra, barış yapılması gerekliydi. İtilaf devletleri, barış görüşmelerine T.B.M.M. hükümetiyle Osmanlı hükümetini davet ettiler. Bu durum T.B.M.M. hükümeti tarafından olumlu karşılanmadı. Yapılan toplantıda Ankara hükümeti, Osmanlı hükümetiyle ilişkisi bulunmadığını ve Türkiye’yi yalnız Ankara hükümetinin temsil edebileceğini, aksi halde toplantıya katılmayacağını İtilaf hükümetlerine bildirdi. Bu sırada İngiltere’de savaş taraflısı Lloyd George kabinesi düştü. Yerine barış taraflısı Bonarlow kabinesi geçti. Kabinede Dışişleri bakanlığı görevi Lord Curzon’a verildi. Curzon, barış görüşmelerinin hemen başlatılması için, diğer devletlerle ilişki kurarak, çalışmalara başlamıştı. Fransa, İtalya ve Yunanistan görüşmelere hemen başlama kararı aldılar. T.B.M.M. Hükümetinin uyarmasını da dikkate alan bu devletler, Lozan konferansına yalnız Ankara hükümetinin katılmasında bir sakınca görmediklerini Lord Curzon’a bildirdiler. Lord Curzon da durumu Ankara’ya yazdı. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti çağrıya olumlu cevap verdi ve Ankara’da Lozan’a gidecek heyet seçildi.Heyete İsmet Paşanın ( İsmet İnönü ) başkanlık etmesi kararlaştırıldı. Dr. Rıza Nur ve Hasan Saka’dan gayrı müşavir olarak heyete, Münir Ertegün, Muhtar Çilli, Veli Saltık, Zülfü Tiğrel, Zekai Apaydın, Celal Bayar, Şefik Başman, Seniyettin Başak, Şevket Doğruer, Tevfik Bıyıklıoğlu, Tahir Taner, Nusret Metya, Hikmet Bayur, Zühtü İnhan, Fuat Ağralı, Mustafa Şeref Özkan, Şükrü Kaya, Hamit Hasancan, Ruşen Eşref Ünaydın ve Yahya Kemal Beyatlı Beyler de alındı. Konferansa katılan Türk gazetecileri;Ahmet Cevdet, Ahmet Şükrü Esmer, Hüseyin Cahit Yalçın, Velit Ebüzziya, Kerami Kurtbay, Mecdi Sayman, Kemal Salih Sel, Asım Us, Ahmet Hidayet Reel Beylerdi.
KUVAY-I MİLLİYE HAREKETİTANIMI : KUVAY-I MİLLİYE HAREKETİ; KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN BAŞLANGI-CINDA İŞGALE KARŞI ÖRGÜTLENEN DİRENİŞ HAREKETİNE VERİLEN ADDIR.DOĞUŞU VE GELİŞİMİ: BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAN YENİLGİ İLE ÇIKAN OSMANLI DEVLETİ, MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASINDAN SONRA İTİLAF DEVLETLERİNİN ANADOLU’NUN ÇEŞİTLİ BÖLGELERİNİ İŞGAL ETMESİNE NE HÜKÜMET NE DE ORDU OLARAK KARŞI ÇIKMA İMKANINA SAHİP DEĞİLDİ.DAMAT FERİT PAŞA HÜKÜMETİNİN BATI ANADOLU’DA OLANLARA SEYİRCİ KALMASI,ÜSTELİK HALKI SÜKUNET TAVSİYE ETMESİ,HALKIN KENDİ KENDİNİ SAVUNMASI ZORUNLULUĞUNU GEREKLİ KILIYORDU.ANADOLU’DA İŞGALE UĞRAYAN BÖLGELERDE HALK, VARLIĞINI, MİTİNGLER-LE VE MEYDANA GETİRDİĞİ SİLAHLI DİRENİŞ KUVVETLERİYLE İŞGAL KUVVET LERİNE KABUL ETTİRMEYE ÇALIŞIYORDU. İŞTE, TÜRK MİLLETİNİN ANADOLU’DA VE TRAKYA’DA,İŞGALLERE KARŞI OLAN DİRENİŞİNE, ”KUVAY-I MİLLİYE”(MİLLİ KUVVETLER) ADI VERİLMİŞTİR.
KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDA KURULAN CEMİYETER:I-YARARLI DERNEKLER : A- Genel Amaçli Dernekler : 1- Izmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti : İzmirde, 1 Aralik 1918'de kurulmuştur. İzmir'in Yunanistana verilmesini engellemek için kurulmuştur. Cemiyet'in kurulma nedeni; ege Bölgesi'nde Türklerin coğunlukta olduğunu basın yoluyla dünya'ya kanıtlamaktı.Cemiyet, kendisine katilan "Istihlasi Vatan Cemiyeti" ve kurulmasina yardimci oldugu "Ilhaki Red Cemiyeti" ile kaynasmis olarak faaliyetine Istanbul'da devam ederken Izmir'deki faaliyetlerini de isgal dolayisiyla Denizli'ye nakletmistir.Ayrıca cemıyet Batı'da silahlı direniş hareketlerine yaptığı yardımlardada başarılı olmuştur.
I. TBMM DÖNEMİBÖLÜM A)TBMM’NİN AÇILMASI VE ÇALIŞMALARI Mondros Ateşkes Antlaşmasının ardından başlayan işgallere karşı etkili bir direnişyapabilmek için bölgesel güçlerin birleşmesini amaçlayan M. Kemal , Mebussan Meclisi’nin açılmasına da destek vermiştir. Fakat İstanbul’daki Mebussan Meclisi’nin kapatılması , meclisin İstanbul’da açılmasına karşı çıkan M. Kemal ‘i haklı çıkarmıştır.Milletin kendi adına etki altında kalmadan kararlar alabilmesi için yeni bir meclis açılması yolunda çalışmalara başlandı. M. Kemal , 19 Mart 1920’de bir genelge yayınlayarak Ankara’da olağanüstü yetkilerle toplanacak meclise katılmak üzere her sancaktan 5 millet vekilinin seçilerek 15 gün içerisinde Ankara’ya gelmelerini istedi.Ayrıca İstanbul’daki tutuklanmayan eski mebusların seçime katılmadan Ankara’ya gelmelerini istedi.Bu durum M. Kemal’in milli iradeye verdiği önemin göstergesidir.
HATAY SORUNU15 Mart 1923'te Atatürk Adana'ya geldiklerinde, yol kenarında Antakya ve İskenderun'u sembolize eden iki genç kızın hıçkırıklar arasında, "Bizi de kurtar" feryadına karşılık, "Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde kalamaz" demiştir.20 Ekim 1921'de imzalanmış olan Ankara Antlaşması, İskenderun Sancağını Suriye'den ayırarak ayrı bir statüye tabi tutuyordu. Bu Antlaşmanın 7. Maddesi, İskenderun beldesi için özel bir idare usulü kurulacağını; bu bölgenin Türk ırkından olan sakinlerinin, kültürlerinin gelişmesi için her türlü kolaylıktan faydalanacağını ve Türk parasının orada resmi mahiyet taşıyacağını öngörmüştür. Antlaşma hükmüne uygun olarak, 8 Ağustos 1922'de Sancak'ta bir bölgesel idare kurulmuştur. Fransa, Suriye ile anlaşarak manda idaresine son vermeyi kararlaştırmıştı. Hatta, 8 Eylül 1936 tarihinde parafe edilen antlaşma ile Suriye'de manda idaresinin son bulduğu öngörülüyor, ancak Sancak'ın durumundan söz edilmiyordu. Türkiye'de bu durum Sancak'ın kaderi hakkında genel bir kaygı uyandırdı. Türk Hükümeti, Sancak sorununun önemi üzerine eğilerek; 6 Ekim 1936'da Milletler Cemiyeti Assamblesi'nde ve daha sonra 9 Ekim 1936'da Fransa'ya verdiği bir nota ile görüşünü belirtti.
E R O Z Y O N N E D İ R? EROZYON; Toprağın yağmur suları ile veya rüzgarlarla aşınması ve taşınmasıdır. Daha açık ifade ile yağmur tanelerinin çıplak toprağa çarptığında kopardığı parçacıkları beraberinde aşağılara taşıması veya şiddetli esen rüzgarlarla çıplak arazilerdeki ince toprak tanelerinin sürüklenmesi olayıdır. Erozyon, toprak-su-bitki arasındaki doğal dengenin bozulması sonucu ortaya çıkar. Yurdumuzun üzerinde bulunduğu coğrafi enlemlerdeki iklim özellikleri, topoğrafyası, jeolojik ve toprak yapısı içerisinde insanlarımızın doğal dengeye yaptığı olumsuz etkiler; yanlış arazi kullanımı, aşırı otlatma, ormanlarımızın tahrip edilmesi gibi olaylar erozyonu hızlandırmaktadır.
ÇERKEZ ETHEM (1885 - 1948 )Kurtuluş Savaşı'nda Kuvayı Milliye döneminin çetecilerinden.1885 yılında Bandırma'da doğdu. Bandırma'nın Emre köyüne yerleşmiş Sapşığ Çerkez oymağından, Ali Bey'in beş oğlunun en küçüğüydü. Ağabeyleri, İlyas ve Nuri beyler, Rum eşkiyalarıyla çarpışırken ölmüşler, Reşet ve Tevfik beyler de 1901 ve 1902 yıllarında Harbiye'yi bitirerek subay çıkmışlardı. Reşit Bey çeşitli cephelerde çarpıştı. 1919'da Meclisi Mebusan'a Saruhan Milletvekili olarak katıldı. Oradan Birinci TBMM'ye geçti.Çerkez Ethem, evinden kaçarak Bakırköy Süvari Küçük Zabit Mektebi'ne girdi. Balkan Savaşı'nda Bulgar cephesinde yaralandı. Kıdem zammı ve madalya aldı. I. Dünya Savaşı'nda Eşref Kuşçubaşı'nın yönettiği Pan Turanist Teşkilatı Mahsusa ile birlikte İran, Afganistan ve Irak'a yapılan akınlara katıldı. Yaralanarak savaş sonunda köyüne çekildi. 1919-1920 tarihleri arasında bir yıldan uzun bir süre Anadolu'da tek önemli vurucu güç olan Kuvayı Seyyare'yi kurdu ve yönetti.
ÇERKEZ ETHEMAnadolu isyanları sırasında ön plana çıkan bir aralık Ankara’da bir milli kahraman gibi saygı gören fakat kısa bir zaman sonra hem asi, hem vatan haini olarak hareket sahası dışına itilip, Yunanlılara sığınan Çerkez Ethem, Milli Mücadele’nin bir devrinde olayların gelişmesi bakımından önemlidir. Çerkez Ethem, Marmara bölgesinde Manyas ilçesinin Emceler köyüne yerleşmiş Çerkez göçmenlerinden çiftlik sahibi Ali beyin üç oğlundan biridir. Kendinden büyük olan Tevfik Beyle diğer kardeşi Reşit Bey Çerkez Ethem’in Milli Mücadeledeki macelarına katılmışlardır. Aslında basit, dar görüşlü fakat kendilerini herkesten üstün sayan, kavrayış kabiliyetleri kıt ve küstah olan ağabeyleri Ethem üstündeki etkileri, kabiliyetli fakat basit, görüşsüz ve kültürsüz bir insan olan Ethem’in pek çabuk ayak sürçmesine sebep olmuşlardır. Birinci Dünya harbinde Ethem, Harbiye Nezaretine bağlı olan “ Teşkilat-ı Mahsusa” denilen gizli teşkilata girer. İran’da Rauf Orbay Beyin emrinde bir takım maceralara hatta Afganistan işlerine karışmıştır.
Atatürkün ilke ve inkılapları CUMHURİYETÇİLİK Cumhuriyet bir devlet biçimidir. Cumhuriyette esas olan ilk öğe, devlet başkanının belli bir süre için seçilerek iş başına gelmesidir. Bu bakımdan cumhuriyet, başta bir hükümdarın bulunduğu devlet biçimlerinden (monarşilerden) ayrılır. Monarşilerde devletin başı, belli bir aile içinden çıkar, normal koşullar altında, ölünceye kadar iş başında kalır. Yerine gene aynı aileden bir başkası gelir. Her monarşide, aile içinden kimin hükümdar olacağı belli bazı kurallara göre saptanır. Cumhuriyette devlet başkanı belli bir süre içinde seçimle iş başına gelince, ileri gelen diğer kişilerin de seçimle belirlenmesi gerekir. Bunlar genellikle o toplumda yasa koyacak kimselerdir.Gerek devlet başkanının, gerek yasa koyma yetkisine sahip olanların seçimle iş başına gelmesi şartının kabulü ile cumhuriyet tam anlamıyla belirmiş sayılmaz. Şimdi sorun seçim üzerinde düğümlenecektir. Seçime kimler katılacaktır? Belli bir grup vatandaşa seçme ve seçilme hakkı verilirse belki dış görünüşü bakımından bir cumhuriyetle karşılaşılır. Böyle cumhuriyetler ilkçağ Yunan kent devletlerinde, bazı ortaçağ İtalyan ve Alman bölgelerinde (Venedik, Ceneviz cumhuriyetleri, Hansa kentleri gibi) görülmüştür. Bu tür eski cumhuriyetlerde seçime katılma hakkı sadece belli bir grup vatandaşa verilmişti. Onlar, yaptıkları seçimle iş başına gelen kadroya dayanarak tüm toplumu yönetiyorlardı. Bugünkü anlayışımıza göre bu tür cumhuriyetler amaca uygun birer rejim değillerdir. Onlara aristokratik veya oligarşik cumhuriyetler denilir. Demek ki, cumhuriyet biçiminin amaca uygun olarak gerçekleşmesi için, belli bir olgunluk yaşına gelmiş her vatandaşın seçime katılması gerektir. Bu anlamıyla cumhuriyetler Amerika Birleşik Devletleri'nin kurulması ile doğmaya ve ancak büyük Fransız inkılâbından sonra yayılmaya başlamıştır. Gerçi ünlü düşünürler cumhuriyeti çok önceden kafalarında kurmuş ve tanımlamışlardır. Ancak uygulama XIX. yüzyılın sonuna doğru ortaya çıkmıştır. Seçme ve seçilme hakkının tüm vatandaşlara tanınması ve uygulamaya geçilmesiyle gerçek cumhuriyet kurulmuş ve işlemeye başlamıştır. Ancak bu devlet biçimini daha iyi ve köklü olarak yaşatmak, seçimin demokrasi şartlan içinde yapılması ile mümkündür. Yukarıda demokrasinin tanımı görülmüştü, işte gerçek cumhuriyet demokratik hayatla gerçekleşir.
ATATÜRK’ÜN ÜSTÜN KİŞİLİĞİ1. Atatürk’ün DehasıSosyal şartlar, büyük adamların ortaya çıkmalarında lüzumlu, zaruri şartlar olduğu halde yeterli şartlar değildir. Mevcut insanlar arasında bazılarının ferdi uzviyete ait özellikleri dolayı siyle diğerlerinden üstün oldukları görülür. Sorunu çözümlemek için önce büyük adamların ortaya çıkmasının sosyal şartlarını incelemek gerekir.19 Mayıs 1919’ da Mustafa Kemal Paşanın Samsun’a çıkışında karşılaştığı şartlar, Türk Milletinin ıstırabı, sosyal şartların gerçek büyük adamını ortaya çıkarmıştır.Atatürk milleti hakkında verilen esaret ve ölüm kararına karşı gelen, isyan eden, başkaldıran ve milleti birlik ve beraberlik içinde hedefe yönelten bir millet temsilcisidir.Yahya Kemal Beyatlı’nın ifadesi ile “ Mustafa Kemal İzmir’e efsunlar çıktığı günden evvel bir ferddi. O günden beri artık bir ferd değil, bir timsaldir.”
ATATÜRK’ÜN ASKERLİK HAYATITemeli insanlık duygusu, görev saygısı ve yurt sevgisi olan askerlik, maddi kuvvetlerden önce zeka, kararlılık, irade, kahramanlık ve fedakarlık gibi manevi öğelere dayanır. İyi asker, bu nitelikleri en çok olan ve kanıtlanmış olan insandır. İşte Atatürk, bu özelliklerinden dolayı iyi bir askerdi. Atatürk, meslek olarak ifa edeceği askerlikle ilgili temel eğitimine, 1893 yılında Selanik Askeri Rüştiyesi’ne girişi ile başlar. Mustafa kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi'ne girdi. Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi'ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi'nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen olmuştu. 11Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'nden mezun oldu. Harp Okulu'nda ve Harp Akademisi'nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye'de ve Harp Akademisi'nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam'a atandı.
ATATÜRK İLKELERİAtatürk’ün en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bu yeni ve çağdaş devleti kuran büyük önder, Türk vatanının ve devletinin bağımsızlığına, Türk ulusunun özgürlüğüne dayalı bu genç devletin kurulması savaşımlarını verdikten sonra, "ilelebed payidar olacağını", sonsuza dek yaşayacağına inandığı cumhuriyeti geleceğin genç kuşaklarına emanet etmiştir. Cumhuriyet adını verdiği yeni devletin çağdaş demokratik yönetim temeline oturan toplum yapısını da çağdaş dünya görüşüne göre oluşturmuştur. Bu yapıyı oluşturan çağdaş dünya görüşü olan Türk devriminin korunması da bu kuşakların görevidir. Atatürk’ün "Türk Devrimi" dediği toplumsal değişme ve oluşmanın değişmez ilkeleri, onun ölümünden sonra "Atatürk İlkeleri" deyimiyle yeni Türkiye'nin yaşama felsefesinin ana kaynağı olmuştur. Atatürk ilkeleri, Türk devriminin dayandığı temel düşünce ve İnançların özüdür. Devrimler, yeni Türkiye'nin ruhu, ilkeler de bu ruhu yaşatan gücün kaynağıdır. Türk ulusunun çağdaşlaşmasının durmadan gelişip süreceği inancını özetleyen Atatürk İlkeleri, sonsuzluğa akıp giden ulus varlığının sonsuz dinamizmidir.
AMASYA GENELGESİ: - M.Kemal'in amacı: Anadolu ve Rumeli'de kurulmuş olan milli cemiyetşeri tek amaç doğrultusunda birleştirmekti. işte bu düşünceler içinde Amasya Genelgesi'ni hazırladı. - Amasya Genelgesinde: - Vatanın içinde bulunduğu durumu - İstanbul Hükümetinin tutumu - Bu durumdan nasıl kurtulunacağını ve neler yapılması gerektiğini bildirdi. MADDELERİ: - Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir. - İstanbul'daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirmemektedir. - Milletin bağımsızlığını, yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır. - Milletin durumunu gözden geçirmek ve haklı sesini dünyaya duyurmak için, her türlü etkiden uzak milli bir kurulun toplanması gereklidir.
1.Lozan Konferansına Hazırlık: Saltanat kaldırıldıktan sonra üzerinde durulması gereken sorun, barış konferansına hazırlanmak ve Türk zaferini kabul ettirmekti. Konferansın Lozan'da toplanması kararlaştırılmıştı. Bu konferansta Türk haklarının korunması ve olumlu bir sonuç alınması gidecek heyete ve başkanına bağlıydı. Türk davasını, Türkiye sınırları dışında savunacak başkanın her şeyden önce milli davanın ruhunu kavramış olması gerekti. Konferansta savunulacak dava Misakı Milli'nin saptadığı esaslardı. Lozan Konferansına, Türkiye'den başka İngiltere, Fransa, Japonya, Yunanistan, Yugoslavya; Boğazlar meselesi konuşulduğu zaman da Sovyetlerle Bulgaristan iştirak ettiler. Amerika yalnız müşahit bulundurmuştu. Sekiz ay devam eden Lozan konferansı iki safhada cereyan etmiştir. 2.Birinci Lozan Konferansı (20 Kasım 1922-4 Şubat 1923):Konferansta görüşülen meseleler ve konferansın neticesi: Türk heyetinin konferansta halli için çalıştıkları meseleler üç kısımda toplanıyordu: A-Türklerle Yunanlılar arasındaki ilişkileri düzenlemek. B-Yıkılan Osmanlı Devleti yerine kurulan yeni Türkiye Devletini bütün dünya devletlerine tanıtmak; Türk Misakı Milli'sinin çizmiş olduğu sınırları ve bu sınırlar içinde yaşayan Türk Milletinin bağımsızlığını kabul ettirmek. C-Osmanlı Devletinin, yeni Türk Devletine miras olarak bıraktığı borçlar ve Türkler adına vermiş olduğu ödünleri yeni koşullara göre saptamak.
1. 31 MART OLAYINI HAZIRLAYAN OLAYLAR Giriş: Yakın çağlar Türk Tarihi ve siyaset hayatında, 31 Mart olayı önemli bir dönüm noktası teşkil eder. Tanzimattan sonra çağdaş bir devletin kurulması yolundaki çabalar büyük bir hız kazanmış, bu devirde Avrupa ile ilişkiler artmış ve bu ilişkileri ustalıkla idare edebilecek, Mustafa Reşit Paşa, Emin Ali Paşa gibi devlet adamları yetişmişti. Buna paralel olarak gazetecilikte ve genel olarak yayın hayatındaki ilerlemeler, küçük de olsa aydın bir kamu oyunun doğmasını sağlamıştı. Bu etkiler altında dünya olaylarını yakından izleyen, Doğuyu ve Batıyı iyi bilen bazı aydınlar yetişti. Artık, 19. yüzyılın ikinci yarısında, Batıdaki özgürlükçü fikirlerin de bu Osmanlı aydınlarınca benimsenmemesi doğaldı. Nitekim bu sıralarda Namık Kemal, Ziya Paşa gibilerinin önderliği altında, Yeni Osmanlılar diye tanınan ve Osmanlı Devletinin meşrutiyet esaslarına göre idare edilmesini isteyen bir topluluk meydana çıktı. Bu topluluk, Osmanlı devletinin meşrutiyet esaslarına göre idare edilmesini istemiyordu. Başta Mithat Paşa olmak üzere, bazı devlet adamları da bu düşünceleri paylaşmaktaydılar. İşte bu aydınların, siyaset adamlarının çalışmaları ve olayların da gelişmesi sayesinde Abdülhamit II. 1876 yılında I. Meşrutiyeti ilan edebildi.
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)