.

http://www.edubilim.com/ana




İlahiyat - Din Kültürü

DosyalarEkleme Tarihi

Sıralama : İsim | Tarih | Tıklama [ Artarak ]
İNSANIN KADERİ :     KADER : Allah’ın başlangıcı olmayan ilmi ile kainatta meydana gelecek bütün olayları en ince ayrıntısı ile bilip takdir etmesidir.      KAZA : Allah’ın bilip takdir ettiği her şeyi zamanı geldiğinde yaratmasıdır.     İnsan, kendisi ile ilgili Allah’ın takdirini bilemez. Kendisi ile ilgili olayların yaratılmasında iradesini kullanıp Allah’ın yaratmasını ister. Allah da insanın istediğini yaratır. Bundan dolayı insan, kendisi hakkında yaratılan olaydan sorumlu olur. Allah, insanın iradesini hangi yönde kullanacağını bilir.
İNSANIN  AHLAKİ  GELİŞİMİ   1 - Ahlâki Gelişim Ahlâk gelişimi ile çalışmalara bakıldığında, bu konunun tarihsel gelişim içinde daha çok filozof ve din adamlarının ilgisini çektiğini görürüz. Eski Yunan filozofları Sokrat, Plato, ve Aristo ahlak alanında bütün insanların uyabilecekleri ortak bir davranış örüntüsü belirlemek için çalışmışlardır. Psikolojide bu alanda ilk kuramsal ne bilimsel yaklaşım Freud ile başlamıştır. İnsanın doğuştan kötü olduğu ve gelişme süreci içende yetişkin müdahalesine gereksim duyacağı görüşü, bugün psikanalitik  kuram ve izleyicilerini etkilemiştir. İnsanın doğuştan ne iyi ne de kötü özellikler getirmediği, gelişme süreci içinde koşullanma ve öğrenme ile istenilen yönde şekillendirile bileceği görüşü ise sosyal öğrenme kuramcılarını etkilemiştir. İnsanın doğuştan iyi olduğu görüşü ise Piaget ve izleyicileri tarafından benimsenmiştir. Psikanalitik kuram ve öğrenme kuramları yetişkin müdahalesi olmadan ahlâk gelişiminin gerçekleşemeyeceğine inanırlar; zihinsel gelişim yaklaşımını ise ahlâk gelişimini zihinsel bir süreç olarak görmesi ile bu iki yaklaşımdan ayrılır. Bu açıdan bakıldığında yine psikanalitik  ve öğrenme kuramları ahlak gelişiminin en üst düzeyi olarak, çocuğun içinde yetiştiği toplumun değer ve standartlarını benimsemesini görürlerken, zihinsel gelişim yaklaşımı prensiplere dayalı ahlâki özerkliği ahlâk gelişiminin en düzeyi olarak kabul eder. Dewey’in ahlâk gelişimi alanında ileri sürdüğü evreler kuramsal düzeyde kalmıştır. Bu alanda en kapsamlı ve sistemli çalışmayı Jean Piaget, “Çocuğun Ahlâki Yargısı” (1939) adlı yapıtı ile ortaya koymuştur. Kohlberg’in ahlâki gelişimi alanına en önemli katkısı ahlâk gelişimini Piaget’in zihin gelişimi alanında ortaya koyduğu evreler üstüne inşa etmesi oluştur.
YALAN VE HİLE HAKKINDA AYETLER, HADİSLER :     Tevbe (9/119) “Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olunuz !”     Ahzab (33/35) “ Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”     “Münâfık'ın alâmetleri üçtür: Söz söylerken yalan söyler. Va'd ettiği vakit sözünde durmaz. Kendisine bir şey emniyet edildiği zaman hıyânet eder.”     “Dört şey, her kimde bulunursa hâlis münâfık olur. Her kimde bunların bir parçası bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde münâfıklıkdan bir haslet kalmış olur. (Bunlar da) kendisine bir şey emniyet edildiği zaman hıyânet etmek, söz söylerken yalan söylemek, ahdettiğinde ahdini tutmamak, husûmet (iddiâ ve mürâfaa) zamânında da hakdan ayrılmaktır.”
TOPLUMSAL (SOSYOLOJİK) YASALAR :      Enfal (8/49-58) O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, (sizin için), "Bunları, dinleri aldatmış" diyorlardı. Halbuki kim Allah'a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir. (Kendisine güveneni üstün ve galip kılacak O'dur. Yoksa orduların sayı ve teçhizat üstünlüğü değildir). Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve "Tadın yakıcı cehennem azabını" (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin! İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir. (Bunların gidişatı) tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. (Onlar da) Allah'ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Allah güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir. Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah'ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir. (Evet bunların durumu), Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumuna benzer. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlardı; biz de onları günahlarından ötürü helâk etmiştik ve Firavun ailesini (denizde) boğmuştuk. Hepsi de zalimler idiler. Allah katında, yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Çünkü onlar iman etmezler. Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir. Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almaları için onlar ile (onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan kimseleri de dağıt.   (Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.
TEVBE SURESİ      Tevbe Suresinin diğer adı Berae suresidir. Bu sure Medine Dönemi’nde inmiştir.130 ayet,2479 kelime ve 10087 harften oluşmuştur. En son nazil olan suredir. Nüzulü hicretin dokuzuncu senesinde başlamıştır. Rivayet olunmuştur ki hicretin sekizinci senesinde Mekke feth edilmiştir. Hav kafilesinin  Medine‘den hareketinden sonra bu sure nazil olmuştur.     Hz.Ali de Kurban günü Akabe cemresi yanında kalktı “Ey insanlar! Ben size Allah Resulünün elçisiyim”dedi. Onlar da “hangi konuda?” dediler. Bunun üzerine Hz.Ali onlara Tevbe Suresi’nden otuz veya kırk ayet okudu ve sonra da “Şu dört hususu size bildirmekle emrolundum” deyip tek tek saydı. Şöyle ki:1. Bu seneden sonra Beytullah’a hiçbir müşrik yaklaşmayacak,2. Hiç kimse Beytullah’ı çıplak olarak tavaf etmeyecek,3. Mümin kimseden başkası cennete giremeyecek,4. Her ahit sahibine ahdi tamamlanacak.Bu surenin başında besmele yoktur. Bununla ilgili iki hikmet gösterilmiştir. Bunlar:1. Bir önceki Enfal Suresi ile çok yakın bir mana vardır. Her ikisi de Savaş hukuku ve meseleleri hakkındadır. Zaten Hz.Peygember, bunu Enfal Suresinin bir devamı olduğunu söylemiştir2. Hz.Ali’den rivayet olunmaktadır ki; Burada niçin besmele yazılmadığı kendisine sorulduğu zaman o,besmele bir “eman”dır. Bu sure ise kılıçla ve ahdi bozanlara nazil oldu.” demiştir. Bunu anlatırken “Size selam verenlere sen müslüman değilsin  demeyiniz” (Nisa,4/94) ayetinin manasıyla teyit etmiştir.
Ramazan'da Bilinmesi GerekenlerRamazan aslında kelime olarak anlamı "Yanmak", "Isınmak"tır. Öyleyse ne demektir Ramazan; Mümin Ramazan Ayında Allahü Teâla ile olan ilişkilerini daha çok ısındırıyor. Ramazan aslında kelime olarak anlamı "Yanmak", "Isınmak"tır. Öyleyse ne demektir Ramazan; Mümin Ramazan Ayında Allahü Teâla ile olan ilişkilerini daha çok ısındırıyor. Daha çok Allah sevgisi içinde yanıyor, bu demektir. Ramazan Ayı Kuranı Kerimin vurguladığı gibi Allahü Teâla'nın cömertliği ile dolu bir aydır. Allahü Teâla zaten cömerttir. Ama nasıl ki bazen kralların belli günleri olur; mesela doğum günü gibi. İşte bu günlerde krallar derler ki "isteyin benden ne isterseniz". İşte Allahü Teâla bunun için Ramazanı koydu. O günlerde isteyin benden ne isterseniz. Ama tabi ki bazı şartlara bağlı. En başta benimle olman lazım. Yani bir kişi o kralın saltanatından değilse, o krala karşı geliyorsa, isyancı ise ve bende senin saltanatını istiyorum derse, o kişiye birşey vermez tabi ki. Onun için bizim Ramazan Ayını çok iyi değerlendirmemiz lazım. Mesela hepimizin kusuru, ayıbı, eksik tarafları vardır. Hiç değilse kendi kendimizi böyle inceleyelim ve diyelim ki benim böyle bir kusurum var. Bu Ramazan Ayından çıktığım zaman bu kusurdan arınmış olarak çıkmış olacağım. Bir kusurdan arınmak yeterli değildir. Bununla beraber şöyle bir iyilikte yapmalıyım. Bu aynı şuna benzer ki, bir lambanın yanması için nasıl bir pozitif ve bir negatif akım gerekiyorsa, iman ışığının da yanması için hem pozitif akımın olması lazım yani insanın bir şeyi yapması lazım,bir de negatif akımın olması lazım yani bazı şeyleri de yapmaması lazım. İkisi bir araya gelmediği müddetçe iman ışığı yanmaz. Bunun için hepimiz (bunu herkes kendi düşünmeli), ben şu eksikliğimden kurtulacağım, şu iyiliği de yapacağım diye karar vermeliyiz.
Oruç ve Ramazan ile İlgili HadislerKim yalan söylemeyi, yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini, içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur ORUCUN VE RAMAZAN AYININ FAZİLETİ Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ademoglunun her ameli katlanir. (Zira Cenab-i Hakk'in bu husustaki sunneti sudur:) Hayir ameller en az on misliyle yazilir, bu yediyuz misline kadar cikar. Allah Teala Hazretleri (bir hadis-i kudside) soyle buyurmustur: "Oruc bu kaideden harictir. Cunku o sirf benim icindir, ben de onu (diledigim gibi) mukafaatlandiracagim. Kulum benim icin sehvetini, yiyecegini terketti." "Oruclu icin iki sevinc vardir: Biri, orucu actigi zamanki sevincidir; digeri de Rabbine kavustugu zamanki sevincidir. Oruclunun agzindan cikan koku (haluf), Allah indinde misk kokusundan daha hostur.'' Bir rivayette de soyle buyrulmustur: "Oruc perdedir. Biriniz birgun oruc tutacak olursa kotu soz sarfetmesin, bagirip cagirmasin. Birisi kendisine yakisiksiz laf edecek veya kavga edecek olursa "ben orucluyum!'' desin (ve ona bulasmasin).''Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Muslim,Siyam 164 (1151); Muvatta, Siyam 58, (1, 310); Ebu Davud, Savm 25 (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesai, Siyam 41, (2, 160-161); Ibnu Mace, Siyam 1, (1638), Edeb 58, (3823). Yine Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gun oruc tutsa, Allah onunla ates arasına, genisligi sema ile arz arasini tutan bir hendek kilar.'' Tirmizi, Cihad 3, (1624).
MEVLÂNA CELÂLETTİN-İ RUMΠ    (1207 – 1273) Ünü dünyayı tutan bir mutasavvıf... 700 yıldır,insan yüreklerinde ve kafalarında yaşayan bir fikir ve gönül adamı... Çağının en büyük devrimcisi... İslam dinine raksı ve musikiyi sokan büyük Müslüman... Mevlâna Celâleddin-î Rumi,30 Eylül 1207’de Horasan’ın Belh şehrinde doğdu. Babası,Sultan-ı ulema Mehmet Burhanettin Veled’dir. Öteden beri bilginler yetiştiren bir aileden geliyordu. Horasan’ın en ünlü bilgini sayılmaktaydı. Oğlu Celâleddin’e daha küçük yaşlarda iken okuma yazma öğretmiş,bilgisini oğluna aktarmaya çalışmıştı. Bir gün oturduğu şehri terketti ve oğlunu yanına alarak uzun bir geziye çıktı. Belh’den neden ayrıldığı bilinmiyor. Celâleddin,babası ile birlikte,çeşitli şehirlerde konaklayarak Hicaz’a gitti. Haz farizasını yaptıktan sonra,Şam’a geldiler. Şam’da, Muhittin-i Arabi ile tanıştılar,konuştular. Muhittin-i Arabi’nin,o sıralar henüz 13 yaşındaki Celâleddin’e,babası kadar önem verdiği ve itibar ettiği söylenir.
MEVLÂNA CELALEDDİN_İ RUMİ'DENİNCİLER...** Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol,tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol,her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründügün gibi ol.** Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok. ** Eşekten şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.** Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır. ** Leş, bize göre rezildir ama, domuza,köpeğe şekerdir, helvadır. ** Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül,kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç? ** Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
Mevlânâ Celâleddîn RûmîAsıl adı Muhammed olan Celâleddîn’in daha yaygın unvânı  Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’dir. Bu  ünvandaki Mevlâ efendi; Mevlâna ise efendimiz demektir. Ona Rûmî denilişi,sanat,iman ve düşünüş hayatının,o asırlarda diyâr-ı Rûm diye anılan Anadolu’da geçmiş ve bu yurtta ebedileşmiş olmasındandır.Çoğu yerde,kısaca,Mevlânâ diye tebcil edilen bu büyük ve vecidli şair,önce Yakın Doğu’da; sonraları, Doğu’da Batı da derin akisler uyandıran büyük bir sanat, bir duyuş, düşünüş ve inanış cereyanının çoşkun kaynağıdır.30 Eylül 1027 de Horasan’ın Belh şehrinde doğmuştur. Vefatı,Konya’da 17 Aralık 1273 dedir.Mevlânâ’nın babası Harzemşahlar ülkesinin büyük alim ve sôfîlerinden Sultanü’l-ulema Bahaeddin Veled’dir.Annesi,Harzemşahlar ailesine mensup olduğu bildirilen Mü’mine Hatun’dur.
KÖTÜ ZANDA BULUNMAK :     Hucurat (49/12) Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.     En’am (6/116) Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler.Yunus (10/66) İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa yalnız Allah'ındır. (O halde) Allah'tan başka ortaklara tapanlar neyin ardına düşüyorlar! Doğrusu onlar, zandan başka bir şeyin ardına düşmüyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar.      Ashab'ım, zandan (sebepsiz ithamdan) çekininiz! Çünkü sanıkla ithâm sözlerin yalanı çok olanıdır. Biribirinizin eksikliğini görmeğe ve işitmeye çalışmayınız, husûsî ve mahrem hayâtınızı da araştırmayınız! Bir de almayacağınız bir malı alıcıyı zarara sokmak için arttırmayınız, biribirinize hased de etmeyiniz! Buğuz (düşmanlık) da etmeyiniz! Biribirinize arkanızı çevirip küsmeyiniz de. Ey Allah'ın kulları, biribirinize kardeş (mesâbesinde) olunuz! (Biribirinizi seviniz!) 
HİCRETİN BEŞİNCİ SENESİ        Huzaa kabilesinden beni müstalık oymağının reisi Harisin bin Ebi Arap kabilesini bir araya toplayarak Medine’ye yürümeye hazırlanıyordu.Peygamber efendimiz bunu haber alınca haberin doğruluk derecesini öğrenmek için Bureyde bin Huseybel Elemiyi beri Müstalık’a gönderdi. Hz.Bureyde Müstalıkoğullarının yurduna giderek onlarda biriymiş gibi davranmaya başladı ve Medine’ye saldıracaklarını öğrendi,daha sonra Hz.Büreyde durumu Peygamber efendimiz (s.a.v)’a bildirdi.İSLAM ORDUSUNUN HAREKETİ:Şaban ayının 2.Pazartesi günü Efendimizle 700 kişi ile hareket etti.İslam ordusu Müreysi suyu başına doğru ilerlerken düşman casuslarından biri ele geçirildi ve yapılan davet üzerine Müslüman olmayınca katledildi.Bunu duyan Müstalıkoğullarına Müslüman olun diye teklifte bulundular fakat kabul etmediler.Dolayısıyla karşılıklı olarak çarpışmayı başlatmış oldular.Peygamberimizde birden ordusuna hücum emri verdi.Hücumda beni Müstalıklar’da 12 kişi öldü.Diğerleri esir alındı.Ganimet mallarda usulüne göre takdim edildi.Esirler ise mücahitler arasında bölüştürdü.
HUCURAT SURESİ ANLAMI :Bismillâhirrahmânirrahîm1. Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlünün önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.2. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.3. Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.4. (Resûlüm!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir.5. Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.6. Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.7. Hem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.
HIRSIZLIK (KLEPTAMANİ) KONUSUNDA AYETLER, HADİS :     Maide (5/38,39) “Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir. Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”     “Zinâkâr (mü'min) kişi zinâ ettiği sıra (tam ve kâmil bir) mü'min olduğu halde zinâ edemez. İçki içen de içki içtiği zamanda (kâmil bir) mü'min olarak içemez. Hırsız da sirkat ettiği sıra (kâmil bir) mü'min olduğu halde sirkat edemez.”
HADIS ILIMLERININ TEMELLERINE BIR BAKISSünnetin Kur'an dan sonra ilk basvurulacak merci olmasi ve Kur'an'in pratige geçirilmesi açisindan Islami ilimler arasinda hadis ilimlerinin ne kadar önemli oldugunu belirtmeye hacet yoktur. Kur'an ayetleri bize hiç bir bozulma olmadan ulastigi için onun orijinalligini arastirmaya gerek yok ise de, bize ulasan sünnetin hangilerinin ne dogrulukta ulastigini arastirmak hadis ilimlerinin konusu olmustur. Bugün Islam'a gönül vermis, onun derdini kendine dert edinmis herkesin hadis ilimlerine dair temel bilgileri -- yalnizca ana hatlari ile de olsa -- bilmesi gerektigi kanaatindeyiz. Nasil ki matematik ile ilgili dört islem gibi temel bilgileri bilmek bir insani matematik uzmani yapmiyorsa, temel hadis usulü bilgilerini bilmek de bir müslümani muhaddis yapmayacaktir. Ama yine de bu bilgiler, hadis ögrenirken, hadis eserlerine bakarken, onlarin saglikli ulasip ulasmadigini anlamada yardimci olacak, o kisiyi hadis/haber alma ve verme suuru ile donatacaktir. Iste bu düsünce ile müteakip bölümlerde hadis ilimlerine temel seviyede küçük bir giris yapmak amaçlanmaktadir.
GIYBET VE İFTİRA HAKKINDA AYETLER :     Hucurat (49/12) “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”     Nisa (4/112) “Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.”     Nur (24/4) “Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu isbat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.”     Nur (24/5) “Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”     Nur (24/15) “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.”
EvrimcilerEvrimciler canlıların cansız maddeden kendiliğinden oluştuğunu iddia ederler. Oysa bu, biyolojinin en temel kanunlarına aykırı bir Ortaçağ hurafesidir. Darwin'in teorisinden söz edildiğinde, çoğu insanın aklına "insanın atasının maymun olup olmadığı" sorusu gelir. Oysa bundan çok daha önce, evrim teorisinin açıklaması gereken sayısız soru vardır. Bunların ilki ise, yeryüzündeki ilk canlının nasıl ortaya çıktığı sorusudur. Evrim teorisi bu soruya karşılık, yeryüzündeki ilk canlının, tesadüfler sonucunda cansız maddenin içinden oluşan bir hücre olduğunu iddia eder. Yani teoriye göre, yeryüzünde sadece cansız taşın, toprağın, gazların vs. bulunduğu bir dönemde, rüzgarın, yağmurun, yıldırımların etkisiyle tesadüfen canlı bir varlık oluşmuştur. Oysa evrimin bu iddiası, biyolojinin en temel kanunlarından birine aykırıdır: Hayat yalnızca hayattan gelir, yani cansız madde hayat oluşturamaz.  Cansız maddenin hayat oluşturabileceği inancı, aslında bir Ortaçağ hurafesidir. "Spontane jenerasyon" adı verilen bu teoriye göre, farelerin buğdaydan oluştuğuna, ya da böceklerin yemek artıklarının içinden "kendiliğinden" var olduklarına inanılmıştır. Darwin'in teorisini ortaya attığı dönemde ise, mikropların cansız maddeden kendiliğinden oluştuğu sanılmıştır.
Din Soruları1- a) Rüşvet nedir? Açıklayınız.Kişinin hak etmediği görevi karşılığı olmaksızın elde ettiği kazanç veya menfaatlere rüşvet denir.      b) Rüşvetin toplumsal hayata etkilerini anlatınız.Rüşvet birlikte yaşamın sağlığını ve uyumunu bozan, onu çığrından çıkaran bir sapmadır. Dolayısıyle bu konuda eğitimcilerin ve toplumun işlerini yürüten, yasaları uygulayan devlet adamlarının, aydınların taşıdığı sorun büyüktür. Zamanında önleyici tedbirlerin alınması, toplumun varlığını sürdürmesi bakımından önemlidir.
Diğer Dinler1-a) Budizmin kurucusunun adı Guatama’dır.  b) Takma adı Buda’dır  c) Budizmin yaygın olduğu 5 ülke: Asya’nın büyük bir kısmında ve Uzak Doğu’da yani Hindistan, Seylar, Tayland, Moğolistan, Tibet, Çin ve Japonya’da.  e)Gerçekleri:Birinci Gerçek: Hayat bir ızdıraptır. Doğum, ölüm, ihtiyarlık, hastalık ve endişeler hep bu hayattadır.İkinci Gerçek: Izdırabın kaynağı aşırı arzular, geçici heveslerdir.Üçüncü Gerçek: Izdırabın giderilmesi ve iç huzurun elde edilmesi ve manevi durgunluğa ulaşmak 8 maddeden meydana gelen yolu takip edilmesiyle meydana gelir:a) Doğru konuşmakb) Doğru davranmakc) Doğru geçimd) Doğru muhakemee) Doğru muhakebef) Doğru anlamakg) Doğru sezmekı) Doğru gayret
BİYOLOJİK YASALAR :     Enbiya (21/30) İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?     Zumer (39/6) Allah sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı, Rabbiniz Allah'tır. Mülk O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da (O'na kulluktan) çevriliyorsunuz?     Nahl (16/68,69) Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin.Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.     Ali İmran (3/59) Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.
BuddhismWho is Buddha?   Today one of each five people believes to Buddha’s teachings. The Buddha, a designation which means the “Enlightened One”. Buddha was from Gautama tribe and Buddha’s real name was Siddortha. He was son of a man who was chief of a tribe that is in North India. When he was young he did not interest in external world.    Buddha’s LifeWhen he was 29 he meet with 3 things that will change his life; a very old man, a man who had a deadly illness and a dead person. Buddha wanted to help other people and find why he is living when he saw those people. Because of this he left his family and he went out for search of a solution for people grieves.   First of all he went to Hindu priests but they could not answer to his questions about people grieves. Then he tried to live such as a Hindu saint and he lived with grieves about 6 years for not affecting from grieves. At the end he believed that was silly and he decided to sit under a wild fig tree called Bo and not leave until he become sagacious. He stayed here for a long time by thinking. Finally in B.C. 528 in full moon, he believed that he is a sagacious. Buddha thinks that people have got grieves because of their wishes. Namely living and want to get a lot of things causes grieves. By improving that idea he created  “Four Noble Truths”
Bitmek Bilmeyen SorularGerçeği arayanlar için... (sürçü lisan etmişsek affola) Giriş ve Sunuş En içten sevgi ve esenlik dileklerimle, İnsan çevresinden bağımsız bir varlık değildir; o, algılayabildiği bütün nesnelerin içyüzünü öğrenmek ister, bu durum onun sürekli bir gelişim içerisinde olmasını sağlar, ayrıca bu, insanın kendi varlığının anlamını kavramasına yol açan çok önemli bir etkendir... Evet, insan kendi varlığının farkında olduğu gibi, aynı zamanda kendi kendini varetmediğinin de farkındadır... Çevresindeki güzelliklerin, büyüleyici dengelerin, parıltılı yıldızların etkisinden kurtulabilmesi olanaksızdır... Bu noktada daha bebeklik çağından kendini hissettiren “nedensellik” duygusunu kullanarak başta kendi varlığı olmak üzere genel olarak bütün varlığın anlamını kavramaya çalışacaktır, bu sorunu çözemezse huzursuz olacaktır... İşte, bu çalışma da, insanoğluna bu çabasında yardımcı olabilmek, en azından bu konuya ilgi çekerek etkili adımların atılmasını sağlayabilmek amacıyla yazılmıştır... Açık bir gerçektir ki, evrende hiçbir varlık boş yere yaratılmış değildir, her birinin değişik görevleri vardır... Yine hiçbir varlık kendisi için var değildir; örneğin bir kedi, kedi olsun diye değil, doğanın dengesindeki görevini yerine getirmek gibi çok değişik hikmetler nedeniyle vardır... Benzer biçimde insan da boşuna yaratılmış değildir, onun da yaratılış hikmetleri vardır; insan kendisi için değil, Allah’a kulluk etmek (O'nun verdiklerini O'nun yolunda kullanmak ve yücelmek, en azından O'na karşı kullanmamak; yani şükür) için yaratılmıştır ve bu konumunun bilincinde olarak davranışlarını yönlendirmesi gerekmektedir...
ALLAH'IN SIFATLARI      ALLAH'IN ZATİ SIFATLARI :   (Yalnızca Allah'a mahsus olan, yarattıklarında olmayan sıfatlar.)   VÜCUD Allah'ın kendi kendine varlığı  KIDEM Allah'ın başlangıcının olmaması.  BEKA Allah'ın sonunun olmaması.  VAHDANİYYET Allah'ın bir olması.  MUHALEFETÜN LİL HAVADİS Allah'ın yarattıklarına benzememesi.  KIYAM Bİ NEFSİHİ Allah'ın var olmak için başka bir şeye    muhtaç olmaması.  
ALLAH HER ŞEYİ BİR ÖLÇÜYE GÖRE YARATMIŞTIR :     Kamer (54/49) “Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.”     Furkan (25/2) Göklerin ve yerin mülkü O'nundur.O bir çocuk edinmemiştir,mülkünde ortağı yoktur .Her şeyi yaratmış, ona ölçü , biçim ve düzen vermiştir.     Mü’minun (23/18) Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu arzda durdurduk. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.     Rahman (55/7) Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu.
ALAY ETMEK KONUSUNDA AYETLER :     Hucurat (49/11) Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.     Hümeze (104/1) Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline!