Hukuk
DosyalarEkleme Tarihi
İŞÇİ İŞVEREN İLİŞKİLERİİşçi: İşverenle yaptığı sözlü ya da yazılı sözleşmeye dayanarak, ister bedensel, ister zihinsel nitelikte olsun, herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kişidir. (İş Kanunu Mad. 1.)- Çalışan ile çalıştıran arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi vardır. Bağımlı olarak çalışanların tümü işçi olarak kabul edilir. (Devlet ve Kamu kuruluşlarında çalışanlar ise memur olarak adlandırılır. Bunların durumu idare hukuku açısından ele alınır.) İşveren: Yine İş Kanunu Madde 1’de tanımlandığı üzere, bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı işçi çalıştıran tüzel ve ya gerçek kişidir. - İşverenler bazen kendi yönetsel yetkilerini belirledikleri bazı kişilere devredebilirler. Bu kişiler işveren vekili olarak adlandırılır. Bir işletmede insan kaynakları departmanı işçi-işveren ilişkilerini düzenleyen ve bu ilişkilerin sağlıklı bir biçimde yürütülmesini sağlayan birimdir. İnsan kaynakları yönetimi bu ilişkileri bireysel düzeyde ele aldığı gibi, toplu ilişkiler düzeyinde de yürütür.
İnsan hakları ve Demokrasiİnsan hakları en genel anlamıyla,diğer haklara temel teşkil eden ve diğer haklar açısından olmazsa olmaz niteliğindeki haklardır. İkinci Dünya Savaşı sonrası ortamın olumsuzluğu insan haklarına daha çok önem verilen bir düzenin kurulmasını gerektirmiştir. İnsan Hakları,insanlık ailesinin tüm üyelerinde eşit ve ayrılmaz biçimde bulunan haklardır. Bu hakların tanınmaması barbarca eylemlerin sebebi olabilir. Buna sebebiyet vermemek için İnsan Haklarının hukuk düzeyinde korunması gerekir. İnsan Hakları,sosyal gelişmenin yanında daha geniş bir özgürlük düzeyini hedefler. Kadın-Erkek Eşitliği,İnsan Haklarını temel değelerindendir. İnsan Haklarına ve Temel Özgürlüklere saygı gösterilmesini sağlamak Birleşmiş Milletlere üye devletlerin görevidir. Bu öğeler İnsan Evrensel Hakları Bildirgesi’nin temelini teşkil eder. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı,Avrupa’da siyasal,ekonomik ve de toplumsal çöküntüler yaratmıştır. Ve yeni bir düzen kurulması gereği ortaya çıkmıştır. Bu yeni düzen diktatörlüklerin doğmasını ayrıca yeni bir savaşın ortaya çıkmasını engelleme amacı güder. Bu anlayışla Avrupa Konseyi kurulmuştur. Avrupa Konseyi bir demokrasi okuludur ve İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin geliştirilmesi ve koruması birincil amacıdır. İnsan Hakları ve Temel özgürlüklerden Yararlanma İlkesini çiğneyen devlet,konseyden çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
ÜCRETÜcret Kavramı İşverene tabi ve belli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilen menfaatlerdir.Ücret sayılan diğer ödemeler :• İstisna dışında kalan emeklilik, maluliyet, dul ve yetim aylıkları,• Evvelce yapılmış veya gelecekte yapılacak hizmet karşılığında verilen para ve ayınlar ile sağlanan diğer menfaatler,• TBMM, İl genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri ile özel kanun ve idari kararlara göre kurulan daimi veya geçici bütün komisyonların üyelerine ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler,• Yönetim ve denetim kurulları başkanı ve üyeleriyle tasfiye memurlarına bu sıfatları dolayısıyla ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler,• Bilir kişilere, resmi arabuluculara, eksperlere, spor hakemlerine ve her türlü yarışma jürisi üyelerine ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler,• Sporculara transfer ücreti veya sair adlarla yapılan ödemeler veya sağlanan menfaatler.
VERGİ DAVASIGİRİŞKamu harcamalarının finansmanında kullanılan kaynaklardan en önemlisi vergilerdir.Vergilerin devletin egemenlik gücüne dayanılarak cebren ve karşılıksız olarak alınması, vergi idaresi ile vergi mükelleflerini zaman zaman karşı karşıya getirmekte, taraflar arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Vergi mükellefleri ile vergi dairesi arasındaki bu uyuşmazlık ya uzlaşma müessesesi gibi barışçı yollarla ya da vergi davası yoluyla yargı mercileri tarafından çözümlenir.1.VERGİ DAVASI1.1. Vergi Davasının Kapsamı, Niteliği ve Konusu1.1.1. Genel AçıklamaDAVA :Bir başkası tarafından sübjektif hakkı ihlal edilen veya tehlikeye sokulan veya kendisinden haksız bir talepte bulunulan kimsenin, mahkemeden hukuki koruma istemesidir.Mahkemeden hukuki koruma isteyen kimseye davacı denir. Dava, davacının sübjektif hakkını ihlal eden veya tehlikeye sokan veya davacıdan haksız bir talepte bulunan kimseye karşı açılır; bu kimseye de davalı denir.Bir sübjektif hakkın mahkemeler aracılığıyla ileri sürülmesi yetkisine dava hakkı denir. Fakat dava hakkı asıl haktan ayrı bir hak değildir. Bu nedenle dava hakkı yalnız başına başkasına devredilemez. Ancak asıl hak ile devredilebilir. Dava hakkı kural olarak hakkın sahibine aittir, fakat bazı durumlarda dava hakkı, hak sahibinden başka kimselere de tanınmaktadır.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI (1) Kanun Numarası : 2709 Kabul Tarihi : 18/10/1982 Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 9/11/1982 Sayı:17863 (Mükerrer) Yayımlandığı Düstur: Tertip: 5 Cilt: 22 Sayfa: 3 B A Ş L A N G I Ç (2) Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda; Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde; Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icap- larıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı; Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu; Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı; her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu; Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu; FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere. TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.
TİCARİ İŞLETME1-GENEL OLARAK Ticari hayatın gerektirdiği kredi hacminin karşılanması, alacaklının alacağının yeterli teminatla donatılabilmesine bağlıdır. Ticari işlerle meşgul olanlar, ellerindeki çeşitli değerleri karşılık göstermek, teminat vermek suretiyle ihtiyaç duydukları meblağları ödünç almak isterler. Bu değerler, taşınmaz mal(gayrimenkul) türünden ise, rehni tapu siciline kayıt ile tesis olunur. Böylece borçlu, taşınmaz malı belirli şartlar altında kullanmağa devam edebilir, o mal ekonomik bakımından kendisine yararlı olarak kalabilir. Taşınır mallarda ise, malın teminat olarak kullanılması, rehnedilmesi için genel kural olarak teslim edilmesi gerekir: teslimi meşrut şekilde rehin. Alacaklının ve 3. Kişilerin menfaatlerini korumak gayesiyle konmuş olan bu hüküm, borçlunun taşınır mallarını teminat olarak göstermekle beraber, onlardan yararlanmağa devam etmesine, hatta borcunu ödemek için gerekli üretimi yapmasına engel olur. Ekonomik alanda duyulan çeşitli ihtiyaçlar, teslim şartına bazı istisnaların getirilmesine yol açmıştır. Böylece sistemimizde, hayvan rehni, maden cevheri rehni, gemi ipoteği, bazı zirai krediler karşılığı teminat esnaf ve sanatkarlara sağlanan kredide teminat özelliği (Halk Bankası K. 1970’de yapılan değişiklik) belli başlı istisnalar olarak sayılabilir. Ayrıca, taşınmaz malın “teferruatı” olan taşınır mallar da, gayrimenkul rehninin kapsamına girerek bir bakıma istisna teşkil etmektedir.
Temel Haklar1)Temel Haklar Nelerdir?Çeşitlerinden 4 tane yazınız?1)Temel haklar:yaşama,yürütme,yargı organlarını,idare makamlarını diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.Çeşitleri:yaşam,sağlık,eğitim,seçme seçilme hakkıdır.2)Yaşam hakkı niçin gereklidir?Ölüm cezasıyla bağlantısını yazınız?2)Yaşam hakkı insanın öldürülmemesini güvence altına alır.Herkes yaşama,maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.Ölüm cezası bir yasaya dayanarak yetkili mahkeme tarafından verilmiş olsa bile yaşam hakkının ihlalidir.Yaşam hakkının mahkemece ölüm cezasına çarptırılmasıdır.3)Kişi dokunulmazlığı hakkı niçin gereklidir?3)Kişi dokunulmazlığı,bireyi devlet görevlilerinden ve başka kişilerden gelen tehdit ve saldırılara karşı korur.yaşam hakkının korunması,can güvenliğinin sağlanması ve vücut bütünlüğüne dokunulmamasını güvence altına alır.4)Sağlık hakkının güvence altına alınabilmesi için devlete düşen görevlerden 4 tane yazınız?4)*Halka temiz ve ucuz içme suyu sağlamak*Çeşitli hastalıklara neden olan çevre kirliliğini önlemek*Ekonomik gücü yeterli olmayan vatandaşlara parasız sağlık hizmeti vermek*Aşı kampanyası gibi sağlık tarama hizmetlerini yaygınlaştırmak.5)Eğitim hakkı nedir?Eğitim konusunda devletimize düşen görevler nelerdir?5)Kişinin bir insan olarak sahip olduğu haklarının bilincine varması eğitimle mümkündür.Buda,eğitim hakkı sayesinde gerçekleşir.*Devlet maddi kaynaklarını öncelikle eğitime ayırmalıdır.*Devletin,eğitim dışında işsizliğin önlenmesi sağlık hakkının ve sosyal güvencenin sağlanması gibi görevleri vardır.
KOLLEKTİF ŞİRKETLERİN KURULUŞUA-KOLLEKTİF ŞİRKET KAVRAMIT.T.K.’nun 153. maddesine göre kollektif şirket “ticari bir işletmeyi bir ticaret ünvanı adı altında işletmek amacıyla gerçek kişiler tarafından kurulan ve ortaklardan hiç birinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlandırılmamış olan” şirkettir. O halde kollektif şirket:1- İktisadi ve kâr amaçlı kurulan ticari bir işletmedir. (TTK Md.11) Bu özelliği,şirketin tacir olması sonucunu doğurur, özel kurallar içinde çalışması yükümlülüğü altına sokar.2- Bir ticaret ünvanı vardır. Ticaret ünvanı uygun seçilmiş olmalı, ahlâk ve âdâba aykırı, kamuoyu tedirgin edici nitelikte olmamalıdır. T.T.K.’nun 44. maddesine göre “.....ticaret ünvanı, bütün ortakların veya hiç olmazsa ortaklardan birinin adı ve soyadıyla ve türünü gösterecek bir ibareyi” içermelidir.3- Gerçek kişiler tarafından kurulabilir. Kamu düzenini ilgilendiren bu ilke, kollektif şirketi diğer şirket türlerinden ayıran en önemli özelliktir.4- Ortakların sorumluluğu, sınırsız sorumluluktur. T.T.K. 178. maddesinde düzenlenen bu sorumluluk, müteselsil bir sorumluluktur. Ortaklar, şirkete girişinden önceki şirket borçlarından aynı derecede sorumlu oldukları gibi, bu kurallara aykırı sözleşmeye konan hükümler, üçüncü kişiler yönünden geçerli ve bağlayıcı değildir.
Kira Parasının Tenzili, Sözleşmenin Feshi Talebi Kira Sözleşmesinden Amaçlanan Kullanımın Olanaksız Hale Gelmesi veya Önemli Ölçüde Azalması Halinde Kiracının Seçimlik HaklarıÖZET:BK 250. maddesi, kiralananın, kira süresi içinde kiracının bir kusuru olmadan, sözleşmeden amaçlanan kullanımın imkânsız hale gelmesi ya da önemli derecede azalması halinde kiracıya, kira parasının tenzili ve hattâ ayıp uygun bir süre içinde giderilmezse sözleşmeyi feshetme hakkını da tanımıştır. Bu seçimlik haklardan birisi sözleşmenin devamını, ikincisi de son bulmasını öngördüğü için her ikisinin birlikte kullanılması olanağı yok¬tur. Somut olayda davacı, sözleşmenin günün koşullarına uyarlanmasını, mümkün olmadığı takdirde sözleşmenin feshini talep etmiştir. Mahkemenin bu durumda öncelikle davacıya hangi seçimlik hakkını kullanmak istediğini açıklattırması gerekir. Daha sonra ileri sürülen sebeplerin sözkonusu madde kapsamına girip girmediği araştırılmalıdır. Mahkemenin uzman bilirkişiler oluşturarak, olaylara dayalı ve gerekçeli rapor alarak ileri sürülen olayların sözkonusu madde kapsamına girip girmediğini saptaması ve sonuca göre ka¬rar vermesi gerekir. Açıklanan hususlar göz önünde tutulmaksızın eksik in¬celeme ile davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. İlgili Mevzuat: BK 250. madde.
Hukukun önemi ve Hukuk Devleti prensibi1. HUKUK KAVRAMI ve HUKUKUN ÖNEMİ1.1. HUKUK NEDİR?Hukuk teriminin dört ayrı anlamı vardır.1. Hukuk sözcüğünün kökeni ve kökenindeki öz anlamıHukuk sözcüğü,Arapça kökenlidir.Bu sözcük,genel dilde,özellikle eski metinlerde,tıpkı kaynağı Arap dilindeki gibi hak sözcüğünün çoğulu olarak,yani haklar anlamında kullanılır.,2. Bir kurallar sistemine işaret eden anlamıKendilerine uyulmayınca devletin sağlama bağladığı bir katlanmaya ( yani,bir yaptırıcı katlanım’a ,daha kısa adıyla yaptırım’a ) uğranılan,toplumsal yaşantı düzenleyici kurallara hukuk kuralları ve bunların tümüne birden de hukuk diyoruz.3. Bu kurallar sistemini inceleyen bilim dalına işaret eden anlamıHukuk sözcüğü,bir bilimsel terim olarak,ayrıca,hukuk kurallarını inceleyen,onların arasındaki bağlantıları bulan bilim dalının adı olarak da kullanılır.4. Kamusal olmayan anlamında bir sıfat olarak kullanılmasıRoma hukukunda ve büyük ölçüde ona dayanan Kara Avrupası Hukuk sistemlerinde Kamusal olmayan anlamına gelen sözcük karşılığı olarak,özellikle medeni hukuk deyişi içinde,medeni sıfatını kullanıyoruz.
Hukuk NotlarıNİHİLİSTLER: hukuk evrensel olmaz değişkendir.İDEALİSTLER: Hukuk Tanrı iradesidir.POZİTİVİSTLER: Somut gerçekleri ele alırlar.tüme varım yöntemini kullanırlar.idealist teorileri, kanıtlanamayan olaylar olarak kabul ederler.hukukta da somut görüşleri ele alırlar.sadece gözlenebilir olayları kabul ederler.İRADECİLİK:hükümdarın iradesidir.hükümdar yasa koyar.hukukla yasayı özleştirdiğinden eleştirilir. Hukuk bir bilim değil, tekniktir (nihilistler gibi).sistemleştirilemez.olan ve olması gereken hukuk ayrımını yapma mevcut hukuka göre davranma eğilimini tehlikeye sokar.FAYDACILAR (pragmatizm): iradeciliği yumuşatarak kabul eder.yasalara harfiyen uymalıyız ancak onu eleştirebilmeliyiz. Olan ve olması gereken hukuk ayrımı vardır.SOSYALİZM: hukuku sosyoloji metotlarıyla saptar ve inceler. Hukuk sosyal bir olaydır., toplumda kendiliğinden oluşur ve gözlemlenebilir.araştırma, anket, gözlem hukukçuya veri sağlar.tüme varım kullanılır.Sosyal Olayın Özellikleri:1-) toplumda kendiliğinden oluşur.toplum içinde kimi bireysel olsa da yapılaştırılabilir.(foklor, din)2-)toplumda baskı yaratarak kendini kabul ettirir.aykırı davranışlar tepki çeker.3-)yaygındır.tekrar ve taklidin etkisiyle bir davranış kabuk görür.
Hukuk NedirHukuk, her şeyden önce bir düzen demektir. Fakat hukukun öngördüğü düzen, fiilen gerçekleşen bir düzen değildir. Hukuk, toplum içinde insanların gerçekten nasıl davrandıklarını değil, nasıl davranmaları gerektiğini gösterir. Hukuk, kendisine uyulmak ve uygulanmak için vardır. Adalet değeri dolayısıyla, insanlar arası ilişkileri bir düzene koymak, toplumsal yaşamın gerçekleşmesini sağlamak ister. İnsanlara, “Bana uy; Beni gerçekleştir” buyruğu ile seslenir. Hukuk düzeni, doğduğu andan itibaren bireyin karşısına kabul edilmesi ve uyulması gereken, kesinlikle doğru kurallar olarak çıkar. İnsan, özgür bir varlıktır ve iradesini hukukun buyrukları doğrultusunda kullanabileceği gibi, onlara aykırı bir yönde de kullanabilir. Bu nedenle toplum içinde insanların tutum ve davranışlarının hukuk kurallarına uymaması, her zaman mümkündür. “İşte hukuk, insan davranışlarını değerlendiren, çıkar çatışmalarına çözüm getiren kurallardan, normlardan meydana gelen bir sistem, bir bütündür.” İdesi ve ideali adalet olan hukuk, genel olarak şu şekilde tanımlanabilir: "Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal bir yaşama düzenidir." Bu tanımdan, hukukun üç ayrı fonksiyonu yerine getirdiğini görmekteyiz. Bu fonksiyonlar düzen, pratik yarar ve adalettir.
HUKUK Hukuk, Arapça bir sözcüktür ve haklar anlamına gelmektedir. Türkçe’de hukuk sözcüğü daha ziyade tekil olarak kullanılmaktadır.Toplum halinde yaşayan insanların birbirleriyle ve toplumla ilişkilerini düzenleyen ve kendilerine uyulması devletin zorlayıcı gücü ile güvence altına alınan kurallara hukuk kuralları denir. Bu kuralların oluşturduğu bütüne de hukuk adı verilmektedir.Hukuk kurallarına diğer toplumsal düzen kuralları gibi insanların barış ve güven içinde yaşayabileceği bir toplum düzenini kurmayı ve bu düzeni korumayı amaç edinmektedir. Bu nedenle hukuk kuralları tarih boyunca özellikle, din ve ahlak kuralları ile içice ola gelmiştir. Aralarındaki tek belirgin fark yaptırım unsurundan doğmaktadır. Din, ahlâk ve görgü kuralları tanrı korkusu, ayıplama vicdan azabı duyma gibi yaptırımlarla desteklendiği halde, hukuk kurallarına uymama halinde devlet, örgütlenmiş ve zorlayıcı bir güç olarak fertlerin karşısında yer almaktadır.Hukuk kuralları toplumsal ilişkileri gruplar halinde düzenler. Aynı nitelik gösteren toplumsal ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının oluşturduğu gruba hukuksal kurum adı verilir. Örneğin, evlenme ve boşanma birer hukuksal kurumlardır. Hukuksal kurumların oluşturduğu düzene de hukuk düzeni denir.
HazineMahkemece davalı Hazine adına yapılan tescilin yolsuz olduğu, Hazinenin dayandığı hükmün hukuki sebepleri farklı olması nedeniyle, kesin hüküm oluş¬turmayacağı kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, mahkemenin kabulü ve de¬ğerlendirmesi dosya kapsamına uygun düşmemektedir.Yargıtay l. Hukuk Dairesi'nin 20.4.1970 gün 1970/1517-2559 sayılı bozma kararında orman tahdidinin 1943 yılında kesinleştiği belirtilmiştir. Hukuk Ge¬nel Kurulu'nun 3.11.1973 gün 1972/1-162 esas ve 1972/834 sayılı kararında (Davacı tarafın dayandığı tapu kapsamında kaldığı iddia edilen, Küçük Çavuş Çiftlik ve Özel Ormanının l Numaralı Tahdit Komisyonunca o zaman mer'i olan 3116 sayılı Yasa'nın 7. maddesine göre 1942-43 yılında yapılan tahdit ve tespit işlemi sonunda orman haritası içerisinde kaldığı ve tahdit işleminin 8.2.1943 tarih 5325 sayılı Resmi Gazete ile ilan edildiği, süresi içinde itiraz edilmediğinden kesinleştiği anlaşılmaktadır) denilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, yapılan işlemin orman tahdidi niteliğinde olduğunu ve kesinleşmiş bulunduğu¬nu açıkça vurgulamıştır. Ayrıca, 14. Hukuk Dairesi'nin 13.9.1983 gün 1983/3488-5469 sayılı kararının 2. bendinde, davanın niteliğinin orman tahdi¬dine itiraz ve tahdide dayalı tapu kaydının iptaline ilişkin olduğu, orman tahdi¬dinin 1943 yılında kesinleştiği kabul edilmiştir.
FİNANSAL KİRALAMA KANUNU (28.6.1985 tarih ve 18795 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.) Kanun No: 3226 Kabul Tarihi: 10.6.1985 BİRİNCİ BÖLÜM Genel Hükümler Amaç Madde 1-Bu Kanunun amacı finansman sağlamaya yönelik finansal kiralamayı düzenlemektir. Kapsam Madde 2-Bu Kanun, sözleşmenin hukuki yapısını, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri kapsar. Tanımlar Madde 3-Bu Kanunda geçen; Sözleşme; finansal kiralama sözleşmesini, Kiralayan; finansal kiralama şirketini, Kiracı; finansal kiralamayı kabul edeni, Mal; finansal kiralamaya konu malı, Kira bedeli; finansal kira bedelini, İfade eder.
DEVLET ŞEKİLLERİAHALİNİN ÖZELLİĞİNE NİSBETLE"Millet"in tarifinin, din birliği, kültür birliği, dil birliği, ırk birliği ve coğrafya birliği gibi geniş bir yelpazede ele alınabilmesi ve bakış açılarına göre değişebilmesi bakımından, "ahali" kavramını tercih ettik. "Devlet Şekilleri" mevzuunda ilk ayırım, devlete vücut veren bu esasa nisbetle ve "mütecanis" ve "gayr-ı mütecanis" olarak ikiye ayrılır.•Mütecânis: Bir cinsten olan. Diğerleriyle aynı cinsten olan... Kolayca "aynı cinsten olan"dan kasdın, yukarıda sözkonusu ettiğimiz unsurlara nisbetle değişik anlamlara gelebileceğini anlıyoruz; bu bakımdan biz, "mütecanis ahali" derken, "karşılıklı etkileşim"in kendini kendinden olmayanlardan ayıran hususiyetleriyle teşekkül etmiş "toplum" tarifini kastediyoruz.•Devlet şekillerinin "ahali"sine nazaran "mütecanis" ve "gayr-ı mütecanis" şeklindeki ayırımı, özellikle "Devletlerarası Hukuk" bakımından mühimdir. Bu mesele, "Devletler Hukuku" bakımından sadece nazariyeye dair bir husus olmanın ötesinde, bugün doğrudan doğruya hukukî müeyyideler hâlinde pratikte kendini gšsteren bir dava ile de ilgilidir ki, şu:-"Gayr-ı mütecanis bir devlet üzerinde denetim zorunluluğu vardır!"
Çocugun Egitim HakkiÇocuk Haklari Sözlesmesinin Temel Ilkeleri Isiginda Çocugun Egitim HakkiKonuyu üç ana baslik altinda inceleyecegiz. Birinci baslik altinda çocuk ve çocukluk kavramlari üzerinde kisaca duracagiz. ikinci baslik altinda Çocuk Haklarina Dair Sözlesme'nin temel ilkelerini inceleyecegiz. Üçüncü baslaik altinda ise bu ilkeler isiginda çocugun nitelikli egitim görme hakkini ele alacagiz.I. Çocuklugun Tarihsel Gelisimi ve Hukukta Çocuk ve Çocuk Haklari KavramlariÇocukluk kullanildigi bilim alanina göre farkli yasam yillarini kapsar. Bilim alanlari, çocuklugun baslangicini dogum ani olarak kabul etmekte; ancak, bitisi konusunda ayni görüsleri paylasmamaktadirlar.Asagida çocukluk kavraminin tarihsel gelisimi üzerinde kisaca durduktan sonra, hukuksal bakimdan çocuklugun baslangici ve sona ermesini kisaca inceleyecegiz.A. Çocuklugun Tarihsel Gelisimine Kisa Bir BakisÇocukluk yasam zincirinin dogal ve degismez halkalarindan biridir. Ancak çocukluk, bebekligin tersine dogal bir gerçeklik degil, sosyo-kültürel bir kavramdir. Bu nedenle de öteki toplumsal kavramlar gibi norm ve degerlere göre göreceli olarak belirlenir. Hem çocukluk yasantisi, hem de çocukluk kavrami yüzyillar boyunca degisim göstermistir. Eski toplumlarda insanlar, çocuklugu yasamin farkli bir dönemi olarak görmüyor, ilk on sekiz yilin belirleyici oldugunu ve daha sonraki gelisimin ve isleyisin temelini olusturdugunu düsünmüyorlardi (1) .
Birleşmiş Milletler Hizmetindeyken Görülen Zararların Tazmini Davası,1949 Uluslararası Adalet Divanı Danışman Görüşü1948 yılında BM Genel Kurulu Kudüs’ü Filistin ile İsrail arasında ikiye böldü.Çıkan çatışmalara BM müdahale etti.Bu arada İsveç vatandaşı bir arabulucu, Kont Bernadotte Kudüs’te suikaste uğruyor.BM İsrail’den tazminat talep edecek ancak BM antlaşmasında böyle bir madde yok.Kamu hukukunda bir eylemi yapabilmek için açıkça yetkilendirilmiş olmanız gerekiyor.Uluslararası Hukuk da bir kamu hukuku.İsrail o dönemde BM üyesi de değil.Teşkilat üyesi olmayan bir devletten tazminat isteyebilir mi?BM Uluslararası Adalet Divanından görüş bildirmesini istedi.Uluslararası Adalet Divanının Danışman Görüşünün ÖzetiBM hizmetindeyken uğranılan zararların giderilmesi sorusu Divana BM Genel Kurulu tarafından sunuldu.1)Bir BM ajanı görevini yaparken devletin sorumluluğu içine giren bir durum yüzünden zarar görürse BM, bir uluslar arası örgüt olarak sorumlu olan de jure ya da de facto devlete karşı görülen zararın tazmini için uluslar arası bir iddia öne sürebilir mi? a) BM’e b) kurbana ya da ona bağlı şahıslara2) 1. Soruya olumlu yanıt verildiği takdirde b) BM’in hakları kurbanın vatandaşı olduğu devletin sahip olabileceği haklar ile nasıl uzlaştırılacak.
Birinci Hukuk DairesiT.C. argıtay Birinci Hukuk DairesiEsas No: 1989/13752 Karar No: 1989/2892 Tarihi: 14.03.1989? Kamu Malı? Özel Mülkiyet? Hak Düşürücü SüreÖZET :Devletin hüküm ve tasarruf altında bulunması gereken taşınmazların özel mülkiyete konu olmalarına yasal olanak yoktur.Bu niteliği taşıdığı halde, kişi adına tescil edilen taşınmazlara ait tapuların iptali için on yıllık hak düşürücü süreye bakılmaksızın her zaman dava açılabilir.
AVRUPA BİRLİĞİBİRİNCİ BÖLÜM1. AVRUPA BİRLİĞİ1.1.İÇ İŞLEVİ:1965'te Brüksel Antlaşması ile kurulup 1967'de işlerlik kazanan Avrupa Birliği (EC), Avrupa'da var olan üç örgütü bir araya getirdi: Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (ECSC), Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) . ECSC, kömür ve çelik sağlanması konusunda ortak bir yol izlemek amacıyla 1952'de kurulmuştu. AET 1958'de üye devletlere ortak bir Pazar oluşturmak ve mal, personel ve hizmetlerin serbestçe taşınması amacıyla kuruldu. Euratom da 1958'de kuruldu, amacı atom enerjisinin barışçı amaçla kullanımını sağlamaktır. Başlangıçta her örgütün de altı üyesi vardı; Belçika, Fransa, Federal Almanya, Hollanda, Lüksembourg ve İtalya-"Altılar Avrupas'ı". Aynı altı ülke Avrupa Birliğinin de üyelerini oluşturuyordu. Avrupa Birliği kendisini oluşturan kuruluşların amaçlarına uymaya sürdürdü ve kendi uzun vadeli hedefi olarak, ECSC, AET ve Euratom'um ayn ayn başarabileceğinden daha geniş kapsamlı uluslararası politik işbirliği sağlandı. 1 Ocak 1973'te İngiltere, İrlanda ve Danimarka, Avrupa Birliği'ne üye oldular. Yunanistan 1 Ocak 1981'de Avrupa Birliğinin onuncu üyesi oldu. İspanya, Portekiz ve Türkiye'nin ileride üye olabilmeleri için görüşmeler sürmektedir. Şu anda üye devlet sayısı 12 dir.
Anayasa Türkiye'de anayasal hareketler 19. yüzyılın ikinci yarı sında başlamış ve ilk anayasa Osmanlı ımparatorluğu'nun son dönemlerinde, 1876 yılında kabul edilmiştir (Kanuni Esasi). 1921 Anayasası, Kurtuluş Savaşı yıllarında çıkarılan, savaş koşulları ve gereklerinin zorunlu kıldığı kuralları içeren ikinci anayasadır. Cumhuriyet döneminde üç anayasa çıkarılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk anayasası 1924'te, ikincisi 1961'de ve bugün yürürlükte olan üçüncüsü de 1982 yılında kabul edilmiştir. Tüm çağdaş demokrasiler gibi Türkiye Cumhuriyeti de güçler ayrılığı ilkesini benimsemiştir. Anayasa'nın, devletin dayandığı temelleri belirten ve Anayasa metnine dahil olan başlangıcında, güçler ayrılığının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı bir işbölümü ve işbirliği olduğu vurgulanmıştır. 1924'te kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk anayasasında güçler ayrılığı ilkesine yer verilmemiştir. Bu anayasada da, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu belirtilmiş, ancak egemenliğin kullanılması parlamentoya bırakılmıştır. Bunun sonucu olarak, 1924 Anayasası'nda, yasaların Anayasa'ya aykırı olamayacağına yer verilmesine karşın bunu denetleyecek organ, bir başka deyişle anayasa yargısı öngörülmemiştir. Ancak 1946 yılında çok partili hayata geçiş ve 1950 yılında yapılan demokratik seçimlerde iktidarın muhalefete geçmesiyle sorunların bitmediği anlaşılmış ve yasama meclisinin denetlenmesi gereksinimi duyulmuştur. Önce aydınlarca dile getirilen bu anlayış, daha sonra siyasi partilerce de desteklenmiş ve 1961 Anayasası'nda ilk kez güçler ayrılığı ilkesi benimsenip, anayasa yargısı öngörülmüş ve Anayasa Mahkemesi Anayasa'daki yerini almıştır. Böylece, yasaların Anayasa'ya aykırı olamayacağı yolundaki hüküm işlerlik kazanmıştır.
1) TOPLULUK HUKUKUNUN ULUSLARÜSTÜ (SUPRANASYONAL) NİTELİĞİÇağımızda bir devlet bünyesinde yaşanan olayların, öteki devletler ya da uluslararası toplum üzerinde hiçbir etkisi olmadığını söyleyebilmek pek olası değildir . Uluslararası ilişkilerdeki gelişmeler ve bu ilişkilerde yaşanan yoğunluk, gerek siyasal, gerekse hukuksal düzeyde kimi sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlar, devletlerin uluslararası düzeyde sahip oldukları mutlak egemenlik anlayışlarını bir ölçüde terketmeleri, ya da egemenliklerini "özgür iradeleriyle" kısıtlamaları sonucunda çözüme kavuşabilir. Bu açıdan bakıldığında, uluslararası sorunlara bulunacak siyasal ve hukuksal çözümler, her aşamada "devletler arası işbirliği"ni zorunlu kılar. Bu işbirliği anlayışı ise, devletlerin "mutlak egemenliğe" sıkı sıkıya bağlı kalmaları halinde başarısızlığa uğrayabilir.
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)