Hayat Dersleri
DosyalarEkleme Tarihi
ÖZLEME DAİR Özledim seni... Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir... Beynimi uyuşturuyor özlemin... Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum. Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp sürekli bir boşluğa dönüşüyor. Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken... Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... o şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek... "Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde... Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli... Ve kendine yeni bir hayat çizmeli..." Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana... ...ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek... ...gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek...
ÖNEMLİ OLAN VERMEKTİRYıllar önce Stanford Hastanesi'nde gönüllü olarak çalıştığım zaman,çok ciddi ve az rastlanan bir hastalığa yakalanmış Lika adında bir kız tanıdım.İyileşmesi için bir tek yol vardı,beş yasındaki erkek kardeşinden kan nakli yapılması gerekiyordu.Erkek kardeşi ayni hastalığın üstesinden gelmişti ve vücudunda hastalığı yenebilecek antikorlar oluşmuştu.Doktor bu durumu Liza'nin erkek kardeşine açıkladı ve ona ablasına kan vermeyi isteyip istemediğini sordu.Küçük çocuk bir an tereddüt etti ve derin bir nefes aldıktan sonra,"Evet,eğer Lika kurtulacaksa veririm" dedi.Kan nakli yapılırken,küçük çocuk ablasının yanındaki yatakta yatıyor ve ablasının yanaklarına renk geldikçe bizimle birlikte gülümsüyordu.Sonra yüzü sarardı ve yüzündeki gülümseme kayboldu.
İskender PALA Ayine Gül deyince kalem elden düşüyor Gülü tarife ne hâcet ne çiçektir biliriz Hilkatin Fâtihası, nübüvvetin hâtimesi, ins ü cinnin efendisine selamdan sonra, Biz O varlık güzeline Gül diyeceğiz, gül çağında ıtırlarını duymak için... Beşeriyet bütün zaman ve mekan boyunca Gülü bilememenin ve Gülü sevememenin ıstırabıyla kıvrandı ve en büyük hakikat şu ki başını nereye vursa o Gülden başka gül bulamayacak, Gülü örnek almadıkça ete kemiğe bürünmüş feryadından kurtulamayacaktır. Eller nakış nakış, desen desen Gülü dokur çünki, kâğıtlar renk renk, deste deste Gülü okur. Gülün ıtırlarında bülbüller yaşar aşk ile, ve aşk ile renginin şulesinde pervaneler düşer. Kimin eline değerse Gül, elleri kokar onun. "Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı kurtarır/Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi" der Sezai Karakoç dilinden Kab b. Züheyr ve o günden sonra bürdesini giyer Gülün. "Eğer Gülün vasıflarının şerhini devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez." buyurur Mevlana. Lisan ve kalem hakkıyla anlatamaz Gülü, bunu herkes bilir. Bilir de Asrı Saadetten bu yana sayısız kalemler Gülü yazar ciltler ve kütüphaneler dolusu; hesaba gelmez lisanlar Gülü söyler manzumeler ve şiirler boyu. Şimdiye kadar neler söylenmedi Gül hakkında, neler yazılmadı. Yazmakla bitirilemedi ve bitirilemeyecek. Adına nat dediler Gülü anlattılar; tazarru dediler, Güle iltica ettiler. Siyer dediler hayatını anlattılar, şemail dediler vasıflarını sayıp döktüler. Hilye yazdılar yakınlıklarını ifade için, miraciye dizdiler şanını tebcil için. Besteler yaptılar Gül terennümünde, ilahiler söylediler Gül deminde. Natî diye mahlas kullandılar divanlar doldurdular, adını anarak başladılar mesnevilere bir bakışına mazhar olmak için. Aherli kâğıtlara döküldü bin bir harf düz ve eğik, Gülü yazmak için yarıştı gubari ile şikeste talik. Hamdullahtan Hâmide harf başına şükür diye yazdı divitler, Levnîden Osmana tel t...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
1. İNSANLAR VE SORUNLARÖNSÖZBu kitap size ,karşı karşıya kalacağınız sorunları nasıl ele alacağınızı öğretecek ;sadece “personel” sorunlarını değil, insanlarla ilgili çok çeşitli sorunları.Kitapta,gerçek yaşamda denenip etkili olduğu görülmüş bir çerçeve ve bunu uygulamak için gerekli becerilerin betimlemerini bulcaksınız.1. İNSANLAR VE SORUNLAR Sorun çözme yeteneği yöneticiliğinin mihenk taşıdır.Sorunlar yöneticinin işinin sürekli bir parçasıdır.O yalnızca doğru bir çözüm bulma değil,insan faktörünü hesaba kattığı için başarılı olcak tek çözümü bulma gereksinimindedir.Ama ne yazık ki, insanlar bu konuyu sistematik bir yöntem ile ele almadıkları için genellikle görevi iyi yerine getirememektedirler.Oysa böyle yöntemler vardır ve gerekli beceriler edinmek isreyen yöneticiler bunları etkili bir şekilde kullanabilirler. Hastalık olmasaydı doktorlara,suç olmasaydı polislere gereksinim duymayacağımız gibi,iş yaşamının gündelik malzemesi olan sorunlar olmasaydı yöneticilere de gerek olmazdı.Şefimizin güzel bir sözü vardı:” Şimdiye kadar bir satıcıydım;başarın kendi özelliklerine bağlıydı.Ama artık durum çok farklı:başarın başka insanların özelliklerine bağlı.” Bu öğüt çok işe yaradı. Sorunlara sistematik yaklaşım için şunlar gerekir:-Sorunu olan kişinin bakış açısından sorunun nasıl göründüğü üzerine yönetici ile o kişinin ortak bir anlayışa ulaşması.-Sorunun kaynaklarını bulmak ve neyin değiştirilmesi gerektiği saptamak için yapılacak bir araştırma.-Gerkli değişiklikleri yapmak için pratik ve ölçülebilir amaçların saptanması.-Amaçlara ulaşılıp ulaşılmadığını gözleyerek geribesleme alma. FREDERİCK COPLESTON İKİDESCARTES (1) ]Aziz Ylı • (C) İDEA YAYINEVİ 1986-1997Jean le Rond d’Alembert (1717-83) evlilik dışı doğdu ve ebeveynleri tarafından terkedildi. Jean le Rond ya da Lerond adını Paris’de S. Jean le Rond kilisesinin yakınlarında bulunması olayına borçluydu. Soyadı daha sonra kendisi tarafından eklendi. Rousseau adındaki bir camcının karısı tarafından bakıldı; ama gerçek babası Chevalier Destouches ona yıllık bir gelir bağladı ve ancak bu yolla eğitimi olanaklı oldu. D’Alembert 1738’de avukatlığa kabul edilmesine karşın bir avukat olarak çalışmadı. Daha sonra tıbba döndü, ama çok geçmeden yeni bir kararla kendini bütünüyle matematiğe verdi. Böylece aralarında Mémoire sur le calcul intégral (1739) de olmak üzere bir dizi denemesini Bilimler Akademisine sundu, ve 1741’de bu akademinin üyeliğine kabul edildi. Matematikteki ve bilimlerdeki çalışmaları oldukça önemliydiler. 1741’de Mémoire sur le réfraction des corps solides ve 1743’de Traité de dynamique başlıklı çalışmalarını yayımladı. Devimbilim üzerine incelemesinde bu güne dek d’Alembert ilkesi olarak bilinegelen ilkeyi geliştirdi, ve 1744’de bunu Traité de l’équilibre et du mouvement des fluides başlıklı çalışmasında uyguladı. Daha sonra bölümsel ayrımlar matematiğini buldu ve bunu Prusya Akademisi tarafından onurlandırılan Réflexion sur la cause générale des vents (1747) adlı çalışmasında uyguladı. Başka yazıları arasında Essai d’une nouvelle théorie sur la résistance des fluides (1752) ve Recherches sur différents points importants du systëme du monde (1754-6) başlığını taşıyanlardan da söz edilebilir.
Uzak diyarlardan birinde bir ulkede, yemyesil tepelerin arasinda, kisin bembeyaz bir kar ortusu ile, baharda rengarenk kir cicekleri ile kaplanan bir vadi vardi. Ortasindan kucuk bir irmagin gectigi bu vadi "Buyulu Vadi" olarak anilirdi. Ona bu adi veren ise, vadideki ilginc bir dukkan ile, bu dukkanda yasananlardi. Unu ulkenin dort bir yanina yayilmis olan dukkanin adi "Buyu Dukkani" idi. Her yerde oldugu gibi bu dukkanda da almak istediginiz seyin bir bedeli vardi. Bu bedelin ne olacagi, dukkan sahibiyle yaptiginiz pazarlik sonucunda ortaya cikardi. Ancak, Buyu Dukkaninda maddi bedellerin hic bir hukmu yoktu. Bazi musteriler birseye sahip olmak icin denebilecek tek bedelin para olabilecegi dusuncesiyle, cepleri kabarik gelirlerdi. Oysa burada yapilan pazarliklar, gunluk yasamdakilerden biraz farkli olur ve pek cok musteriyi sasirtirdi.Kis mevsiminin bu soguk gununde epeyce usumus,yorgun dusmus olmaliydi. Kapinin onune gelinceye> kadar,gozlerini hic ayirmadan izledi onu. Iyice kulak kabartti. Uc basamakla cikilan, ahsap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eslik eden gicirtiyi duymaktan cok hoslanirdi. Bekledigi kisinin ayak sesleri ikinci basamakta kesildi.Musteri calmadan, kapiyi acmamayi prensip edinmisti yasli adam. Cunku, hemen herkes o kapinin onunde durup, bir kez daha dusunurdu. Kapiyi calmaktan vazgecip donenler, az da olsa olmustu. O gun de ayni seyi yapti. Sonunda kapi calindi. "Ununuzu duyunca cok uzaklardan kalkip geldim buraya... Istedigim seyi, bir tek sizin dukkaninizda bulabilecegimi soylediler. Karsiliginda ne isterseniz vermeye hazirim." "Istediginiz seyin ne oldugunu ogrenebilir miyim ?" "Bakin, ben elli bes yasindayim. Yani yolun yarisini geceli cok oldu. Soylemeye dili varmiyor ama yolun sonuna yaklastim galiba. Bu gercege tahammulum yok. Ben bugune kadarki hayatimi geri istiyorum. Mumkun mu ?" "Elbette mumkun. Biliyorsunuz, dukkanimda her sey mevcut. Ancak tam olarak ne istediginizi anlayabilmem icin, bana geri istediginiz ha...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Kötü karakterli bir genç varmis. Bir gün babasi ona çivilerle dolu bir torba vermis. “ Arkadaslarin ile tartisip kavga ettigin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak” demis. Genç, birinci günde tahtaperdeye 37 çivi çakmis. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalismis ve geçen her günde daha az çivi çakmis. Nihayet bir gün gelmis ki hiç çivi çakamamis. Babasina gidip söylemis. Babasi onu yeniden tahtaperdenin önüne götürmüs. Gence “Bugünden baslayarak tartismayip kavga etmedigin her gün için tahtaperdelerden bir çivi sök” demis. Günler geçmis. Bir gün gelmis ki bütün çiviler cikarilmis. Babasi ona “aferin iyi davrandin ama bu tahtaperdeye dikkatli bak. Artik çok delik var. Artik geçmisteki gibi güzel olmayacak” demis. Arkadaslarla tartisip kavga edildigi zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) birakir. Arkadasin bin defa affettigini söyleyebilir ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak). Bir arkadas ender bir mücehver gibidir. Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duydugunda yardimci olur, seni dinler sana yüregini açar” demis. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Kalbin gül gibi olmalıdır ki, söz ve davranışların da ıtır gibi olsun. M. Fethullah Gülen Silginiz kaleminizden önce bitiyorsa yanlışınız çok demektir. J. Jenkins İnsanlara, düşündürücü hikmetli sözlerle yönelin ki, kalpleri usanmasın. Hazreti Ali Kim bir insanı öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir ve kim bir hayat kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur Kur’ an-ı Kerim Ya alim, ya öğrenci, ya dinleyici, ya da ilim sevenlerden ol. Beşinci olma ki helak olursun. Hazreti Muhammed Bir insan kaç ayar ise, hayalleri de o ayarda olur. M. Fethullah Gülen Kamburunu, dostunun hoş görmesini isteyen, dostunun sivilcelerini affetmelidir. Horatius Dünyanın en yoksul insanı paradan başka hiç bir şeyi olmayanıdır. Şeyh Sadi-i Şirazi Akıllılar, zayıf taraflarını bildiklerinden, yanılmazlık iddiasında bulunmazlar; en çok bilen, ne kadar az bildiğini herkesten çok daha iyi bilir. Ç. T. Sefferon Silahlar hilesiz olunca savaşları hakiki kahramanlar kazanır. Nihat Sami Banarlı Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumda, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi. James Allen İntikam alıp da pişman olmaktansa, affedip de pişman olmak benim için daha sevimlidir Cafer bin Muhammed Mal cimrilerde, silah korkaklarda, idare de zayıflarda olursa, işler bozulur. Hazreti Ebubekir Tecrübeler en iyi öğretmenlerdir. Yalnız okul masrafı biraz çoktur. Thomas Carlyle Ağılda oğlak doğunca derede otu biter. Kaşgarlı Mahmut Her siyasi parti, kendi yalanını yutarken ölür. John Arbuthnos Kurdun devlet ve ikbali çobanın uyumasıdır. Bidil Gideceği limanı bilmeyene hiç bir rüzgardan hayır gelmez. Montaigne Hile yıldırıma benzer, onun ışığıyla yolcuların yolu görmelerine imkan yoktur. Hazreti Mevlana Günah arıya benzer, onun gibi ağzı bal, fakat kuyruğu zehirlidir. Hossea Ballon Cinayete ses çıkarma...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GÖRMEK İÇİN GÖZ ŞART DEĞİL Adamın biri, ilk defa gittiği bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa: - Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler. Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan sonra: - Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde. Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez. Çocuk: - Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten. - İyi ama, demiş adam. Bunların parktan değil de bir tek ağaçtan gelmediği ne malum? - Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsınız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyarsınız. Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini fark ettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamayı çalışırken: - Üç yıl önce kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki... Sizinkiler sağlam, öyle değil mi? Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına doğru yönelirken: - Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, benden daha iyi gördüğün... www.rehberlikservisi.net ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GÜZEL DİNLEME Nasihat dinin kendisidir ifadesiyle Peygamberimiz (SAV) bize dinin anlaşılması konusunda en önemli ölçülerden birini koymuştur. Ancak burada önemli olan kulun samimiyet ve iştiyakla Allah’ı bilmeye azmetmesidir. Zira öyle dinleyenler vardır ki Rasulüllah’ın getirdiği hakikatlere olabildiğince duyarsızlardır. Bunlar rahmetten istifade edemezler yine öyle nasihat dinleyenler vardır ki dinler, anlar ancak anladığını yaşama gayretinde olmaz. Oysa Allah niyetine göre ona kolaylık yolunu da gösterecektir. Ancak bunlar da tam manasıyla istifadeli olamazlar. Bir de dinleyip, anlayıp, bütün samimiyetleriyle öğrendiği hakikatları yaşama gayretinde olanlar vardır ki işte Allah’ın hoşnut olduğu kullar bunlardır. Evet insan ahrete ait mevzuları dinlerken mutlaka iştiyaklı olmalı ve bu konuda gösterdiği hassasiyetin hem ALLAH ‘a karşı saygının ifadesi hem de cenneti kazanmanın yegane çaresi olduğunu aklından çıkarmamalıdır. İNSAN OLMAK Tayinini çıktığını öğreneli bir hafta olmuştu. İlk valilik denemesi olan şehrinden ayrılma düşüncesi hüzün veriyordu. Eşyaları kamyona yükleyen işçileri seyrederken birden dört yıl öncesini hatırladı. Kendinden önceki vali de bu lojmanda oturmuştu ve onunla bu evden taşınırken tanışmışlardı. El sıkışmaları bile ne kadar zor olmuştu. Evin içinde bir sürü insan onu uğurlamaya gelmişti , hatta ağlayanlar bile vardı. Oysa şimdi kendisi taşınıyordu ve eşi ve çocuklarından başka kimse yoktu. O bu düşünceler içinde iken kendinden önceki valinin de çok hürmet gösterdiği yaşlı istiklal savaşı gazisinin sesiyle irkildi. “Evlat” dedi , “nedir bu halin ? “ ,”buradan ayrılmak biraz hüzün verdi” dedi vali. Hüznünün gerçek sebebini söylemediğini yaşlı gazi de anlamıştı. “Söyle evlat söyle senin bir şeye canın sıkılmış “ dedi yaşlı gazi. Vali artık dayanamadı ve “dört yıldır buradayım bir sürü insanla tanıştım daha düne kadar etrafımda olan insanlardan şimdi hiç biri yok . oysa benden önceki vali taşınırken kalabalıktan evin içine gireme...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GÜMÜŞ MANGALIN MASASINI SORANLARA ALDIRMAYIN Bağdat valisi; tenkinlerden, vara yoka dil uzatanlardan o kadar bezmiş ki kızını evlendireceği zaman öyle bir çeyiz vereceğim kikimse bir eksiklik görmeyecek, kimse dudak bükmeyecek, kimse en küçük bir tenkitte bulunmayacak” demiş. Düğünde vali memnun dolaşırken gümüş bir önünde duran misafirlerden birinin sesini yükselmiş: “Bağdatın Paşası, Bağdatın Paşası… hani bu gümüş mangalın masası?” Demek istenen Nasrettin Hoca’nın dediği gibi halkın ağzı torba değilki büzesin! Ne kadar titiz davranırsanız davranın birisi çıkıp gümüş mangalın maşasının olmadığını söyleyebilir. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GÜLÜMSEYİN J J J Her gün gördüğünüz dostlarınıza bugün/yarın onları gördüğünüzde bir gülümseyiverin, bakın neler değişiyor ; "Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı. Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki... İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek göz odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu kucağına alıverdi. Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada bir o yana bir bu yana koşturup durdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı... Anneler babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar... Bütün bunların hepsi, ama hepsi beş kuruşluk bir maliyeti bile olmayan bir tebessümün sonucuydu. " ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GÜLÜMSEMEYLE BAŞLADI HERŞEY Küçük kiz,hüzünlü bir yabanciya gülümsedi.Bu gülümseme adamin kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakin geçmiste kendisine yardim eden bir dosta tesekkür etmedigini hatirladi.Hemen bir not yazdi,yolladi. Arkadasi bu tesekkürden o kadar keyiflendi ki, her ögle yemek yedigi lokantada garson kiza yüklü bir bahsis birakti. Garson kiz ilk defa böyle bir bahsis aliyordu. Aksam eve giderken,kazandigi paranin bir parçasini her zaman köse basinda oturan fakir adamin sapkasina birakti. Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki... Iki gündür bogazindan asagi lokma geçmemisti. Karnini ilk defa doyurduktan sonra,bir apartman bodrumundaki tek odasinin yolunu islik çalarak tuttu. Öyle neseliydi ki, bir saçak altinda titresen köpek yavrusunu görünce,kucagina aliverdi. Küçük köpek gecenin sogugundan kurtuldugu için mutluydu.Sicak odada sabaha kadar kosusturdu. Gece yarisindan sonra apartmani dumanlar sardi. Bir yangin basliyordu. Dumani koklayan köpek öyle bir havlamaya basladi ki,önce fakir adam uyandi,sonra bütün apartman halki... Anneler,babalar dumandan bogulmak üzere olan yavrularini kucaklayip,ölümden kurtardilar... Bütün bunlarin hepsi,bes kurusluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu. ( Tavuk suyuna çorba adli kitaptan) ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Güle dair Berceste: Bir gül, dalında durduğu müddetçe tazedir Bir gül, çelenge girdiği gün bir cenazedir Faruk Nafiz Görüş: Aşk, gülü dikeniyle avuçlamak; ama elleri kana bulayan dikenlerin hesabını gülden sormamaktır. Efsane: Gülü yaprağıyla beraber taşımak gerekirmiş. Yapraksız gül taşımak sevgiliden ayrılmağa delalet edermiş. Hikmet: Allah’ın gülü dikenli yarattığından şikâyet etmek nâdanlık; dikenler arasında gül yarattığına şükretmekse teslimiyettir. İnşâd (Hayyam’ın sesinden): “Gül dedi ki, – Benim yüzüm kadar güzel bir başka yüz olmadığı hâlde, gülyağı çıkaranların bana çektirdikleri azab nedendir, bir bilsem!.. Bülbül duyunca bu sitemi, dedi ki: – Dünyada yalnızca bir gün güldüğü için bir yıl azab çekmeyen kim vardır?” Biz olsak şöyle derdik: – Dünyada bir gül kendisine güldüğü için bin azab çekmeyen bülbül mü vardır?!.. Nutuk: Mazlûme!.. Şarkın ateş renkli çiçeği! “Mazlûme”, bir güle taktığım ad. Sen her çağda yeniden doğar, her bahçede yeniden açarsın mazlûme, yanmak ve yakmak için. Yanışta mısın mazlûme ve seni yandırmak için yarışta mı sefiller? Yanmaktan yakmağa an bulunmuyor mu gülüm!.. Sen bana mı benziyorsun mazlûme?!.. Gel ağlaşalım... Mazlûme!.. De bana, kim çizdi yüreğini derin acılarla?!.. Kim savurdu yapraklarını?!.. Kim düşürdü başından destârını?!.. Hayata tutunduğun narin dalına kim yükledi bunca hicranı? Ebrulî düşüncelerine kim su koydu, kim dalgalandırdı hasretini?!.. Sineni çâk çâk eyleyen de ne mazlûme?!.. Bağrına elifleri çeken kim?!.. Bir bülbül yanmasın mı? Dalına konmasın mı? Aşkına kanmasın mı Mazlûme, adını anmasın mı? Eleminle kuruyunca can evi, gazele dönmesin mi?!.. Gazel: Ey bülbül–i nâlende, gül vaslını hâhende Gül vaslı mukarrerdir, sa’y eyle bu gülşende Gül ismini evrâd et, var derd ile feryâd et Feryâd ile mu’tâd et, vuslat bulasın sen de Sabr et sitem–i hâre, gül vaslına bul çâre Çaresini istersen kalma kafes–i tende Gül faslı ganimettir, bülbül sana nimettir Bil kadr–i dem–i vaslı, gü...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Güle and ile biad Anlat bana güzel! Anlat bana... Aşkın mı hüsnünden yaman, hüsnün mü aşkından aşkın? Hüsn ü aşkı anlat bana... Vuslatın mı hicrinde gizli, hicrin mi vuslatında? Meramı anlat bana!.. Matem mi görünen şâdî, şâdî mi görünen matem? Rüyanı anlat bana... Dürr ile mercan mı taştır, taş mı dürr ile mercan? Cevheri anlat bana... Hayretim güzelliğinde bîmâr, zulmetim nurunda peydâ. Derdi de dermanı da anlat; tabibi de fermânı da... Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabîb Kılma dermân kim helâkim zehr-i dermânındadır Söyle bana dünya! Söyle bana... Uyanıkken uyuyanları söyle; konuşurken bir şey söylemeyenleri de... Uyurken uyanık kalmayı söyle, susarken çok şey söylemeyi de... Zincirlerle, tasmalarla bend ettiklerini söyle bana; dilberlerle, civanlarla aldattıklarını da... Alaca çakallara peşkeş çektiğin aynalarımızı anlat, taşlara nasıl çaldığını da... Eti kemiği bürünüp başına, kalbini ve ruhunu ıskalayanları say birer ikişer, seherleri uykuya bağışlayanları da... Bir damla merhamet için gözyaşının denizinde boğulanları söyle... Hemân ağlayı geldim âleme ağlayı gittim ben San ol nilüferim kim suda bittim suda yittim ben Yanıtla beni vehim! Yanıtla beni... Geçip kaybolanın peşinde miyim ben, yitip solanın içinde miyim?!.. Cevheri görünce arazı neyleyeyim; ya gerçeği buldukta sûreti?!.. Gül demine erince bülbülü neyleyeyim; neyleyeyim Azrâ çağında miskin Vâmıkı?!.. Cemâle ersem derim, cenneti neyleyeyim?!.. Şarâbı bunda bulsam Kevseri neyleyeyim?!.. Ne bîm-i mihnet-i dûzah, ne ârzû-yı behişt Şarâb-ı şule-i havf u recâ nedir bilmem(¹) Sor bana hayat! Sor bana... Denize dalınca deli damlalara hayaller güzellemesi okuyayım mı; dağlarca büyürse aşkım raks urup yele vereyim mi?!.. Yaşarsa içimde mâşûk, âşıklık iddiasında kalayım mı; ölüyken âşık ölmeden öleyim mi?!.. Can bedende yük olur muydu cânân olmasa; ya cânân cisminde can içreyken gayrı can olmasa?!.. Kar beyazı günahlara mı kapılandım ben, kara büyülerce tevbelere mi?!.. İyiden sor bana h...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GÜL YAPRAĞI Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya çan, zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki Budist rahip, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki Budist rahip saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. "Suyu taşırmayan bir gül yaprağına" her zaman yer vardı. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Gül Bahçesi Zamanın birinde bir kasabada yasayan dünyalar güzeli bir kız varmış.. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.. Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş.. Bu arada ayni kasabada yasayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş.. Ama kız onu da reddetmiş.. Aradan uzun yıllar geçmiş.. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış ..Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.. Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş.. Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yasayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş.. Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş.. Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş.. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş.. kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış.. Üstelik zengin bile değilmiş.. Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış.. kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.. kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabi vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş.. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış.. Birden çok güzel sari bir gül görmüş.. Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış.. Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş.. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza götürmüs.. Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.. Bunun üzerine adama dönen kız söyle demiş: "Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorun...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Gerçeklik Terapisi (Reality Therapy) Dr. ROBERT E. WUBBOLDING (ABD) Amaç: Bu grubun temel amacı, insanların kendi hayatlarının kontrolünü ele geçirmelerine ve yaşamlarndaki kendi sorumluluklarını görmelerine yardımcı olan “Gerçeklik Terapisi”nin tanıtılmasıdır. Bu terapi yönteminde kişilerin hayattaki hedeflerini belirlemeleri, bu hedefe ulaşmak için nelere ihtiyaçları olduğunu saptamaları ve bu konuda ne kadar gerçekçi olduklarını görmeleri için destek verilir. Kişilerin kendi davranışlarını gerçekçi kriterlere göre değerlendirmelerine, gerçekçi planlar yapmalarına ve yaşamlarında ortaya çıkan sonuçlarda kendi sorumluluklarını görmelerine yardımcı olunur. Terapinin temel varsayımları, kişilerin kendi davranışlarından kendilerinin sorumlu olduğu, yaşamlarını değiştirip daha etkili bir yaşantı içine girebilecekleridir. Çalışma sonunda elde edilmesi beklenen bilgi ve beceriler: Gerçeklik terapisinin temel ilkelerini, tekniklerini tanımak, bu terapinin uygulanabileceği çeşitli alanlar ya da sorunlar hakkında bilgi sahibi olmaktır. Süre: İki tam gün (14 saat). Tarih: 14-15 Eylül 1998 Katılımcıların özellikleri: Yetiştirme yurtlarında, hapishanelerde, üniversite danışma merkezlerinde, liselerin rehberlik merkezlerinde çalışanlar; ailelerle, gençlerle çalışan meslek elemanları katılabilirler. Sayı: 25 kişi (öğrenci kontenjanı: 5) Ücret: Üye: 17.500.000 TL; Üye olmayan: 26.250.000 TL Dr. ROBERT E. WUBBOLDING, Dr. Wubbolding, ABD Cincinnati kenti “Reality Terapi Merkezi” yöneticisidir. Ayrıca Xavier Üniversitesi’nde psikolojik danışmanlık profesörüdür. Uzun yıllardır eğitim, adalet, rehabilitasyon, sağlık, işletme gibi alanlarda çalışan meslek elemanlarına Gerçeklik Terapisi öğretmiş, uluslararası tanınan bir eğitici ve uygulayıcıdır. Amerikan Hava Kuvvetleri Alkol ve İlaç Bağımlılığı programında danışmanlık yapmış olan Dr. Wubbolding, kadın mahkumlarla grup danışmanlığı yapmıştır. Ayrıca yetişkin eğitimi alanında eğitmenlik, Wisconsin Üniversitesi İ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GERÇEK SEVGİ “Bebeğimi görebilir miyim” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu... Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak “Büyük bir çocuk bana ucube dedi.” Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu, ancak aynı zamana yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoruyla oğlunun sorunu ile ilgili görüştü; “Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu. Doktor “Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir” dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti. Bir gün babası “Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır” dedi. Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu: “Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım” “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi babası, “fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıy...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Gerçek Sevgi John Blanchard oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği, ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan on üç ay önce Floridada bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti... Kitaptan değil, sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan... Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karakteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell. Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell New Yorkta yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi gün de İkinci Dünya Savaşına katılmak için Avrupaya doğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki. Bir romantizm başlıyordu. Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı. Sonunda Blanchardın Avrupadan dönüş günü geldi çattı. İlk buluşmalarını ayarladılar... New York Tren İstasyonunda akşam saat tam 7de. " Beni tanıman için" diye yazmıştı kız mektubunda, " ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak." İşte saat tam 7ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği, ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı arıyordu. Hikâyenin gerisini Bay Blancharddan dinleyelim: " Birden genç bir kızın bana doğru yürüdüğünü farkettim. İnce ve uzun boylu, dalgalı sarı saçları o güzel kulaklarının önünden omuzlarına düşmüş... Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil giysisiyle insana sanki baharın geldiğini müjdeleyen bir kızdı. Ben de ona doğru yürümeye başladım. O kadar etkilenmiştim ki yakasında gül olup olmadığına ba...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Genç Bir Sanatçı Genç Macar Sanatçı Arpad Sebesy multimilyoner Elmer Kelenin portresini yapmak için görevlendirilmişti.Görev özellikle zordu, çünkü Kelen sadece uç kısa poz vermeye razı olmuştu.Sonuçta, Sebesy portrenin çoğunu ezberden yapmak zorunda kalmıştı. Kısıtlamalara rağmen, Sebesy portrenin Kelene yeterince benzediği görüsündeydi.Ancak, Kelen ayni fikirde değildi.Kibirli milyoner resmin kendisine benzemediğini öne sürerek portrenin parasını ödemeyi reddetti.Genç ressam resmini yapabilmek için saatlerce titizlikle çalışmıştı, ve birdenbire bunu gösterecek hiç bir şeyi olmadığını fark etti. Milyoner stüdyodan ayrılırken, sanatçı bir ricada bulundu," Portreyi size benzemediği için reddettiğiniz belirten bir mektup yazabilir misiniz?" Kelen bu kadar kolay kurtulduğuna sevinerek razı oldu.Aylar sonra, Macar Sanatçıları Derneği, Budapeşte Güzel Sanatlar Galerisinde sergi açtı.Kelenin telefonu çalmaya başladı.Biraz sonra galeriye geldiğinde Sebesynin yaptığı portresinin, üzerinde "Bir Hırsızın Portresi " etiketiyle teshir edildiğini gördü. Mağrur milyoner resmin indirilmesini istedi.Mudur reddedince, Kelen resim kendisini topluma alay konusu edeceği için dava açmakla tehdit etti.Bunun üzerine mudur Kelenin resmin kendisine benzemediği için almayı reddettiğini belirten imzalı mektubunu çıkardı. Milyoner artık resmin parasını ödeyip almaktan başka çare kalmadığını anlamıştı.Genç sanatçı sadece son gülen olmakla kalmamış, ayni zamanda güçlüğü karlı bir alışverişe dondurmuştu.çünkü milyoner resmi almağa kalktığında fiyatın eskisinden on kat daha fazla olduğunu görmüştü. Gördüğünüz gibi, güçlüklere teslim olmayı kabul etmemişti.Bunun yerine öfke ve acıya teslim olmaktansa yaratıcı ve yararlı bir kapı açacak bir yol duşundu.Kısaca ressam değerli bir prensip keşfetmişti FIKRA.NET ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Gel ey, güllerin efendisi!.. Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan... Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!.. Gel ey!.. Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında. Ak kor olduk... Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk... Vurdular durmadan dinlenmeden... Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. Ağlattılar ağladıkça biz... Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi... Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere. Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda. Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı. Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden. Gel ey!.. Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabından; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Gaza gelmek... Greater Idaho Falls Bilim Fuarında , bir lise öğrencisi, yöre insanlarını hazırladığı Projeyi imzalamaya davet etti. Delikanlı ,"dihydrogen monokside" adlı maddenin kullanımının tümüyle yasaklanmasını, mümkün olmadığı taktirde çok sıkı kontrolunu istiyordu. Maddenin zararlarını, duvarlara astığı afişle açıklıyordu: 1-Yoğun terlemelere ve kusmalara sebep olabilir. 2- Doğaya büyük zararlar veren asit yağmurlarının ana unsurudur. 3- Gaz haline geçmiş hali, çok ciddi yanıklara sebep olabilir. 4- Kazara solunması ciğerlere dolması ölüme yol açar. 5-Erozyona yol açar. 6- Otomobil frenlerinin etkinliğini azaltır. 7-Ölümcül kanser tümörlerinin hepsinin içinde bulunmuştur. Bir saat içinde tam 50 bilim fuarı meraklısı insan delikanlının kampanya açtığı standı ziyaret etti. 43 kişi, yasaklama isteğini şiddetle desteklediler. 6 kişi kararsız kaldı. Sadece bir kişi yasaklanması istenen "dihydrogenmonokside" in H2O ,yani hayatın can damarı "Su" olduğunu söyledi. Delikanlının bu projesi "Ne kadar kolay aldatılabiliyoruz" yarışmasının birincisi ilan edildi...! Delikanlı "Amacım, kolayca saptırılmış, saçma bilimsel cümleciklerle insanların nasıl yanlış koşullandırılabildiklerini göstermek istedim" dedi. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Garip Istatistikler Abraham Lincoln 1846 yilinda kongreye secildi. John F. Kennedy ise 1946 yilinda kongre uyesi oldu. * Abraham Lincoln 1860 yilinda ABD Baskani oldu. John F. Kennedy 1960 yilinda ABD Baskani secildi. * Lincoln ve Kennedy isimlerinin ikisi de 7 harften olusuyor. * Ikisi de Beyaz Sarayda yasarken birer evlatlarini kaybettiler. * Iki baskan da bir cuma gunu suikasta kurban gitti. * Iki baskan da kafasindan vurularak oldu. * Lincolnun sekreterinin adi Kennedyydi. Kennedynin sekreterinin adi ise Lincolndu. * Ikisi de birer guneyli tarafindan vuruldular. * Ikisinin olumunden sonra da yerlerine bir guneyli baskan atandi. * Her ikisinden sonra baskan atanan kisinin adi Johnsondu. * Lincolnden sonra baskan olan Andrew Johnson 1808 dogumluydu. Kennedyden sonra baskan olan Lyndon Johnson 1908 tarihinde dogmustu. * Lincolnu vuran John Wilkes Booth 1839 yilinda dogmustu. Kennedyyi vuran Lee Harvey Oswald ise 1939 yilnda dunyaya gelmisti. * Her iki katilin de uc isimden olusan adi vardi. * Her ikisinin isminde de toplam 15 harf var. * Suikasttan sonra Booth, tiyatro salonundan kacmis ve bir depoda yakalanmisti. Oswald ise depodan kacmis ve bir sinema salonunda yakalanmisti. * Hem Booth hem de Oswald mahkemelerinden once vuruldular. ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GARDENYA 12 Yaşımdan bu yana, her yıl doğum günümde bana, kimin gönderdiği belli olmayan beyaz bir gardenya gelirdi. Üzerinde ne bir not ne de bir kart olurdu. Çaresiz bir şekilde çiçekçiyi aradığımda ise; ödemenin peşin yapıldığını söylerlerdi. Bir süre sonra, çiçeği gönderenin kimliğini öğrenme çabalarımdan vazgeçtim. Yumuşacık, pembe kâğıtlara sarılmış sihirli bir görünüm sergileyen beyaz çiçeğin baş döndüren kokusunun ve güzelliğinin tadını çıkarmaya başladım. Fakat, hiçbir zaman da gönderenin kim olduğu üzerine hayaller kurmaktan vazgeçmedim. En mutlu anlarım, kimliğini saklayan bu çok tuhaf ve aynı zamanda heyecan verici harika insanin kim olduğunu düşünerek geçti. Annem genellikle benim bu hayallerime katkıda bulunurdu. Bana sık sık, bu kişinin iyilik yaptığım ve teşekkürünü bu biçimde dile getirecek biri olup olmadığını sorardı. O zaman, bisikletime binerken, küçük çocuklarıyla alışverişten eli kolu dolu olarak evine gelen komşumuzu anımsardım. Çünkü, her zaman o komşumuzun aldıklarını arabasından eve taşımasına yardım eder yada çocukların yola fırlamalarını engellerdim. Çiçekleri gönderen, belki de caddenin karsısındaki evde oturan yaşlı adamdı. Kışın buz tutan merdivenlerden inerken düşmemesi için, posta kutusundaki mektuplarını posta kutusundan ben alır götürürdüm evine. Annem, gardenya konusunda hep hayal gücümü kullanmama yardım etmiştir. Ayrıca, sadece kendisinin değil, tüm dünyanın bizi sevdiğini hissetmemizi isterdi. Başıma gelen her sıkıntı ve acı da onun şefkat dolu sözleri ve desteği vardı. Fakat annemin iyileştiremeyeceği yaralar da aldım. Babam bir kalp Krizi geçirerek hayata veda etti. Duyduğum üzüntü bir anda terk edilmişliğe, korkuya, güvensizliğe ve öfkeye dönüşmüştü. Ertesi gün mezuniyetim vardı ama ben bunu çoktan unutmuştum. Ama annem unutmamıştı. O acısında bile benim çok severek aldığım ama bana bir iki beden büyük gelen elbiseyi vücuduma göre ayarlamıştı. Yaşadığı büyük acı bile annemin duygularımı anlamasını engellemem...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
GARCİAYA MEKTUP Garciaya Götürülecek Mektupun günümüzde hatırlanmasında çok ama, çok yarar var. * * * 1904 Rus-Japon harbinden önceydi. Amerikan gazetelerinin birinde "Garciaya Götürülecek Mektup" başlıklı bir yazı çıktı. Yazan tanınmamış bir muhabirdi. Fakat bu kısa yazının anlattığı gerçekler, yüzlerce kitapla anlatılanlardan daha derin, daha özlü idi. Yazı tesadüfen Çarlık Rusyasının Demiryolları Nazırının eline geçti. Nazır, bütün memurlarının bu yazının kopyasını yanlarında taşımasını sağladı. O sırada Rus-Japon savaşı başladı. Japonlar esir ettikleri Rus Demiryolları mensuplarının hepsini üzerinde bu yazıyı görerek meraka düştüler. Japon Maarif Nezareti bu yazıyı inceledikten sonra birer nüshasının bütün Japon yurttaşlarının okuyup yanlarında taşımalarım emretti. Bu yazı, şimdi Birleşik Amerikada bütün kara ve deniz kuvvetleri mensuplarına ve izcilere verilmektedir. Bu bir gelenek olmuştur. * Amerika Kurtuluş Savaşının bir safhasında İspanya Sömürge Ordusunu tecrit edebilmek için Kübalı General Garcianın ordusuna talimat göndermek icabetti. Cumhurbaşkanı Mc Kinley, General Garciaya bir mektup yazdı. Mektubun süratle yerine ulaşması gerekiyordu. Başkomutanlık karargahında Garcia hakkında bilgi yoktu, neredeydi, nasıl gidilirdi, hepsi meçhuldü. Mektubu götürmeye Teğmen Rowan görevlendirildi. Teğmen Rowan mektubu aldı, torbasına koydu, gitti, döndü, tekmilini verdi. Garcia talimata uyacaktı. Teğmen Rowan mektubu alınca: "Bu Garcia da kimdir? Nerede bulunuyor? Oraya nasıl gidilir? Atla mı, trenle mi? Harcırahımı kim verecek? Arkadaşım Thomas ata daha iyi biner, onu gönderirseniz olmaz mıydı? Eşim biraz rahatsız, hem bu hafta izin sırasındaydım" demedi. Benim burada anlatmak istediğim, Teğmen Rovvanın dört gün sonra Küba kıyılarına ulaşmasının, ormanlara dalarak üç haftalık bir seyahati yaya olarak tamamlamasının, dağlarda ve ormanlarda Garciayı bulmasının hikayesi değildir. Burada anlatmak istediğim husus, bu adamın kişiliğinin her okula örne...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
FERHAT İLE ŞİRİN Eski bir aşk masalının iki kahramanı. Türk ve İran edebiyatında çok işlenen bir konu. Ferhat ile Şirin birbirlerini çılgınca severler. Şirin soylu bir genç kız, Ferhat halktan bir delikanlı olduğu için, birbirlerine kavuşup mutluluğa ulaşamazlar. Şirinin yakınları Ferhata akla gelmedik zorluklar çıkartırlar. Demir yapılı bir dağı delmesi gerektiği şartı da güçlükler arasındadır. Ferhat, zekası, teknik bilgisi, bilek gücü, aşktan aldığı kuvvetle dağı deler. Şirine kavuşmak üzereyken, bu defa düşmanları sevgilisinin öldüğünü haber verirler. Ferhat, bu acı haber karşısında; ünlü külüngünü başına indirerek intihar eder. Durumu öğrenen Şirin de sevgilisinin acısına tahammül edemeyerek ölür. Halk edebiyatımızda Ferhat, divan edebiyatımızda Hüsrev olarak geçen bu masal kahramanının deldiği dağın adı "Bisutun Dağları"dır... Ansiklopedik Edebiyat Sözlüüü/Seyit Kemal Karaalioğlu Sf. 262 1983 basımı KEREM İLE ASLI Anonim halk hikayesi. XII. Yüzyılda teşekkül ettiği yorumlanan, Kerem ile Aslı hikayesi anonim halk hikayelerimizin karakteristik özelliklerini taşır. Hikaye kahramanı Aşık Kerem, Aslı isimli bir Ermeni kızına aşık olur. Onu kendisinden kaçıranların ardından arkadaşı Sofu ile saz çalarak, türkü söyleyerek diyar diyar dolaşır. Büyük bir aşkın, uğrunda ne ölçüde fedakarlık yapılacak bir kuvvet olduğunu işaret eder. Zorlu macerasının sonunda, Halebde Aslıya kavuşan Kerem tam onunla evlenecekken bir keşiş büyüsüne kurban gider. Bir büyü ile tutuşup yanar, kül olur. Bu külün kıvılcımı ile saçlarından tutuşarak, aynı akıbete uğrayan Aslı ile ancak cennette buluşurlar... Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü/Seyit Kemal Karaalioğlu Sf. 411 LEYLA İLE MECNUN Konusu bir Arap efsanesinden alınmıştır. "Beni Amir kabilesinden Kays ile Leyla daha okulda iken birbirlerini severler. Leylanın annesi bunu duyunca kızını okuldan alır. Sevgilisini göremez olan Kays yollara düşer. Mecnun diye anılmaya başlar. Kaysın babası, Leylayı ailesinden is...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
FENA HALDE MUTSUZ ADAM Bir zamanlar bir tepenin üzerinde villada bir oğlan çocuğu yaşarmış. İyi de yaşamış. Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş. Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlara bayılırmış. Bir gün Tanrıya: “Büyüdüğüm zaman neler istediğimi buldum, uzun uzun düşünüp.” Demiş. “Neler”demiş Tanrı... “Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun. Arka kapıda iki St. Bernard köpeği... Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde....Uzun, çok güzel ve çok müşfik bir kadınla evlenmek isterim. Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar söyleyen.” “Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim.. büyüdüklerinde birisi büyük bir bilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü milli santrfor olsun.” “Ben bir seyyah olayım... Okyanuslara yelken açayım. Dağların zirvelerine tırmanayım, insanları kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım yollarda...” “Ne güzel bir hayal bu”demiş Tanrı... “Mutlu olmanı dilerim.” Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş. Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz olmuş. Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabii. Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtın bir şirket kurmuş. Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok müşfik. Ama uzun değil, kısaymış. Saçları siyahmış ama gözleri mavi değil, ela imiş. Gitar çalamaz, şarkı söylemezmiş ama, harika yemek pişirir, olağanüstü güzel kuş resimleri yaparmış. İşi dolayısıyla, kent dışında bir villada değil, kentte bir apartman teras katında oturmak zorunda kalmış ama evinin deniz manzarası gene harika imiş. İki St. Bernard besleyecek bahçesi yokmuş ama evinde harika bir Ankara kedisi varmış. Üç kız da babalarını çok severlermiş. Onunla futbol oynayamazlarmış ama birlikte denize, parklara giderlermiş. Uçurtma uçurdukları da olurmuş. En küçükleri hariç tabii. O gölgede bir ağacın altında oturur, gitarı ile şarkılar söylermiş. İyi para kazanmış ama öyle kırmızı bir Ferrari’si olmamış. Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
FELSEFE AĞACI Neredeyse bir saattir durmadan koşuyordu. Nefes nefese kalmıştı. Biraz soluklanmak için durdu. Arkasına dönüp kendisini takip edenlere baktı. On dakika kadar sonra kendisine yetişmiş olacaklardı. Dizleri üzerine çöktü ve başını yere doğru eğdi. Bıkmıştı artık bir ömür boyu düşünceleri yüzünden insanlar tarafından dışlanmaktan... Hep aynı olaylar olurdu. Önce bir köye gelir, oradaki hana ya da kahveye girerdi. İyi bir hikayeciydi. Bir hikayeye başladığında etrafında yavaş yavaş bir kalabalık birikmeye başlardı. Köy insanları sakin ve tekdüze hayatlarını renklendiren böyle hikayecileri çok severlerdi. Hikayesini bitirdikten sonra etrafındakilerle anlattıklarını tartışmaya başlardı. Karşındakilerin bu sayede salt dinleyici olarak kalmalarını engellerdi. Düşünmelerini sağlayarak onları biraz sonra açacağı tartışmaya hazırlardı. Kendisini bir bakıma bir kılavuz olarak görüyordu. Bu ağaların yönetimi altında yaşayan, imamların sözünden dışarı çıkmayan insanları düşünmeye sevk edecek, onlara kendilerini bir birey olarak hissetmelerini sağlayacak yolu gösteren bir kılavuz. Bunu ilahi bir görev olarak kabul etmişti. Her insan Tanrıya karşı tek başına sorumlu olduğunu, bu yüzden sadece kendi yaptığı, kendi inandığı şeylerin sorumluluğunu taşıması gerektiğini insanlara anlatmalıydı. Hayattaki amacının bu olduğuna inanıyordu. Bu yönde başlattığı tartışmalar hep iyi sonuç verirdi. Ustalıkla öncelikle konuya dolambaçlı bir yerden girer, sonra istediği şekilde yönlendirerek en azından insanların kafasında soru işaretleri yaratmayı başarırdı. Zaten bağımsız düşünebilmenin temel yolu kafadaki soru işaretlerine yorum getirebilmektir diye düşünürdü. Yorumları genellikle dinleyicilere bırakarak o köyden ayrılırdı; tecrübeleri daha fazla kalmasının kendisi için pek güvenli olmadığını göstermişti. Bu son geldiği köyde etrafındakilerle son derece radikal bir tartışma açmıştı. Etrafındaki insanlar onu onayladıkça daha da coşmuş, onlara başkaldırmayı öğütlemeye b...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
EWAN ve HOLLY Ewan 22 yasına o sene basmıstı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genc adam olmanın asaletini tasiyordu.10 gun sonra Koredeki bir savasa katılmak uzere Ingiltereden ayrılacaktı , hicbir seyden korkmuyordu ama duygusallıgı nedeniyle, ulkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona. Agır adımlarla buyuk kutuphaneden iceriye girdi , bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gercekten de cok guzel temalara deginmis etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da guzel olanı kitabi daha once baskasının da okumus ve bazı yerlere notlar almıs olmasıydı. Okuyanın notlar aldıgı bolumler Ewanı da derinden etkiliyor,notları okudukca sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kutuphane memuresine gitti ve daha once kitabı okuyan kisinin kim oldugunu ogrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı: "Buyuk Kutuphanede bir kitap okudum. Eklediginiz notlar karsısında hayranlık duydugumu belirtmeliyim. 10 gun sonra Koreye gidiyorum, sizi tanimak - mektuplasmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum." Hollyden olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya baslandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor,yureklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu sekilde gecip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmıs, her mektuptan ayri tatlar almislardi. Ewanın ulkeye geri donme zamanı gelmisti, son mektubunda Hollyi gormek istedigini yazdi. "Ancak seni taniyabilmem icin bana bir Resmini gonder lutfen" diye ekledi. Holly bulusmayi kabul etti fakat resmi gondermedi. "Resmin ne onemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz degil mi? Yakama kırmızı bir cicek takacagım." dedi. Gunler birbirini kovaladı ve Ewan ulkeye dondu. Trenden indigi ilk anda gozleri Hollyi aradı. Bir muddet bakindi, sonra kalabalıgın arasından simdiye dek gordugu en guzel kadın belirdi. Uzun boylu, cok guzel vucutlu, uzun sarı saclı,masmavi iri gozleri ve mavi elbisesiyle muhtesem bir kadındı. Kadına...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
EVET DEDİRTME SANATI ORJİNAL ADI : GETTING TO YES YAZARLARI : ROGER FISHER & WILLIAM URY ÇEVİREN : CAHİT BORAN YAYIN EVİ : İLGİ YAYINCILIK DAĞITIM : ROTA YAYINCILIK ÖZETLEYEN : MEHMET ALİ ŞEKER İÇİNDEKİLER DURUM ÜZERİNE ÇEKİŞMEYİN. İNSANLARI PROBLEMDEN UZAK TUTUN. DURUM ÜZERİNDE DEĞİL ÇIKARLAR ÜZERİNDE DURUN. ORTAK KAZANÇ İÇİN SEÇENEKLER ÜRETİN. OBJEKTİF KRİTERLER KULLANILMASINDA ISRAR EDİN. ONLAR DAHA GÜÇLUYSELER NE OLUR ? KARŞI TARAF OYUNA KATILMAZSA NE OLUR ? KARŞI TARAF HİLEYE BAŞVURURSA NE YAPARSINIZ ? ÖNSÖZ Hoşunuza gitsin veya gitmesin sizde bir tartışmacısınız. Tartışma hayatın bir gerçeğidir. Tartışma, başkalarından istediklerinizi elde etmenin temel yoludur. Hergün çeşitli konularda tartışılmasına karşın, bunda başarılı olmak o kadar kolay değildir. İnsanlar tartışırken iki yol kullanırlar ;yumuşak ve sert davranmak.Yumuşak davranan taraf, kişisel zıtlaşmayı gidermek ister ve bu nedenle anlaşmaya varmak için hemen ödün verir. Dostça bir karar verilmesine çalışır; nevarki sonunda sömürülür,acı çeker. Sert davranan ise tartışma ortamını bir irade yarışması olarak görür. Mutlaka kazanmak istediği için sonunda sert bir karşılık bulur. Tartışmanın üçüncü bir yolu da ne yumuşak ne sert fakat hem yumuşak hem de sert tartışmadır. Harvard Tartışma Proesi diye anılan çalışma içinde geliştirilen yöntem, pazarlıkların ilkeler üzerinde yapılmasını öngörmektedir. Elinizdeki kitap,işte bu ilke tartışması yöntemi hakkındadır. 1.BÖLÜM DURUM ÜZERİNDE ÇEKİŞMEYİN Herhangi bir tartışma yöntemi,üç kritere göre değerlendirilebilir: Anlaşma olabilecekse bu akılcı bir anlaşma olmalıdır. Kullanılan yöntem verimli olmalıdır. Taraflar arasımdaki ilişkileri iyiye götürmese bile hiç degilse zedelememelidir. Durum üzerinde çekişmek akılcı olmayan anlaşmalar üreti...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)