.

http://www.edubilim.com/ana




Fen Bilgisi

DosyalarEkleme Tarihi

Sıralama : İsim | Tarih | Tıklama [ Artarak ]
ÖZKÜTLE Maddeleri ayırt etmek için, her maddenin değişen özelliklerinden yararlanılır. Bu özelliklere ayırt edici özellikler denir. Öz kütlede maddeler için ayırt edici özelliklerdendir. Bir bardak su ile bir sürahi suyun hacim ve kütleleri farklı olmasına rağmen ikiside aynı tür maddedir. Eğer özdeş iki bardağa su konulursa, iki örneüinde kütleleri eşit olur. Düzgün demir bir çubuktan kesilen 1cm uzunluktaki parçaların kütlelerinin eşit olduğu görülür. Buna dayanarak; aynı tür maddelerin birim hacimlerinde eşit miktarlarda madde bulunur. Her maddenin birim hacminin kütlesi birbirinden farklıdır. Bir maddenin kütlesine o maddenin özkütlesi denir. kütle özkütle= --------- dir hacim Kütle m, hacim V, özkütle d ile gösterilir. Eşitlikleri büyüklüklerinin SI birim sistemindeki birimleri şu şekildedir: -------------------------------------------- Kütle Hacim Özkütle kg m3 kg/m3 -------------------------------------------- Birim sistemlerinin dışında , özkütle birimi g/cm3 olarak kullanılır. Katı bir maddenin sıcaklığı sabit kalmak şartı ile m-v, d-v, d-m grafikleri şu şekildedir: --------------- ----------------- yukardaki grafikler incelenerek olursa, katı maddelerin sıcaklığı sabit kalmak şartı ile kütlenin hacmiyle orantılı olduğu, özkütlenin hacim ve kütleye bağlı ılmadığı görülür. Maddelerin 1 cm3’ünün gram cinsinden kütlesine öz kütle denir. Öz kütle (d) ile gösterilir. Kütle (m) ve hacim (V) arasinda d=m/v bagintisi vardir. Öz kütlenin birimi g/cm3 dür. Saf maddelerin (element ve bilesik) öz kütleleri sabittir. Karisimlarin öz kütleleri ise sabit degildir. Bir maddenin öz kütlesinden söz ederken sabit bir sicakliktaki öz kütlesinden söz edilmelidir. Sicaklik degistiginde maddenin hacmi degiseceginden öz kütlesi de degisir. Özellikle gazlardaki degisiklik daha belirgindir. Öz kütle, maddenin karakteristik özelligi olmasina ragmen ...
ÖZKÜTLE Öz kütle maddeler için ayıt edici özelliktir d sembolü ile gösterilir , maddenin kütlesinin hacmine oranı ile bulunur. d=m/v formülü ile bulunur. Bazı durumlarda yoğunluk değişebilir sıcaklık ve basınç değişimi ile değişebilir. ÖRNEK Hacmi 500 cm3 olan bir dikdörtgenler prizması şeklindeki bir silginin kütlesi 1000 gr dır bu silginin yoğunluğunu bulunuz. d=1000/500 d=2 gr/cm3 ...
Örnek : 10 Sekil deki gibi birbirine perçinleşmiş K,L ve M metal çubuklar özdeş ısıtıcılarla ısıtılıyor. Metalin ucundaki balmumlarından önce X, sonra Y ve en sonra da Z düşüyor. Bu metallerin ısı iletkenlerinin büyükten küçüğe doğru sıralanışı nasıldır? Çözüm: X balmumu Y den önce düşüyor. X ve Y nin bulunduğu metal çubukların ikisinde de L var. O halde X in önce düşmesi K metalinin M ye göre ısı iletkenliğinin daha büyük olmasından kaynaklanır. K>M Y nin Z den önce düşmesine de M neden olmaz. O halde L metalinin K ye göre ısı iletkenliği daha büyüktür. L > K dır. Sonuç olarak ısı iletkenlikleri arasında L > K > M ilişkisi vardır. Hangi sıcaklıkta, fahrenheit termometresinde okunun değer, celsius termometresinde okunan değerin 4 katından 1 eksiktir? Çözüm: Celcius termometresi ile fahrenheit termometresi arasındaki ilişki, Bir sıvının sıcaklık - ısı grafiği şekildeki gibidir. Buna göre c özısısının, L kaynama ısısına olan oranı kaçtır. Çözüm: 40 kalori ısı alan sıvının sıcaklığı 30 oC den 90 oC’ye çıkmıştır. Sıvı 90 oC ise hal değiştirmeye yani kaynamaya başlamıştır. 90 oC ye gelinceye kadar verilen ısı, Q1 = m.c.?t dir. Hal değişimi bitinceye kadar verilen ısı, Q2 = mL dir. Q1 ve Q2 değerleri taraf tarafa oranlanırsa, olur. 20 oC deki m gram buz ısı sabit olan ocakla ısıtılıyor. Buzun sıcaklık zaman grafiği şekildeki gibi olduğuna göre, 1,2,3 ve 4 zaman aralıklarında verilen ısılar arasında nasıl bir ilişki vardır? (Le = 80 cal/g, LK = 540 cal/g, csu = 1 cal/g.oC; cbuz = 0,5 cal/g.oC) Çözüm Buz -20oC den 0oC ye gelinceye kadar verilen ısı, Q1 = m.c?t Q1 = m.0,5.20 Q1 = 10m kalori dir. Buz su haline gelirken, sıcaklığı değişmez. Verilen ısı hal değişiminde kullanılır. Q2 = m.Le Q2 = 80m kalori dir. Su 0 oC den 100 oC ye gelinceye kadar verilen ısı, Q3 = m.c.?t Q3 = m.1.100...
Önsöz:25 Aralik 1642 tarihinde Woolsthorpe kentinde dünyaya gelen Isaac Newton fizigin en önemli isimleri arasinda yer alir. Ilk aynali teleskopu gelistirmis, renk ve isigin niteligine açiklik getirmis, evrensel kütle çekimi yasasini ortaya atarak fizikte devrim gerçeklestirmistir. Hayatı:Isaac Newton, 25 Aralik 1642’de Woolsthrope’de dogdu. Babasi daha o dogmadan önce ölmüstü. Annesi, Newton henüz ikisine bastiginda tekrar evlendi. Çocukken çesitli agat modeller yaparak el becerisini gösterdi. Çocuklugunun büyük bir kismini büyükannesinin yaninda geçirdi. Grantham’da okula basladi. Egitimini 1661’den itibaren Cambridge’de sürdürdü. Ama bu arada pek hevesli olmadigi çiftlik isleriyle ugrasti.Üniversite 1665’deki büyük veba salgini nedeniyle kapatilinca Newton annesinin Woolsthrope’deki evine çekildi. Böylelikle hastaliktan kaçmayi basarabildi . Newton, Cambridge’de çok basariliydi. 1667’de Trinity College’de ögretin üyesi oldu.Burada sonsuz küçükler hesabinin ( difransiyel ve integral ) temelini atmistir.1668’de asil ögretim üyesi oldu. 1669 yilinda henüz yirmi altisindayken Lucasian matematik Kürsüsü’ne seçildi. Daha sonra da isigin yapisini açiklamis ve evrensel kütle çekimi kanunu ortaya atmistir. Ancak çekingen olan Newton fizikte devrim yaratacak bu fikirlerini çok uzun yillar sonra yayinlamistir. Örnegin sonsuz küçükler hesabini 38 yil sonra yayinlamistir. Lisans üstü çalismalarini tamamlayan Newton 27 yasindayken Cambrige Üniversitesinde matematik profesör olarak getirilmistir. 1671de aynali teleskopu gelistirerek Royal Societye seçildi. Ama burada özellikle Robert Hooke tarafindan siddetle elestirilmesi Newtonu iyice içine kapanik hale getirdi. Bilim dünyasiyla iliskisini kesen Newton 1678de ruhsal bunalima girdi. Yakin dostu ünlü astronom Edmond Halleyin çabalariyla 6 yil sonra bilimsel çalismalarina geri döndü. Ve 2 yil içinde efsanevi yapiti Principiayi yayinladi. Bu eser büyük ses getirdi.Kitabin yayinlandigi yil kral II. James taraf...
ÖNSÖZ Bu çalışma Süleyman Demirel Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Kimya Anabilim Dalı’nda “Yüksek Lisans Semineri” olarak hazırlanmıştır. Boyanmış kristaller birkaç nesildir sistematik araştırmaların konusu değildir. Fakat gelecekte şüphesiz bu konuya yeni nesil bilim adamları ihtiyaç duyacaktır. Çünkü stereokimyaları zengindir ve organik boya içeren şeffaf kristaller spektroskopik ve fotonik uygulamalara uygundur. Burada biz DIC’lerin ortaya çıkışını, kayboluşunu ve yenilenişini içeren raporları sunuyoruz. Bu inceleme boya içeren kristallerin tarihini oluşturan ilk gözlemleri toplar. Geçmiş nesillerin tanımlayıcı kristalografik gözlemlerini modern araştırmacılar tarafından kullanılabilecek hale getirir. Doğanın yorumlanması, dikkatle planlanmış deneylere dayanır. Şu da gerçektir ki tarihi yorumlamamızda deneylerden faydalanır. Tıp tarihçisi Belloni demiştir ki: “Bizim alışkanlık ve mentalitemizden uzak tertip ve teknikler içinde tanımlanmış gözlem ve deneyler uzmanın yaşadığı kültürün ikliminden kaynaklanır. Söz konusu olan parçanın kesin yorumuna ulaşmanın en iyi ve bazen tek yolu deneyleri tekrarlamaktır.” TEŞEKKÜR Bu çalışmanın Yüksek Lisans Semineri olarak hazırlanmasını sağlayan, bilgi ve tecrübesiyle yol gösteren değerli hocam Doç. Dr. Handan GÜLCE’ye ve Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜLCE’ye teşekkür ederim. Sadece üniversite hayatım boyunca değil tüm hayatım boyunca maddi ve manevi desteğini benden esirgemeyen aileme, tezi yazmamda ve diğer konularda bana devamlı yardımcı olan arkadaşım Murat AKSU’ya da teşekkürlerimi sunarım. Elif BAŞ Isparta – 2002 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ i TEŞEKKÜR ii İÇİNDEKİLER iii 1. GİRİŞ 1 1.1. Boya İçeren Kristaller 1 1.2. Bu İncelemeye Dahil Olmayan Şeyler 3 2. TARİHÇESİ 6 2.1. Yapay Pliokroizm 6 2.1.1. Sénarmont 6 2.1.2. Sénarmont Tuzu 6 2.2. İzomorfizm İlkesinin Kısıtlamaları 7 2.2.1. Retgers 8 2.2.2. Lehnmann 8 2.3....
YÜZEY IŞIMASI YAPAN DÜŞÜK BOYUTLU YAPILARDA BRAGG YANSIMA OLAYLARININ İNCELENMESİ GİRİŞ Günümüzde gelişmiş optoelektronik sistemlerde yüzey ışıması yapan yarıiletken aygıtlar, klasik kenar ışıması yapan aygıtlara tercih edilmektedir. Bunun başlıca nedenleri şöyle sıralanabilir: Yüzey ışıması yapan aygıtlar dairesel ışık çıkışına sahiptir, oysa kenar ışıması yapan aygıtlar eliptik ışık çıkışına sahiptir. Yüzeyden dairesel ışıma yapmaları sayesinde optik haberleşmede kullanılan fiber optik kabloya montajları, kenar ışıması yapan aygıtlardan çok daha kolaydır. Aktif bölgelerinin boyutlarının küçük olması sayesinde yüzey ışıması yapan yarıiletken yapıların optik çıkışları tek modludur, kenar ışıması yapan aygıtların yaydığı ışık ise çok modludur. Tek modlu optik çıkışa sahip olmalarından dolayı, tek modlu modlu fiber optik sisteminde kullanıma uygundur. Geniş bir yüzeyden ışıma yaparlar, oysa klasik yapılar kenar ışıması yaptıklarından dar bir alandan ışıma yaparlar. Üretimleri çok kolaydır. Bütün yapı epitaksiyel büyütme yöntemlerinden yararlanarak, tek prosesle üretilebilmektedir. Yüzeyden ışıma yaptıkları için yarıiletken bir taşıyıcı üzerine çok sayıda yüzey ışıması yapan aygıtlar yerleştirilebilmektedir, yani yoğun iki boyutlu dizin konfigürasyonuna uygundurlar. Eşik akımları kenar ışıması yapan aygıtlara oranla çok daha düşüktür. Bu nedenle sıcaklık değişimlerine karşı duyarlılıkları zayıftır, böylece yüzey ışıması yapan aygıtlarda sıcaklıkla dalga boyunda görülen kayma etkisi, kenar ışıması yapanlara göre çok daha azdır [1,2]. Gelişmiş optoelektronik sistemlerde hem ışık yayan diyodlar hem de lazer diyodlar yaygın olarak kullanılmaktadır. Işık yayan diyod (LED) optik haberleşme için optik sinyal kaynağı olarak kullanılan en basit optoelektronik aygıtlardan biridir. Lazerlerle göre LED’lerin üretimi çok daha kolaydır.Üretimlerinin kolay olması bir avantaj olsa da optik çıkışlarının zayıf olması, geniş ve koherent olmayan spektruma sahip olmal...
ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS TEZİ BİYOTRANSFORMASYON ile 3-METİL BÜTANOLDEN 3-METİL BÜTİRİK ASİT ÜRETİMİ Nursel GÜLSOY KİMYA MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI ANKARA 2000 Her hakkı saklıdır ÖZET Yüksek Lisans Tezi BİYOTRANSFORMASYON ile 3-METİL BÜTANOLDEN 3-METİL BÜTİRİK ASİT ÜRETİMİ Nursel GÜLSOY Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Ülkü MEHMETOĞLU Biyotransformasyonla 3-metil bütirik asit, asetik asit bakterileri ile iki adımlı bir tepkime ile 3-metil bütanolden üretilmektedir. Bu tepkime adımlarını katalizleyen enzimler, hücre içi membrana bağlı alkol dehidrojenaz (ADH) ve aldehit dehidrojenaz (ALDH) enzimleridir. İlk adımda 3-metil bütanol, ADH enzimi ile katalizlenerek 3-metil bütanal üretilmektedir. İkinci adımda ise, 3-metil bütanal ALDH enzimi ile katalizlenerek 3-metil bütirik asit üretilmektedir. Çalışmada ilk olarak ADH ve ALDH enzim analizleri yapılarak, tepkimeyi en yüksek verimle katalizleyen mikroorganizmanın seçimi amaçlanmıştır. Aktivite ölçümlerinin yapılabilmesi için, hücrenin parçalanarak hücre içi olan bu enzimlerin hücre dışına çıkartılması gerekmektedir. Bu doğrultuda maksimum parçalama hızına sahip ve laboratuvar koşulları için en uygun olan ultrasonik prosesör kullanılmıştır. Etkin bir parçalama gerçekleştirebilmek için, hücre parçalama koşullarının etkisi incelenmiştir. % 40 genlik ve 100 W akustik güç değerleri uygun koşullar olarak bulunmuştur. Ultrasonikasyon yöntemi geliştirilmiş, on farklı asetik asit bakterisi arasından Acetobacter pasterianus NRRL B-468’un en yüksek ALDH/ADH oranına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu on asetik asit bakterisi ile biyotransformasyon deneyleri gerçekleştirilmiş ve en yüksek 3-metil bütirik asit üretiminin de Acetobacter pasterianus NRRL B-468 ile gerçekleştiği görülmüştür. Daha sonraki aşamada 3-metil bütirik asit üreti...
İSKELET VE KAS SİSTEMİ Canlılarda, vücuda desteklik sağlayan ve hareketi kolaylaştıran sistemdir. Tek hücrelilerde bu görevi hücre zarı ve hücre çeperi yapar. Bitkilerde Destek Yapılar Bitkilerde selüloz hücre çeperi, turgor basıncı, destek dokuyu oluşturan kollenkima ile sklerinkima gibi yapılar desteklik sağlar. Hayvanlarda İskelet Sistemi Hayvanlarda iskelet ikiye ayrılır. 1- Dış İskelet: Sadece omurgasız hayvanlarda bulunur. vücudun dışında bulunan ve vücudu dış etkilerden koruyan destek yapıdır. Büyümeyi sınırlar, üzerinde vücut örtüsü bulunmaz. Protein, k.hidrat ve yağ gibi organik moleküller ile kalsiyum karbonat gibi inorganik moleküller oluşabilir. 2- İç İskelet: Omurgasızların bazılarında (süngerler, derisi dikenliler) ve bütün omurgalı hayvanlarda bulunur. İç iskelet vücudun içinde bulunur, vücuda şeklini verir ve iç organları korur. Üzerindeki çeşitli vücut örtüleriyle büyümeyi engellemez. Köpek balıklarında iç iskelet kıkırdak dokusundan oluşur. Kemik oluşumu kıkırdak ve bağ dokunun değişimi ile meydana gelir. Minareller, hormonlar (parathormon, kalsitonin, STH) dengeli beslenme vitaminler ve genetik faktörler ile kontrol edilir. D vitamini kemiklerde Ca ve P birikimi sağlayarak kemiği sertleştirir. Eksikliğinde raşitizm hastalığı meydana gelir. İnsanda İskelet Sistemi İnsan iskeletinin temelini kemikler oluşturur. Yapısal olarak iki çeşit kemik vardır. * Sert Kemik: Bütün kemiklerde bulunan, aralarında boşluk bulunmayan kemiktir. Sertlik ve dayanıklılık verir. Sert kemiklerde sarı ilik bulunur. * Süngersi Kemik: Yapısında boşluklar bulunur. Bu boşluklarda kırmızı kemik iliği vardır. Şekillerine göre ise üç çeşit kemik vardır. * Yassı Kemik: Kafatası, kürek, kalça, göğüs ve kaburga kemikleridir. * Kısa Kemikler: Omurga kemikleri, el ve ayak bilek kemikleridir. * Uzun Kemikler: Kol ve bacak kemikleridir. Kemiklerin en dışında periost (kemik zarı) bulunur. Kemiğin kalınlaşmasını v...
ÜREME SİSTEMİ KADIN ÜREME SİSTEMİ: > Kadın üreme sistemi iç ve dış genital organlardan oluşur. Üreme ve cinsel fonksiyonlar beyinden gelen kimyasal uyarıların ışığı altında bu organlarda gerçekleşir. Dış genital organlar : >Vulva: İç ve dış dudaklar (Vajinanın açıklığını çevreleyen yağ dokusu, ter bezleri ve kıl kökleri içeren deri kıvrımlarıdır. >Klitoris: Klitoris erkekte penisi oluşturan yapının kadınlarda ki kalıntısıdır. >Hymen (Kızlık zarı): Vajinanın girişini kaplayan ince bir zardır. Çeşitli bezlerden oluşur. İç genital organlar: İç genital organlar ise sırası ile vajen, rahim, fallop tüpleri ve yumurtalıklardan oluşur. >Vajen: Vulvadan, uterusa (Rahme) doğru uzanan kaslardan oluşan tubuler bir yapıdır. >Rahim: Armut şeklinde endometrium adı verilen ve her adet döneminde kalınlaşıp adet kanaması ile dökülen doku ile kaplı yapıdır. Üst üçgen kısmına (korpus) alt silindirik kısmına ise serviks adı verilir.Korpus ile serviksi birleştiği 0.5 cm lik kısma ise istmus denir. Armut şeklinde olan rahimin geniş kısımlarının yan taraflarından fallot tüpleri çıkar >Fallop tüpleri: rahim ile yumurtalıklar arasında uzanan tüpsü yapılardır. Yumurtalıklardan salınan yumurtanın döllenmesi, bu tüplerde gerçekleşir. Döllenen yumurta tüplerden geçerek rahme ulaşır. 10 cm kadar uzunluğa sahiptir. >Yumurtalıklar: rahmin iki yanında bulunan badem büyüklüğünde (4x2x1.5cm)yapılardır. Ergenlik döneminden menapoza kadar yumurtalıklardan her ay bir yumurta gelişerek atılır. ERKEK ÜREME SİSTEMİ >Testislerdeki (Yumurtalar) seminifer tübüllerin duvarında bulunan primordial seks hücreleri sperm üretimini gerçekleştirir. >Sperm hücresi baş, boyun ve kuyruk olmak üzere üç kısımdan oluşur. >Baş kısmı yumurta ile birleşmeyi sağlayan kısım olup, döllenmeyi sağlayan genetik yapıları içerir. >Boyun kısmında hareket için gerekli enerji üretilir. >Kuyruk kısmı ise spermin hareketliliğini sağlar. Testisler (yumurta) seminifer tü...
Ünitenin Adı : YA BASINÇ OLMASAYDI ? Sınıf : İlköğretim 7. Sınıf Deney No : 7 Deneyin Adı : Akciğerlerimizdeki havanın da bir basıncı var mı? Deneyin Amacı : Akciğerlerimizdeki havanın bir basıncı olduğunu anlamak ve ölçmek. Teorik Bilgi : Akciğerlerimizde ki havanın da bir basıncı vardır. Günlük hayatımızda bunu çok iyi anlayabi-liriz. Örneğin bir balona üflediğimiz zaman balonun şiştiğini görürüz. Eğer balona daha fazla hava verdiğimizde balonun patlama seviyesine geleceğini biliriz. Bunun nedeni, balonun akci-ğerlerimizden gelen havanın basıncına daha fazla dayanamamasıdır. Bir başka olarak elimize aldığımız bir pipetle içi su dolu bir kaba üflediğimizde; su içinde kabarcıklar olduğunu görü-rüz. Akciğerlerimizden verebileceğimiz havanın basınç değerini ölçmek için bazı yöntemler uygulayabiliriz. Bunu aşağıdaki deneyimizde göreceğiz. Deneyin Konusu ile İlgili Bilimsel Kavramlar : Hava Basıncı : Atmosferdeki gazların bütünüyle yeryüzüne yaptığı basınca hava basıncı denir. Buna Atmosfer Basıncı da denilebilir. U Borusu : İki ucu olan U şeklindeki, basınç ölçmeye yarayan basit bir deney aletine denir. Gaz Yapılı Madde : Maddenin 3. halidir. Serbest halde olup her yöne doğru uçuşurlar. Deneyde Kullanılan Araçlar : U Borusu Sıvı Yağ Lastik Boru Klips Deney Düzeneği : Deneyin Yapılışı : U borusunun içini sıvı yağ ile biraz dolduruyoruz. İki uçta da yağ seviyesi 7,5 cm. Bu seviyeler her zaman aynıdır. Çünkü iki uçtan da giren atmosfer basıncı aynıdır. Lastik boruyu U borusunun bir ucuna bağlayıp sıkıştırıyoruz. Birimiz lastik borudan üfleyerek U borusunun içine hava veriyor. Böylece diğer uçtaki yağ seviyesi yükselip, üflediğimiz uçtaki yağ seviyesi düşüyor. Tam bu seviyede lastik boruyu klips ile sıkıştırıp sistemi sabitliyoruz. U borusunda oluşan yeni yağ seviyelerini ölçüyoruz. Bir ucu kapalı U borusunda ki havanın basıncı : Atmosfer basıncı + (h /13,6 (dciva) ) x dsıvı Yağın yükseldiği uçtaki seviye : h1 = 10,5 cm. ...
Ünitenin Adı : YA BASINÇ OLMASAYDI ? Sınıf : İlköğretim 7. Sınıf Deney No : 9 – 10 Deneyin Adı : Suyun Gücü ve Sıvının Kaldırma Kuvvetiyle Yoğunluk İlişkisinin İncelenmesi Deneyin Amacı : Bazı katı cisimlerin herhangi bir sıvı içerisinde, havadaki ağırlığından daha hafif olduğunu görmek, dolayısıyla burada sıvının cisme karşı bir kaldırma kuvveti uyguladı-ğını görmek. Teorik Bilgi : Sıvıların içine batırılan cisimler, yukarıya doğru itilirler ve ağırlıklarından kaybederler. Bunun nedeni sıvıların kaldırma kuvveti dir. Kaldırma kuvvetinin varlığı, Arşimet adlı bilim adamı tarafından bulunmuştur. Bütün sıvılar içlerinde bulunan maddeye kaldırma kuvveti uygularlar. Bu kuvvet cismin sıvı i-çindeki hacmine ve sıvının yoğunluğuna bağlıdır. Yani, cismin batan kısmının hacmi ve sıvı-nın yoğunluğu ne kadar büyükse, sıvının cisme uygulayacağı kaldırma kuvveti de o kadar bü-yük olmak zorundadır. Kaldırma kuvveti Fk sembolü ile ifade edilir. Vektörel bir büyüklüktür. Fkaldırma kuvveti = Vbatan x dsıvı x g (yer çekimi ivmesi) Fkaldırma kuvveti = Cismin havadaki ağırlığı – Cismin sudaki ağırlığı Not : Yer çekimi ivmesini göze almayacağız. Deneyin Konusu ile İlgili Bilimsel Kavramlar : Özkütle (yoğunluk) : Bir maddenin birim hacimdeki kütlesinin değerine özkütle denir. Özküt-lenin diğer bir adı da yoğunluktur. Simge olarak ( d ) ile gösterilir. Ağırlık : Maddelerin yer çekimi yönünde gösterdikleri etkiye ağırlık denir. Kaldırma Kuvveti : Sıvıların, içlerine atılan bir cisme karşı gösterdiği yer çekimi yönüne zıt o-lan etkiye kaldırma kuvveti denir. Deneyde Kullanılan Araçlar : Dereceli Silindir Dinamometre Asma Ağırlık Su Amonyak Deney Düzeneği : m1 : 280 gr h1 : 150 ml m2 : 240 gr h1 : 131 ml m2 : 246 gr ( SU ) h2 : 189 ml ...
Ünitenin Adı : KUVVET ve HAREKETİN BULUŞMASI Sınıf : İlköğretim 7. Sınıf Deney No : 6 – 7 – 8 Deneyin Adı : Eğik Düzlemin İncelenmesi Deneyin Amacı : Eğik düzlem kullanarak yapılan işi bulmak, ayrıca yükseklik ve eğik düz-lemdeki sürtünme kuvvetinin cismin hareketine etkisini incelemek. Teorik Bilgi : İki ucu arasında yükseklik farkı bulunan yüzeyler eğik düzlem olarak bilinir. Dik üçgen şek-lindeki bu düzenekler hayatımıza kolaylık getirir. Ağır yükleri bulundukları yerden yüksek bir yere kaldırmak kolay değildir. Bunun için, kaldıracağımız yükü yerçekimine tam dik olarak değil de, eğimli bir yapı üzerinde kaldırmak daha kolaydır. Burada yaptığımız iş hep aynıdır. İster yükü doğrudan kaldıralım, ister eğik bir yapı kullanarak kaldıralım, eğer aynı yüksekliğe çıkarmak istiyorsak yapılan iş değişmez. Eğik düzlem üzerinde bulunan bir cismin hareketi e-ğim açısına bağlıdır. Eğim açısı büyüdükçe cisim daha kolay hareket eder. Eğim açısı küçül-dükçe hareket güçleşir. Ayrıca düzlemin sürtünme kuvveti de harekete etki eden diğer bir fak-tördür. Eğik düzlemde daima yoldan kayıp, kuvvetten ise kazanç vardır. F = Kuvvet F x L = P x h L P = Yük Eğik Düzlemin Eğimi = sin ? = h / L h F h = Eğik Düzlem Yüksekliği Yapılan iş W = F x L (N.m) L = Eğik Düzlem Boyu P Deneyin Konusu ile İlgili Bilimsel Kavramlar : İş : Bir cismi herhangi bir yerden başka bir yere götürürken yaptığımız olaya denir. Örneğin bir kitabı yerden alıp masa üzerine koymak, bir iş yapıldığını belirtir. Eğik Düzlem : Ağır yükleri bulundukları yerden yüksek bir yere kaldırmak için faydalanılan, bir ucu daha yüksekte bulunan ve yatayla belirli bir açı yapan düzleme “eğik düzlem” denir...
YILDIRIM OLUSUMU ARAÇ VE GEREÇLER: Büyük bir yorgan iğnesi veya uzun bir çivi, balon, yün kumaş veiçi toprak dolu saksı, üçayak, demir çubuk ve bağlama parçası DENEYİN YAPILISI: Saksının içindeki toprağın nemli olmasını sağlayınız. Yorgan iğnesini yarıya kadar toprağa gömünüz. Balonu şişirerek yün kumaşa sürtünüz. Balonu iğnenin ucuna dokundurmadan yaklaştırınız. Balon İle iğne arasında, çatırdayarak ses çıkaran kıvılcım atlamasını görebiliyor musunuz? DENEYIN SONUCU: Sürtünen balon (-) yük kazanır. Elektrik yüklü balon, iğnenin ucuna yaklaşınca, iğnenin ucunun, etkiyle (+) elektrik yüklenmesini sağlar. (+) ve (-) yükler arasında bir kıvılcım atlaması görülür. Bu esnada bir çatırdama sesi duyarız. Parmağımızı televizyon ekranına yaklaştırdığımızda da kıvılcım atlamasını görebiliriz. ...
Yeşil Mucize Fotosentez GİRİŞ İnsan hayatında çok önemli yeri olan bitkiler, 500 binden fazla çeşidiyle Allahın insanın faydasına sunduğu sınırsız bir hazinedir. Soluduğumuz tertemiz havanın, hayatta kalmak için ihtiyacımız olan besinlerin, kullandığımız enerjinin kaynağı bitkilerdir. Çarpıcı güzellikteki manzaraların, etkileyici kokuların ve gözalıcı renklerin kaynağı da yine bitkilerdir. Bitkiler, ışığı besine çeviren fotosentez sistemleri, hiç durmadan enerji ve oksijen üreten, doğayı temizleyen, ekolojik dengeyi sağlayan mekanizmaları, tat, koku, renk gibi sadece insana hitap eden estetik özellikleriyle kendilerini yaratan Allahın sonsuz ilmini, sanatını, insanlara karşı olan şefkat ve merhametini gözler önüne seren özel canlılardır. Çok özel faydalar için çok özel sistemlere sahip olan bitkilerin bugüne kadar sadece 10.000 türü incelenebilmiş, bu araştırmalar sonucunda her bitkinin insanı hayrete düşürecek yaratılış özelliklerine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Allahı tanımak, Onun sıfatlarını görmek, Ona yakınlaşmak isteyenler için bitkilerdeki, hatta onların tek bir yaprağındaki yaratılış mucizelerine biraz daha yakından bakmak, onların harikalarla dolu dünyalarını tanımak çok faydalı olacaktır. Bu sayede, şimdiye kadar sadece bilim adamlarına özgü olduğunu düşündüğümüz çarpıcı gerçeklerin kapısının, samimi ve dikkatli bir ilgi ile tüm insanlara açılabileceğini görebiliriz. İman edenler, Allahın kendilerine verdiği akıl ve anlayış ile Onun bizim gözlerimizin önüne serdiği mucizeleri görebilirler. Bunun için varlıklara akıl ve hikmet gözüyle bakmak gerekir. Çevresine akıl ve hikmet gözüyle bakmayı öğrenen bir insan, bir çiçeğin renginde, şeklinde ve kokusunda gördüğü sanatın yanında çiçeği çiçek yapan bütün sistemleri de öğrenecek, Allahın üstün ilmine ve kudretine daha yakından şahit olacaktır. Allah, hem insanın hem de diğer canlıların yaratılışında ayetler, yani kendi varlığının delilleri olduğunu şöyle bildirir BİZİM İÇİN ÇALIŞAN YEŞİL FA...
YETİŞKİNLİĞİ TANIMI Yetişkin (adult) sözcüğü, Latince’de büyümek anlamına gelen “adolescere” fiilinin geçmiş zamanından türetilmiştir. Yani yetişkin “büyümüş kişi” anlamına gelmektedir. Yetişkinliğe “olgunluk dönemi” de denir. Çünkü bu dönemde yetişkin kişinin fiziksel ve psikolojik açıdan olgunlaştığı kabul edilir. Olgunluk ise; bireylerin yaşamın gereklerine ve zorunluluklarına başarılı bir şekilde uyum sağlamaları, bunun içinde sürekli değişim gösterebilme yeteneğidir. Olgunlaşma süreci, de insanoğlu ile dünya arasındaki uyum arayışıdır. Genellikle toplumlar için yetişkinliğin başlangıcı; öğrenim hayatını bitirmiş, iş hayatına atılmış veya evlenmiş olmakla aynı anlama gelir. Diğer taraftan yetişkinliğin yaşlılıkla ya da biolojik ve toplumsal değişimle bir tutulduğunu görmekteyiz. “Biolojik yaşlanma”, insan organizmasının yapı ve işleyişinde zamanla ortaya çıkan değişmeleri; “Toplumsal yaşlanma” ise, bireyin rolleri üstlenmesi ve terk etmesinde zamanla oluşan değişimleri içerir. Oysa birey doğumundan ölümüne kadar hem toplumsal hemde biolojik bir çok evreden geçer. YETİŞKİNLİK KURAMLARI ERİKSON’UN KURAMI Erikson’un bu kuramı onun klinik gözlemlerine ve kuramsal psikolojisine dayanır. Ancak bu kuram, yetişkinlik konusunda bugüne kadar ileri sürülmüş en kapsamlı açıklamayı içerir. Bunun sebebi de insanın yaşamı boyunca gösterdiği her türlü gelişim ile bağlantı kurmasıdır. Bu kuramın yetişkinlikle ilgili evreleri şöyledir: MAHRAMİYETE KARŞILIK TECRİT OLMA: Genç yetişkinlik döneminde görülen bir evredir. Ergenlikte başlayan cinsel yakınlık bu dönemde gerçekten yakın ve mahrem ilişkiler geliştirme şeklini alır. Ergenlikte birey romantik ilişkilerle kendini tanıma çabası içindedir. Böylece birey kendi kimliğinden emin olacak ve kimlik karışıklığı sorununu çözecektir. Aksi halde kendini soyutlanmış, yanlız ve tecrit edilmiş hissedecektir. ÜRETKENLİĞE KARŞILIK DURGUNLUK: Orta yaşlı...
İÇİNDEKİLER Vatan (ülke,yurt) Türkiye’de Vatan Kavramı ve Vatan Sevgisi Vatandaş,Vatandaşlık ve Vatandaşlık Bilincinin Oluşturulması. 1982 Anayasası ve Vatandaşlık Hakları Devlet-Vatandaş İlişkisi Türk Vatandaşlığı Bayrak Geçmişten Günümüze Türk Bayrağı Bayrağın Boyutları Bayrak Çeşitleri Milli Açıdan Şehitlik İslam Dininin Şehitliğe Bakış Açısı ve Tarihten Kesintiler Etkinlikler Bu Vatan Kimin?(Orhan Şaik Gökyay’dan şiir) Devlet-Vatandaş ilişkisini anlatan kısa bir piyes Bayrak (Arif Nihat Asya’dan şiir) Hasan Çavuş’un Nameîi Tesciî (şiir) Şehitlik duygularını anlatan 3 perdelik kısa bir piyes CD gösterisi Kullanılan Araç-Gereçler: Tepegöz Televizyon VCD Teyp Bayrak Afişler Vatan namusumdur,düşman ayağı bastırmam, Al Bayrağımın yerine,paçavralar astırmam... Yaşamaktansa üstünde bir gün istiklâlsiz, Yatarım altında ebediyyen kefensiz... Ya benim olur sonsuza kadar,yada ... Olamaz asla!Hiç kimsenin bu dünyada Durmuş YILMAZ VATAN (ÜLKE-YURT) Vatan,devletin hakimiyet alanı ve sınırlarını meydana getiren toprak parçasıdır.Deniz ve hava sahası,yer altı yer üstü kaynakları vatan kavramının birer parçasıdır.Toprak olmaksızın hakimiyet kurulamaz.Hâkimiyet olmayınca da devlet olmaz.Vatansız devlet düşünülemez.Her devletin mutlaka bir vatanı vardır. Vatan kavramı yaklaşım ve algılayış bakımından tarihsel bir evrim geçirmiştir.Dolayısıyla geleneksel yaklaşımlarla modern anlayış arasında bu bakımdan belirli bir nitelik farkı bulunmaktadır.Bu fark aynı zamanda ülkeden ülkeye,uygarlıktan uygarlığa;bir dönemden bir başka döneme göre de ortaya çıkmaktadır. Kavramın tarihsel evriminin en çarpıcı örneği Batı tecrübesinde gözlenebilir.19.yy Avrupa’sını bu tecrübe ışığında irdeleyen Osmanlı aydını şu ilginç belirmeyi yapmaktadır:Avrupa’da bir yüz elli yıl önceye kadar vatan v...
İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER 1 1. KAYMA MUKAVEMETİ 2 1.1 Zeminlerin Kayma Mukavemeti 2 1.1.1 Mohr-Coulomb Göçme Hipotezi 2 1.1.2 Göçme Durumu ve Mohr Gerilme Daireleri 4 1.1.3 Efektif Gerilmeler ve Kayma Mukavemeti 7 1.2 Zeminlerin Kayma Mukavemetinin Deneysel Olarak Saptanması 10 1.2.1 Laboratuar Deney Yöntemleri 11 1.2.1.1 Kesme Kutusu Deneyi 12 1.2.1.2 Serbest Basınç Deneyi 13 1.2.1.3 Üç Eksenli Basınç Deneyi 15 1.2.1.4 Üç Eksenli Basınç Deneyinde Gözlenen Zemin Davranışları 17 1.2.1.5 Diğer Laboratuar Deneyleri 21 1.2.1.5.1 Laboratuar Veyn Deneyi 21 1.2.1.5.2 Düşen Koni Deneyi 23 1.2.2 ARAZİ DENEY YÖNTEMLERİ 23 1.3 Tabi Zeminlerin Kayma Mukavemeti 24 1.3.1 Kumların Kayma Mukavemeti 24 1.3.2 Killerin Kayma Mukavemeti 27 1.3.2.1 Suya Doygun Killer 28 1.3.2.2 Suya doygun olmayan killer 31 KAYMA MUKAVEMETİ Diğer bütün malzemelerde olduğu gibi, zeminler üzerine uygulanan yüklerin yol açtığı gerilmeler belirli sınırları aştığı zaman zeminde göçme meydana gelmektedir. Değişik malzemelerin göçme biçimlerinin birbirinden farklı olduğu bilinmektedir. Elasto-plastik davranış gösteren malzemelerde akma tipi göçme gözlenirken çelik gibi kırılgan malzemelerde ani göçme meydana gelebilmektedir. Zeminlerin Kayma Mukavemeti Zeminlerde göçme meydana gelmesi için, olası bir kayma düzlemi boyunca kayma direncinin aşılması gerekmektedir. Bu düzlem her zaman en büyük kayma gerilmesi düzlemi olmayabilmektedir. Genel olarak göçme belli bir kayma düzlemi üzerine etkiyen normal ve kayma gerilmelerinin ortaklaşa etkisi sonucu ortaya çıkmaktadır. Zeminin kayma mukavemeti ise, göçmeye meydan vermeden karşı koyabileceği en büyük kayma gerilmesi olarak tanımlanabilir. Mohr-Coulomb Göçme Hipotezi Zeminler için, göçmeye yol açan normal ve kayma gerilmelerinin ortak etkisini göz önüne alan bir çok hipotez geliştirilmiştir. Bunlar içinde en basit olanı ve uygulamada yaygın olarak kullanılanı Mohr-Coulomb göçme ...
Yararları Günümüz spor dünyasında birçok spor dalında şampiyonların giderek daha genç yaşlardan çıktığı gözlenmektedir. Başta cimnastik olmak üzere, yüzme, tenis ve buz pateni gibi spor dalları daha belirgin olarak, şampiyonları daha erken yaşlardan çıkarmaktadırlar. Minyatür hayvan yetiştirme gibi, minyatür insan yetiştiriliyor düşüncesini veren tarzda, hem küçük yaşta hem de spor dalının mekanik avantajlarına uygun , fizik olarak küçük yapılı gençleri spor arenalarında görebilmekteyiz. Sonuçta performansın önemli olduğu günümüz spor rekabetinin, ne pahasına olursa olsun önemli olan madalyadır felsefesiyle, insanı sadece mekanik olarak değerlendiren spor dünyasının bu istenmeyen yanını bir tarafa iterek; sporun büyüme ve gelişme çağındaki yararlarına kısaca göz atalım. Günümüz yaşam felsefesinde spor, kaliteli yaşamın bir parçası ve en yararlı sosyal etkinliklerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Performans sporu bir yana, günümüz yaşam kavramında çocuğun dengeli ve sağlıklı gelişimi içerisinde düzenli spor yapmanın önemli bir yeri vardır. Çocuğun buluğ çağı öncesi ve sonrası düzenli olarak yaptığı spor etkinlikleri, sağlıklı bir fizik yapının gelişmesini sağlarken; geç yaşlarda fizik yapının bozulmasını geciktirmede önemli bir rol oynamaktadır. Bilindiği gibi, büyümenin en hızlı olduğu çocukluk devresinde insan vücudu en fazla değişken yapıya sahiptir. Bu devre aynı zamanda, insan vücudunun zararlı çevresel etkenlerden de en fazla etkilendiği çağdır. Zararlı kabul edilen çevresel etkenler; hatalı ve yetersiz beslenme, hastalıklar, kötü sosyo-psikolojik etkenler ve yetersiz fiziksel etkinliklerdir (spor). Bu etkenler bir arada olduğu zaman, büyüme ve gelişme yeteri kadar olmamakta ve kişi genetik olarak sahip olduğu fizik yapıya ulaşamamaktadır. Bunun sonucu olarak, kişi yetişkin çağa geldiği zaman daha kısa boya, daha kötü bir solunum dolaşım v.b. sistemlere sahip olabilmektedir. Bu nedenle yukarıda sayılan etkenlerden spor; çocuk yaştan yapılmamışsa, yetişk...
 VÜCUDUMUZU TANIYALIMA) Duyu OrganlarıB) Sinir SistemiC) Hormonlar ve Hormon üreten organlarD) Bağışıklık sistemiA) DUYU ORGANLARICanlılarda organizasyon:Hücre Doku Organ Sistem OrganizmaCanlılarda bazı tepkilerin alınmasını sağlayan hücreler vardır.Bu hücreler duyu organlarını meydana getirir. Bu duyu organ-ları beyinden kontrol edilir. Her duyu organı almış olduğu uyar-tıyı beyinde değerlendirip, tepkisini ilgili organda gösterir.Her duyu organı farklı bir uyartıyı alabilir. Örneğin göz ışığaduyarlıdır, kulak titreşime duyarlıdır, burun ve dil suda çözü-nen maddelere duyarlıdır, deri dokunmaya duyarlıdır.İnsanda dış ortama açık 5 duyu organı vardır. 
Verem (Tüberküloz) Verem Nedir? Verem [Tüberküloz —TB], soluduğumuz hava ile akciğerlere giren verem bakterisinin (mikrobunun) yol açtığı bulaşıcı bir hastalıktır. Verem mikrobu, aktif verem hastalığı olan bir kişinin öksürmesi, hapşırması ya da konuşması ile havaya yayılır. Vereme genellikle verem hastası birisi ile uzun süre kapalı bir yerde birlikte bulunmak suretiyle yakalanılır. Verem mikrobu, yemek tabaklarından, bardaklardan ya da diğer nesnelerden başkalarına bulaşmaz Vereme Kimler Yakalanabilir? Toplumda vereme yakalanma riski fazla olan bazı gruplar vardır. Bunlar aşağıda belirtilmektedir: Sağlık görevlileri. Alkol bağımlıları. Yaşlılar. Tutuklu ve hükümlüler dahil, çeşitli kurumlarda (yurt, huzur evi, ıslah evi, koğuşlar vs) kalan ve çalışan kişiler. Genel yaşam standartlarının altında, kalabalık ortamlarda yaşayan kişiler (Vereme yoksul toplumlarda daha sık rastlanmaktadır). HIV virüsü taşıyan ve AIDS olan kişiler. Bağışıklık sistemi zayıf olan, özellikle uzun süre kortizon kullanan kişiler. Şeker hastaları. Ağır böbrek, karaciğer hastalığı gibi durumlar. Verem Vücudu Nasıl Etkiler? Verem Mikrobunun Bulaşması Verem mikrobu soluduğumuz hava ile akciğerlerimize girerek orada çoğalmaya başlar. Bu mikroplardan bazıları böbrekler, kemikler ya da beyin gibi, vücudun diğer kısımlarına yayılır. Bu kişiye artık verem mikrobu bulaşmış demektir. Vücut mikroplarla savaşırsa da genellikle hepsini yokedemez. Vücudun savunma mekanizmaları, etkisiz durumda olan mikropların çevresinde kapsül ya da duvarlar örer. Bu aşamada kişi kendisini iyi hisseder. Verem mikrobu bulaşmış olan bir kişinin vücudunda verem mikrobu bulunmaktadır. Ancak, hastalık belirtisi yoktur ve kişi bu aşamada mikrobu başkalarına bulaştıramaz. Bu aşamada yapılan tıbbi tedavi, verem mikrobunun verem hastalığına yol açmasına engel olabilir. Verem Hastalığı Mikropların aktif hale gelmeleri ve çoğalmaya başlamaları halinde, kişi artık ve...
TİTREŞİM MODLARININ TAYİNİ DENEYİ 1. AMAÇ Bu deneyde amaç, basit mesnetlenmiş bir milin kritik devir sayılarının ve buna ait titreşim çeşitlerinin (modlarının) tayinidir. Milin işletme devir sayısı bu kritik. devir sayılarından birine tesadüfen eşit veya çok yakın ise "rezonans" durumu ortaya çıkar; yani milin mekanik enerjisi giderek artar ve bu artan, enerjiyi dengeleyecek sürtünme ve saire gibi enerji kaybettiren unsurlar yoksa neticede milin yerdeğiştirmeleri, milin kırılmasına yol açacak mertebeye ulaşır. 2. TEORİ: 2.1. Genel Bilgiler: Millerde kritik devir sayılarının varlığına sebep, ideal katı (rijit) olmayışlarıdır. Katı fakat şek1 değiştirebilen millerde dönme esnasında sınır ve yükleme şartlarıyla devir sayısına bağlı olarak farklı şekiller göze çarpar. Başka bir deyişle elastik eğrileri farklı farklı olur. Eğer mil, rijit bir malzemeden yapılmış olsaydı esnemesi sıfır olacağından bir rezonans olayı ortaya çıkmayacaktı. Şimdi mili sükunetteyken döndürmeye başladığımızı düşünelim. Milin dolu daire kesitli olduğunu varsayıyoruz. Milin malzemece üniform .imal edildiğini, yani her . kesitte, kesitin geometrik merkezi ile kütle merkezinin - bu hal pratikte pek mümkün olmamakla beraber - çakıştığını kabul edelim (Şekil 1). Bu mili basit yani uçlarda dönmeye müsaade edecek tarzda mesnetlediğimizde, kendi ağırlığı altında bir elastik eğri oluşturacaktır (Şekil 2). Dolayısıyla daha sükunette iken her kesit yatak merkezleri ekseninden belirli bir uzaklıktadır. Dönme hareketi başladığında . milin her bir diferansiyel parçacığına, o kısmın sehimiyle .orantılı merkezkaç kuvvet etkimeye başlayacaktır. Devir sayısı arttırıldıkça daha büyük sehimli bir elastik eğri oluşur. Ağırlık kuvveti olmasa ve mil hem geometrik hem de malzeme yoğunluğu bakımından üniform olsaydı dönme esnasında dengelenmemiş merkezkaç kuvvet oluşmayacaktı. Milin ağırlığı fevkalade az bile olsa çoğunlukla milin geometrik merkezi ile kütle merkezi birbirinden imalat ve iç yapı nede...
TÜRKİYE DE TEMEL FEN VE TIP BİLİMLERİNİN BUGÜNÜ VE YARINI Hiç şüphesiz çağımız temel fen bilimlerinin yani fizik, kimya, biyoloji, temel tıp bilimleri, jeoloji ve matematiğin damgasını taşımaktadır. Son yüzyılda insanlığa maddi refahı ve hemen her türlü modern ihtiyaç vasıtalarını sağlayan şey temel fen bilimleri alanındaki gelişmelerdir. Teknolojideki gelişmenin temelinde fen bilimleri yer almaktadır. Endüstrinin doğması, büyümesi, ürün verip gelişmesi ancak ve ancak yeterli temel fen bilimleri potansiyelinin varlığına bağlıdır. Baş döndürücü bütün mekanik-optik ve elektronik araçların icadı bunların yeniden yapılması, geliştirilmesi, kullanılması ve bakımı ile ilgili pratik meslekler temel fizik, kimya ve matematik bilgisinin tatbikat sahasındaki uzantılarıdır. Ziraat mühendisliği, veterinerlik, eczacılık, dişçilik ve nihayet revaçta olan tıp bilimlerinin temelinde biyoloji ve biyolojinin bir parçası olan temel sağlık bilimleri vardır. Çeşitli ülkelerde yıllarca araştırma laboratuarlarında ömür tüketen yüksek merak sahibi temel fencilerin elde ettikleri sonuçlar olmasaydı tatbiki bilim ve mesleklerin bugünkü ileri seviyeye yükselmeleri mümkün olmazdı. Süper endüstri çağını yaşayan ülkelere bakınız : Buralarda icat edici, tespit edici ve yol gösterici hep temel fencilerdir. Onları, balı yapan fedakâr arıya, tatbikatçıları da yapılı balı kullanan ve değerlendiren arıcıya benzetebilir. İsrail Bilim Bakanı G.PATT diyor ki "Temel bilimler, temel araştırmalar olmasaydı yeni ve yeterli tatbiki araştırmalar ve orijinal ürünler olmazdı. Eğer biz endüstrimizi, başkalarından alınacak ithal araştırmaların üzerine bina edersek diğer milletlerle rekabet edemeyiz". (Nature 314,571, 1985). Günümüzde bir ülkenin kendi kaderini kendisinin tayin edebilmesi, yaşadığı toprakları koruyabilmesi ve geleceğe güvenle bakabilmesi için bütün madde güçlerin özünü meydana getiren temel fen bilimleri alanında ilerlemesi gerekir. Bugün Türkiye için temel fencilerin yer...
Toprak Kirliliği Önemi Toprak, ana materyal adını verdiğimiz kayaçların, organik atıkların uzun bir süreç içinde birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik olay ve etkenlerle parçalanıp ayrışması sonucu ortaya çıkan ve dinamikleri devam eden doğal bir varlıktır. Topraklar; insan bitki ve birçok hayvanın üzerinde durdukları, insanların yaşamlarını devam ettirebilecekleri tek yer yerdir. Buna karşılık yeryüzünün sadece ¼’ü karalarla kaplı olup bu alanların dağlık, çöl, çoraklık vb birçok doğal kısıtlılık nedeniyle çok az bir miktarı tarımsal üretime başka bir deyişle insanların kullanımına uygundur. Bu gün toprak alanları, bir yandan kentleşme ve altyapı (endüstriyel yapılar, yollar, havaalanları vb) alanları olarak kullanılarak daralırken diğer yandan kirlilik gibi çok ciddi bir çevre sorunu tehditi altındadır. Her şeyden önce toprak kirliliğini incelerken toprakların alan olarak arttırılamadığı ve toprakların ikamesinin mümkün olmayan kaynaklar olduğu hiçbir zaman akıldan uzak tutulmamalıdır. Yine kirlenmiş bir toprağın pratik olarak temizlenmesinin mümkün olmadığı bu alanların terk edilmekten öteye bir şey yapılamayacağı unutulmamalıdır. Çevrenin diğer unsurlarından su ve hava kirliliğinde ise kirliliğin ortadan kaldırılması çok daha kolay ve mümkündür. Tarımsal üretimin miktar ve kalitesini artırmak amacıyla ticari gübreler, pestisidler, toprak düzenleyiciler ve hormonların kullanılması, katı ve sıvı atıkların deşarjı, atık çamur uygulamaları, kirli suların tarımsal sulamada kullanılması, atmosferik çökelmeler ve radyoaktif serpintiler gibi girişimler sonucu topraklar kirlenmektedir. Bunun sonucu toprakların verimli ve sorunsuz kullanılabilme yeteneklerinin limitleri daralmakta her geçen gün sorun artarak devam etmektedir. Diğer taraftan toprakların doğal yapıları içinde bulunan asbest vb kirleticiler toprak kirliğinin başka bir sorunudur. Toprak kirliliğine sebep olan doğal ve insan aktvitelerine bağlı olarak topraklara karışan kirleticileri genel olarak: a...
Thomson Atom Modeli J. J. Stoney’ın elektronu keşfinden sonra, J.J.Thomson 1897 yılında katot ışınlarının magnetik ve elektrik alanlarında sapmalarını gözleyerek elektronlar için yük/kütle (e/m) oranını saptamayı başarmıştır. Bu amaçla Thomson aşağıdaki şekilde görülen katot ışınları tübüne benzer bir tüp kullanmıştır. Cihazın Çalışması : Başlangıçta herhangi bir elektriksel ve magnetik alan yokken delikten geçen ışın A noktasına düşer. Işığın doğrultusuna dik bir magnetik alan uyulanırsa ışın yolundan sapar ve A noktasından r kadar uzaklaşır. Ve B noktasında bir ışıldama meydana gelir. Magnetik sapmayı sağlayan kuvvet; magnetik alan şiddetine, elektronun yüküne ve hızına bağlıdır. F = HeV (1) H : Magnetik alan şiddeti e : elektronun yükü v : elektronun hızı elektronun dairesel hareketi için etkiyen kuvvet ise F = mv2/r (2) m : elektronun kütlesi v : elektronun hızı olduğundan 2 kuvvet birbirine eşitlenirse ve e/m oranı e/m = v/Hr (3) olarak belirlenebilir. Denel olarak r ve H büyüklüğü ölçülebilir. Fakat elektronun hızı ölçülemez. Elektronun hızı belirleyebilmek için Thomson magnetik alanın saptırmasını tam olarak karşılayabilcek elektrik alanı uygulayarak B noktasına düşen demeti A noktasına geri kaydırmıştır. Bu elektrik ve magnetik kuvvetlerin eşit olması anlamına gelir. Hev = eE (4) E : elektrik alan Buradan v = E/H yazılabilir. Bu sonuç 3 nolu eşitlikle birleştirilirse e/m = E/H2r (5) yazılabilir. e/m oranı bu şekilde –1.7588´1011 C/Kg olarak belirlenmiştir. J.J. Thomson döneminde atomların kütleleri ve yarıçapları yaklaşık olarak biliniyordu. Thomson bu çalışmaları ile atom içersinde negatif yüklü ve atomdan çok daha küçük parçacıkların bulunduğunu göstermiştir. Ve kendi adı ile anılan atom modelini önermiştir. Bazen bu modelden bahsedilirken üzümlü kek modeli de denilmektedir. Modele göre; Madde, k...
The founder of the Turkish Republic and its first President, stands as a towering figure of the 20th Century. Among the great leaders of history, few have achieved so much in so short period, transformed the life of a nation as decisively, and given such profound inspiration to the world at large. Emerging as a military hero at the Dardanelles in 1915, he became the charismatic leader of the Turkish national liberation struggle in 1919. He blazed across the world scene in the early 1920s as a triumphant commander who crushed the invaders of his country. Following a series of impressive victories against all odds, he led his nation to full independence. He put an end to the antiquated Ottoman dynasty whose tale had lasted more than six centuries - and created the Republic of Turkey in 1923, establishing a new government truly representative of the nations will. As President for 15 years, until his death in 1938, Mustafa Kemal Ataturk introduced a broad range of swift and sweeping reforms - in the political, social, legal, economic, and cultural spheres - virtually unparalleled in any other country. His achievements in Turkey are an enduring monument to Ataturk. Emerging nations admire him as a pioneer of national liberation. The world honors his memory as a foremost peacemaker who upheld the principles of humanism and the vision of a united humanity. Tributes have been offered to him through the decades by such world statesmen as lloyd George, Churchill, Roosevelt, Nehru, de Gaulle, Adenauer, Bourguiba, Nasser, Kennedy, and countless others. A White House statement, issued on the occasion of " The Ataturk Centennial in 1981, pays homage to him as "a great leader in times of war and peace It is fitting that there should be high praise for Ataturk, an extraordinary leader of modern times, who said in 1933: "I look to the world with an open heart full of pure feelings and friendship ...
T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ALİ İHSAN BARUT İLK ÖĞRETİM OKULU 8. SINIF FEN BİLGİSİ DERSİ YILLIK ÖDEVİDİR FOTOSENTEZ Hazırlayan: Mustafa Becer Side 2003 Giriş: Bitkiler tıpkı öteki canlılar gibi enerjiye gereksinim duyarlar.Fakat enerjilerini öteki canlıların yaptığı gibi hazır olarak dışarıdan, yani besinlerden alamazlar. Onlar, kendilerine gereken enerjiyi güneş ışığının yardımıyla elde ederler.işte bitkilerin yaptığı bu işleme fotosentez denir. Bitkilerin Fotosentez Yaptığını Nasıl Anladık? Fotosentez karmaşık bir işlemdir. Bu yüzden fotosentezin tüm aşamaları bir çırpıda bulunmamıştır. Önce Joseph Priestly adlı bir kimyager, ters kapatılmış bir kavanozun içine yerleştirdiği yanan bir mumun, mum tükenmeden önce söndüğünü görmüş ve mumun kavanozun içindeki havayı ‘çürüttüğünü’ düşünmüş. Sonra aynı deneyi bir fare ile yapmış ve farenin de havayı ‘çürüttüğünü’ görmüş. Fakat deneyi bitki ile yaptığında bitkinin fare ve mumun tersine havayı tazelediğini fark etmiş. 1778’ de başka bir bilim adamı Jan Ingenhousz bu deneyi tekrarlamış. Deneyde aynı cam kabın içine konan bitki ile farenin durumunu incelemiş. Farenin birkaç saat daha fazla yaşadığını gözlemiş. Fotosentezle ilgili elde edilmiş küçük bilgiler hala yeterli değildi.1796’ da Jean Senebier’ in yaptığı çalışmalarda fotosentezin işleyişi kabaca anlaşılmaya başlandı. Senebier havayı ‘çürütenin’ aslında karbondioksit olduğunu ve hayvanların karbondioksit ürettiklerini, bitkilerin ise karbondioksit tükettiklerini bulmuştu. Hemen ardından Theodore de Saussure, bitki gelişimi için yalnızca karbondioksitin yeterli olmadığını, suyun da gerekli olduğunu bulmuştu. Böylece fotosentezin genel tepkimesi bulunmuş oldu: CO2 + H2O + IŞIK à (CH2O)N + O2 Karbondioksit + su + ışık à şeker + oksijen Topraktan emilen su ve havadan alınan karbondioksit güneş ışığının sağladığı enerjiyle bitki tarafından bir tür şeker olan glikoza dönüştürülür ve...
1 - Yapılacak Projenin Adı: Sıvılı (Civalı veya ispirtolu) termometre nasıl yapılır ve nasıl derecelenir? 2 – Malzeme ve Yapılışı: Alt kısmı balonlu ve balonsuz 30 cm kadar ince boru alınır. Civalı için daha ince kanallı, ispirtolu termometre için biraz daha geniş kanallı daha uygundur. İki ucu açıksa bir ucu ispirto ocağı alevinde kapatılır. Boru içine 10 – 15 cm yüksekliğinde civa veya ispirto konur. Termometre buza daldırılır. 10 dakika kadar bekletilir. Civa veya ispirtonun geldiği düzeye 0° işaretlenir. 100° için : deniz seviyesinde iseniz kaynar suyun buharı üzerinde termometrenin haznesini 10 dakika kadar tutunuz. Sıvının geldiği yere 100 rakamını işaretleyiniz. 0 ile 100 arasını 100 eşit parçaya bölünüz. Her iki bölme 1°C sıcaklığı gösterir. Termometrenizin derecelenmeside tamamdır. Aynı bölmeleri 0’ın altında ve 100’ün üstünde de devam ettirebiliriz.Çünkü civa ve ispirto eşit sıcaklık değişmelerinde eşit miktarda yükselir ve alçalır. ...
Su Altında Yanan Mum K ullanılan Araç Ve Gereçler 1-Karton kutu 2-karton parçası 3-siyah mat boya 4-resim çerçevesi camı 5-seloteyp 6-boya fırçası 7-eski gazete 8-aynı biçimdeki iki su bardağı 9-kibrit ve küçük mum 10-su ve maket bıçağı Deneyin Yapılışı Kutunun üst kapağını dikkatlice kesin bu kapağı çarprazlama olarak kutuya yerleştirin ve bir kenarına pencere açın,kutuya çapraz koydoğunuz bölmeye cam için bir pencere açın ve kutunun içini siyaha boyayın. Boya kuruduktan sonra bölmenin camını bantlayın.Bölmeyi yeniden kutunun içine yerleştirin.Mumu bardakların birinin dibine yerleştirin,boş bardağı arka bölümün ortasına yerleştirin.Sonra iki bardağı bir bardak gibi görünecek şkilde ayarlayın.Boş bardağa su doldurduğumuzda içinde mum olan bardağa doldurulmuş gibi gözükür. ...
SOYA MUCİZESİ SOYA VE ZAMAN Soya fasulyesi hakkındaki ilk bilgi M.Ö. 3000li yıllara ait kaynaklarda yer almakta. Eski bir Çin efsanesine göre, göçebe hayat yaşayan bir kabile çölün ortasında yolunu kaybedince, o zamana dek keşfedilmemiş bir bitkinin fasulyelerini yiyerek hayatta kalmayı başarabilmiş. Bu bitki soyadır. Soyanın, insanın yaşamını sürdürebilmesi için vücudun ihtiyaç duyduğu bütün besinleri ideal oranda barındırma özelliği, bizi bu hikayenin doğruluk payı olduğu sonucuna götürüyor. Beş bin yıl önce deniz yolculuğu ile Çinden dünyanın pek çok ülkesine götürülen soyayı, Batı dünyası 20. yüzyılın ilk yarısında tanımaya başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında protein ve yağ teminindeki yetersizlikler soya fasulyesinin insan gıdası olma yönündeki önemini arttırdı. Ancak geçtiğimiz 25 yıl içinde global anlamda önem kazanabildi. İşlevlerinin amaçlarımıza uydurulması için çeşitli proseslere tabi tutulması ancak bu yüzyıl içinde gerçekleştirilebildi. Özellikle Latin Amerika ile Çinde yetiştirilen soya, ülkemizde de Çukurova Bölgesinde yetiştirilmektedir. SOYA MAMULLERİ Soya Unu:Yüksek nitelikli proteinler açısından zengindir. Mükemmel bir demir, kalsiyum ve B vitamini kaynağıdır.Soya fasulyesinin kavrulup öğütülmesi ile elde edilir. En az %50 protein içermektedir. Soya ununun ekmekteki ana işlevi protein ve gluten takviyesidir.Özellikle evlerinde hazırladıkları unlu mamullerde et proteini arzu eden vejetaryenler, bu ihtiyaçlarını soya unu ile gidermektedirler.Soya unu diğer unlardan daha ağırdır ve çok fazla oranda kullanılırsa üründe çok katı bir sonuç verir. Soya Sütü:Kalsiyum, D vitamini ve B-12 vitamini açısından zengindir. Laktoz içermediğinden inek sütüne alerjisi olanlar için bir alternatif olabilir. Kalsiyum yönünden zengin olduğu için çocuklar ve yaşlılar için önemlidir. Soya Yağı:Soya yağını, bitkisel yağ kullanılan her yerde kullanabilirsiniz. Hafif tatlı ve hemen hemen kokusuz bir yağdır. Soya yağının duman ver...
SorularKimyasal tepkime sonucunda aşağıdakilerden hangileri korunur?Aşağıdakilerden hangisinde iyonik bağ vardır?Aşağıdakilerden hangisi bir sıvının asit olduğunu kesinlikle kanıtlar?
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Sona Git >>
Sonuçlar 1 - 30 Toplam: 221