.

http://www.edubilim.com/ana




Ekonomi

DosyalarEkleme Tarihi

Sıralama : İsim | Tarih | Tıklama [ Artarak ]
ŞÜPHELİ ALACAKLAR YASAL BİLGİLER İşletme şüpheli duruma düşen senetli ve senetsiz alacakları için karşılık ayırarak gider yazabilir.ancak karşılık ayırarak zarar yazacağı tutarın vergi matrahından düşülebilmesi için VUK’nun 323. maddesinde yer alan hükümlere uyulması gerekir. Sözü edilen maddede, şüpheli duruma düşme koşullarını belirlerken senetli ve senetsiz alacaklar birarada ele alınmıştır. VUK. Md.323; “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; Dava ve icra safhasında bulunan alacaklar, Yapılan protestoya veya yazı ile birden fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek kadar küçük alacaklar” şüpheli alacak sayılır. Kanun koyucu; dava ve icra safhasındaki senetli ve senetsiz tüm alacakları ihtilaflı saymış ve karşılık ayırarak gider kaydına izin vermiştir. Mahkemeye veya icraya, dava veya takip dilekçesinin verilmesi alacağın dava ve icra safhasına intikal ettiğini gösterir. VUK’nun 323/2 nolu fıkrasında yer alan “dava ve icra takibine değmeyecek ifadesi pek açık değildir.Burada ölçü dava ve icra giderinin yaklaşık tutarı olabilir. Bu tutarları aşan değerdeki alacakların şüpheli duruma düşmüş olarak kabulü için yine 1. fıkrada yer alan koşullar aranacaktır. HANGİ ALACAKLAR İÇİN KARŞILIK AYRILAMAZ? *Alacağın ticari kazancın elde edilmesi ve devam etmesi ile ilgili olması durumunda karşılık ayrılabilir. Bu nedenle başka bir tüccara kefillik yada hatır senedi verilmesi dolayısı ile doğan alacağın tahsil edilememesi nedeniyle karşılık ayrılamaz, gider yazılamaz. *Bir alacağın şüpheli duruma düşmüş sayılabilmesi için teminata bağlanmamış olması gerekir. Menkul rehni veya gayrimenkul ipoteği şeklinde teminata bağlanmış alacaklar için karşılık ayrılamaz. *Şüpheli alacaklar karşılığı, alacağın şüpheli hale geldiği dönemlerde ayrılır. Şüpheli duruma geldiği dönemde karşılık ayrılmayan alacaklar için sonraki dönemlerde karşılık ayrılamaz. VUK. ...
BİRİNCİ BÖLÜM I . ÖZELLEŞTİRME NEDİR ? TANIMI ve ORTAYA ÇIKIŞ SÜRECİ A . Özelleştirmenin Tanımı : Uluslar arası platformda 1970’li yıllarda baş gösteren uluslar arası para ve döviz kuru sis – temlerinin ekonomilerde gerekli kıldığı yapısal değişiklik sonucu yeni bir ideolojik strateji uy- gulama gündeme geldi . Sadece ekonomik değil , politik sonuçlar elde etmeyi hedefleyen stra- tejinin adı özelleştirmedir . Daha önce özelleştirme tartışma ve denemelerine rastlanmakta ise de , 1970’ten sonra uluslar arası platformun gündeminde ağırlıklı olarak yer aldı . İlk önemli denemeleri İngiltere’de Thatcher başlattı . Özelleştirme kelimesi , ilk defa 1983 yılında Wehs- ter’s New Collegiate Dictionary’ın 9. baskısında yer almış ve “özel hale getirmek sınai ve ti – cari hayattaki denetim ve mülkiyeti kamu kesiminden özel kesime aktarmak” olarak kullanıl – mıştır. Kelimenin ilk kullanışı ise Peter F. Drucker’in 1969 tarihinde basılan “The Age of Dis- countinuity” adlı çalışmasında “reprivatization” şeklinde olmuştu. 1976’da ise, Robert W. Po- ole , bu terimi “privatization” olarak ele alıp “Reason Foundation” isimli eserinde kullanılmış- tır . 1980’li yıllardan itibaren gerek günlük hayatta , gerekse iktisadi ve siyasi literatürde çok yoğun bir şekilde kullanılmaya başlandı . Günümüzde en çok bilenen ve kullanılan anlamı ile özelleştirme , “Devletin (kanunun) e – lindeki iktisadi üretim birimlerinin mülkiyetinin ve yönetimlerinin özel sektöre devredilmesi – dir.” bu yönü ile özelleştirme , mülkiyetin ve yönetimin kamudan özel sektöre doğru el değiş- tirme sürecini ifade eder . Bir nokta da millileştirme ve kamulatırma politikalarının tersi ola – rak nitelendirmek gerekir . 1 . Özelleştirmenin Gündeme Gelme Gerekçeleri : Özellikle 1980’li yıllardan itibaren özelleştimenin neden güncelleştiğinin gerekçeleri tetkik edecek olursak , bunu altında iki temel faktörün yarattığını...
Zafer Toprak 1946da doğdu.1969da Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi. 1971de Londra Üniversitesinde Alan Araştırmaları konusunda yüksek lisansını tamamladı. 1981de Londra Üniversitesinde Ekonomi doktorasını verdi.Halen Boğaziçi Üniversitesinde Ekonomi ve Toplum Tarihi profesörü olarak görev yapmaktadır. Tarih Vakfının başkan yardımcısı ve Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünün kurucu başkanıdır.Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca olarak basılmış, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyetinin ekonomik, sosyal ve kültürel tarihleriyle ilgili yüz elliden fazla makalesi bulunmaktadır. ESERLERİ( bazıları) 1908-1918 Yılları Arasında Türk Milli Ekonomisi, Ankara, 1982; Türkiyede Tarımsal Yapılar 1923-2000, Ankara, 1988; Sümerbank: Kurumsal Bir Tarih, İstanbul, 1990; Ulusal Ekonomi - Ulusal Burjuvazi, İstanbul, 1995; İttihat ve Terakki ve Devletçilik, İstanbul, 1995; İmparatorluk Borçlarından Global Arzlara - İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının Yükselişi, İstanbul, 1995; Geçmiş için Bir Gelecek - Akbankın Kurumsal Tarihi, İstanbul, 1998. ...
İŞLETMELERDE UYGULANAN ÜCRET SİSTEMLERİ Her işletme personele ödediği ücret açısından hem işletme hem de personel için optimal bir fayda belirler.Bu da işletmede esnek bir ücret sistemimin oluşması için ve ayrıca personelin göstermiş olduğu başarı ve verimlilik durumumun değerlendirilmesi için gereklidir. İşletmelerde uygulanan ücret sistemleri,işletmedeki aynı düzeydi personele iş verimleri için ödenecek ücreti belirlemeye yönelik çalışmalardır. İşletmede uygulanan ücret sistemleri değişik şekillerde sınıflandırılmaktadır. A.ANA ÜCRET,BAZ ÜCRET SİSTEMLERİ 1)Zaman esasına dayanan ücret sistemleri 2)Parça başına ücret sistemleri 3)Takım birim ücret sistemleri B.TEŞVİK EDİCİ ÜCRET SİSTEMLERİ 1)Bireysel teşvik planları 2)Grup teşvik planları 3)Kara katılım planları C.BAZI ÇALIŞMA GRUPLARI İÇİN TEŞVİK EDİCİ ÖDEMELER 1)Satış personeli için teşvik edici ödemeler 2)Yöneticiler için teşvik edici ödemeler A.ANA ÜCRET,BAZ ÜCRET SİSTEMLERİ:İşgörenlere ödenecek ücretlerin önceden belirlenmiş zamana ve belli bir standarda veya iş tutarına göre hesaplanmasıdır. 1)ZAMAN ESASINA DAYANAN ÜCRET SİSTEMLERİ En eski ve yaygın olarak kullanılan bir sistemdir.Bu sistemde ücret;saat başına,gündelik,haftalık veya aylık olarak belirlenir.Ücret tutarı sabittir.Personel alacağı ücreti önceden bilmektedir. *Zaman esasına dayalı ücret sistemleri aşağıdaki belirtilen durumlarda kullanılmaktadır. 1.Personelin yerine getirmesi istenilen iş miktarı tam olarak bilinemediği durumlarda 2.İşletmede üretim sürecinde önceden bilinemeyen fazla gecikme veya iş duraksamalarının olması 3.Yapılan işin hızlılık yerine itinalı bir çalışmanın olması 4.Her personelinin işyerindeki verimliliğinin tam olarak ölçülemediği durumlarda. ZAMAN ÜCRETİNİN BAŞLICA FAYDALARI 1.Anlaşılması ve uygulanması kolay bir sistemdir. 2.Personele ödenecek miktar kolayca hesaplanabilmektedir. 3.Personel alacağı ücreti önceden bilmektedir. ...
İŞLETMEDE DIŞ BÜYÜME STRATEJİLERİ VE STRATEJİK İTTİFAKLAR GİRİŞ 1 A- BÜYÜMENİN TANIMI VE BİÇİMLERİ 2 B- İŞLETMELERDE DIŞ BÜYÜME VE STRATEJİK İTTİFAKA GEREK DUYMA NEDENLERİ 4 C- BÜYÜMEDE SİNERJİNİN İŞLETME FONKSİYONLARINA ETKİLERİ 5 D- DIŞ BÜYÜME YÖNTEMLERİ VE STRATEJİK İTTİFAKLAR 6 I-Birleşmeler (merger) veya Şirket Evlilikleri - İşletmelerin birleşme sebepleri 7 II. SATINALMA 9 SATINALMAYLA İŞ BÜYÜMEYE YÖNELTEN ETMENLER 11 III. Stratejik İttifaklar 13 a)Müşterek Yatırım Ortaklığı (Joint Venture) 14 b. Lisans Anlaşmaları 16 c. Satış Yetkisi Verme veya Satış Acentalığı 17 -Franchısing tanımı - Franchısing sisteminin yararları ve sakıncaları - Franchısing antlaşması 4. Dış Kaynakları Kullanma (Outsaourcing) a- Tedarikçileri veya bayileri ortak etme b- Taşoranlaştırma c- Fason imalat 22 E-İŞLETMELERDE BÜYÜME SONUCU MEYDANA GELEN OLUMSUZLUKLAR 23 KAYNAKÇA 24 GİRİŞ Büyüme normal koşullar altında işletmeler için kaçınılmaz bir olgudur. Bir strateji olarak, durumu koruma yada tersine küçülme ancak ekonominin daralma dönemlerinde geçerli olabilir. Çıkar gruplarının (hissedarlar, çalışanlar) tatmin edilmesi, sağlıklı bir finansal yapıya sahip olunması istikrarlı bir büyüme ile gerçekleşir. Globalleşme ile beraber işletmelerin en önemli amaçlarının başında, işletme faaliyetlerin sürekliliği ve genişletilmesi yer almaktadır. Hızla artan rekabet ortamında işletme bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için ya kendi imkanlarını kullanacak yada dış kaynaklardan yararlanma yoluna seçecektir. Ancak bu rekabet ortamında, işletmenin kendi imkanlarını, kullanarak kendi ayakta durması giderek zorlaşmaktadır. A- BÜYÜMENİN TANIMI VE BİÇİMLERİ Şirketlerde büyüklüğün ölçüsü olarak bir çok gösterge (biri veya birkaçı birada) kullanılabilmektedir: Şirketin toplam varlıkların defter değeri Şirketin piyasadaki “firma değeri” başka bir deyişle pay senetleri ve borçlar...
Yüksel Yalova KARPUZLU - 1955, Kamil, Emir - İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul Belediye Konservatuvarı, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Master ve Doktora - Fransızca, İngilizce - Siyaset Bilimi Dr., Anayasa Hukuku - Serbest Avukat - XIX, XX nci Dönem Aydın MiIletvekili - Devlet Bakanı - Evli,1 Çocuk. GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM 1 HAZİRAN 2001 Devlet Bakanı Yüksel Yalova istifa etti Milliyet 1 Haziran 2001 Tütün Yasası ile ilgili tutumuyla piyasalarda şoka yol açan Devlet Bakanı Yüksel Yalova akşam saatlerinde görevinden istifa etti. Yalova, Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz tarafından da tepkiyle karşılanan sözlerinden sonra, Yılmaz ve Ecevitle görüştü. Yalovanın bu görüşmelerden sonra sunduğu istifasının Başbakan Bülent Ecevit tarafından kabul edildiği bildirildi. Öte yandan Yüksel Yalovanın yerine Devlet Bakanı Mehmet Keçecilerin vekalet edeceği de açıklandı. ...
ÜRÜN YÖNETİMİ1.TEORİDE ÜRÜN YÖNETİMİSon yıllarda, özellikle sosyal ve ekonomik yaşantımızda meydana gelen hızlı değişimler bir çok şirketi değişen müşteri ihtiyaçlarına ve teknolojik yeniliklere cevap verebilmek için endüstriyel alanda farklı arayışlara sevketmiştir. Bu şirketler, konuya olan cevabın yeni ürün geliştirmek olduğunu farketmişlerdir.Günümüzde sanayi ve ticaret dünyasının bulunduğu durumu tanımlamak için kullanılabilecek en güzel kelime, rekabettir. 1960'lı yıllarda 2. Dünya savaşının yaralarını sarmak için hızlı bir gelişme kaydeden sanayileşmiş ülkeler, bu çalışmalarıyla beraber, yoğun bir rekabet ortamının oluşmasına yol açmışlar ve bu kavram 2000'li yıllara yaklaşırken ayak uydurulması zor bir rekabet şartları dizisini beraberinde getirmiştir.
****************Üniversite Sanayi İşbirliği Kavramı ve Kapsamı***************** Üniversite sanayi işbirliği modern sanayiinin çıkış noktası olan İngiliz sanayi devrimiyle birlikte oluşmaya başlamıştır.Bu devirdeki gözleme dayalı deneylerle elde edilen teknolojik gelişmeler bilimsel bir kökene dayanır hale gelmiştir. Daha sonra 19.y.y sonlarında Almanya ile araştırma alanına taşınarak yeni bir boyut kazanmıştır.1975-1985 döneminde 1970’lerden bu yana, gittikçe yaygınlaşan, üniversite-sanayi araştırma işbirliğinin önemi günümüzde bir kat daha artmıştır. Globalleşen ve sürekli bir rekabetin yaşandığı günümüzün dünyasında bilgi ve onun ürünü teknoloji bir adım öne geçmenin anahtarı haline gelmiştir.Tabi ki bilgi –yoğun ekonomilerinde bilgiye yatırım yapmanın önemini kavrayan gelişmiş ülkeler, teknoloji- yoğun sektörleri geliştirerek ihracatlarını teknoloji-yoğun ürünlere yöneltmeye mecbur kılmışlardır; böylece bunu göremeyen gelişme çabasındaki ülkelerle arasındaki farkı giderek açmaktadırlar. Üniversite-sanayi işbirliği kavramı üniversitelerinin temel işlevlerinden olan bilimin üretilmesi çalışmalarını değerlendirmek amacıyla bir ülkedeki sanayi yeteneğinin ön şartı olan teknolojiyi geliştirme ve bilimin uygulanması faaliyetlerini içerisinde barındırır.Bilim, teknoloji,toplum ve Pazar artık sürekli olarak karşılıklı etkileşim içinde olup pazarlardaki eğilimler araştırmaları etkilemededir.İnsanlar sürekli yeniyi, iyiyi ve ucuzu aramakta, teknolojinin sunduğu imkanları sonuna kadar kullanmak istemektedir.Bu ortamda bilim yeni teknolojiler doğurmakta, üretim alanları açmakta, bunların sonucunda da başka yeni teknoloji ve sanayiiler doğurmaktadır. Tabi ki bu yeni teknolojiler de yeni ihtiyaçlar doğurmaktadır. Bu döngü içerisinde teknoloji üretme iki büyük gücü bir araya getirmektedir. Bunlar sermaye ve insanın düşünce gücü. Sanayileşmiş ülkeler , bilimsel ve teknolojik atılımlarında üniversiteler ile işbirliğinden büyük ölçüde yararlanmışlar ve yararlanmaya de...
İhracat Nedir? İhracat bir malın veya değerin ihracat ve gümrük mevzuatı çerçevesinde fiili ihracatının yapılması, bedelinin (bedelsiz ihracat hariç) ise Kambiyo Mevzuatına göre yurt içine getirilmesidir. İhracatçı Kime Denir? İhraç edeceği mala göre ilgili ihracatçı birliğine üye olan, gerçek usulde vergiye tabii (tek vergi numarası sahibi) gerçek ve tüzel kişi tacirler, Esnaf ve Sanatkar Odalarına kayıtlı olup üretim faaliyetiyle iştigal eden esnaf ve sanatkar ile joint venture (yabancı ortaklı şirket) ve konsorsiyumlara ihracatçı denir. Kaç Çeşit İhracat Vardır? Üç Çeşit İhracat Vardır: Özellik Arz Etmeyen İhracat Kayda Bağlı İhracat Özelliği Olan İhracat “Özellik Arz Etmeyen İhracat” Nedir ve Nasıl Yapılır? Kanun, kararname veya uluslararası anlaşmalarla ihracı yasaklanmış veya belli bir merciin iznine bağlı kılınmış mallar grubunda ve ihracat yönetmeliği elindeki Kayda Bağlı Mallar Listesinde yer almayan malların ihracı özellikle arz etmeyen ihracat kapsamındadır. İhracatçılar, özellik arz etmeyen ihracatta, ihracatçı birliklerine onaylattıkları gümrük beyannamesi ile birlikte, ihracatın yapılacağı gümrük idaresine müracat ederler. “Kayda Bağlı İhracat” Nedir ve Nasıl Yapılır? İhracat Yönetmeliği’ nin ekinde, Kayda Bağlı İhracat Listesi, 18 madde halinde yer almaktadır. Bu listede sıralanan mallar ihraç edilirken, gümrük beyannamesinin İhracatçı birliklerince kayda alınması gereklidir. Kayda bağlı ihracatta ihracatçılar, gümrük beyannamesi ile birlikte kayıt için ilgili ihracatçı birliklerine müracat ederler. Birlikler onayladıkları gümrük beyannamelerine kayıt meşruhatı düşerek, gümrük idarelerine tevdi edilmek üzere ihracatçıya verirler. İhracatçılar birliklerce kayıt meşruhatı düşünülerek onaylanmış gümrük beyannamesi ile ihracatın yapılacağı gümrük idaresine müracat ederler. İhracatçı birliklerine birliklerce kayıt meşruhatı düşülerek onaylanmış gümrük beyannamelerinin, gümrük idarelerine tevdi süresi t...
YENİ EKONOMİ VE TÜRKİYE Altan KAYA Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Politikası Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans İçindekiler İnternetin Doğuşu İnternet Uygulamaları E-mail Haber Grupları Web Diğer B2B hacmi katlanarak büyüyecek En hızlı Büyüyenler ISS Pazarında Birleşme Bekleniyor ISS’lerin %75’i yok olacak Abonelik Geliri Ağır Basıyor Elektronik Ticaret E-Ticarete Giriş E-Ticarette Uluslararası Kuruluşlar E-Ticaretin Tanımı E-Ticaretin Kapsamı E-Ticaretin Araçları E-Ticaretin Tarafları E-Ticaretin Yararları Türkiye’de İnternet Nereye Gidiyor? Online Alışverişin Avantajları Büyüme Modelleri Çerçevesinde Yeni Ekonominin Makro Ekonomi Üzerindeki Muhtemel Etkileri Büyüme Modelleri New Age Modeller Yeni Ekonomi Yeni Ekonomi Analizi Zenginler Klübü ve Türkiye Açısından Sonuç Kamu Kesiminde Yapılmış Olan Çalışmalar Yeni Ekonomi Üzerine Son Veriler Ve Değerlendirmeler Eğitim, Haberleşme ve Ticari Serbestliğin Ekonomik Büyümeye Katkısı Dünya’da E-Ticaret Tahminleri (Grafiksel Veriler) Başlıca Piyasa Araştırma Şirketlerinin E-Ticaret Tahminleri Türkiye’de E-Ticaret Tahminleri Ticari Web Sitelerinin Coğrafi Dağılımı Seçilmiş Ülkerler İtibariyle Enformasyon Teknolojileri Sektörü Gelişimi Elektronik Ticaret Tanımına Giren Faaliyetleri İçeren Katma Değerin GSYİH İçindeki (Potansiyel) Payı Elektronik Ticaret Tanımına Giren Faaliyetleri İçeren Toptan Ve Perakende Ticaret Katma Değerinin GSYİH İçindeki (Potansiyel) Payı Ülkemizde KOBİ’lerin E-Ticarete Yönelimi Önündeki Engeller 1000 Kişiye Düşen Bilgisayar Sayısı İNTERNET Günümüzde tüm dünyayı saran internet ağının temeli Amerikan ve Sovyet Rusya arasındaki rekabete dayanmaktadır. · 1957de Sovyetlerin ilk yapay dünya uydusu olan Sputniki fırlatmaları üzerine ABD Savunma Bakanlığı, bilim ve teknolojinin orduya en iyi şekilde uygulanması için ARPA projesini başlattı. · Amerikan Hava Kuvvetleri 1962 yılında ABDye yapılabilecek bir nükleer saldırı...
İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER 1 GİRİŞ 2 1. EKONOMİDEKİ YERİ VE GELİŞİM SÜRECİ 3 2. DÜNYADAKİ YERİ VE GELİŞİM SÜRECİ 6 3. İÇ VE DIŞ REKABET YAPISI VE KOŞULLARI 9 4. TEKNOLOJİK YAPI 10 5. TEMEL GİRDİ GEREKSİNİMLERİ 11 6. MEVSİMSEL VE DÖNEMSEL ÖZELLİKLERİ 13 7. DİĞER SEKTÖRLERLE İLİŞKİLERİ VE ETKİLENİMLERİ 13 8. BANKACILIK AÇISINDAN ÖNEMİ VE GEREKSİNİMLERİ 14 9. SEKTÖR’DEKİ FİRMALARIN İNCELENMESİ 16 9.1. MİGROS 16 9.1.1. TARİHSEL GELİŞİMİ VE MEVCUT DURUMU 16 9.1.2. MİGROS BİLANÇO ANALİZİ 19 9.2. TANSAŞ 21 9.2.1. TANSAŞ’IN TARİHSEL GELİŞİMİ VE MEVCUT DURUMU 21 9.2.2. TANSAŞ BİLANÇO ANALİZİ 23 SONUÇ 25 KAYNAKÇA 26 EKLER 27 GİRİŞ Dünyada her geçen gün artan rekabetin ve gelişen bilgi sistemlerinin sayesinde eskiden ulaşılamaz noktalarla dolu olan dünyamızın küçük bir köye dönüşmesinin de etkisi ile, toplumların tüketim alışkanlıkları gün geçtikçe değişmekte ve bunun sonucunda da gelişmekte olan ülkeler, gelişmesini tamamlamış olanlar için fırsatlarla dolu bir pazar haline gelmektedir. Tüketim alışkanlıklarının hızla değişmekte olduğu ülkelerden biri olan ülkemizde, 1990’lı yılların başından itibaren yerleşmekte olan perakende mağazacılık kavramı, yüzyılın sonlarına doğru yakaladığı %23’lük büyüme hızı ile 1999 sonunda hipermarket ve zincir mağaza sayısını 2,421’e çıkarmıştır. Rakamların iştah kabartıcı olduğu Türkiye perakende sektörü, gelişmesinin henüz başında olduğundan ötürü, dünyanın bu sektörde önde gelen firmaları açısından cazip bir pazar olmakta ve bu ilginin somut kanıtları da her gün görülmektedir. Bu çalışmada, Türkiye açısından son on yılda modern tüketim alışkanlıklarının gelişmesi sayesinde ve ekonomiye sağladığı yararlarında etkisi ile giderek önemli hale gelmeye başlayan perakende sektörü ve bu sektörün önde gelen firmalarından olan Migros ve...
1.    Yap-İşlet-Devret Modelinin Tanımı ve Genel Özellikleri1.1. YİD Modelinin TanımıYİD Modeli, İngilizce’den dilimize çevrilen “Build- Operate- Transfer”(BOT) kavramının karşılığı olarak ifade edilmektedir. Libya’da bu kavram “Turnkey Contracts” olarak, Kanada’da ise her iki tarzda da gerek kısmi gerekse bütün olarak kullanılmaktadır. Anahtar teslimi tesis projeleri de kısmen bu modele atıfta bulunmaktadır.Büyük enerji, altyapı ve bayındırlık işlerinin bir bölümünün yerli veya yabancı özel sektör ortaklığı ile gerçekleştirilen Ortak Girişim Şirketleri (OGŞ) tarafından yapılmasını, belirli bir müddet işletilmesini ve sonra da işler bir şekilde ilgili idareye devredilmesini öngören modelin adı Yap-İşlet-Devret (YİD)’dir.
Yaman Törüner 1949 yılında Ankarada doğdu. SBF mezunu. Meslek hayatına 1972 yılında Merkez Bankasında müfettiş olarak başladı. 1981de MB Londra Temsilci Yardımcı olarak görev yaptı. 1990da Merkez Bankasında Para Piyasaları ve Fon Yönetimi Genel Müdürüyken, İMKB Başkanlığına atandı. 1994de tekrar Merkez Bankasına Başkan olarak geri döndü. Iktisadi Araştırmalar Vakfı ve Finans Kulüpte Yönetim Kurulu üyesi. DYP milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 28 Şubat 1997 sürecinde DYP’den istifa etti. ...
Yalım Erez Yalım Erez İşadamı. Sanayi eski bakanı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) eski başkanı. Haznedar Tuğla başkan vekili. 1944te Vanda canlı hayvan ihracatçılığı yapan İhsan Erezin ilk oğlu. Erez ailesi 1951de İstanbula göçtü. İstanbuldaki ilk yıllarında, Vanda başlattıkları canlı hayvan ihracatını sürdürdüler. Müteahhitlik yıllarının ardından 1952de sanayicilik macerası başladı… Merterde ateş tuğlası üreten Haznedar Tuğla fabrikası satılıyordu. Baba Erez üretime 1927de başlayan bu fabrikayı satın aldı. Önce inşaat sonra ateş tuğlası üretimine geçti. Yalım Erez İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesine girdi. Öğrenci olaylarının en yoğun olduğu yıllarda öğrenci cemiyeti başkanlığı yaptı. Bir gün arkadaşları ondan izinsiz boykot yapınca, önce okula gelip boykotu kırdı, ardından da öğrenimine son vererek babasının fabrikasında iş hayatını tercih etti. Erez, 1999 yılında Star Gazetesinde yayımlanan röportajında Jale Özgentürke o yılları anlatırken "Radikal olmadım hiçbir zaman. Sağ-sol ayrımı yapmadım. Doğrulardan yana oldum" diyor. 160 çalışanlı Haznedar Tuğlayı, kardeşi Zekai Erezle birlikte yürütüyor. "Dünyanın hiçbir ülkesinde üretim yapmak isteyene bu kadar zorluk çıkarılmaz" diye yakınmasına karşın sanayiciliği, üretmeyi, başarının karşılığını hemen almayı çok seviyor. 1978de İTO yönetim kurulu üyesi olan baba Erezden bu görevi devraldı. 1982de başkanvekili, 1988de de başkan oldu. Siyasete giden yolun taşlarını bu örgütlerden döşedi… Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde 1990-95 arasında başkanlık yaptı. Bu süre içinde Türkiyeyi bir baştan bir başa dolaştı. 1995te DYPden Muğla milletvekili oldu. 53-54-55inci hükümetlerde sanayi bakanlığı yaptı. Siyasete geçince görevlerini oğlu Salih ve kardeşi Zekai Ereze devretti. Anayol, Refahyol, Anasol… Bu hükümetlerin hepsinde hem kurucu oldu hem dağıtıcı. Siyaset sahnesinde kısa bir dönem de olsa etkin rol oynadı. Basına verdiği demeçte DYP L...
Verimlilik Nedir? (Verimliliği Doğadan Öğrenin!) Çağımızda açıklanması ve çözümü güç görünen pek çok olayın kaynağında ekonomik sorunlar yatmaktadır. Ekonomik kalkınma çabası, az gelişmiş ülkelerde yoksulluktan kurtulma, gelişmiş ülkelerde ise güçlerini koruyarak geleceklerini güven altına alma yönünde büyük önem kazanmıştır. Çağdaş dünyanın ekonomik sorunlarını çözümleyecek anahtar kavramlarından biri "verimlilik" tir. Gerçekten de verimlilik, günümüzde kalkınmanın, kalkınmış ülke ya da toplum olmanın en şaşmaz ölçütlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda verimlilik, kalkınmanın itici gücüdür. Ulusal ekonominin bir sektöründeki verimlilik artışları, başka kesimleri de harekete geçirici bir rol oynayabilmektedir. Artan verimlilik, akılcı ve çağdaş bir yönetim altında kalkınmayı hızlandırmakta, gittikçe daha ileri boyutlara ulaştırmaktadır. Yüksek verimlilik, geçici güçlüklerle sarsılmayan üretme gücü demektir. Verimliliğin artması, insanoğluna, içinde yaşadığı doğayı ve toplumu kontrol etme, bu kontrolü günden güne genişletme gücü vermektedir. Gelişmiş olmak da bundan başka nedir ki? İşte bu yüzden, verimlilik, bugüne kadar alışılmış pek çok göstergeden daha anlamlı bir kalkınma ölçüsüdür. En genel anlatımıyla, üretim sürecine sokulan çeşitli faktörlerle (girdiler) bu sürecin sonunda elde edilen ürünler (çıktılar) arasındaki ilişkiyi ifade eden verimlilik, savurganlıktan uzak, kaynakları en iyi biçimde değerlendirerek üretmek demektir. Bundan dolayı teknik anlamda verimlilik, "üretilen mal ve hizmet miktarı ile bu mal ve hizmet miktarının üretilmesinde kullanılan girdiler arasındaki oran" olarak tanımlanır ve genellikle bu ölçü, çıktı/girdi olarak formüle edilir. Ancak, ekonominin dışındaki alanların da giderek daha çok incelemeye tabi tutulması ve ülkelerin gündemlerinin ön sıralarında yer alır hale gelmesi sonucu, verimlilik tanımında da değişiklik gözlenmeye başlanmıştır. Verimlilik denince artık, elde edilen ürün ve hizmetin kalit...
ULUSLARARASI İŞLETMELERDE FİNANSAL YÖNETİMDünya ekonomilerinin globalleşme eğilimi gelişen teknoloji ile de bütünleşince uluslararası ekonomilerin çağdaş finansman teknikleri gelişmekte olan ülkelerce de kullanılmaya başlanmıştır. Modern dünya ekonomilerinin dinamizmi, tarihsel süreç içinde finansal düşünürleri sürekli yenilikler yaratmaya yöneltmiş ve değişen ihtiyaçlara uygun finansman tekniklerini kullanıcıların hizmetine sunmalarını sağlamıştır.İthal ikamesine dayalı ekonomik büyüme anlayışından, dünya pazarlarıyla rekabet edebilecek kalite ve fiyatta üretim yaparak ihracat gelirlerini artırmak suretiyle büyümeye yönelik "dışa açılışcı" bir ekonomik anlayışın gereği olarak ulusların birbirleri ile olan ilişkileri artmış, işletmenin dış çevre faktörleri ve buna bağlı riskler de giderek büyümüştür.
U.S. FISCAL POLICY    The growth of government since the 1930s has been accompanied by steady increases in government spending. In 1930, the federal government accounted for just 3.3 percent of the nation's gross domestic product, or total output of goods and services excluding imports and exports. That figure rose to almost 44 percent of GDP in 1944, at the height of World War II, before falling back to 11.6 percent in 1948. But government spending generally rose as a share of GDP in subsequent years, reaching almost 24 percent in 1983 before falling back somewhat. In 1999 it stood at about 21 percent.
TÜRKİYE’DEKİ KOMPOSTLAŞTIRMA TESİSLERİ İzmir Kompostlaştırma ve Geri Kazanma Tesisi İzmir’de 1968 yılında Çiğli ve Halkpınar’da 150’şer t/gün’lük kapasiteli iki adet geri kazanma ve kompostlaştırma tesisi kurulmuştur. Bu tesisler Danimarka teknolojisi ile yapılmış ve 1985 yılına kadar çalışmıştır. Bu tesislere karşılık olarak gelen atıklar, önce bir hazne içine dökülmekte ve buradan geçen uzun bir bandın üzerinde taşınmaktadır. Değerlendirilebilir kuru atıklarda banttan manuel (el ile) ayıklanmaktadır. Daha sonra atıklar bir döner tambur içerisinde 4 saatlik bir süre içinde homojenize edilip kompostlaştırma işleminin tamamlanması için araziye serilmektedir. Her iki tesisin ayırma bölümleri bina içerisinde, kompostlaştırma bölümleri ise açık sahadadır. Tesislerin meskun bölgelere yakın olmalarından dolayı koku vb. gibi rahatsızlıklar ve bunlardan kaynaklanan bazı şikayetlerin olduğu görülmüştür. 1985 yılında İzmir’in Uzundere mevkiinde meskun bölgeden uzak bir alanda 500 t/gün kapasiteli bir ayırma tesisi kurulmuştur. Yeni kompostlaştırma tesisi 1988 yılında faaliyete geçmiştir. Bu tarihte diğer iki eski tesis devre dışı bırakılmıştır. Halen çalışan bu tesis, bir ayırma ve kompostlaştırma bölümünden oluşmaktadır. Bu tesisin ayırma bölümü yarı manuel şekilde çalışmaktadır. Burada atıklar önce büyük bir döner elekten geçmekte ve 160 mm’den ince olan fraksiyon kaba atıklardan ayrılmaktadır. Kaba fraksiyon ayırma bandında yine manuel olarak ayrılmakta ve ince fraksiyon ikinci bir döner eleğe aktarılmaktadır. Birinci dönem elekten ayrılan ince (< 160 mm) malzeme kompostlanabilir atıktır. İkinci ayırma safhasında kül ve toz gibi kompostlaştırmaya olumsuz etki yapan maddeler ayrılmaktadır. Ayırma bandında değerlendirilebilir katı atıklar elle ayrılıp malzeme cinsine göre atık bacalardan konteynırlara atılmaktadır. Ayırma bandı oldukça uzun olup çok sayıda değerlendirilebilir katı atığın ayıklanmasına müsaittir. Plastik malzemeler; PET, PE, PP, PVC, na...
TÜRKİYEDE ENFLASYONUN NEDEN VE SONUÇLARI Enflasyonun olumsuz etkileri ile ilgili dikkati çeken ilk husus para talebinde görülen küçülme olarak karşımıza çıkmaktadır. Rezerv parayı GSMH’ya böldüğümüzde,enfilasyonu yüksek ülkelerde bu oran küçük olup,10-15 yıl önce türkiye de % 10 da olan bu oranın % 2 düştüğünü görüyoruz.Bizim rezerv para oranımızın çok düşük olmasının sebebi kanımca enfilasyondur.Buda para yaratma gücümüzü sınırlayan bir faktördür.Doğal olarak genişleyemiyoruz,büyüyemiyoruz ve zamanla geriye doğru gidiyoruz. Enfilasyonun diğer önemli etkisi ise gelir dağılımı üzerinde gözleniyor.Bu iki yönden önemli.Kısa dönemde sabit gelirlilerin gelirlerini azaltarak ülkenin gelir dağılımını bozucu sonuçlar doğuruyor,uzun dönemde ise sermaye birikimini negatif olarak etkiliyor. Diger bir etki ise vergi gelirlerindeki düşüşte gözleniyor.Türkiyenin vergi gelirlerinin oranını dünya ülkeleriyle kıyasladığımızda çok daha düşük seviyelerde olduğunu görürüz.Burada,vergiden kaçınma veya vergi kaçırma yada vergiyle ilgili düzenlemelerin eksik olduğu kanısı oldukça yaygındır. Diğer bir noktada ise;Sözleşmelerin sürelerinde bir akıcılık görülüyor.Yani enfilasyon sözleşmelerinin sürelerini azaltan bir etki yapıyor.Enfilasyonist bekleyişlerin değisik düzeylerde olması fiyatlama davranışlarını etkilemesi de diğer bir olumsuz etki yönüdür.Tasarufların,yatırımların ve büyümenin vergi sonrası reel getirinin değişiminden etkilenmesi,enfilasyonun süre geldiği ülkelerde bu önemli makro değişkenlere negatif yönde tesir yapmaktadır. Son olarak ise,devreyi hareketler reel üçretleri enfilasyonda beklenmeyen değişmeler nedeniyle değişim göstermesi ve bunun yansımalarında gözleniyor.Bunun sonucu, iki veya üç yıl çok yüksek daha sonra ise negatif bir büyüme gibi önemli ve çok yüksek bir dalgalanmayla karşılşıyoruz.Dolayısıyla,enfilasyonun bu sebeplerle özetlenen olumsuz etkileri ekonominim sürdürülebilir bir şekilde büyümesini engelleyen unsurlar ol...
TÜRKİYE: KRİZ Mİ, KAOS MU?Türkiye Aralık 1999&rsquo;da IMF ile 16. Stand By anlaşmasını yaptı. 64 maddeli bu anlaşmada program 3 temel öğeye dayanıyordu. Buna göre kamu sektörü temel fazlası mümkün olduğunca yüksek tutulacaktı. İkinci öğeyle yapısal reformlar gerçekleştirilecekti. Üçüncü program noktası ise tutarlı gelir politikalarıyla desteklenmiş sıkı döviz kuru taahhüdleri vardı. Böylece enflasyonu düşürecek bir çerçeve hazırlandığı varsayılıyordu. 36 aylık uygulama süresi olan program performans kriterleri yapısal kriterler olarak gözden geçirilecekti. Sistemin tek kontrol kalemi gereği halinde  fonun onayını alması halinde tanımlanmamış ek tedbirlerin  yürürlüğe konulmasıydı.
TÜRKİYE İHRACATININ GELİŞİMİ 1923-1930 DÖNEMİ Yeni Türkiye Cumhuriyetin ilk yıllarına bakıldığında, sınai ve ticari altyapı bakımından Osmanlı’dan pekde parlak olmayan bir miras devraldığı görülmektedir. Son dönemlerinde oluşturulmaya çalışılan ulusal sermaye yaratma çabaları sonucunda filizlenmeye başlayan ve sayıları ve güçleri çok az olan bir grup insan gözardı edilecek olursa, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler daha çok askerlik ve bürokrasi alanlarında faaliyet göstermişler, sanayi ve ticaret ile fazla ilgilenmemişlerdir. Bu nedenle, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ticaret ve sanayide azınlıklar faaliyette bulunmuşlardır. Herşeye rağmen 19. yüzyılın başlarında Osmanlı imparatorluğunda ufak atölyelerde icra edilen ve loncalar halinde örgütlenmiş bir sanayi mevcut olduğu görülmektedir. Pamuk ipliği, bez, ipekli kumaş ihracını gerçekleştiren bu sanayi,özellikle tanzimattan sonra çökmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, dış ticaret hammadde ihraç eden, mamül madde ithal eden bir yapıda oluşmuştur. 1923 yılına gelindiğinde Türk ulusu 8 yıl süren savaş ve 4 yıllık bağımsızlık mücadelesinden yeni çıkmış, kömür, bakır, kurşun işletmeleri, Feshane, Hereke, Zeytinburnu gibi devlet fabrikaları, yabancılara ait mensucat, çimento ve zeytinyağı işletmelerinden ibaret olan sanayinin büyük çoğunluğu İzmir ve İstanbul çevresinde bulunduğundan, işgal ordularınca büyük hasara uğratılmıştır. Bunlara ek olarak, dış ticaretin gelişimi açısından önemli olan fiziki altyapının durumu da pek parlak değildir. İmparatorluktan Cumhuriyete 4.138 km demiryolu kalmıştır. İzmir ve İstanbul dışında ise ticarete elverişli liman mevcut değildir. Ticaret ve sanayi alanındaki bu olumsuz manzaraya paralel olarak Lozan Antlaşmasının dış ticaret rejimi ile ilgili bölümleri de genç Cumhuriyetin karşı karşıya bulunduğu bir diğer sorunu oluşturmaktadır. Zira, Lozan Antlaşması hükümlerine göre yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, dış ticaret alanında 1929 yılına kadar Osmanlı Dönemi’de (1....
TÜRKİYE EKONOMİSİNDE POLİTİKA VE GELİŞME EVRELERİ Cumhuriyetten Önceki Dönem Bu dönemin iktisadi düşünce akımları Liberal, Meslekçi ve Milli İktisat düşünceleridir. Liberal düşünce Batı’da kapitalist ekonomi ilkelerini içeren düşüncedir. Meslekçi görüş ise, Türk ve Müslüman esnaf ve tüccarı geleneksel kurumlar içinde örgütlemeyi amaçlamaktadır. Milli İktisat düşüncesi de, İttihat ve Terakki ve özellikle onun ideologu olarak nitelenen Ziya Gökalp ve taraftarlarınca savunulmaktadır. Bu düşünceler birbirlerinden farklı olarak ortaya çıkmaktaysalar da, hepsinde ortak olan yön, ulusal burjuvaziyi yaratmak ve kapital yoldan kalkınmayı sağlamaktır. Bunun için kişilerin birikim ve yatırımları özendirilmiştir. Bu dönemin somut iktisadi verilerine gelince, bir kere, genel refah düzeyinin düşük olduğunu belirtmek gerekir. 19007’de kişi başına gelirin 824, 1913’de 974, 1914’te 1072 kuruş olduğu bildirilmektedir. Ancak satın alma gücü bilinmedikçe bunun bir anlamı yoktur. Ülke ekonomisi tarımsal bir yapıya sahip olmakla birlikte, tarımın yapısı da iyi değildir. Kapital ve üretim teknikleri bakımından iyi değildir. Kapital stoku zayıftır ve yüzyıllardır kullanılan tarımsal aletler üretime egemendir. Ülkenin hemen hemen tüm endüstriyel üretim alanlarında büyük çapta dışa bağımlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Üretim tüketimin %59,4’ünü karşılayabilmektedir. 1923-1929 Alt Dönemi Öncelikle belirtmek gerekir ki, bağımsızlık savaşı kazanıldıktan sonra yapılacak en önemli işlerden biri, ulusal iktisadın onarılması konusu olmuştur. Çünkü savaşların etkisiyle ekonomi büyük kayıplara uğramıştır. Bu alt döneme bu yüzden “kurtuluş yılları” adı da verilmektedir. Bu dönemde yapılan çalışmalar, önemli nitelikler ve somut olayları şunlardır: İzmir İktisat Kongresi Özel girişime öncelik ve özendiriler: Ulusal ekonomide “özel girişim”e öncelik verilmiştir. Belirli iktisadi işlerin yapımı her ne kadar kamuya, devlete verilmişse de, çekici veya itici güç Özel Girişim’dir. Lozan’d...
TÜRKİYE EKONOMİSİ; GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ GAZİ ERÇEL BAŞKAN TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI TÜRK-AMERİKAN İŞ KONSEYİ TOPLANTISI INTERCONTINENTAL HOTEL NEW YORK 7 KASIM 1996 Böyle seçkin bir dinleyici grubuna hitap etmek benim için gerçek bir ayrıcalıktır. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulunun bünyesinde faaliyet gösteren Türk-Amerikan İş Konseyine ve Türk Amerikan Derneklerine, bana Türkiye ekonomisini değerlendirme fırsatını verdikleri için teşekkür etmek isterim. Ekonomimizin son 20 yılda yaşadığı dalgalanmaları açıklamaya, Danimarkalı Filozof Saren Arby Kierkegaardın bir deyişi ile başlamak istiyorum: "Hayat geriye bakarak anlaşılabilir, ancak ileriye bakarak yaşanmalıdır." Son 20 yıldaki gelişmelere baktığımızda, Türkiye ekonomisinin, 1980 başlarında uygulamaya konan yapısal değişim programı ile dikkat çekici bir gelişme gösterdiğini söyleyebiliriz. Bu programın temel amacı, ekonominin dışa açılarak ve devletin ekonomik aktivite içindeki ağırlığını azaltarak kaynak dağılımında piyasa mekanizmasının rolünü artırmak şeklinde nitelendirilebilir. Şimdi, ekonomimizin artı ve eksilerine değinmek istiyorum. Öncelikle pozitif yönleri ile başlayacağım: Türkiyede uzun dönem büyüme oranı yüzde 4ün üzerinde gerçekleşmektedir. GSYİHnın yapısı son 20 yılda önemli ölçüde değişmiştir. Tarımsal ürünlerin payı azalırken sanayi ürünleri ve hizmet sektörünün payı artmıştır. Yapısal değişim programı, kaynakların daha etkin kullanımı ve artan üretkenliğe yol açmıştır. Son 10 yılda üretkenlik yılda yüzde 2 oranında büyümektedir. Toplam yurt içi tasaruffların GSMHya oranı 1980deki yüzde 10dan, 1990da yüzde 20 seviyesine çıkmıştır. Özel sektörün dinamizmi yalnızca gelişmiş bölgelerde değil, Anadoluda da gözlenmektedir. Sabit sermaye oluşumunun hemen hemen tamamı özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir. Türkiyede işsizlik oranı ortalama yüzde 7 ila 8 arasında değişmektedir. Bu oran nüfus artış oranımız ve genel ekonomik şartlar dikkate alındığ...
http://www.ato.org.tr/guncel/dosya6/webe_erinc_yeldan.htm http://www.hazine.gov.tr/stat/e-gosterge.htm 20 Mart- Türkiye’nin iç borç stoku, bu yil subat ayi itibariyle toplam 118 katrilyon 45 trilyon 491 milyar lira olarak gerçeklesti. Hazine Müstesarligi’ndan yapilan açiklamaya göre, iç borç stoku 2001 yili Aralik ayi itibariyla, 122 katrilyon 157 trilyon 260 milyar lira seviyesindeydi 2002 yili Ocak ayi itibariyle ise iç borç stoku, 128 katrilyon 140 trilyon 631 milyar lira olarak gerçeklesmisti. 2002 Subat ayi itibariyle iç borç stokunun dagilimina bakildiginda, 98 katrilyon 35 trilyon 474 milyar liralik kismi tahvil, 20 katrilyon 10 trilyon 17 milyar liralik kismi da bono ihraçlarindan olusuyor. Hazine’nin gerçeklestirdigi tahvil ihracinin 37 katrilyon 122 trilyon 744 milyar lirasi nakit, 60 katrilyon 912 trilyon 729 milyar lirasi nakit disi olarak borçlanildi. Bono ihraci ile borçlanmanin ise 19 katrilyon 226 trilyon 434 milyar liralik bölümü nakit, 783 trilyon 583 milyar liralik bölümü de nakit disi olarak yapildi. 20 Subat- Türkiye’nin iç borç stoku, bu yilin Ocak ayi itibariyle, toplam 128 katrilyon 140 trilyon 30 milyar lira olarak gerçeklesti. Hazine Müstesarligi’ndan yapilan açiklamaya göre, iç borç stoku 2001 yili Aralik ayi itibariyla, 122 katrilyon 157 trilyon 260 milyar lira seviyesinde idi iiÖÖçsIç borç stokunun dagilimina bakildiginda, 107 katrilyon 864 trilyon 721 milyar liralik kismi tahvil, 20 katrilyon 275 trilyon 309 milyar liralik kismi da bono ihraçlarindan olusuyor. Hazine’nin gerçeklestirdigi tahvil ihracinin 41 katrilyon 959 trilyon 142 milyar lirasi nakit, 65 katrilyon 905 trilyon 579 milyar lirasi nakit disi olarak borçlanildi. Bono ihraci ile borçlanmanin ise 19 katrilyon 495 trilyon 155 milyar liralik bölümü nakit, 780 trilyon 154 milyar liralik bölümü de nakit disi olarak yapildi. 24 Mart- Hazine, bu hafta toplam 577.5 trilyon liralik iç borç servisini yerine getirecek. Hazine, 25 ...
Türkiye, KrizKrizin ilacı Sarıgül'den Şişli Belediye Başkanı esnafa destek için "İster bir simit, ister bir otomobil al" kampanyası başlattı Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Türkiye'ye örnek olacak bir kampanyayı ilçesinde hayata geçirerek, krizden bunalan esnafın soluk alması için girişim başlattı. Tüm Şişlililer'i 17 Kasım Cumartesi günü çarşıya çıkarak alışveriş yapmaya davet eden Başkan Sarıgül, "Herkes kendi bütçesine göre bir harcamada bulunursa ekonomik canlılık oluşur. Tüccar, esnaf ve sanayicinin geliri ne kadar artarsa, bundan o bölge kazançlı çıkar. Bu alışveriş bir simit, kravat, gömlek, küçük bir hediye, lokantada yemek yeme de olabilir, bir otomobil satın almak da" dedi.Türkiye'nin ekonomik krizi aşması için herkese görev düştüğünü vurgulayan Sarıgül, "Belediyecilik sadece altyapı ya da üstyapı sorunlarıyla uğraşmak değil, bölge halkının ve esnafının da mutluluğunu sağlayacak girişimlerde bulunmak demektir. Biz de bu doğrultuda hareket ederek, esnafa soluk aldıracak kampanyayı hayata geçirdik. İnanıyoruz ki, tüketimin artması çarkın tekrar dönmesini sağlayacak" diye konuştu.
Türkiye ekonomisi, 1994 yılında önemli bir iç borç baskısı altında kalmıştır. Faiz oranlarındaki hızlı yükseliş bu defa yurtdışından kısa süreli sıcak paranın spekülatif amaçlarla ülkeye akmasına sebep olmuştur. Türk Lirasının yabancı paralar karşısında reel olarak değer kazanması ihracatı kısıtlarken, ithalatı kolaylaştırmıştır. Bunun doğal sonucu olarak 1993 yılında dış ticaret açığı 14 milyar dolara, cari işlemler açığı ise 6,4 milyar dolara yükselmiş, TCMB’nin piyasaya döviz sürerek döviz kurlarında denge sağlamaya yönelik faaliyetleri ise başarıya ulaşamamış, döviz ve mali piyasalarda belirsizlik ve dalgalanmalar baş göstermiştir. Bu ortamda, enflasyonu düşürmeye ve ekonomide istikrar sağlamaya yönelik olarak 5 Nisan 1994 kararları alınmıştır. Bu programla, bir taraftan ekonominin hızla istikrara kavuşturulması, diğer taraftan da istikrarı sürekli kılacak yapısal reformların gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Bu kararlar çerçevesinde uygulamaya konulan başlıca önlemler, Türk Lirasının %39 oranında devalüe edilmesi, Hazine Bonosu, tahvil ve repo gelirlerinden alınan %5’lik verginin kaldırılması, munzam karşılıkların sıfırlanması, VDMK ve döviz hesaplarına %22 disponibilite zorunluluğunun getirilmesi, net aktif ve ekonomik denge vergilerinin bir defaya mahsus olarak toplanması, döviz kurlarının serbest bırakılması, kurların on banka verilerine göre belirlenmeye başlaması, TL cinsinden tasarruf mevduatına ve Döviz Tevdiat Hesaplarına sigorta kapsamında sınırsız güvence getirilmesi, 10 yıllık aradan sonra IMF ile stand-by anlaşmasına gidilmesi, Hazinenin Merkez Bankasından alacağı avansa sınır getirilmesi, KİT ve Tekel ürünlerinin pahalılaştırılması, akaryakıta ilişkin kesintilerin artırılması, ana başlıkları altında özetlenebilir. 5 NİSAN İSTİKRAR PROGRAMI VE UYGULAMA SONUÇLARI 1. İSTİKRAR PROGRAMINA YOL AÇAN GELİŞMELER Türkiye 1986 yılında başlayan ve 1989 yılından itibaren gittikçe artan oranlarda iç talebe dayalı bir büyüme politikası izlemiş ve büyümenin ...
TÜRK EKONOMİSİNİN GELİŞME TARİHİ Türk Ekonomisinin Gelişme Tarihi aşağıda belirtilen devirlerle kısaca özetlenebilir: Devrim ve savaş yılları: 1908 – 1922 Osmanlıdan miras kalan yarı sömürgeleşmiş bir toplum ve yönetim yapısı Tarımsal üretime dayalı Ticaret, bankacılık, sigortacılık ve ulaşım gibi hizmetler ve kısmen madencilik ve enerji alt sektörleri azınlık ve yabancı sermaye egemenliğinde Açık ekonomi koşullarında yeniden inşa: 1923 – 1929 İzmir İktisat Kongresi Serbest ticaretçi açık ekonomi özelliği Bu dönemde, ekonominin sahip olduklarıve olmadıkları belirlenmiş, ekonomik hedefler tayin edilmiş, karma ekonomi modelinin temelleri hazırlanmıştır. Korumacı – devletçi sanayileşme: 1930 – 1939 Devlet yatırımcılığı, işletmeciliği ve öncülüğünde dikkatli ve temkinli adımlarla ilerleme Tarımdan elde edilen gelirle sanayileşme konusunda ilk ciddi adımlar Dışa kapalı ekonomi Bir kesinti – İkinci Dünya Savaşı: 1940 – 1945 Savaş ile ithalat yarıya düşmüş, yetişkin nüfusun büyük bölümünün askere alınması nedeniyle üretimde azalma Savunma harcamalarına verilen ağırlık İktisadi gerileme dönemi Dünya ekonomisi ile farklı bir eklemlenme denemesi: 1946 – 1953 Çok partili hayata geçiş ile başlar 1930’dan beri izlenen içe dönük iktisat politikaların gevşetildiği, ithalatın serbestleştirilerek arttırıldığı, dış yardım, kredi ve yabancı sermayeye dayalı ekonomik yapıya geçiş Tarıma, madenciliğe, altyapı yatırımlarına ve inşaat sektörüne öncelik Hızlı büyüme: Savaş yılarını kapsayan gerilemenin telafisi ve esas olarak tarıma dayalı Tıkanma ve yeniden uyum: 1954 – 1961 1954’e kadar dış yardım ve krediler, savaş sırasında biriken döviz rezervleri gibi geniş olanakları kullanan Türkiye’nin dış ödemeler bilançosu bu tarihten sonra büyük açıklar vermeye başlamıştır. Bir dizi önlem alınmış ancak dış borcun, içeride fiyatların yükselmesinin, karaborsanın önüne geçilememiştir. Develüasyon ile bir rahatlama olsa da planlamanın gerek...
TÜRK EKONOMİSİNİN GELİŞME TARİHİ Türk Ekonomisinin Gelişme Tarihi aşağıda belirtilen devirlerle kısaca özetlenebilir: Devrim ve savaş yılları: 1908 – 1922 Osmanlıdan miras kalan yarı sömürgeleşmiş bir toplum ve yönetim yapısı Tarımsal üretime dayalı Ticaret, bankacılık, sigortacılık ve ulaşım gibi hizmetler ve kısmen madencilik ve enerji alt sektörleri azınlık ve yabancı sermaye egemenliğinde Açık ekonomi koşullarında yeniden inşa: 1923 – 1929 İzmir İktisat Kongresi Serbest ticaretçi açık ekonomi özelliği Bu dönemde, ekonominin sahip olduklarıve olmadıkları belirlenmiş, ekonomik hedefler tayin edilmiş, karma ekonomi modelinin temelleri hazırlanmıştır. Korumacı – devletçi sanayileşme: 1930 – 1939 Devlet yatırımcılığı, işletmeciliği ve öncülüğünde dikkatli ve temkinli adımlarla ilerleme Tarımdan elde edilen gelirle sanayileşme konusunda ilk ciddi adımlar Dışa kapalı ekonomi Bir kesinti – İkinci Dünya Savaşı: 1940 – 1945 Savaş ile ithalat yarıya düşmüş, yetişkin nüfusun büyük bölümünün askere alınması nedeniyle üretimde azalma Savunma harcamalarına verilen ağırlık İktisadi gerileme dönemi Dünya ekonomisi ile farklı bir eklemlenme denemesi: 1946 – 1953 Çok partili hayata geçiş ile başlar 1930’dan beri izlenen içe dönük iktisat politikaların gevşetildiği, ithalatın serbestleştirilerek arttırıldığı, dış yardım, kredi ve yabancı sermayeye dayalı ekonomik yapıya geçiş Tarıma, madenciliğe, altyapı yatırımlarına ve inşaat sektörüne öncelik Hızlı büyüme: Savaş yılarını kapsayan gerilemenin telafisi ve esas olarak tarıma dayalı Tıkanma ve yeniden uyum: 1954 – 1961 1954’e kadar dış yardım ve krediler, savaş sırasında biriken döviz rezervleri gibi geniş olanakları kullanan Türkiye’nin dış ödemeler bilançosu bu tarihten sonra büyük açıklar vermeye başlamıştır. Bir dizi önlem alınmış ancak dış borcun, içeride fiyatların yükselmesinin, karaborsanın önüne geçilememiştir. Develüasyon ile bir rahatlama olsa da planlamanın gerek...
TÜKETİCİNİN KORUNMASI VE AYDINLATILMASIBuna göre Kanun' un tüketicilere sağladığı yararlardan bazılarını aşağıda bulabilirsiniz;AYIPLI MAL VE HİZMETLERMadde 4; Ambalajında, etiketinde veya kullanma kılavuzunda yer alan ya da satıcı tarafından vaad edilen nitelik ve niceliğe aykırı olan, maddi, hukuki, ekonomik eksiklikler içeren mal ve hizmetler "Ayıplı Mal veya Ayıplı Hizmet" olarak kabul edilir.Alınan hizmet ya da malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici, malı teslim aldığı tarihten itibaren 15 (on beş) gün içinde satıcı firmaya geri vererek, değiştirilmesini, ödediği bedelin iadesini veya ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirimini ya da ücretsiz olarak tamir edilmesini talep edebilir. Tüketici bu taleplerden herhangi birini tercihte serbesttir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Ayıplı maldan veya ayıplı malın neden olduğu her türlü zarardan dolayı tüketiciye karşı satıcı, bayi, acente, imalatçı, üretici ve ithalatçı müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi, bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
TK101.09 9912086 08/04/2001 TURKIYE VE OZELLESTIRME T urkiye`de sorunlar buyuyor. Ancak, bir yerde de yeni umut isiklari beliriyor.Onemli olan bu umut isiklarini, somutlastirmak,uygulanabilir hale getirmek ve hayata gecirmek. Piyasalarin gelisimi ile birlikte karar yetkisi daha cok birime yayilmakta ve katilim artmaktadir. Cunku, piyasa ekonomilerinde cogulculuk ve sayida karar birimi olusmaktadir.Toplumlar ic ve dis piyasalarda dinamik bir rekabet ortami icin gerekli olan verimlilige ve etkinlige sahip olmak ve surdurmek amaciyla koklu degisikliklere, yeniliklere ve reformlara yonelmektedir. Bu nedenle ozellestirme gibi kavramlar on plana cikmaktadir. Toplumlar dunyadaki gelismeler dogrultusunda belirli bir amaca yonelirken insan haklari ve demokrasi yeni boyutlar kazanmakta ve koklesmektedir. Bu tur reform hareketleri bir butunluk ve belirli bir strateji icinde uygulanmaktadir. Bu gelisim icinde, toplumlar gelenek, orf ve adetlerine ve ahlaki degerlere sahip cikarak, dunyadaki gelismelere uyum saglamaya calismaktadirlar.Ozellestirme bir aractir. Cunku ozellestirme bir sonuc degildir. Kalkinmis ve saygin bir Turkiye`ye ulasmanin araclarindan biridir.Ozellestirme her seyden once mulkiyetin tabana yayilmasi ve demokrasinin koklesmesine hizmet etmelidir. Ulkemizde de ozellestirmeyle birlikte siyaset, gercek alanina cekilerek, ulkenin simdi ve gelecegi icin kendisinden beklenen gercek rolu ustlenecektir.KIT`lerin ulkemizin ekonomik yapisini son derece olumsuz etkilemesinden cok, bu kuruluslarin siyasi hayatimiz uzerindeki bozucu etkisi belki de cok daha onemlidir. Ozellestirme bu nedenle, ozledigimiz demoktarik hukuk devletine ulasmamiz icin de vazgecilmez bir aractir. OZELLESTIRME YASASI Dunyada uygulanan ozellestirme yasalari, mevcut mevzuatin, daha once sozu edilen onemli yetersizliklerini gidermeye yoneliktir. Ozellestirme yasasinin kendisi, uygulayici organin elini kolunu haksiz bir bicimde baglayacak ve sureci erteleyecek kisitlamalarda...
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
Sonuçlar 1 - 30 Toplam: 271