.

http://www.edubilim.com/ana




Çevre Bilimleri

DosyalarEkleme Tarihi

Sıralama : İsim | Tarih | Tıklama [ Artarak ]
ŞEHİR KANALİZASYONU VE PİS SULARIN TEMİZLENMESİ Evlerden,ticari ve endüstriyel binalardan gelen pis su ve kirli sularda zararlı bakteri ve mikroplar bulunur. bu sular bulundukları yeri kirletir, sineklerin üremesine neden olur, etrafa fena koku yayar. Şehirde çatı ve yollara yağış suları önemli rahatsızlıklar doğurur. Bu nedenlerle şehirde pis ve kirli suların toplanarak şehir dışına taşınmaları ve burada zararsız hale gelinceye kadar temizlenmeleri gerekir bu amaçla şehir kanalizasyonları yapılır. Şehir kanalizasyonu ev dış pis su tesisatının bittiği yerden başlar, bir temizleme tesisinde veya zararsız hale getirildiği yerde son bulur. Şehir kanalizasyonu iki türlü yapılır. Birleşik sistem: Yağış suları ile pis sular aynı kanal içinde akar. ayrık sistem: biri pis su öteki yağış suları için olmak üzere iki kanal ağı ayrılır. Bu iki sistemin birbirinden bazı üstünlükleri vardır.birleşik sistem kanal ölçüleri büyük olmakla birlikte ucuza mal olur.bakım ve işletme giderleri azdır. Ayrık sistemde iki kanal ağı yapılması daha pahalıya mal olur.ancak temizleme tesisi sabit verdideki suları temizlemeyeceğinden daha küçük yapılabilir. Şehir kanalizasyonunun planlanmasında şehrin topoğrafik durumu kanallardan akması beklenen pis su miktarı şehrin nüfus yoğunluğu ve nüfusun dağılışı muhtemel gelişme bölgeleri pis su tesis yada tesislerinin yerleri zemin şartları mevcut su gaz telefon vb. Tesislerin sokaktaki yeri yeraltı geçitleri gibi hususlar dikkate alınır. Kanalizasyonda pis suları normal bir eğimle ve en kısa yoldan temizleme tesisine ulaşması esastır. Pis suyun verdisi kullanılan temiz su miktarına göre tespit edilir. Kanallarda verilecek eğim ve buna bağlı olarak da suyun akama hızı önemlidir.hızın 0.3m/sn den az olmaması halinde kanal dibinde tortu birikir bu hızın sağlanabilmesi için eğim kanalın büyüklüğüne göre 0.01-0.005 olmalıdır. Kanalın yeri sokağın ortası ile sokak arasında yada yaya kaldırımı altındadır. Kanal olarak hazır...
“ULAŞTIRMA” Ulaştırma; toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliklerinin türevi olarak ihtiyaç duyulan bir hizmettir; amaç değil araçtır. Ana ulaştırma modları; demir yolları, hava yolları, kara yolları, deniz yolları ve boru hatlarıdır. Ayrıca, ulaştırma, şehir içi ve şehir dışı ulaştırması olarak da sınıflandırılabilir. Başlı başına bir sektör olan bu konunun böylesi bir çalışmada tüm yönleriyle ele alınması mümkün olmadığı için burada, dünyadaki gelişmelerde dikkate alınarak ulusal ulaştırma sistemi incelenmiştir. Sanayi ve ulaştırma, enerjinin ana kullanım alanlarından ikisidir. Ulaştırma sektörü enerjinin ana kullanım alanlarından birisi olduğu gibi, ekonomik gelişmenin de alt yapılarındandır. Ulaştırma ekonomik (tarım, sanayi, ticaret, turizm) veya ekonomik olmayan (gezi, kültür transferi, kolay ulaşım imkanları vb.) sistemlerin vazgeçilmez unsurudur ve diğer sektörleri etkileyen özelliklere sahiptir. Ekonomik olmayan amaç, “halk yararıdır” ki bu, sistemin kendi iç fizibilitesiyle çelişebilir. İşletme zarar edebilirse de diğer sektörlere getireceği dinamizm, ülke ekonomisi ve kültürüne yapacağı katkılar açısından fizibil olur (şu kadarla ki, seçilen sistem alternatifleri içinde optimum olsun). Bu tür sistemler devletçe planlanır ve bu planlamada, ekonomik etkenlerin yanı sıra, askeri, politik ve diğer faktörler etkili olabilir. Ulaşım talebi kendiliğinden değil, sosyoekonomik örgütlenmenin ve etkinliklerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Hızlı ve ekonomik bir ulaştırma, tarım verimliğinin arttırılması, sanayiinin ve insan yerleşimlerinin belirli sağlıksız megapollerde toplanmasının engellenerek, yurt sathına daha homojen dağıtılmasının da en önemli aracıdır. Bunun için ise, karayolu, demiryolu, denizyolu, havayolu vb. modlarından en optimum olanlarının tercih edilmesi gerekir. Ulaştırma çeşitleri bir insanın kol ve bacakları gibidir, birinin güdük kalması o insanı sağlıksız yapar. Ulaştırma sektöründe de tek bir moda ağırlık verilmesi (daha...
ÖZET Bu çalışmada Mart 1998 – Nisan 1998 döneminde Isparta’da tespit edilen istasyonda yerden 2 m. ve 15 m. yüksekliklere kurulan Durhom polen toplama aracı ile polen konsantrasyonları incelenmiştir. Günlük olarak toplanan polenlerden Wodehouse yöntemine göre preporat hazırlanmıştır. Bu preporatlar mikroskopta tanım ve sayımları yapılmıştır. Isparta ili atmosferinde Mart-Nisan 1998 döneminde 31 taksonun poleni görülmüştür. 2 m. yükseklikteki Durhom polen toplama aracında sırasıyla Pinaceae, Cupressoceae, Poaceae ve Juplons., 15 m. yüksekteki araçta Pinaceae, Cupressaceae, Costonea, Luglans taksonlarına ait polenlere rastlanmıştır. Ağaç ve çalılara ait polenlerin yoğun olduğu bu dönemde yüksekliğin artması ile büyüklük olarak küçük polenlerin yükseklere daha kolay ulaşabildiği görülmüştür. Otsu bitkilere ait polenlere yere yakın seviyelerde daha yüksek oranda rastlanmıştır. Polen sayısının günlük miktarlarının meteorolojik faktörlerle ilgili olarak değişim gösterdiği görüldü. Sıcaklık, rüzgar hızı, güneşlenme müddeti polen konsantrasyonlarını pozitif, nisbî nem, yağışın artması ise negatif etkilediği görüldü. TEŞEKKÜR Çalışmamın her safhasında yakın ilgi ve destek gördüğüm, değerli bilgi ve görüşleriyle beni yönlendiren, tez konusunun seçimini yapan Danışman Hocam Sayın Yrd. Doç. Dr. Ali İNCE’ye teşekkür ederim. Laboratuar imkanlarından faydalanmamı sağlayan Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı Sayın Prof. Dr. Yusuf AYVAZ’a, Yüksek Lisans derslerim sırasında bilgi ve deneyimlerinden yararlandığım Sayın Doç. Dr. Hasan ÖZÇELİK’e ve çalışmamın çeşitli safhalarında desteğini esirgemeyen Sayın Hülya ÖZKUL’a teşekkürlerimi sunarım. İÇİNDEKİLER 1. GİRİŞ Atmosferde çok sayıda partikül bulunur. Bu partiküllerin başında polen ve sporlar gelir. Atmosferdeki polen ve sporları inceleyen bilim dalı aerapalinoloji olarak isimlendirilmiştir. ...
İşte biyolojik cehennem Aral Gölü üzerindeki Vozrozhdeniya Adası, yaklaşık 50 yıl biyolojik silahların deneme alanı olarak kullanıldı. Bugün adada bilinmeyen bir yerde Amerikalı ve Avrupalıları birkaç hafta içinde öldürmeye yeterli yüzlerce ton şarbon bakterisi gömülü 29/10/2001 Ergun ÇAĞATAY BAŞLARKEN Rusçada Rönesans anlamına gelen Vozrozhdeniya sözcüğü, ölmekte olan Aral Gölündeki bu lanetli ada için hiç de uygun değil. Ada, çevresindeki gölle beraber baştan aşağı ölüm kokar. Sovyet hükümeti, 1940lı yılların ortalarında, tüm dünya uluslarının ve özellikle ilerlemekte olan Üçüncü Reich ordularının gözlerinden ölümcül biyolojik silahlarının denemelerini saklamak için bir yer aramaya başladı. Böylece bu adanın üstüne ölümün gölgesi düştü. Ölüm, Aral Gölüne 1950li yılların ikinci yarısında yavaş yavaş ulaştı. Bu dönemde Sovyet planlamacıları ile Sovyet Bilimler Akademisindeki seçkin biyologların aklına yeni bölgeler için, sözümona parlak bir fikir geldi. Sovyetler Birliği pamuk üretimini artıracaktı. Bunun için araziye ve suya gereksinmesi vardı. Su, Aral Gölünün önemli kaynaklarından olan iki nehirden alınacaktı: Sir Derya ve Amu Derya. Bu kararla, pamuk için Aral gözden çıkarılıyordu. Bugün Aralda artık hiçbir göl canlısı yaşamıyor. E.Ç. *** Askeri bir helikopter bizi, Vozrozhdeniya Adasındaki (Yeniden Doğuş veya Rönesans Adası) deneme ve araştırma bölgesine bıraktı. Burada, Özbek ordusunun MI-8 helikopterinin Rus mürettebatı araçtan adımlarını dışarı atmak dahi istemedi. Biz, pervanelerden güvenli bir mesafeye ulaşır ulaşmaz helikopter havalandı. Deneme ve araştırma tesisleri, 1945 Eylülünde Mançuryada ele geçirilen Japon belgelerindeki bilgilere göre, Japon modeli esas alınarak kurulmuştu. Amerikalılar 60larda biliyordu Başlangıçta U2 uçağı, sonraları da Corona uydusu ile elde edilen CIA fotoğraflarıyla, helikopterden bizim çektiğimiz fotoğraflar bu gerçeği açıkça ortaya koyuyordu. Bu başka bir gerçeği daha açıklıyo...
YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İNŞAAT FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ İZMİR İLİNİN ÇEVRE SORUNLARI ÇEVRE SAĞLIĞI ÖDEVİ Doç.Dr.Talha Gönüllü Onur Şengül 97065184 Makine Müh.Bölümü 4C İZMİR İLİNİN GENEL ÇEVRE SORUNLARINA GENEL BİR BAKIŞ İzmir İli’nin 1.197.300 hektar olan toplam arazi varlığının % 42,9’unu orman, %41,8’ini tarım arazisi ve çayır-mera, % 15,3’ünü ise yerleşim alanları ile kayalık ve bataklıklar oluşturur.İlin dağ ve tepelik yükseltileri volkanik kökenli andezit ve türevleri kayalardan oluşmaktadır. Akarsu havzalarının düz bölümlerini oluşturan alüvyonel araziler geniş bir alanı kaplamaktadır. Geriye kalan topraklar ise kahverengi orman toprakları, kırmızı Akdeniz toprakları, rendzina toprakları ve organik topraklardır.Verimliliğe göre toprak sınıflandırmasında en büyük pay orman ve fundalıkların yer aldığı (%54,8 )VII.sınıf arazilere aittir. İlin toplam arazisinin 974,043 hektar (% 81,4 )değişik derecelerde erozyona bağlı arazilerdir. Erozyona bağlı arazi miktarının yüksek olmasının nedeni, eğimin yüksek veya dik sınıfa giren arazi miktarının fazla olması ile ilgilidir. Erozyonun başlıca nedeni olan eğim durumunun yanında, orman yangınları, ormandan tarım alanı kazanma çabaları ve eğimli tarım arazilerinin bilinçsiz toprak işleme ile bitki örtüsü ve değişik amaçlarla yok edilmesi sayılabilir. Bu sebeplerden dolayı özellikle son yıllarda İzmir’de sel felaketleri yaşanmakta,büyük can ve mal kayıpları meydana gelmektedir. İzmir’de çevre sorunları ele alınış öncelikleri ile şöyle sıralanabilir: 1.Nüfus Sorunları İzmir İli ülkemizin en hızlı artan metropol alanına sahip kentlerimizden biridir. İlimizin 1990 yılı genel nüfus sayımına göre nüfusu 2.694.770’dir. Toplam 28 ilçe ve 640 köye sahip, nüfusunun 1.757.414’ü metropol belediye hudutları içinde bulunan bir kentimizdir.Türkiye’nin en büyük doğal körfezinin kıyısında kurulu ul...
İSTANBUL’UN ÇARPIK KENTLEŞMESİ Kırsal kesimdeki nüfusa artışı ve buna bağlı olarak ekonomik nedenlerle 1950’li yıllarda ülkemizde kırsal kesimden büyük kentlere göçün başlaması ve şehirlerin buna hazırlıksız yakalanması çarpık kentlerin oluşmasına neden olmuştur. Çarpık kentleşmenin başlıca nedenleri aşağıdaki inşaatlardır; Kaçak inşaat; Kendi taşınmaz arsa yada arazi üzerine ruhsat (yapı izin belgesi) alınmadan yapılan her türlü inşaat, Ruhsat ve eklemine aykırı inşaat; Kendi taşınmaz arsa yada arazi üzerine ruhsat almak suretiyle yapılan her tür inşaat, Gecekondu; Kendi taşınmaz mülkiyetinde olmayan, başkasına ait taşınmaz arsa yada arazi üzerine yapılan her türlü inşaat. Sosyoekonomik nedenlerle köyden kente göç serüveni ile başlayan, barınma ihtiyacını karşılamak amacı ile yapılan gecekondular günümüzde artık yerini hazine arazisi ve şahıs arazilerinde yapılmış çok katlı yapılara dönüşmüştür. Kaçak düzensiz yapılaşma kentlerde 1950’li yıllarda başlamış ve 1957 yılında 6785 sayılı İmar yasası ile başlamış olup, uygulamada görülen eksiklikler üzerine 1605 sayılı yasa ile 1972 yılında giderilmeye çalışılmıştır, ancak günün ihtiyaçlarına bu yasa da cevap veremediğinden 1985 yılında 3194 sayılı yasa yürürlüğe konmuştur. Bu yasa da yeterli olmayıp, yasalarda yapılan düzenleme ve değişiklikler, kısa süreli imar affı yasalarından çözüm olarak yerine çarpık yapılaşmayı daha da artırdığı görülmüştür. İstanbul’un bu duruma gelmesinde merkezî yönetimde siyasilerin, yerel yönetimlerde Belediyeler, bürokratlar, meslek odalarının olup bitene seyirci kalan toplumun her ferdinin payı vardır. Çarpık kentleşme neticesinde İstanbul’un durumuna bakılacak olursa; gecekondu yerleşim yerleri toplam yerlerin %55’e yakın bölümünü oluşturmaktadır. Buna müteakiben %20 ile düzensiz yapılaşma gelmektedir. Özetle İstanbul’un %75’i plansız ve kaçak yapılaşma şeklindedir. Düzensiz konut olanlarının ilçe toplam konut alanına göre en fazla bulunduğu ilçeler, Bayrampaşa, Zeytinburnu, Esen...
YORKTOWN Ben bu ödevde Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Carolina eyaletinde ki Charleston şehrinde gezdiğim Yorktown adlı tarihi uçak gemisini anlatacağım. Charleston Amerika’da yaşanan Kuzey-Güney Savaşı’nın başladığı ve ayrıca Avrupa’dan gelen İngilizlerin ilk yerleştiği ve ticareti başlattığı yerdir. Bu nedenden dolayı Charleston’ın bir diğer adı Charles’s Town’dır. Yorktown adlı uçak gemisi Amerikan donanması için yapılan onuncu uçak gemisidir. Gemi adını 1942’de Japon saldırısına uğrayıp batan Yorktown adlı gemiden almıştır. Yeni Yorktown 15 Nisan 1943’te II. Dünya Savaşı’na katılmış ve 1945 yılında Japonlar’ın yenilgisine kadar görevine devam etmiştir. Yorktown uçak gemisi 270 metre uzunluğunda, 27100 ton ağırlığında olup, 380 donanma görevlisi, bunun yanı sıra çeşitli işlerde görevli 3088 kişi ve 90 uçak ile II. Dünya Savaşı’na katılmıştır. 1950’lerde jetler için özel bir güverte gemiye eklenmiş ve geminin ağırlığı 41000 tona çıkmıştır. Yorktown, II. Dünya Savaşı’ndan sonra, 1960’larda Vietnam Savaşı’na da katılmıştır. 1968 yılının Aralık ayında ise Apollo 8 adlı uzay gemisinin mürettebatını karşılamıştır. 1970 yılında, Yorktown New Jersey’de karaya çıkartılmış, 1975 yılında ise Charleston’a getirilmiştir. II. Dünya Savaşı’nda Japon ordusuna ağır zararlar veren ve çeşitli tarihi başarılar kazanan Yorktown, II. Dünya Savaşı’nda batmayan ve bugün hala hayatta olan tek uçak gemisidir. Yorktown Amerikan Ordusu tarafından verilen en büyük ödül olan Ulusal Kongre Onur Madalyası’na sahiptir. Bu madalya Yorktown gemisinin hangar güvertesinde bulunan Onur Madalyaları müzesinde sergilenmektedir. Yorktown gemisini ziyarete gelen turistlerin daha rahat gezebilmeleri için, Yorktown gemisinde sekiz gezi turu düzenlenmiştir. Birinci turun kapsamınd...
ÜLKEMİZİN ÇEVRE SORUNLARI Hava Kirliliği Hava kirliliği, havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek ya da yaşamdan maddi nesnelerden yararlanılmasını engelleyecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunmasıdır. Havanın tabii bileşimini değiştiren gaz, sıvı veya katı halde bulunabilen kimyasal maddelere hava kirleticileri adı verilmektedir. Gaz dışındaki kirleticiler havada aerosol halde olup, bazıları sis, mist, duman gibi özel adlar ile adlandırılmaktadır. Çevre havasında hava kirleticilerinin miktarının artması, hava kalitesini azaltmaktadır. Hava kalitesi sınır değerleri, insan sağlığının korunması amacıyla çevrede kısa ve uzun vadeli olumsuz etkilerin ortaya çıkmaması için atmosferdeki hava kirleticilerin bir arada bulunduklarında, değişen zararlı etkileri de göz önüne alınarak tespit edilmiş derişimlerle ifade edilen seviyelerdir. Genellikle hava kalitesi sınır değerleri; hava kirleticilerin düşük miktarlarının uzun sürede solunmasıyla ortaya çıkan kronik etkiler için verilen üst sınır değerleri gösteren uzun vadeli sınır değerler (UVS) ve kısa sürede hava kirleticilerin yüksek derişimlerinin solunmasıyla ortaya çıkan kısa süreli akut etkiler için verilen sınır değerleri gösteren kısa vadeli sınır değerler (KVS) olmak üzere iki başlık altında değerlendirilmektedir. Yerel ölçekte özellikle şehirlerdeki hava kirliliği problemleri birbirinden oldukça farklıdır ve topografya, nüfus, meteoroloji, sanayileşme seviyesi ve hızı ile sosyo-ekonomik gelişmeden oluşan bir dizi faktör bu farklılığa yol açar. Ayrıca, şehir nüfusundaki büyüme ile hava kirliliğine maruz kalan populasyonun artması, bu problemi daha ciddi bir hale getirmektedir. Hava Kirleticileri ve Kaynakları Enerjinin üretilmesi ve kullanılması şehir yaşamının bir çok yönünü etkiler. Enerji ısınma ve aydınlanma, motorlu ulaşım ve endüstriyel prosesler için gereklidir. Fosil yakıtlar dünyadaki bütün ş...
Copyright 1999 & 2000 Ülkemiz denizleri, su kirliliği, kimyasal atıklar, değerlendirmeler, insanlar, kaygılar, analizler ve: Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi * X/A sınıfı KİMYA dersi yıllık ödev çalışması Hazırlayanlar: Hüseyin Burçak Cüneray X/A - 449 Kaynaklar, Gazete Yazıları, Araştırmalar, Baskı Mehmet Ulaş Oral X/A - 567 Baskı Kompozüsyonu, Derleme, Yargı, Denemeler, Araştırma Çalışma Tarihleri: 12.03.2000 tarihinden başlayarak çeşitli sebeplerden dolayı kesintilere uğramış ve 26.05.2000 tarihinde nihayete ulaşmıştır... Ders Öğretmeni: Meral Ekimci Katkılarından Dolayı Özel Teşekkür: İSKİ DENİZTEMİZ / TURMEPA TELEMARKET LTD. ŞTİ. TÜV www.YAHOO.com GÜRDAL KANAT RAHMİ KOÇ ve Kedi Gözlü Çocuk İzlenim düşüncesiyle karaladıklarım............................................................................. SULAR ÜZERİNDE BİR HAKİKAT KÖPRÜSÜ Denizler üzerinde ağlayarak kıvrılan bir kırlangıca ne kadar sahiptir deniz? Kaç gecelik ömrü var diye kıvranırken insan dünyanın, bu dünya denen üçüncü sınıf şehrin aslında kaygısızlara ait bir kuyu olduğunu görmemek için kör olmak gerekmektedir. Bir kereye mahsus da olsa düşünmek, en azından akıllara durgunluk veren sorulara sarhoş ve kabadayı ağzıyla yanıt vermemek ve şişenin dibindeki balıkların bile -adına büyük bir gafletle insan denen- hayvanın yaşam eksenine paralel yönlü olduğunu görmek bir aptallık demek değildir elbette... Aslında bu yargıları düşünmemek ve ona ilgisiz kalmak ahmaklığın birinci tekil şahsa çekimidir. Yurdumuz ve dünya sularının kirliliği üzerine bir araştırmanın çok sıkıcı ve vakit kaybı olacağı önyargısıyla başlanan bir işten bu kadar çok keyif alarak, gerçekten kendi hatalarımızı da görerek bahsetmemiz sanıyorum bizim bu ödev...
İKLİM,İKLİM TİPLERİ VE ÖZELLİKLERİ Dünya’ nın herhangi bir yerinde hava her zaman aynı değildir. Bir gün açıktır, ertesi gün rüzgar eser, sonra bir başka gün de don yapar. İklim, sıcaklık, yağmur, atmosfer basıncı ve bunların yıl boyunca gösterdiği değişimler, gelişmeler gibi öğelerin bütünüdür. Kürenin yüzeyinde çeşitli iklim tipleri vardır. Dağılımları özellikle enleme, yani Güneş ışınlarının eğilimine göre ayarlanır: Işınlar, dikine indikleri yerleri (Ekvator), çok eğik indiklere (kutuplar) oranla çok daha fazla ısıtır. Bir bölgenin iklimi, uzun bir devre içinde atmosfer özelliklerinin (çeşitli yayınımların şiddeti, nemlilik, kimyasal bileşim vb.) belirli biçimde birleşmesiyle meydana gelir. Etki alanına ve süresine göre de iklim koşulları dörde ayrılır: Yeryüzünün dolaşım kuşakları boyunca çok geniş bir alanı sürekli olarak etkileyen koşullar iklim kuşağını meydana getirir. Bu kuşak içinde bir kıtanın önemlice bir bölümünü etkisi altına alan koşullar bölgesel iklim terimiyle belirlenir. Bu da, daha dar boyutlarda yerel iklim bölgelerine bölünür; bir orman, kıyı vb. koşullar yerel iklim yaratır. İklim kuşakları, ilk yaklaşımda, ekvatora paralel kuşaklar biçiminde sıralanır. Sıcaklıklar ve yağışlar, başlıca iklim tiplerin belirleyen birçok model oluşturarak farklılıklar yaratır. SICAK İKLİM: Dönenceler arasında, mevsimler, sıcaklık farkı göstermez(hava bütün yıl sıcaktır), mevsim değişiklikleri ancak yağış ve kuraklıktan anlaşılır. Bu, tropikal iklim’ dir. Kurak bir kış mevsimi, yağışlı bir yaz mevsimi ve sıcaklığın her mevsimde yüksekliğiyle belirginleşir. Ekvator iklimine geçilen aşağı enlemlere doğru daha kuraktır. Atmosfer dolaşımı, alize rüzgarlarının etkisinde gerçekleşir; kıtaların batı cephelerinde, alizelerin yerin muson rüzgarı alır. Yağışların yoğunluğuna göre, bitki örtüsü, sık orman ile savana arasında değişir. Ekvatora yaklaşıldıkça kurak mevsim azalır ve Ekvator altında hiç kalmaz: her gün akşama do...
İklim Nedir? Hava durumu ne beklediğimiz; iklim ise ne elde ettiğimizdir. Hava durumu kısa bir zaman periyodundaki atmosfer koşullarıdır. Örneğin bugünün havası ya da bu haftanın havasından söz ederiz. İklim, uzun bir zaman periyodu içinde her gün gerçekleşen hava olaylarının toplamını ve ortalamasını temsil eder. Akdeniz’de yaşayanlar beyaz bir kış özlemi duyarken; Doğu Anadolu’da yaşayanlar ise daha az karlı ve ılık bir kış hayal edebilirler. Mart ayında Antalya’ya veya Palandöken’e seyahat ederken valizimizi neden farklı hazırlarız? Bu örnekler bize iklim bilgisini hayatımızda nasıl kullandığımızı gösterir. İlave olarak; - Evlerimiz yaşadığımız yerin iklimine uygun olarak dizayn edilirler. - Çiftçiler ilkbaharın son donlarından sonbaharın ilk donlarına kadar büyüme sezonu uzunluğuna göre plan yaparlar. - Şirketler ısı gereksinimlerini kışın ısınmak için ve yazın soğutmak için ne beklediklerine göre ayarlarlar. İklimbilimci iklimin etkisini açıklamaya ve keşfetmeye çalışır. Toplum da bu şekilde kendi aktivitelerini planlayabilir, binalarını ve iç mekanlarını dizayn edebilir ve karşıt koşulların etkilerine hazırlıklı bekler. Her ne kadar iklim hava durumu değilse de; sıcaklık, yağış, rüzgar, güneş radyasyonu gibi aynı terimler ile tanımlanmaktadır. İklim genellikle iklimbilimcilerin geleneksel olarak 30 yıllık ortalamalar olarak yorumladığı “normaller” ile tanımlanır. Değişkenlik kavramını anlamadıkça normal kavramı da kendi içinde yanlış anlaşılabilir. Örneğin birçok kişi Antakya ili için yazları sıcak ve güneşli havanın normal olduğunu düşünürken tarih ve klimatoloji bize bunun tüm hikaye olmadığını söylüyor. Antakya’ da yazları sıcak ve güneşli hava sık görülmesine rağmen Ağustos 1941’ de, Haziran 1945’te, ve Mayıs 2001’de, seller zararlara sebep olmuştur. Klimatoloji, iklimi meydana getiren meteorolojik parametrelerin analizini yapar. Farklı iklimlerin oluşum nedenlerini ve iklimde meydana gelen değişimleri inceleler. Çünkü iklim gıdanın varl...
YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İNŞAAT FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ İZMİR İLİNİN ÇEVRE SORUNLARI ÇEVRE SAĞLIĞI ÖDEVİ Doç.Dr.Talha Gönüllü Onur Şengül 97065184 Makine Müh.Bölümü 4C İZMİR İLİNİN GENEL ÇEVRE SORUNLARINA GENEL BİR BAKIŞ İzmir İli’nin 1.197.300 hektar olan toplam arazi varlığının % 42,9’unu orman, %41,8’ini tarım arazisi ve çayır-mera, % 15,3’ünü ise yerleşim alanları ile kayalık ve bataklıklar oluşturur.İlin dağ ve tepelik yükseltileri volkanik kökenli andezit ve türevleri kayalardan oluşmaktadır. Akarsu havzalarının düz bölümlerini oluşturan alüvyonel araziler geniş bir alanı kaplamaktadır. Geriye kalan topraklar ise kahverengi orman toprakları, kırmızı Akdeniz toprakları, rendzina toprakları ve organik topraklardır.Verimliliğe göre toprak sınıflandırmasında en büyük pay orman ve fundalıkların yer aldığı (%54,8 )VII.sınıf arazilere aittir. İlin toplam arazisinin 974,043 hektar (% 81,4 )değişik derecelerde erozyona bağlı arazilerdir. Erozyona bağlı arazi miktarının yüksek olmasının nedeni, eğimin yüksek veya dik sınıfa giren arazi miktarının fazla olması ile ilgilidir. Erozyonun başlıca nedeni olan eğim durumunun yanında, orman yangınları, ormandan tarım alanı kazanma çabaları ve eğimli tarım arazilerinin bilinçsiz toprak işleme ile bitki örtüsü ve değişik amaçlarla yok edilmesi sayılabilir. Bu sebeplerden dolayı özellikle son yıllarda İzmir’de sel felaketleri yaşanmakta,büyük can ve mal kayıpları meydana gelmektedir. İzmir’de çevre sorunları ele alınış öncelikleri ile şöyle sıralanabilir: 1.Nüfus Sorunları İzmir İli ülkemizin en hızlı artan metropol alanına sahip kentlerimizden biridir. İlimizin 1990 yılı genel nüfus sayımına göre nüfusu 2.694.770’dir. Toplam 28 ilçe ve 640 köye sahip, nüfusunun 1.757.414’ü metropol belediye hudutları içinde bulunan bir kentimizdir.Türkiye’nin en büyük doğal körfezinin kıyısında kurulu ul...
YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI 21. Yüzyıla girerken, artan nüfus ve sanayileşmeden kaynaklanan enerji gereksinimi ülkemizin kısıtlı kaynaklarıyla karşılanamamakta, enerji üretimi ve tüketimi arasındaki açık hızla büyümektedir. Bu durumda, kendi öz kaynaklarımızdan daha etkin biçimde yararlanmak giderek artan bir önem kazanmaktadır. Enerji talebindeki hızlı artışın karşılanmasında, yenilenebilir enerji kaynaklarından en etkin ve rasyonel biçimde yararlanılması amacıyla kamu yatırımlarının artırılmasının yanı sıra özel sektör yatırımlarının bu alana kanalize edilmesinin teşviki de yararlı olacaktır. Diğer taraftan, geleneksel enerji üretim yöntemleri bugün çevre kirliliğinin önemli nedenlerinden biridir ve bu yöntemlerde kullanılan fosil yakıtların tüketiminin, çevre konusundaki uluslararası taahhütler nedeni ile azaltılması gündemde olan bir konudur. Ayrıca, fosil yakıtların bir süre sonra tükeneceği gerçeği de bilinmektedir. Bütün gelişmiş ülkeler çevre-dostu, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmaya olağanüstü bir önem vermektedir. Bu yönüyle gelecek yüzyıl, güneş ve onun türevleri ile diğer tükenmez ve temiz enerji kaynakları kullanımında atılım yapılacak bir yüzyıl olma görünümündedir. Ancak, yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak isimlendirilen bu alternatif kaynaklardan yararlanılması, hidrolik enerji dışında, teknolojik gelişimlerinin yeniliği ve geleneksel kaynaklarla ekonomik açıdan rekabet edebilme güçlükleri nedeniyle, bugüne kadar arzulanan düzeye ulaşamamıştır. Bununla birlikte, jeotermal, pasif güneş, rüzgar ve modern biyokütle enerjisi teknolojileri, bugün dünya enerji pazarlarında yer almaya başlamıştır. Enerji bitkileri, foto-voltaik ve denizde rüzgar enerjisi teknolojilerindeki Ar-Ge çalışmaları devam etmektedir. Yeraltında ısıl enerji depolaması, özellikle gelişmiş ülkelerde hızlı bir yaygınlaşma sürecine girerken, hidrojen enerjisi teknolojisinde yoğun araştırmaların sürdürüldüğü gözlenmektedir. Shell Uluslararası Petrol Ş...
İÇİNDEKİLER GİRİŞ 1. Atmosfer 1.1. Tanım 1.2. Atmosferin Bileşimi 1.3. Atmosferin Katları 1.4. Hava Kirliliğini Etkileyen Faktörler 1.4.1 Sıcaklık 1.4.2. Basınç 1.4.3. Rüzgar 1.4.4. Yağış 1.4.5. Nem 1.4.6. Güneş Radyasyonu 2. Hava Kirliliğinin Kaynakları 2.1. Yapay Kaynaklar 2.1.1. Yapay Kaynaklardan Oluşan Kirliliği Etkileyen Faktörler 3. Hava Kirliliğini Oluşturan Kirleticiler 3.1. Kaynaktan Çıkışlarına Göre 3.1.1 Primer Kirleticiler 3.1.2. Sekonder Kirleticiler 3.2. Kaynaklarına Göre Kirleticiler 3.2.1. Doğal Kaynaklardan Oluşan Kirleticiler 3.2.2. Yapay Kaynaklardan Oluşan Kirleticiler 3.3. Kimyasal Yapılarına Göre Kirleticiler 3.3.1. İnorganik Gazlar 3.3.2. Organik Gazlar 3.3.3. Partiküller 4. Hava Kirliliğinin Etkileri 5. Taşınma ve Birikim 5.1. Taşınma 5.2. Birikim 6. İç Ortam Hava Kirliliği 7. Ülkemizde Hava Kirlenmesine Yönelik Olarak Yapılan Çalışmalar 8. Kirleticiler 8.1 Kükürt Dioksit ve Partiküler Madde 8.2. Atmosferdeki Metalik Partiküller 8.3. Azot Oksitleri 8.4. Ozon ve Diğer Fotokimyasal Oksitleyiciler 8.5. Hidrokarbonlar 8.6. Polinükleer Aromatik Hidrokarbonlar (PAH) 8.7. Karbon Oksitleri 8.7.1. Karbon Monoksit 8.7.2. Karbon Dioksit 9. Uyarı Kademeleri 10. Hava Kirlenmesinin Önlenmesinde Alınabilecek Önlemler 10.1. Kısa Vadede Alınabilecek Önlemler 10.2. Orta Vadede Alınabilecek Önlemler 10.3. Uzun Vadede Alınabilecek Önlemler 11. Kaynaklar EKLER: EK-A: 2002 Yılı Ankara Hava Kirliliği Ölçüm Sonuçları EK-B : Ankara Hava Kirliliği Ölçüm Sonuçları (30.12.2003) GİRİŞ Atmosferi meydana getiren gazların karışımlarından oluşan hava, canlı organizmanın yaşam sürecindeki en önemli öğelerden biridir. Bir insanın günde yaklaşık olarak 2.5 lt...
İÇME SUYU ARITMA PROJESİ İÇİNDEKİLER Sayfa no : 1. PROJENİN VE EMİRDAĞ İLÇESİNİN TANITILMASI 1 2. NÜFUS VE DEBİ HESAPLAMALARI 2 - 8 3. SU KAYNAĞINA AİT ÖZELLİKLER 8 - 9 3.1 PARAMETRELERİN TARTIŞILMASI 10 - 11 4. TASFİYE AKIM ŞEMASI 11 - 12 5. TESİS ÜNİTELERİNİN BOYUTLANDIRILMASI 12 5.1 SU ALMA YAPISI 12 - 14 5.2 BİRİKTİRME YAPISI 14 - 15 5.3 HIZLI KARIŞTIRMA HAVUZU 15 - 17 5.4 YAVAŞ KARIŞTIRMA HAVUZU 17 - 19 5.5 ÇÖKELTME HAVUZU 19 - 21 5.6 KARBONLAMA HAVUZU 21 - 22 5.7 FİLTRASYON HAVUZU 22 - 25 5.8 DEZENFEKSİYON ÜNİTESİ 25 - 26 5.9 BAŞ HAZNESİ 26 - 29 6. HİDROLİK PROFİLİN ÇIKARTILMASI 29 - 33 BÖLÜM 1 PROJENİN VE EMİRDAĞ İLÇESİNİN TANITILMASI Afyon’un 70 km. kuzey doğusunda kurulmuş en eski ilçelerindendir.Adını; bölgeyi Türk iskanına açan Emir Afşin ile yaslandığı Emirdağları’ndan almıştır.Hititlere kadar uzanan tarihi süreç içerisinde kesintisiz bir yerleşim alanıdır.Aurra (Hisarköy) ve yedikapı (Başkonak) Kral yolu üzerindedir.Amorium, Roma çağında Anadolu’nun önemli merkezlerinden biri haline gelmiş, adına bronz sikke basılmıştır. Bizans döneminde Avrupa’nın üçüncü, Anadolu’nun ikinci büyük kenti olmuştur.Ünlü fabl ustası Ezop (İ. Ö 620) Amori...
İÇ HAVA KALİTESİ VE KONTROLÜ Devrim Erinç ASLAN ÖZET Günümüzde iç hava kalitesinin önemi gittikçe artmaktadır. 1980lerde gündeme gelen Hasta Bina Sendromu ile mühendislerin binalarda sadece ısıyı düşündükleri, havalandırmayı önemsemedikleri görülmüş ve bu nedenle bina sakinlerinin farkında olmadan hastalanmalarına ve verim düşüklüğüne uğramalarına yol açmışlardır. Gelişen teknoloji ile bu sorunların üstesinden gelebilecek yeni kurallar ve kontrol teknikleri geliştirilmiştir. Bu tekniklerden bazılarına kısaca değinilecek, ayrıca hissedicilerle yapılan iç hava kalitesi kontrolü ugyulamalarından örnekler verilecektir. Ayrıca, iç hava kalitesinin ne olduğu, iç hava kalitesini oluşturan gazların neler olduğu, ASHRAE standartları çerçevesinde iç hava kalitesi için nelerin nasıl yapılacağı, karbondioksit kontrolünün neden gerekli olduğu gibi konulara değinilecektir. GİRİŞ Genel pratik uygulamada HVAC Sistemleri sıcaklık ve nem değerlerine göre kontrol edilir. Bu değerler odada bulunan insanın konforunu sağlamaya yönelik değerlerdir. Bu değerlerin sağlanması için özellikle 1970lerdeki enerji krizine ile birlikte herkes (yatırımcı, tasarımcı, işletmeci) enerji maliyeti ve enerji tasarrufunu ön plana çıkararak çalışmaktaydı. Bununla birlikte, 1980lerin ortalarından itibaren sıcaklık ve nem gibi parametrelerin yanısıra önemli bir parametre daha dikkatleri çekmeye başladı. Bu ise, önceleri, TBS (Kapalı Bina Sendromu), SBS (Hasta Bina Sendromu), BRI (Bina Bağlantılı Hastalıklar) gibi tanımlarla anlatılmaya çalışılan İç Hava Kalitesi parametresidir. İnsanların zamanlarının %90 gibi bir kısmını iç hacimlerde geçirdiği ve bu hacimlerdeki kirleticilerin ortamdan uzaklaştırılamadığı dikkate alınırsa iç havanın kalitesinin neden önemli olması gerektiği ortaya çıkar. Artık günümüzde sıcaklık ve nem gibi değerlerin kontrol edildiği "konfor" ile birlikte, iç hava kalitesinin de kontrol edildiği "sağlık" daha önemli olmaktadır. İÇ HAVA KALİTESİ NEDİR?...
YAĞIŞLARIN OLUŞMA BİÇİMLERİ YAĞIŞ: Havadaki su buharının yoğunlaşarak türlü biçimlerde yere düşmesidir. Herhangi bir yerde yağışın gerçekleşebilmesi için şu iki koşul gerekir Havada bir miktar nem olması Hava sıcaklığının düşmesi Dünyanın hemen her yerinde havada daima bir nem bulunur. Yağışların oluşmasında, havadaki su buharı miktarının yanı sıra en önemli faktör havanın soğumasıdır. O halde yağış olayı; esas olarak hava sıcaklığının düşmesi ile gerçekleşir. Bir yerdeki hava, neme ne kadar doymuş olursa olsun, havanın sıcaklığı düşmedikçe yağış oluşmaz. Bu bakımdan yağışların sınıflandırılmasında soğumanın oluşma biçimi esas alınır. Üç çeşit yağış tipi vardır. Bunlar; Orografik Yağışlar Cephe Yağışları ve Konveksiyonel Yağışlardır. OROGRAFİK YAĞIŞLAR (YAMAÇ YAĞIŞLARI) Yamaçlarda oluşur. Yamaçlar boyunca yükselen hava, giderek soğur ve içlerindeki nemi yağış olarak bırakır. Yamaçlar boyunca yükselen hava kütlelerinin bıraktıkları yağış miktarı; hava içindeki neme, dağların yüksekliğine ve yer şekillerine bağlıdır. Bu yağış türü; esas olarak dağların okyanuslara, denizlere ve göllere bakan yamaçlarında görülür. Kuzey Anadolu dağları ile Torosların denize bakan yamaçları, orografik yağışlar için oldukça elverişlidir. Bu nedenle buralar yurdumuzun en çok yağış alan yerleridir. Türkiye’de yağış dağılışı haritası ile yer şekilleri haritası arasındaki benzerlik orografik yağışlar tarafından açıklanabilir. KONVEKSİYONEL YAĞIŞLAR Isınan hava yükselir. Yükselen hava ise giderek soğur ve içindeki nemi taşıyamayarak bırakır. Böylece konveksiyon yağış oluşur. Bu tür yağışlar genellikle dağlarla çevrili iç kısımlarda görülür ve çok sağanak biçimindedir. Ekvatoral bölgedeki yağışların bir kısmı ile orta kuşak ülkelerinde yaz günlerinde görülen yağışlar bu türdendir. İlkbahar mevsiminde ve yaz başlarında görülen kırkikindi yağışları konveksiyon...
XMLe BAŞLARKEN XML dünyasına hoşgeldiniz. Teknolojik gelişmelerin sürekli ve hızla devam ettiği bilişim dünyasında Internet,hiç kuşkusuz en önemli araç haline gelmiştir.Bu önemli aracın kullanmış olduğu dil olan HTML ise yapısındaki önemli bazı eksikliklerden dolayı yerini yeni bir dile bırakmaktadır:XML… XML (Extensible Markup Language) artık çoğumuzun kulağına yabancı gelmeyen bir terim.W3C(World Wide Web Concortium) gibi bağımsız bir organizasyon tarafından geliştirilmiş olan XML, isminden de anlaşılacağı üzere son derece esnek bir yapıya sahiptir.İşte bu esneklik sayesinde XML, elektronik iş sistemleri, bankacılık, finans, sağlık, eğitim, ulaşım, otomotiv sektörleri gibi bir çok alanda,kısacası bilişim dünyasıyla ilgili olan her sektörde varlığını gün geçtikçe daha da hissettirmektedir. Okumakta olduğunuz bu döküman sizlere XML ve ilişkili teknolojiler hakkında bilgiler vermek amacıyla hazırlanmıştır.Döküman temel olarak iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde XML ile yeni tanışan okuyucular düşünülerek temel sözdizimi(syntax) yapıları, terimler ve XML dilinin başlıca yapı birimlerinden bahsedilmiştir.İkinci bölümde ise daha da teknik detaya inilerek XML dilinin yapısındaki detaylar, programlama dilleriyle olan ilişkileri,veritabanı yönetim sistemlerindeki davranışları, gibi konular anlatılmaya çalışılmıştır.Bu bölümden programcılar,veritabanı yöneticileri,sistem uzmanları,web sayfası tasarımcıları öğrenciler gibi okuyucu gruplarının yararlanması düşünülmüştür. Software AG / Türkiye olarak, hazırlamış olduğumuz bu dökümanın sizlere faydalı olmasını temenni etmekteyiz.Dökümanla ilgili eksik gördüğünüz yönleri, önerilerinizi, sorularınızı ve her türlü yorumlarınızı öğrenmekten memnunluk duyacağımızı belirtir çalışmalarınızda başarılar dileriz. Saygılarımızla, XML Nedir? XML(Extensible Markup Language) HTML ile pek çok açıdan benzerlik gösteren bir markup dilidir.Verinin tanımlanması ve tarif edilmesi için kulanılır.HTML’deki yapının aksine XML’de kul...
WHAT IS GLASS? Scientist do not yet know precisely but generally it may be said that is the substance formed by melting mixtures of various inorganic substance and then cooling the melt in a manner which prevent crystallisation –that is ,the molecules never arrange themselve in a crystalline pattern.The many differnt class,with properties differing according to the raw material used,can be made. Silica sad(SiO2)is the main integredient of most commercially important glasses but very high temperature are neeeded to melt silica alone Fused silica,which is used for several temperature appplications,vitrifies when melted at about 1,700 °C.Glasss melting at lower temperature can be made by adding fluxing-agents to the silica sad;for instance soda ash(Na2CO3).The addition of 25 Per cent of soda ash to silica sand reduced the melting temperature to about 800 °C.But the resulting subtance is the waterglass(Na2SiO3),which is souble in water. However,a stabilizer such as limenstone(CaCO3)can be added and can be made basically from 15 part sand (SiO2) 5 part soda ash(Na2SiO3) 4 part limenstone(CaCO3) The raw material having been carefully weighed are mixed and heating to about 1,500 °C,and over a period of time they gradually melt and react.To assist melting,15 Per cent to 30 Per cent of cullent(scrap glass) is often added to those raw materials.Great care is taken to ensure that this cullet added to the batch is of the same composition as that being melted.And variation could spoil the quality of the glass produced. The Early History of Glassmaking No one knows when or where glass was first made. The first objects crafted entirely of glass were beads from Mesopotamia and ancient Egypt dating from about 2500 BC. Small glass vessels that were neither blown nor molded but were painstakingly sculpted from solid blocks of glass have been found and are estimated to be about 4,000 years old. The earliest ...
Vize İçin Gerekli Olan Belgeler İşveren iseniz Konsolosluğa hitaben yazılmış dilekçe (antetli kağıda ve imza sirkülerinde imza yetkisi olan kişi tarafından) Hesap cüzdan fotokopisi Gayrimenkul tapu fotokopisi Yeni tarihli faaliyet belgesi (ticaret veya sanayi odası veya kayıtlı bulunan meslek birliğinden) Ticaret sicil gazetesi fotokopisi Vergi levhasının fotokopisi (vergi levhası zarar veya yeni tescil ise; şirketin banka hesap cüzdan fotokopileri ve bilançosu ) İmza sirküleri Bordrolu çalışan iseniz İşverenden tanıtma ve izin belgesi (İlgili konsolosluğa hitaben ve şirketin imza sirkülerinde imza yetkisi olan kişi tarafından ) Şirketin imza sirküleri Vergi levhasının fotokopisi (vergi levhası zarar veya yeni tescil ise; şirketin banka hesap cüzdan fotokopileri ve bilançosu ) Yeni tarihli faaliyet belgesi (ticaret veya sanayi odası veya kayıtlı bulunan meslek birliğinden ) Ticaret sicil gazetesi fotokopisi Sigorta işe giriş bildirgesi (SSK giriş bildirgesi; tekrar ve yeni işe giriş ise eski SSK işe giriş bildirgesi) 4 aylık sigorta bildirgesi Son üç aylık bordro Hesap cüzdan fotokopisi Gayrimenkul tapu fotokopisi Kredi kartları fotokopisi Ev hanımı iseniz Konsolosluğa hitaben dilekçe Gayrimenkul tapu fotokopisi Hesap cüzdan fotokopisi Eşi çalışıyor ise veya işveren ise yukarıda belirtilen belgeler eklenecektir. Öğrenci iseniz Okuldan yeni tarihli öğrenci belgesi 18 yaş dolmamış ise anne ve babadan muvafakatname Aile işveren ise veya bordrolu ise yukarıda belirtilen belgelerin tamamı eklenecektir. Emekli iseniz Konsolosluğa hitaben dilekçe Emekli cüzdanı fotokopisi Sağlık karnesi fotokopisi Gayrimenkul tapu fotokopisi Banka cüzdan fotokopisi Ayrıca Resim (konsolosluğa göre değişir.) En az 6 ay geçerli pasaport (pasaport mutlaka imzalı olmalı) Vize başvuru formları şahsen yolcular tarafından imzalanmalıdır. YENİ PASAPORT CÜZDANI ÇIKARTMAK İÇİN a) Nüfus cüzdanı, b) Eski pasaport ...
TÜRKİYE’NİN ULAŞTIRMA SİSTEMİ 1. GİRİŞ: Ulaştırma; toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliklerinin türevi olarak ihtiyaç duyulan bir hizmettir; amaç değil araçtır. Ana ulaştırma modları; demir yolları, hava yolları, kara yolları, deniz yolları ve boru hatlarıdır. Ayrıca, ulaştırma, şehir içi ve şehir dışı ulaştırması olarak da sınıflandırılabilir. Başlı başına bir sektör olan bu konunun böylesi bir çalışmada tüm yönleriyle ele alınması mümkün olmadığı için burada, dünyadaki gelişmelerde dikkate alınarak ulusal ulaştırma sistemi incelenmiştir. Sanayi ve ulaştırma, enerjinin ana kullanım alanlarından ikisidir. Örneğin, ABD’de bu sektörlerdeki enerji kullanımı sırasıyla %37 ve %27 olarak verilmektedir. Görüldüğü üzere, ABD’de enerjinin yaklaşık üçte biri ulaştırma sektöründe kullanılmaktadır ve bu oran ülkemizde de farklı değildir. Ulaştırma sektörü enerjinin ana kullanım alanlarından birisi olduğu gibi, ekonomik gelişmenin de alt yapılarındandır. Ulaştırma ekonomik (tarım, sanayi, ticaret, turizm) veya ekonomik olmayan (gezi, kültür transferi, kolay ulaşım imkanları vb.) sistemlerin vazgeçilmez unsurudur ve diğer sektörleri etkileyen özelliklere sahiptir. Ekonomik olmayan amaç, “halk yararıdır” ki bu, sistemin kendi iç fizibilitesiyle çelişebilir. İşletme zarar edebilirse de diğer sektörlere getireceği dinamizm, ülke ekonomisi ve kültürüne yapacağı katkılar açısından fizibil olur (şu kadarla ki, seçilen sistem alternatifleri içinde optimum olsun). Bu tür sistemler devletçe planlanır ve bu planlamada, ekonomik etkenlerin yanı sıra, askeri, politik ve diğer faktörler etkili olabilir. Ulaşım talebi kendiliğinden değil, sosyoekonomik örgütlenmenin ve etkinliklerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Hızlı ve ekonomik bir ulaştırma, tarım verimliğinin arttırılması, sanayiinin ve insan yerleşimlerinin belirli sağlıksız megapollerde toplanmasının engellenerek, yurt sathına daha homojen dağıtılmasının da en önemli aracıdır. Bunun için ise, karayolu, demiryolu, d...
TÜRKİYE’NİN ULAŞTIRMA SİSTEMİ 1. GİRİŞ: Ulaştırma; toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliklerinin türevi olarak ihtiyaç duyulan bir hizmettir; amaç değil araçtır. Ana ulaştırma modları; demir yolları, hava yolları, kara yolları, deniz yolları ve boru hatlarıdır. Ayrıca, ulaştırma, şehir içi ve şehir dışı ulaştırması olarak da sınıflandırılabilir. Başlı başına bir sektör olan bu konunun böylesi bir çalışmada tüm yönleriyle ele alınması mümkün olmadığı için burada, dünyadaki gelişmelerde dikkate alınarak ulusal ulaştırma sistemi incelenmiştir. Sanayi ve ulaştırma, enerjinin ana kullanım alanlarından ikisidir. Örneğin, ABD’de bu sektörlerdeki enerji kullanımı sırasıyla %37 ve %27 olarak verilmektedir. Görüldüğü üzere, ABD’de enerjinin yaklaşık üçte biri ulaştırma sektöründe kullanılmaktadır ve bu oran ülkemizde de farklı değildir. Ulaştırma sektörü enerjinin ana kullanım alanlarından birisi olduğu gibi, ekonomik gelişmenin de alt yapılarındandır. Ulaştırma ekonomik (tarım, sanayi, ticaret, turizm) veya ekonomik olmayan (gezi, kültür transferi, kolay ulaşım imkanları vb.) sistemlerin vazgeçilmez unsurudur ve diğer sektörleri etkileyen özelliklere sahiptir. Ekonomik olmayan amaç, “halk yararıdır” ki bu, sistemin kendi iç fizibilitesiyle çelişebilir. İşletme zarar edebilirse de diğer sektörlere getireceği dinamizm, ülke ekonomisi ve kültürüne yapacağı katkılar açısından fizibil olur (şu kadarla ki, seçilen sistem alternatifleri içinde optimum olsun). Bu tür sistemler devletçe planlanır ve bu planlamada, ekonomik etkenlerin yanı sıra, askeri, politik ve diğer faktörler etkili olabilir. Ulaşım talebi kendiliğinden değil, sosyoekonomik örgütlenmenin ve etkinliklerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Hızlı ve ekonomik bir ulaştırma, tarım verimliğinin arttırılması, sanayiinin ve insan yerleşimlerinin belirli sağlıksız megapollerde toplanmasının engellenerek, yurt sathına daha homojen dağıtılmasının da en önemli aracıdır. Bunun için ise, karayolu, demiry...
TÜRKİYE’NİN AKARSULARI VE VADİLERİ Türkiye, akarsuların ve buna bağlı olarak vadilerin çok ve sık bulunduğu bir memlekettir. Türkiye’nin yeryüzü şekilleri, ana çizgileriyle, uzun sıradağlar, tek tek yükselen dağlar, platolar, tekneler ve ovalardan oluşmuş bulunduğundan, bu şekiller, akarsuların akıları ve birleşmeleri, denizlere veya içi havzalara uzanmaları bakımından önemli etkiler yapmıştır. Bundan ötürü Türkiye’de çok yer tutan dağ akarsularından, ova çay ve ırmaklarından, plato ırmaklarından, düden derelerinden ve çaylarından söz etmek gerekir. şunu hemen belirtelim ki, belirli bir yatakta akan, sonra bir denize, bir göle dökülen veya ovada belirsizleşen sulara akarsu denir. Bunların küçüklerine dere, biraz daha büyük olanlarına çay, çok büyük olanlarına ırmak ve nehir denir. Memleketimizde birçok akarsulara bunların dışında su ve öz kelimeleri de eklenir. Sözgelişi: Göksu, Aksu, Karasu, Zamantı Sıyı, İnözü, Acıöz, Budaközü, Hamamözü gibi. Bunlar böylece kullanıldığı gibi, büyüklüklerine göre, Göksu ırmağı, Aksu ırmağı, Aksu çayı, İnözü deresi, Budaközü deresi şeklinde de kullanılır. Yerine göre su kelimesi akarsularda bir ırmağı, bir çayı, bir dereyi karşılar. Öz ise, daha çok, bir dere karşılığındadır. Türkiye’de birçok akarsu adları renklere göredir. Yeşilırmak, Kızılırmak, Göksu, Bozçay, Karasu, Sarısu, Aksu, Akçay gibi. Bazı akarsular Deliçay, Değirmendere, Tersakan,, Kocaçay gibi adlarla söylenir. Türlü bölgelerimizde böyle adlarla anılan akarsular vardır. Akarsu Havzalarımız: Memleketimiz akarsularının bir kısmı denize paralel uzanan dağ sıralarının doruk bölümlerinden doğruca ve kısa yoldan denize ulaşır, çoğunca dar ve derin, dik yamaçlı, hızlı akışlı ve çağlayanlı vadilerden geçerler. Doğu Karadeniz dağlarının Hopa’dan Terme’ye kadar uzanan kuzey yamaçlarından, birbirine paralel şekilde ve kısa yoldan Karadeniz’e inen 80 kadar çağıltılı dere vardır. ayrıca Alaçam ile Bartın arasında sayıları 40’ı bulan ve doğruca denize inen paralel dereler sıral...
TÜRKİYENİN FİZİKİ COĞRAFYASI TÜRKİYE FİZİKİ COĞRAFYASININ ANA ÇİZGİLERİ Türkiyenin fiziki coğrafya özelliklerini, başka bir ifade ile, yer yuvar üzerinde insanın yaşadığı bir mekan olarak doğal şartlarını ana çizgileri ile belirlemekte çoğu, yurdumuzun matematik ve özel coğrafi konumunun sonuçlarına indirgenebilen bir dizi etken başlıca rolü oynar. Bu fiziki ortam etken ve etkilerinin prehistorik çağlardan beri bütün tarih boyunca bu topraklar üzerinde yaşamış toplumların yerleşme alanlarını, beşeri ve iktisadi faaliyetlerini, kültürel gelişmelerini ve hatta, bir ölçüde de olsa, güttükleri siyaseti şekillendirerek veya yönlendirerek mekanın tüm coğrafi karakterini belirlemekte büyük payı olması ve aynı etken ve etkilerin, gelişen teknolojinin insanı doğanın belirlediği mutlak yaşam kalıplarından kurtarmış olduğu veya kurtarabilecek düzeye eriştiği günümüzde de, bir bölgeden ötekine değişen ölçüde devam etmekte bulunması, XIX. ve XX. yüzyılda bazı çevreci determinist coğrafyacılar ve sosyologlar tarafından "Ülkelerin alın yazısı" olarak nitelendirilen coğrafi konumun önemini açık bir şekilde ortaya koyar. Türkiye toprakları yer yuvarın en büyük kara kütlesi olan Eski Dünyanın hemen hemen geometrik merkezinde, Eski Dünyayı oluşturan üç kıtanın birbirine en çok yaklaşarak adeta buluştukları bir alanda, batıdaki Atlas Okyanusundan doğuya, bu büyük kara kütlesinin içerlerine doğru 3 000 kilometre boyunca sokulmuş bulunan Akdenizin, ikisi diğerlerine hidrolojik bakımdan zayıf ve yüzeysel olarak bağlı dört havzası (Karadeniz, Marmara, Ege ve Levant havzaları) arasında yer alır. Kabaca paraleller doğrultusunda uzanan ülke, doğudaki geleneksel olarak Asyadan, batıdaki Avrupadan sayılan iki parçadan meydana gelir. Bu topraklar bir arada 779 452 km2 (izdüşüm alanı) bir yer kaplar. Bunun en büyük kısmı (755 688 km2, Türkiye yüzölçümünün yaklaşık % 97si), kapsadığı alan, adının anlamına uygun olarak (Anatoli-Doğu) zamanla doğuya doğru genişleyen ve günümüzde bütün ...
TÜRKİYEDE EROZYON Dünyada olduğu gibi Türkiyede de toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanısıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen, erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir. Türkiye kara yüzeyinin %90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63ü çok şiddetli ve şiddetli, %20si ise orta şiddetli erzyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır. İşlenen tarım alanların %75inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir. Türkiyede akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABDnin 7, Avrupanın 17 ve Afrikanın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yıl Keban barajına 32 milyon, Karakaya Barajına 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir. Yanlış toprak kullanımı, yanlış tarım uygulamaları, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonun hızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996 yıllarında amaç dışı tarım toprağ...
TÜRKİYEDE EROZYON Dünyada olduğu gibi Türkiyede de toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanısıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen, erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir. Türkiye kara yüzeyinin %90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63ü çok şiddetli ve şiddetli, %20si ise orta şiddetli erzyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır. EREZYONUN ZARARLARI Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır. Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar. Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır. Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır. Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır. Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularını ememediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez. Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir. İşlenen tarım alanların %75inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok ku...
TÜRKİYE' DE  RÜZGAR AŞINDIRMASI. Rüzgarın tanımı:Atmosfer  basıncı  farklarından  ve  yer  kürenin  değişik  bölgeleriarasındaki  sıcaklık  farklarındankaynaklanan  hava  hareketi.Havanın  hareket  etmesine  kara  ve  havasıcaklığındaki  değişmeler  neden  olur.Sıcaklık  farkları,  yüksek,  alçak  basınç  alanlarının  doğmasına  yol  açar.Sıcak  bölgelerde  alçak  basınç,  soğuk  blgelerde  yüksek  basınç  alanları  oluşur.Bu  iki  bölge  arasında  basınç  farkının  oluşması  sonucu  hava  yer  değiştirerek  yüksek  bölgelerinden  alçak  basınç  bölgelerine  doğru  hareket  eder.Havanın  bu  hareketinin  adı  olan  rüzgarın  hızı,  havanın  hareket  hızına  bağlıdır.Bu  hız  saniyede  metre  ve  saatte  kilometre  olarak  açıklanır.Bir  yerde,  rüzgarın  hızlı  esmesi,  hava  olaylarının  şiddetli  bir  biçimde  geliştiğini  gösterir.Hızla  esen  rüzgarın  yıkıcı  etkisi  bu  başlangıçtan  ileri  gelir.
TÜRKİYE EROZYONLA MÜCADELE, AĞAÇLANDIRMA ve DOĞAL VARLIKLARI KORUMA VAKFI (TEMA) TEMA Vakfı 1992 yılında, Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur. Dünya çapında tanınan bir dendrolojist olan Hayrettin Karaca, yeni türler ve doğal hayatı incelerken, Türkiyenin binbir köşesini de ziyaret etme fırsatı bulmuştur. Gezileri sırasında yoğun erozyonu, bitki türlerinin yok oluşu, kuruyan çeşmeleri, yangınların kasıp kavurduğu ormanları gözlemleyen Hayrettin Karaca, doğanın tahrip ve yok olmasının önüne geçecek çalışmalar yapılması gerektiğine karar vererek, daha sonraları Toprak Dede olarak tanınmasına neden olan, ülkenin dört bir yanında bu sorunları dile getiren konuşmalar yapmaya başladı. Bu durumu değerlendiren Hayrettin Karaca ve yakın arkadaşı Nihat Gökyiğit, bireysel çabalarla toplumun dikkatinin çekilemeyeceğini ve bir teşkilat içinde planlı, programlı hareket edilmesi gerektiği kararına vardılar ve TEMA Vakfını kurdular. TEMA Vakfının temel amacı Türkiyenin geleceğini tehdit eden erozyon tehlikesi konusunda toplumsal duyarlılığı arttırmak ve etkin kamuoyu oluşturmaktır. TEMAnın temel ilgi ve faaliyet alanları, toprak erozyonu, ormansızlaşma, tarım alanlarında verimlik ve biyoçeşitliliğin korunmasıdır. TEMA kırsal kalkınma amaçlı erozyon önleme, mera ve havza ıslahı, ağaçlandırma projeler tasarlamakta ve uygulamaktadır. TEMA Vakfı, kamuoyunun ekosistemlere yönelik tehlikeler konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve çözümler üretmesine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle vakıf bütçesinin önemli bir bölümü TEMA projelerine ayrılmaktadır. TEMAnın amaçları ve faaliyet alanları konusunda daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, aşağıdaki bölümlerden yararlanabilirsiniz. TOPRAK NEDİR? Toprak; kayaların ve organik maddelerin çeşitli derecedeki ayrışma ürünlerinden meydana gelen, içinde geniş bir canlılar topluluğu barındıran, bitkilere durak yeri ve besin kaynağı olan ve katı yer kabuğunun, uzun zaman içerisinde belirli özellikler k...
TRİTİKALE Erozyon nedeniyle sığlaşan, verim gücünü yitiren yüksek kesimlerdeki topraklarda, buğdayın iki katı sayılabilecek bir verim potansiyeline sahiptir. Bu nedenle özellikle Orta ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde azalan hayvancılığımızın canlanmasında önemli bir rol oynayabilir. Batılı ülkelerde Amerika ve Kanadada çok yoğun olarak yetiştirilmekledir. Tritikalenin marjinal çevre şartlarına iyi adaptasyonu sonucundu Doğu Avrupa, özellikle Polonyada üretiminin yoğunlaşmasına neden olmuştur. İsviçrede yaklaşık 11.000 ha alanda tritikale yetiştirilmekte ve bu alan tüm hububat tarım alanının % 7sine tekabül etmektedir. Tritikale tarımında en önemli ülkeler, Polonya (600.000 ha), Fransa (300.000 ha), eski SSCB (250.000 ha ), Avustralya (160.000 ha), Portekiz ( 80.000 ha), ABD (400.000 ha), Brezilya (30.000 ha) ve Almanya (30.000 ha) dır. Tritikale otuzdan fazla ülkede ticari olarak üretilmektedir ve dünyada 1991-1992de yaklaşık 2.5 milyon ha alanda ekimi yapılmıştır. Dünyada 2.4 milyon hektar tritikale yetiştirilmekte ve global tahıl üretiminde yılda 6 milyon tondan fazla yer almaktadır. 100 bin hektarın üzerinde ekim alanı olan ve en fazla ekim yapan ülkeler, sırasıyla, Polonya, Rusya, Almanya, ABD, Fransa, Kanada, Avustralya şeklinde, sıralanmaktadır. Günümüzde 200den fazla tritikale çeşidi, 30dan fazla ülkede yetiştirilmektedir. Tritikale buğday ile çavdarın melezlenmesi sonucu elde edilen yeni bir tahıl çeşidinin adıdır. Tüm özellikleri buğday ile çavdar arasında seyreder. Bu nedenle daneleri daha çok buğdaya benzer ama kabuk daha kalın, ekmeklik kalitesi daha düşüktür. Zaten gelişmiş ülkelerde yem bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Kısmen çavdarın özelliklerini de taşıdığı için soğuğa, kurağa dayanıklı, bitki besin elementleri talebi az, kanaatkar bir bitkidir. Bilim çevresinde yıllardan beri bilinmesine ve kıraç Anadolu topraklarında buğdaydan da çavdardan da daha fazla ürün vermesine rağmen hak ettiği yayılımı gösterememiştir. Türkiyede şimdiye kada...
TRAFİK Yayaların,hayvanların,kara,deniz,hava vasıtalarının hareketi;gidiş geliş. Seyrüsefer. Bu kelime araçlı araçsız bütün taşıma işlerini de içine almaktadır. İnsanın bütün hayatında önemli yeri olan trafiğin 40-50 yıl önce günlük yaşantımıza bugünkü kadar tesir edeceği hayal bile edilemezdi. İlk insan ve ilk peygamber hazret-i Adem’den itibaren insanlar çeşitli medeniyetler kurup değişik ulaşım vasıtaları kullandılar. Bugüne kadar yapılan arkeolojik kazılarda kullanılan vasıtalardan at arabalarına ait bilgiler bulunabilmiştir. Bunlarla yapılan ulaştırmada,yolcu ve eşyaların emniyeti için bazı kurallara uyulması mecburiyeti kondu. Bilinen en eski trafik kuralları Babilliler’e aittir. Bundan sonra Romalılar büyük ticari yollara hakimiyetleri sebebiyle değişik kaideler koydular. Avrupa’dan Çin’e kadar olan ticari yollar için tedbirler aldılar. Onlardan sonra çok kısa zamanda üç kıtaya hakim olan Müslümanlar geniş topraklar üzerinde emniyetli kervan yollarını işlettiler.Selçuklu ve Osmanlılar yolculuğun emniyetli yapılması için yol güzergahı üzerinde han ve kervansaraylar inşa ettiler.Yollarda yapılan taş ve kemer köprülerden bir kısmı günümüzde kullanılmaktadır. Tarihin çeşitli dönemlerinde bazı ülkeler deniz ulaşımında öncülük yaparak kullanılan vasıtaları geliştirdiler.Mısır,Finike,Kartaca,Yunan,Roma Bizans,Osmanlı medeniyetlerinde deniz vasıtalarında önemli gelişmeler oldu.Küçük ve büyük denizlerde gemilerin belli yolları takipleri zamanla gemi trafiğinin artmasına sebep oldu.Buharlı gemilerin bulunması,limanlar arası taşımacılığın önem kazanması belli bölgelerde trafiği daha fazlalaştırdı.Bilhassa liman,boğaz ve kanallarda ulaşımın artması yeni trafik kurallarının uygulanmasını gerektirdi.Milletlerarası deniz yollarının mecburi olarak kullanılması ve yaygınlaşması milletlerarası deniz trafik kaidelerini ortaya çıkardı.Devletlerin bunlara uyma mecburiyeti genel kaide haline geldi.İmdat isteyen gemilere yardım,deniz fenerleri,kurtarma kurulu...
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki > Sona Git >>
Sonuçlar 1 - 30 Toplam: 260