Biyoloji
DosyalarEkleme Tarihi
YUMUŞAKÇALAR Ev Akvaryumundaki küçük bir salyangozdan 15 metre boyundaki dev mürekkep balığına; tüm yaşamı boyunca aynı kayaya ya da kabuğa sıkıca yapışan istiridyeden serbestçe yüzen tarağa ve etobur sümüklüböcekten etobur ahtapota kadar olan canlılar, boyutları, görünüşleri ve yaşam alanları bakımından çok farklı hayvanlardır. Ancak yinede tümü Mollusca filumuna, yumuşakçalara girer. Bu filum, hayvanlar dünyasının en büyük topluluklarından biridir. Şimdiye dek 70.000’den fazla tür saptanmıştır. Yumuşakçaların çoğu denizlerde, bir bölümü tatlı su göllerinde, havuzlarda ve ırmaklarda, bazıları ise karada yaşarlar. Yumuşakça adı Latince’de yumuşak anlamına gelen molluscus sözcüğünden gelir. Bu ad, yumuşakçaların gövdeleri yumuşak olduğu için verilmiştir. Çoğu türde gövde, önemli ölçüde kalsiyum karbonattan oluşan bir kabuk ile korunur. Bu kabuk, manto adı verilen gövde örtüsünün salgılarından oluşur. Çoğu yumuşakçadan ayrıca “ayak” adı verilen olağandışı bir yapı bulunur. Bu ayak, çeşitli türlerde farklı biçimlerdedir. Sözgelimi, taraklarda bu ayak, gövdenin kassal bir uzantısıdır ve çamurda, kumda yol açıp ilerlemek için kullanılır. Salyangozlarda ise yassıdır ve sürünmek için kullanılır. Mürekkepbalıkları ve ahtapotlarda kurbanları yakalama işlevi gören çok sayıda kollar biçimindedir. Bazı istiridyelerde ayak yoktur. Yumuşakçalar filumu, beş sınıfa ayrılır. Kafadan-ayaklılar (Cephalopoda) sınıfında mürekkepbalığı,ahtapot, supya ve notilus yer alır. Balta-ayaklılar (Pelecypoda) yada diğer adıyla çift kabuklular (Bivalvia) sınıfında istiridye, tarak, deniz yelpazesi, midye, teredo (bir tür deniz kurdu) bulunur. Karından-ayaklılar (Gastropoda) sınıfı salyangoz, sümüklüböcek, deniz salyangozu, denizkulağı, sarmal sedef kabuklu gibi hayvanları kapsar. Scaphopoda sınıfında diş kabukluları bulunur. Amphineura sınıfında ise en ilkel yumuşakça türü olan kitonlar vardır. Çoğu yumuşakçanın eti besin maddesi olarak, kabukları...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YUMUŞAKÇALAR Ev Akvaryumundaki küçük bir salyangozdan 15 metre boyundaki dev mürekkep balığına; tüm yaşamı boyunca aynı kayaya ya da kabuğa sıkıca yapışan istiridyeden serbestçe yüzen tarağa ve etobur sümüklüböcekten etobur ahtapota kadar olan canlılar, boyutları, görünüşleri ve yaşam alanları bakımından çok farklı hayvanlardır. Ancak yinede tümü Mollusca filumuna, yumuşakçalara girer. Bu filum, hayvanlar dünyasının en büyük topluluklarından biridir. Şimdiye dek 70.000’den fazla tür saptanmıştır. Yumuşakçaların çoğu denizlerde, bir bölümü tatlı su göllerinde, havuzlarda ve ırmaklarda, bazıları ise karada yaşarlar. Yumuşakça adı Latince’de yumuşak anlamına gelen molluscus sözcüğünden gelir. Bu ad, yumuşakçaların gövdeleri yumuşak olduğu için verilmiştir. Çoğu türde gövde, önemli ölçüde kalsiyum karbonattan oluşan bir kabuk ile korunur. Bu kabuk, manto adı verilen gövde örtüsünün salgılarından oluşur. Çoğu yumuşakçadan ayrıca “ayak” adı verilen olağandışı bir yapı bulunur. Bu ayak, çeşitli türlerde farklı biçimlerdedir. Sözgelimi, taraklarda bu ayak, gövdenin kassal bir uzantısıdır ve çamurda, kumda yol açıp ilerlemek için kullanılır. Salyangozlarda ise yassıdır ve sürünmek için kullanılır. Mürekkepbalıkları ve ahtapotlarda kurbanları yakalama işlevi gören çok sayıda kollar biçimindedir. Bazı istiridyelerde ayak yoktur. Yumuşakçalar filumu, beş sınıfa ayrılır. Kafadan-ayaklılar (Cephalopoda) sınıfında mürekkepbalığı,ahtapot, supya ve notilus yer alır. Balta-ayaklılar (Pelecypoda) yada diğer adıyla çift kabuklular (Bivalvia) sınıfında istiridye, tarak, deniz yelpazesi, midye, teredo (bir tür deniz kurdu) bulunur. Karından-ayaklılar (Gastropoda) sınıfı salyangoz, sümüklüböcek, deniz salyangozu, denizkulağı, sarmal sedef kabuklu gibi hayvanları kapsar. Scaphopoda sınıfında diş kabukluları bulunur. Amphineura sınıfında ise en ilkel yumuşakça türü olan kitonlar vardır. Çoğu yumuşakçanın eti besin maddesi olarak, kabukları...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Üreme Ve Gelişme Üreme: Canlıların nesillerini sürdürebilmeleri için aynı türden yeni canlılar ortaya çıkarmasına üreme denir. Üreme eşeysiz ve eşeyli olmak üzere iki şekilde gerçekleşir. Eşeysiz Üreme: Bir canlının tek başına yeni bir birey dünyaya getirmesine eşeysiz üreme denir. Eşeysiz üreme sonucunda oluşan yeni bireyin tüm özellikleri ataları ile aynıdır. Eşeysiz üreme aşağıdaki şekillerde gerçekleşir. a) Bölünmeyle Üreme: Bir hücreli organizmalarda gören bir üreme şeklidir. Bu üreme şeklinde canlı bölünerek iki yeni birey oluşturur. Terliksi hayvan ve öglana gibi belli bir şekli olan canlılarda bölünme enlemesine yada boylamasına gerçekleşirken, amip gibi belli bir şekli olmayan canlılarda bölünme herhangi bir şekilde gerçekleşebilir. b) Sporlanmayla Üreme: Genellikle mayoz bölünme ile oluşan sporlar, değişik ortamlara uyum sağlayabilecek özelliklere sahip hücrelerdir. Sporların değişik faktörlerle taşındıkları yerlerde gelişerek yeni bireyler oluşturmalarına sporla üreme denir. c) Tomurcuklanmayla Üreme: Canlının bir yerinden dışarıya doğru büyüyen bir çıkıntının ana canlıyla ayını kalıtsal özelliklere sahip yeni bir canlı oluşturmasına tomurcuklanmayla üreme denir. d) Vegetatif Üreme: Canlıdan kopan bir parçanın gelişerek yeni bir birey oluşturmasına vegetatif üreme denir. Yassı solucan ve deniz yıldızı gibi bazı canlılarda görülür. Oluşan yeni bireyin tüm özellikleri ana canlı ile aynıdır. Eşeyli Üreme: Aynı türden eşeyi farklı iki canlının üreme hücrelerinin birleşerek zigot oluşturması şeklinde gerçekleşen üreme çeşidine eşeyli üreme adı verilir. Bu üreme çeşidinde oluşan birey hem anneden hem de babadan kalıtsal özellikler aldığından oluşan yeni bireyin kalıtsal özellikleri çeşitlilik sağlayabilir. Eşeyli Üreme Çeşitleri: İzogami: Boyut ve şekil bakımından eşit olan iki gametin birleşmesi sonucu oluşan eşeyli üreme çeşidine izogami denir. Tatlı su alglerinde görülen üreme çeşidi izogamidir. Anizogami: Bu eşeyli üreme ş...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Üreme Ve Gelisme Üreme: Canlilarin nesillerini sürdürebilmeleri için ayni türden yeni canlilar ortaya çikarmasina üreme denir. Üreme eseysiz ve eseyli olmak üzere iki sekilde gerçeklesir. Eseysiz Üreme: Bir canlinin tek basina yeni bir birey dünyaya getirmesine eseysiz üreme denir. Eseysiz üreme sonucunda olusan yeni bireyin tüm özellikleri atalari ile aynidir. Eseysiz üreme asagidaki sekillerde gerçeklesir. a) Bölünmeyle Üreme: Bir hücreli organizmalarda gören bir üreme seklidir. Bu üreme seklinde canli bölünerek iki yeni birey olusturur. Terliksi hayvan ve öglana gibi belli bir sekli olan canlilarda bölünme enlemesine yada boylamasina gerçeklesirken, amip gibi belli bir sekli olmayan canlilarda bölünme herhangi bir sekilde gerçeklesebilir. b) Sporlanmayla Üreme: Genellikle mayoz bölünme ile olusan sporlar, degisik ortamlara uyum saglayabilecek özelliklere sahip hücrelerdir. Sporlarin degisik faktörlerle tasindiklari yerlerde geliserek yeni bireyler olusturmalarina sporla üreme denir. c) Tomurcuklanmayla Üreme: Canlinin bir yerinden disariya dogru büyüyen bir çikintinin ana canliyla ayini kalitsal özelliklere sahip yeni bir canli olusturmasina tomurcuklanmayla üreme denir. d) Vegetatif Üreme: Canlidan kopan bir parçanin geliserek yeni bir birey olusturmasina vegetatif üreme denir. Yassi solucan ve deniz yildizi gibi bazi canlilarda görülür. Olusan yeni bireyin tüm özellikleri ana canli ile aynidir. Eseyli Üreme: Ayni türden eseyi farkli iki canlinin üreme hücrelerinin birleserek zigot olusturmasi seklinde gerçeklesen üreme çesidine eseyli üreme adi verilir. Bu üreme çesidinde olusan birey hem anneden hem de babadan kalitsal özellikler aldigindan olusan yeni bireyin kalitsal özellikleri çesitlilik saglayabilir. Eseyli Üreme Çesitleri: Izogami: Boyut ve sekil bakimindan esit olan iki gametin birlesmesi sonucu olusan eseyli üreme çesidine izogami denir. Tatli su alglerinde görülen üreme çesidi izogamidir. Anizogami: Bu eseyli üreme seklinde yumurta hücresi...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
ÜREME Canlıların, soylarını devam ettirmek amacıyla kendilerine benzer yeni bireyler meydana getirmesine üreme denir. Üreme işlevi canlının gelişmişliğine bağlı olarak çeşitlilik gösterir. Fakat bütün canlılarda genel hatlarıyla incelendiğinde eşeyli ve eşeysiz üreme olmak üzere iki tip üreme görülür. Eşeysiz üreme: Bir canlının kendi başına yeni bir birey meydana getirmesidir. Oluşan bireyler ata bireyin tıpatıp aynısıdır. Yavru gamet oluşturma gibi bir süreç olmaksızın oluştuğu için ata bireyin genetik özelliklerinin aynısına sahiptir. Çeşitlenme olmadığı için değişen çevre şartlarına uyumda güçlük çekilir. Bölünme, tomurcuklanma, sporlanma ve vejetatif üreme gibi çeşitleri vardır. Bölünme: Genelde monera (bakteri, mavi-yeşil algler) ile protista (amip, öglena vs.) aleminde görülen üreme çeşididir. Bu alemlerin üyesi olan tek hücreli canlılar mitoz benzeri bir bölünme gerçekleştirerek iki yeni yavru oluştururlar. Bölünme bakterilerde olduğu gibi enine, öglenada olduğu gibi boyuna yada amipte olduğu gibi herhangi bir doğrultuda olabilir. Tomurcuklanma: Bira mayası gibi bazı protistalarda ve mantarlarda görülen üreme çeşididir. Üreme gerçekleşirken birey hücre çekirdeğini eşler. Eşlenen çekirdeğin bir parçası ana hücrede kalırken diğeri hücre zarında oluşan çıkıntı şeklindeki yapıya geçer. Tomurcuk denilen bu yapı gelişerek yeni bireyi meydana getirir. Oluşan yavru bazen ana bireye yapışık olarak kalır yada ayrılarak bağımsız olarak yaşayabilir. Sporlanma: Sporogoni de denilen bu üreme çeşidi monera, protista ve mantarlar aleminin bazı üyelerinin yanı sıra kara yosunları ve eğrelti otları gibi bazı bitki türlerinde de görülür. Tıpkı tomurcuk oluşumuna benzeyen spor oluşumu farklı olarak daha sağlam bir zarla çevrilidir. Sıcak, soğuk, kuraklık gibi olumsuz şartlardan etkilenmeyen bu yapılar uygun ortam oluştuğunda gelişerek yeni bireyi meydan getirir. –50 oC dereceye dayanabilen spor hücreleri çok uzun süre gelişmeden bekleyebilir. Kara yosunları...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
İKLİM NEDİR? Hava durumu ne beklediğimiz; iklim ise ne elde ettiğimizdir. Hava durumu kısa bir zaman periyodundaki atmosfer koşullarıdır. Örneğin bugünün havası ya da bu haftanın havasından söz ederiz. İklim, uzun bir zaman periyodu içinde her gün gerçekleşen hava olaylarının toplamını temsil eder. Akdenizde yaşayanlar beyaz bir kış özlemi duyarken; Doğu Anadoluda yaşayanlar ise daha az karlı ve ılık bir kış bekleyebilirler. Mart ayında Antalyaya veya Palandökene seyahat ederken valizimizi farklı hazırlamamız rastlantı değildir. Bu örnekler iklim bilgisini hayatımızda nasıl kullandığımızı gösterir. İlave olarak; -Evlerimiz yaşadığımız yerin iklimine uygun olarak dizayn edilirler. -Çiftçiler ilkbaharın son donlarından sonbaharın ilk donlarına kadar büyüme sezonu uzunluğuna göre plan yaparlar. -Şirketler ısı gereksinimlerini kışın ısınmak için ve yazın soğutmak için ne beklediklerine göre ayarlarlar. İklimbilimci iklimin etkisini açıklamaya ve keşfetmeye çalışır. Toplum da bu şekilde kendi aktivitelerini planlayabilir, binalarını ve iç mekanlarını dizayn edebilir ve karşıt koşulların etkilerine hazırlıklı bekler. Her ne kadar iklim hava durumu değilse de; sıcaklık, yağış, rüzgar, güneş radyasyonu gibi aynı terimler ile tanımlanmaktadır. İklim genellikle beklentiler ile, veya iklimbilimcilerin geleneksel olarak 30 yıllık ortalamalar olarak yorumladığı "normaller" ile tanımlanır. Değişkenlik kavramını anlamadıkça normal kavramı da kendi içinde yanlış anlaşılabilir. Örneğin birçok kişi Antakya ili için yazları sıcak ve güneşli havanın normal olduğunu düşünürken tarih ve klimatoloji bize bunun tüm hikaye olmadığını söylüyor. Antakya da yazları sıcak ve güneşli hava sık görülmesine rağmen Ağustos 1941 de, Haziran 1945te, ve Mayıs 2001de ciddi seller önemli zararlara sebep olmuştur. Klimatoloji, iklimi meydana getiren meteorolojik parametrelerin analizini yapar. Farklı iklimlerin oluşum nedenlerini ve iklimde meydana gelen değişimleri incele...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
YILDIRIM DARBELERİ OLUŞUMU VE KORUNULMASI 13.04.2002 1. YILDIRIMIN TANIMI 2. OLUŞUMU 3. YILDIRIMIN ETKİLERİ 4. YILDIRIMDAN KORUNMA YÖNTEMLERİ 4.2.1. FARADAY KAFESİ 4.2.2. PARATONER 4.2.2.1. RADYOAKTİF P. 4.2.2.2. PİEZZO ELEK. P. 4.2.2.3. ELEKTROSTATİK AKTİF PARATONER TEKOM ELEKTRİK-ELEKTRONİK VE HAB. SİS. SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. 1 YILDIRIM DARBELERİ OLUŞUMU VE KORUNULMASI 13.04.2002 1. YILDIRIMIN TANIMI Havanın iyi bir iletken olmaması bünyesinde yüksek gerilimli bulutları oluşturur. Fiziki sebeplerden ötürü, bulutun yüklenmesi sırasında yere yakın olan kısmı negatif değerle şarj olmuştur (%85 ihtimal). Bu sırada yer de bulut boyunca pozitif yüklenir. Bazı koşullarda bunun tersi yüklenme de olabilmektedir (%15 ihtimal). Fırtınanın artmasıyla buluttaki negatif yük oranı ve buna bağlı olarak da yerdeki pozitif yük ayrışması hızlanarak devam eder. Bulutla yer arasındaki potansiyel fark arttıkça aradaki havanın da delinmesi kolaylaşır ve belli bir değerden sonra havanın delinmesiyle oluşan iletken kanal boyunca buluttan toprağa veya topraktan buluta deşarj başlar. Bulutla bulut arasında olan deşarja şimşek ve bulut – toprak deşarjına ise yıldırım denir. 2. YILDIRIMIN OLUŞUMU Yıldırımın oluşması için öncelikle yıldırım bulutunun oluşması ve sonrasında bu bulutun elektriksel olarak yüklenmesi gerekmektedir. Günümüzde yıldırım bulutunun oluşumu rahatlıkla açıklanabilse de bu bulutun elektriksel olarak nasıl yüklendiği konusunda kesin bilgiler yoktur. Ancak bu durum bazı teoriler ile açıklanabilmektedir. 2.1.1. YILDIRIM BULUTUNUN OLUŞUMU Yıldırım boşalmasının çıkış noktası, atmosferde yüksek miktarda nem bulunması ve sıcak hava akımları yardımıyla yüklü bulutların oluşmasıdır. Hava akımları, yere yakın hava tabakalarının iyice ısınması ile oluşur. Çok büyük yüksekliklerden aşağı inen soğuk hava ile bu hava tabakası yer değiştirir. Nem ise yüksek sıcaklıkta buharlaşma ile meydana gelir. Hava, yukarı çıkışı sırasında soğur ve belirli bir yükseklikte su buharın...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Yeşil Mucize Fotosentez GİRİŞ İnsan hayatında çok önemli yeri olan bitkiler, 500 binden fazla çeşidiyle Allahın insanın faydasına sunduğu sınırsız bir hazinedir. Soluduğumuz tertemiz havanın, hayatta kalmak için ihtiyacımız olan besinlerin, kullandığımız enerjinin kaynağı bitkilerdir. Çarpıcı güzellikteki manzaraların, etkileyici kokuların ve gözalıcı renklerin kaynağı da yine bitkilerdir. Bitkiler, ışığı besine çeviren fotosentez sistemleri, hiç durmadan enerji ve oksijen üreten, doğayı temizleyen, ekolojik dengeyi sağlayan mekanizmaları, tat, koku, renk gibi sadece insana hitap eden estetik özellikleriyle kendilerini yaratan Allahın sonsuz ilmini, sanatını, insanlara karşı olan şefkat ve merhametini gözler önüne seren özel canlılardır. Çok özel faydalar için çok özel sistemlere sahip olan bitkilerin bugüne kadar sadece 10.000 türü incelenebilmiş, bu araştırmalar sonucunda her bitkinin insanı hayrete düşürecek yaratılış özelliklerine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Allahı tanımak, Onun sıfatlarını görmek, Ona yakınlaşmak isteyenler için bitkilerdeki, hatta onların tek bir yaprağındaki yaratılış mucizelerine biraz daha yakından bakmak, onların harikalarla dolu dünyalarını tanımak çok faydalı olacaktır. Bu sayede, şimdiye kadar sadece bilim adamlarına özgü olduğunu düşündüğümüz çarpıcı gerçeklerin kapısının, samimi ve dikkatli bir ilgi ile tüm insanlara açılabileceğini görebiliriz. İman edenler, Allahın kendilerine verdiği akıl ve anlayış ile Onun bizim gözlerimizin önüne serdiği mucizeleri görebilirler. Bunun için varlıklara akıl ve hikmet gözüyle bakmak gerekir. Çevresine akıl ve hikmet gözüyle bakmayı öğrenen bir insan, bir çiçeğin renginde, şeklinde ve kokusunda gördüğü sanatın yanında çiçeği çiçek yapan bütün sistemleri de öğrenecek, Allahın üstün ilmine ve kudretine daha yakından şahit olacaktır. Allah, hem insanın hem de diğer canlıların yaratılışında ayetler, yani kendi varlığının delilleri olduğunu şöyle bildirir BİZİM İÇİN ÇALIŞAN YEŞİL FA...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Verem (Tüberküloz) Verem Nedir? Verem [Tüberküloz —TB], soluduğumuz hava ile akciğerlere giren verem bakterisinin (mikrobunun) yol açtığı bulaşıcı bir hastalıktır. Verem mikrobu, aktif verem hastalığı olan bir kişinin öksürmesi, hapşırması ya da konuşması ile havaya yayılır. Vereme genellikle verem hastası birisi ile uzun süre kapalı bir yerde birlikte bulunmak suretiyle yakalanılır. Verem mikrobu, yemek tabaklarından, bardaklardan ya da diğer nesnelerden başkalarına bulaşmaz Vereme Kimler Yakalanabilir? Toplumda vereme yakalanma riski fazla olan bazı gruplar vardır. Bunlar aşağıda belirtilmektedir: Sağlık görevlileri. Alkol bağımlıları. Yaşlılar. Tutuklu ve hükümlüler dahil, çeşitli kurumlarda (yurt, huzur evi, ıslah evi, koğuşlar vs) kalan ve çalışan kişiler. Genel yaşam standartlarının altında, kalabalık ortamlarda yaşayan kişiler (Vereme yoksul toplumlarda daha sık rastlanmaktadır). HIV virüsü taşıyan ve AIDS olan kişiler. Bağışıklık sistemi zayıf olan, özellikle uzun süre kortizon kullanan kişiler. Şeker hastaları. Ağır böbrek, karaciğer hastalığı gibi durumlar. Verem Vücudu Nasıl Etkiler? Verem Mikrobunun Bulaşması Verem mikrobu soluduğumuz hava ile akciğerlerimize girerek orada çoğalmaya başlar. Bu mikroplardan bazıları böbrekler, kemikler ya da beyin gibi, vücudun diğer kısımlarına yayılır. Bu kişiye artık verem mikrobu bulaşmış demektir. Vücut mikroplarla savaşırsa da genellikle hepsini yokedemez. Vücudun savunma mekanizmaları, etkisiz durumda olan mikropların çevresinde kapsül ya da duvarlar örer. Bu aşamada kişi kendisini iyi hisseder. Verem mikrobu bulaşmış olan bir kişinin vücudunda verem mikrobu bulunmaktadır. Ancak, hastalık belirtisi yoktur ve kişi bu aşamada mikrobu başkalarına bulaştıramaz. Bu aşamada yapılan tıbbi tedavi, verem mikrobunun verem hastalığına yol açmasına engel olabilir. Verem Hastalığı Mikropların aktif hale gelmeleri ve çoğalmaya başlamaları halinde, kişi artık ve...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Vektörler Skaler Büyüklük: Sayi ve birim kullanilarak belirtilebilen büyüklüklere skaler büyüklük denir. Örnegin "5Kg" degeri skaler bir büyüklüktür Vektörel Büyüklük: Sayi ve birime ek olarak bir dogrultu ve yöne sahip olan büyüklüklere vektörel büyüklük adi verilir. Örnegin fizikte hizlar vektörlerle ifade edilir. Yönü, dogrultusu ve degeri ayni olan vektörlere "es vektörler" denir. Yönleri ters dogrultulari ve degerleri ayni olan vektörlere "zit vektörler" denir. Vektörel bir ifadenin skaler bir ifade ile çarpimi yada bölümü, vektörel bir büyüklüktür. Iki vektörün skaler çarpimi, skaler bir büyüklüktür. Vektörlerin Toplanmasi: Vektörel büyüklükleri toplamak için üç yöntem kullanilir. 1. Paralel Kenar Yöntemi: Paralel kenar yöntemi iki vektörün birbiri ile toplanmasi için kullanilabilir. Bu yöntemde iki vektörün baslangiç noktalari birlestirilir, birinci vektörün baslangiç noktasindan ikinci ve vektöre paralel ve esit hayali bir vektör çizilir, ayni sekilde ikinci vektörden birinci vektöre esit ve paralel hayali bir vektör çizilir. Daha sonra ilk vektörlerin kesisim noktasi ile hayali vektörlerin kesisim noktasi birlestirilerek yeni bir vektör elde edilir. Bu yeni vektör, ilk iki vektörün toplamidir ve yönü ilk vektörlerin kesisim noktasindan hayali vektörlerin kesisim noktasina dogrudur. Bu yöntemle elde edilen vektörü matematiksel olarak asagidaki gibi göstere biliriz. 2. Ucuca Ekleme Yöntemi: Ucuca ekleme yöntemi iki yada daha fazla vektörün toplanmasi için kullanilabilir. Bu yöntemde vektörlerden herhangi biri alinarak bitis noktasina diger bir vektör yerlestirilir, daha sonra baska bir vektör ise yerlestirilen bu yeni vektörün bitis noktasina yerlestirilir yani vektörler ucuca eklenir. Bu islem vektör sayisi kadar tekrarlanir. Ucuca ekleme islemi tamamlandiktan sonra kullanilan ilk vektörün baslangiç noktasindan en son eklenen vektörün bitis noktasina dogru bir vektör çizilir. Elde edilen bu vektör ucuca eklenen vektörlerin toplamidir ve ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Usun İlkeleri -2 AZİZ YARDIMLI 2 BİLMEDE ‘DUYUSAL’ ETMEN Bilgi dediğimiz herşeyde Kavramı soyutladığımızda geriye bilgi denebilecek neyin kaldığını sorgulamalıyız. Duyusal dediğimiz yan, eğer anlatıma yetenekliyse, Kavramdan başka birşeyle anlatılabilir mi? Kant kuşkuculuğu bile ‘kendinde-Şey’i kavramın dışına, bir ‘Jenseitse, bir öte-yana sürmesine, Usun ona ulaşamayacağını ileri sürmesine karşın orada duyusal birşeylerin olduğunu ileri sürmez. Felsefe Doğal Bilinç ile karşıtlık içinde durur, çünkü bu ‘tasarımsal’ bilincimiz, bu gündelik bilgimiz Gerçeği bilmez, Yanlışı bilir, baştan sona tam olarak ve saltık olarak sanılarla doludur. İki kere ikinin dört ettiğini bilir ama Sayı kavramını bilmez. dx/dy oranından haberi vardır, bunu kullanır, ama sonsuz küçüklük ve bunun ilişkilerini bilmez. Noktanın ‘parçası olmayan’ olduğunu, atomun ‘bölünemez olan’ olduğunu da bilir, ama bu tasarımların ötesine geçerek Kavramın ne olduğunu, nasıl çıkarsandığını, nasıl tanıtlandığını bilmez. Devletten haberi vardır, ama ona ilişkin bilgisizinin değersiz olduğunu dolaysızca gösteren bir kuramlar bolluğu ile donatılıtır, ve Devlet kavramının nasıl çıkarsandığını, aile, toplum, yasa, dünya tarihi gibi başka kavramlarla ilişkilerini hiçbir biçimde bilmez. Doğal Bilincimizin bildiği herşey bir bütün olarak insanlığı bugün de tam olarak kurtulamadığı bilgisizlik ve töresizlik ve çirkinlik durumunda tutmaya yarar. Bu sonlu, tasarımsal, eksik içeriğin herhangi bir biçiminde diretmek insanın ve insanlığın, genel olarak Tinin tüm gizilliğinin tam açınımının önünde duran başlıca ve biricik engeldir. Tin özgürlüğe yürüyüşünde değişimi kendi kendisinden söküp almalıdır. Bu bilinç bu tutucu, zayıf, yetersiz biçimi ile Felsefe yapma girişiminde de bulunur. Bu genel olarak Görgücülük dediğimiz bakış açılarına kitlenir, çünkü bilginin, kendi içeriğinin duyusal-deneyimsel kökenli olduğu yanılgısından kurtulamaz. Ona göre bilginin kökeni en sonunda düşünsel-kavramsal değil ama duyusal-al...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Thomson Atom Modeli J. J. Stoney’ın elektronu keşfinden sonra, J.J.Thomson 1897 yılında katot ışınlarının magnetik ve elektrik alanlarında sapmalarını gözleyerek elektronlar için yük/kütle (e/m) oranını saptamayı başarmıştır. Bu amaçla Thomson aşağıdaki şekilde görülen katot ışınları tübüne benzer bir tüp kullanmıştır. Cihazın Çalışması : Başlangıçta herhangi bir elektriksel ve magnetik alan yokken delikten geçen ışın A noktasına düşer. Işığın doğrultusuna dik bir magnetik alan uyulanırsa ışın yolundan sapar ve A noktasından r kadar uzaklaşır. Ve B noktasında bir ışıldama meydana gelir. Magnetik sapmayı sağlayan kuvvet; magnetik alan şiddetine, elektronun yüküne ve hızına bağlıdır. F = HeV (1) H : Magnetik alan şiddeti e : elektronun yükü v : elektronun hızı elektronun dairesel hareketi için etkiyen kuvvet ise F = mv2/r (2) m : elektronun kütlesi v : elektronun hızı olduğundan 2 kuvvet birbirine eşitlenirse ve e/m oranı e/m = v/Hr (3) olarak belirlenebilir. Denel olarak r ve H büyüklüğü ölçülebilir. Fakat elektronun hızı ölçülemez. Elektronun hızı belirleyebilmek için Thomson magnetik alanın saptırmasını tam olarak karşılayabilcek elektrik alanı uygulayarak B noktasına düşen demeti A noktasına geri kaydırmıştır. Bu elektrik ve magnetik kuvvetlerin eşit olması anlamına gelir. Hev = eE (4) E : elektrik alan Buradan v = E/H yazılabilir. Bu sonuç 3 nolu eşitlikle birleştirilirse e/m = E/H2r (5) yazılabilir. e/m oranı bu şekilde –1.7588´1011 C/Kg olarak belirlenmiştir. J.J. Thomson döneminde atomların kütleleri ve yarıçapları yaklaşık olarak biliniyordu. Thomson bu çalışmaları ile atom içersinde negatif yüklü ve atomdan çok daha küçük parçacıkların bulunduğunu göstermiştir. Ve kendi adı ile anılan atom modelini önermiştir. Bazen bu modelden bahsedilirken üzümlü kek modeli de denilmektedir. Modele göre; Madde, k...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Termometre Çeşitleri Isınınca genleşmeleri sıcaklıkla orantılı olan katı, sıvı, gaz maddelerden çeşitli termometreler yapılmıştır. Çok yaygın olarak kullanılan sıvılı ve metal termometrelerdir. Sıvılı Termometreler: Sıvılı termometrelerde genleşmeleri büyüyen ve sıcaklıkla orantılı olan sıvılar kullanılır. İnce cam boru içindeki sıvı; cıva ise cıvalı termometre, alkol ise alkollü termometre adını alır. Cıva –39 santigrat derecede donar, 357 santigrat derecede kaynar. Cıvalı termometreler ile –39 santigrat derece ile 357 santigrat derece arasındaki sıcaklıkları ölçebiliriz. Çok soğuk kış günlerinde bu termometreler kullanılmaz. Bunu yerine donma sıcaklığı daha düşük olan alkollü termometreler kullanılır. Çünkü alkol yaklaşık olarak-115 santigrat derecede donar. Bu termometreleri kutuplarda kullanmak mümkündür. Ancak kılcal boru içindeki sıvının iyi görülebilmesi için kırmızı, mavi, sarı vb. renkli boya maddeleri ile boyanması gerekir. Sıvılı termometreler kullanıldıkları yerlere göre çeşitli isimler alırlar. Duvar termometresi, laboratuar termometresi ve hasta termometresi gibi. Hasta Termometresi: Cıvalı bir termometredir. Vücut sıcaklığını ölçmede kullanılır. 35 santigrat derece ile 42 santigrat derece arasındaki sıcaklıkları 1/10 incelikle ölçer. Bu termometrelerin haznesi ile kılcal borunu birleştiği yerde bir boğum bulunur. Vücut sıcaklığı ölçüldükten sonra termometre sapından tutularak sallanır. Neden? Yeni bir ölçmeye hazır olan termometre ağız içi ya da koltuk altına konularak vücut sıcaklığı ölçülür. Metal Termometre: Cıvalı ve alkollü termometreler ile ölçülemeyen sıcaklık derecelerini ölçmek için metal termometreler kullanılır. Metal termometreler ile 1600 santigrat dereceye kadar olan yüksek sıcaklıklar ölçülebilir. Fabrika ve fırınlar kullanıldığı yerlerdir. TERMOMETRENİN YAPILIŞI ; 1 - Yapılacak Projenin Adı: Basit bir Gazlı Termometrenin Yapılması ve Çalışması 2 - Malzeme : Bir deney tüpü veya ilaç tüpü, 1 – 2 mm çaplı ince, T...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
TAŞIMA SİSTEMLERİ Taşıma sistemleri hücrelerin gereksinim duydukları maddeleri hücrelere taşıyan,hücrede oluşan artık maddeleri hücrelerden uzaklaştırarak sabit bir iç çevrenin (homeostazi) devamlılığını sağlayan görevleri üstlenmiştir.Hücreler ile diğer sistemler arası bağlantıyı kuran sistemdir. Bitkilerde odun ve soymuk dokunun iletim doku olarak kök ve yapraklar arasında madde iletimini sağlayan doku olduğunu öğrenmiştik. Bir hücrelilerde çevre ile madde alış-verişi doğrudan hücre zarı ile gerçekleşir. HAYVANLARDA DOLAŞIM SİSTEMİ Çok hücreli hayvanlardan sünger sölenterlerin gastrovasküler denilen boşluklarında hücreleri doğrudan çevre ile madde alış verişini gerçekleştirirler.Bu nedenle özel bir dolaşım, solunum ve boşaltım sistemleri bulunmaz. Omurgasızların çoğu ile omurgalıların hepsinde kalp,damarlar ve kandan oluşan oluşan dolaşımsistemleri vardır. TAŞIMA SİSTEMLERİNİ OLUŞTURAN YAPILAR 1.KALP: Kanı atardamarlara pompalayan organdır.Çizgili kaslardan oluşmasına karşın istemsiz çalışır.Kalbin üstteki odacıkları kulakçık(atrium), alt odacıkları karıncık (Ventrikulus) adını alır.Organlardan kulakçıklara gelen kan, karıncıklara geçer ve karıncıklardan da tüm organlara dağılır.Kulakçık ve karıncıkların kasılıp (=sistol), gevşemesi (=diastol) birbirine zıttır.Kulakçık ve karıncık arasındaki kapakcıklar kanın karıncıktan kulakçığa geri dönmesinin önler. Kalp üç tabakadan oluşur.Kalbin iç yüzeğini örten, kan damarsız tek sıralı endotel (epitel doku ve bağ dokudan oluşan perikard iç tabakayı içi kaygan bir sıvı ile dolu olan iki tabakalı bağ dokudan perikard dış tabakayı, ikisi arasında yer alan miyokard ise üçüncü tabakayı oluşturur. Miyokard kalbi besleyen kroner damarları ve kasdan oluşmuştur. Balıklarda kalp bir kulakçık ve bir karıncıktan oluşmuştur. Kulakçığa gelen kirli kan, karıncıklardan temizlenmek üzere solungaçlara gider. Solungaçlardan da bütün vücuda dağılır. Kurbağa ve sürüngenlerde İki kul...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
SürüngenlerSürüngenlerin Genel Özellikleri Sürüngenler (Reptilia), amfibilerle kuşlar arasında yer alan bir omurgalı grubudur. Kara hayatına uyum sağlamışlardır. Derileri kuru ve derilerinde salgı bezi yok denecek kadar azdır. Derilerinin üzeri keratin tabakası ile örtülüdür. Keratin tabaka vücudun değişik yerlerinde pul ve plaklar halinde yapılar oluşturur. Bu tabaka zaman zaman atılarak yenilenir. Sürüngenlerin bir kısmı 4 bacaklı, bir kısmı da bacaksızdır. Bacaklı olanlarda bile vücut yere değecek kadar alçaktır. Sürüngenlerin büyük bir kısmı karada, bazıları da suda yaşarlar. Ancak suda yaşayanlar da akciğerleri ile solunum yaparlar. Sürüngenlerde genellikle çiftleşme organı bulunur. (Tuatara hariç) Bu nedenle de döllenme içte gerçekleşir. Çoğu yumurta bırakır. Yumurtalar dayanıklı elastiki kabuklu yahut kuş yumurtası gibi kolayca kırılabılir tiptedir. Bazı sürüngen türleri canli doğurur, (ancak memelilerde olduğu gibi yavru anasına bir bağ ile bağlı değildir) gelişmelerinde de bir larva devresi bulunmaz. Yumurtadan çıkan yavrular minyatür erginlere benzerler. Sürüngenler genellikle diğer hayvanları avlayarak beslenirlerse de, bazı kara kaplumbağaları ile bazı kertenkele türlerinin esas besinlerini bitkisel maddeler teşkil eder.
SİNİR SİSTEMİMİZ... Sinir sistemini genel olarak, merkezi ve çevresel (periferik) sinir sistemi olarak iki kısma ayırmaktayız. Çevresel sistem, vücudun her yanından alınan duyu (tat, dokunma, görme, işitme, vücudun pozisyonu, ağrı, ısı, titreşim vb) bilgilerini merkeze taşıyan ve merkezden çıkan emirleri kas veya salgı bezi gibi ilgili yerlere götüren sinir kablolarından oluşur. Yani çevresel sinir sistemini (o kadar basit değilse de) bir veri taşıyıcısı olarak düşünebiliriz. MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN GENEL HATLARI Merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik, üç katlı bir zar yapısı ile çevrelenmiş durumdadır. Bu zarlar dıştan içe doğru dura mater (sert zar), araknoid (örümceksi) zar ve pia mater (ince zar) olarak sıralanırlar. Bu üç kılıf, kesintisiz bir biçimde tüm merkezi sinir sistemini sarar ve çevresel sinir sisteminde de hafif yapı ve işlev değişiklikleri ile devamlılık gösterir. Şekil 1. Beyni saran zar sistemleri ve kan beyin engeli. Araknoid zarın iç kısmı, ince uzantılarla ve adeta bir örümcek ağı yapısında bağlantılarla doludur. Zara adını veren de zaten bu özelliktir. Araknoid zar, bu uzantıları aracılığıyla pia matere bağlanarak, arada bir boşluk oluşmasına neden olur ki bu boşluk da "subarachnoid boşluk" adını alır (sub eki, "altında" anlamındadır). Bu boşluk ise, tabirin aksine boş değil, "beyin omurilik sıvısı" (BOS) denen bir sıvı ile doludur. Bu sıvı, sinir sistemi dokusunun beslenmesi ve atıklarının atılmasında hayati öneme sahiptir. Ayrıca, sinir sisteminin tamamını saran bu zar yapısı ve içindeki sıvı dolu bu bölmeler sayesinde, sinir sistemi bir bütün olarak sıvı içinde yüzer durumda bulunur ve böylece hem darbelere karşı emici bir tamponla korunmuş, hem de bu yumuşak ve nazik doku kendi ağırlığı dolayısıyla hasar görmesini engelleyecek bir yastık sistemiyle donatılmış durumdadır. Beyni besleyecek olan kan damarları beyin dokusuna girerken bir çeşit yapı değişikliğine uğrayarak, duvarlarından hiç bir maddenin kontrolsüz geçmesine iz...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
DÖNEM ÖDEVİ SAHİBİNİN ; ADI : FUAT SOYADI : AKGÜN SINIFI : 10 FEN B NUMARASI : 188 OKULU : TÜRK EĞİTİM VAKFI ANADOLU LİSESİ DÖNEM ÖDEVİNİN ; DERSİ : BİYOLOJİ KONUSU : SİNDİRİM SİSTEMİ DERS ÖĞRETMENİ : IŞIK BEZİRGAN SİNDİRİM SİSTEMİ Yediği besinlerin bir kısmını hücre dışında, bir kısmını da hücre içinde sindiren hayvan grubu aşağıdakilerden hangisidir? A)Salyangoz B)Eklembacaklı C)Toprak Solucanı D)Hidra E)Tenya Omurgalı hayvanlarda aşağıdaki besinlerden hangisinin kana geçmesi için sindirilmesi zorunludur? A)Yağ Asidi B)Aminoasit C)Nişasta D)Madensel Tuzlar E)Vitaminler İnsanın sindirim sistemi ile ilgili, I.İnce bağırsak hem kimyasal sindirim hem de emilimin yapıldığı organdır. II.Sindirim artıklarının atıldığı açıklık ile boşaltım artıklarının atıldığı açıklık aynıdır. III.Sindirim kanalında bulunan besinler peristaltik hareketlerle ilerler. IV.Mide tek bölümden oluşmuştur. İfadelerinden hangileri doğrudur? A)II ve III B)III ve IV C)I,III ve IV D)II,III ve IV E)I,II,III ve IV Memeli hayvanların sindirim sistemlerine ait aşağıdaki özelliklerden hangisi bütün memelilerde ortak değildir? A)Sindirim sisteminin son açıklığı boşaltım ve üreme sisteminden ayrı olarak dışarıya açılır. B)Kompleks moleküllerden faydalanmayı sağlayan hücre dışı sindirim görülür. C)Pankreas ve karaciğer, salgılarıyla ince bağırsaktaki sindirime yardımcı olur. D)Tek bölümden oluşan mide, salgı yapabilen bez yapıdadır. E)Ağızdaki mekanik sindirim, kimyasal sindirimin etkinliği hızlandırır. I.Protein – Pepton II.Nişasta – Dekstrin III.Tripsinojen – Tripsin IV.Yağ – Gliserin + Yağ Asidi Yukarıdaki dönüşüm olaylarından hangilerinin gerçekleşmesini sağlayan enzimler yalnız ince bağırsakta görev alır? A)I ve II B)II ve III C)III ve IV D)I ve IV E)II ve IV I.Karbonhidratlar II.Yağlar III.Proteinler Yukarıdaki organik bile...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
SİNDİRİM SİSTEMLERİ SİNDİRİM ŞEKİLLERİ: Sindirim kimyasal bir olaydır; Sindirim, büyük komplex besin maddelerinin hücreler tarafından kullanılabilmesi için basit moleküllere parçalanması olayıdır.Sindirim hidroliz ile olur.Kimyasal bir olay olan hidroli de büyük besin molekülleri su ile reaksiyona girerek daha küçük moleküllere ayrılır. Besinlerin büyük bir kısmı karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerden meydana gelir. Bu farklı yapıdaki büyük moleküller, hidrolizi hızlandıran sindirim enzimleri ile kimyasal reaksiyonlara girerler. Besinler arasında su gibi küçük moleküller, mineraller ve vitaminler de vardır. Besinin sindirilmesiyle meydana gelen daha küçük moleküllerden bazıları organizmanın hücreleri tarafından hemen kullanılmayabilir. Bu moleküller daha sonra kullanılmak üzere dokularda depo edilir. Hayvanlarda yedek besinler büyük karbonhidrat molekülleri olan glikojen ile yağlardır. Genellikle bitkiler, yedek besinlerini nişasta şeklinde depo ederler. Nişasta kök, tohum ve meyvelerde bulunur. Yer fıstığı, Hindistan cevizi, Hint yağı gibi bitkiler yağ moleküllerini tohumlarında depo ederler. Depo edilen yedek besinler hücreler tarafından kullanılabilmeleri için tekrar daha basit maddelere parçalanırlar. Hücre içi ve hücre dışı sindirim; Genel olarak bitkilerin özelleşmiş sindirim organları yoktur. Bununla beraber bitkiler böcekleri yakalar ve onları yaprakları içindeki özel oyuklarda sindirebilirler. Böcek bitkinin yaprakları arasında hapsedildikten sonra, yapraktaki özel oyuklar içine salgılanan enzimlerle sindirilir. Bu olay hücre dışında yer aldığı için hücre dışı sindirimi olarak adlandırılır. Bazı yeşil olmayan ilkel bitkiler de hücrenin dışına besini sindiren enzimler çıkarırlar. Ekmek küfü ve akrabaları çürümekte olan bitki ve hayvansal maddeleri sindirirler. Bu küf mantarı besini sindirebilmek için hücrenin dışına difüzyonlar enzimler salgılar ve sonra sindirilen maddeleri hücre içine alır. Çürümekte olan odun küfle örtülür. Bu küf mantarl...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
SİHİRLİ KÖK HÜCRELERİ Son zamanlarda bazı hastalıkların tedavisinde kök hücrelerin kullanılabileceği yaygınlaşıyor.Bunun en önemli nedeni ise kök hücrelerinden farklı hücre çeşitlerinin geliştirilebilmesidir. İnsan gelişiminin en ilginç evrelerinin biri olan ilk 15 günün içinde ve o günlerde yalnızca kök hücrelerden oluşan bir hücre yumağı halindeyiz.Doğana kadar aylar,bugünkü halimize gelene kadar yıllar geçer.Büyüdükçe hücrelerimiz çoğalır.Sonuç olarak trilyonlarca hücreden oluşan yetişkin bir insan haline geliriz.Ancak,hiçbir zaman trilyonlarca hücrenin tümü, anne karnındaki ilk 15 günde olduğu gibi birbirinin aynı olamaz.Oysa yaşam tek bir hücreden başlıyor.Annenin yumurtası, babanın spermiyle dölleniyor.Döllenmiş yumurta, her 36 saatte bir ikiye bölünüyor.İşte büyümenin sırrı.Bu sırrı çözmek kolay,Ama başlangıçtaki tek bir hücreden nasıl olup da bu kadar çok çeşitte hücre oluşabileceğinin sırrı da "kök hücrelerde "gizli.
SOLUNUM SİSTEMİ Giriş: Solunum kelimesi iki anlamda kullanılabilir. Hücresel düzeyde, hücresel oksidatif metabolizma anlamındadır. Organizma düzeyinde ise, gaz değişim yüzeylerinin, yani akciğerlerin atmosfer havası ile havalanması demektir. Solunum sistemi, dolaşım sisteminin atmosferle olan bağlantısını sağlar. Amfibian denilen kurbağa gibi hem karada hem de suda yasayan canlılarda metabolizma düşük olduğu için cilt solunumu yeterlidir. Eğer insanlarda kurbağalar gibi cilt solunumu yapsalardı, o zaman insanların metabolizması daha yüksek olduğu için, insan vücudunun yüzeyinin, gerçek yüzeyinden kat kat fazla olması gerekir idi. Akciğerler ağırlık olarak vücudun pek az bir kısmını oluştururlar, fakat yüzey olarak çok fazla bir yer kaplar. Yunan mitolojisine göre, "PNEUMA" yani nefes, görülmez kişisel bir ruhtur ve sahibine hayat verir. Sağlıklı insanlar, soluk almayı, değerini takdir etmeden, verilmiş bir hak gibi kabul ederler, çünkü soluk alıp verme hemen hemen gayretsizdir ve bilinçsizce yapılır. Oysa solunum hastalığı olanlar için, her soluk bir altın değerindedir. Solunum hastalıkları genellikle, soluk havasının ya sigara dumanı ya da kirli hava ile kirlenmesinden kaynaklanır. Solunum sisteminin bir diğer görevi de ses çıkarmaktır. Konuşurken, solunum sisteminde dolasan hava, ses tellerini titreştirir, oluşan bu sesin havayla dolu boşluklarda yankılanmasıyla bazı frekanslar diğerleri üzerine baskın çıkar, bu da her kişiye kendine has özel sesini verir. SOLUNUM SİSTEMİ ANATOMİSİ Solunum sistemi burun, ağız, farinks (yutak), larinks (gırtlak), trakea (soluk borusu), bronşlar, bronsioller, ve alveollerden oluşur. Trakeadan sonra ilk dallanan yapılara bronşlar, broşlardan sonraki daha dar çaplı yapılara da bronsioller denilmektedir. Bronşlar, bronsioller ve terminal bronsiollerde gaz alışverişi olmaz, bu kanallar anatomik ölü boşluk olarak adlandırılır. Anatomik ölü boşlukta bulunan hava hacmi 150 ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
SOLUNUM SİSTEMLERİ Oksijen havadan alınıp hücrelere kadar taşınması;yanma sonucu oluşan CO2’nin vücuttan atılması olayına solunum denir. Bu görevi gerçekleştiren solunum sistemleri denir. Genel anlamda solunum canlı organizmada gaz değişimini ifade etmek için kullanılır. Hücrelerin besinleri oksijenle yanarak enerji elde etmesi sırasında yan ürün olarak CO2 çıkar. HÜCRE İÇİ SOLUNUM Karbonhidrat,yağ,gibi bileşiklerin kimyasal bağlarındaki enerjisiyle ATP sentezleşmesine denir. HÜCRE DIŞI SOLUNUM Canlıların dış ortamdan oksijen alıp dış ortama karbondioksit vermelerine yani soluk alıp vermelerine denir. Hücre dışı solunum hayvanlarda kanın temizlenmesini sağlar. HAYVANLARDA SOLUNUM SİSTEMLERİ Hayvanlar aleminde yaşayan canlıların çeşitli solunum şekilleri vardır. Solunum yüzeyinin alanı canlıların oksijene duyduğu ihtiyaca göre değişir. Karmaşık yapılı canlıların oksijene dolayısıyla enerjiye daha çok ihtiyacı olduğundan solunum organları geniş bir solunum yüzeyine sahiptir. Bütün bu solunum şekillerinin hepsinin ortak görevi taşıma sistemindeki sıvı ile solunum yüzeyi arasındaki gaz alış verişini sağlamaktadır. O2 içeriye alınması ve CO2’nin dışarıya atılması tek hücreli canlılarda hücre yüzeyi ile çok hücreli canlılarda ise özel bir solunum sistemi ile gerçekleştirilir. TEK HÜCRELİ CANLILARDA SOLUNUM SİSTEMİ Tek hücrelilerde solunum gazların hücreye giriş-çıkışı hücre yüzeyinden difüzyon ile sağlanır. Tabi burada unutulmaması gereken nokta şu ki;sudaki oksijen oranı atmosferinkinden çok daha az olduğu için hücre etrafındaki suyun devamlı değiştirilerek,hücre içi oksijen oranı ile hücre dışı oksijen oranı farkının sabit tutulması gerekir. Bu nedenle tek hücreliler sil,kamçı ve yalancı ayak gibi hareket,organ elleriyle devamlı bir akıntı oluşturur ve kendine taze zemini sağlar. Çok hücreli canlılardan ise süngerler ve sölentelerde de özelleşmiş bir solunum sistemi yoktur. Bunlarda ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Bölüm: Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği Ders: Öğretim Tasarımı Hoca: Doç. DR. Servet Bayram Hazırlayan: Sezai KAYMAZKAYA No: 20010077 Konu: Solunum SistemiTutorial Ödevİ SOLUNUM SİSTEMİ GİRİŞ Sarayiçi İlköğretim Okulu 6. sınıfta öğretimi yapılan Fen Bilgisi dersinin “Solunum Sistemi” ünitesinin öğretim tasarımı B. Seels ve Z. Glasgow’un (Seels; Glasgow,1997) öğretim tasarımı modeline göre yapılacaktır. Seels ve Glasgow’un modeli dört aşamadan meydana gelen on basamaklı bir öğretim tasarımı sürecidir. Modelin aşamaları: Problem analizi, Görev ve öğretim analizi, Hedeflerin ve ölçütlerin belirlenmesi, Öğretim Stratejileri Medya seçimi, Materyal geliştirme, Şekillendirici değerlendirme, Uygulama, Erişim değerlendirmesi, Uygulama, yayılım ve dağıtım basamaklarından meydana gelmektedir. PROBLEM ANALİZİ Bilgi Toplama İdeal-Reel Karşılaştırması Performans Analizi Kaynakların Ve Sınırlılıkların Belirlenmesi Öğrenme Karakterinin Belirlenmesi Hedef Ve Öncelikli Hedef Belirlenmesi Problem Cümlesi Yazımı Bilgi Toplama (Gather Information) İlköğretim 6.sınıf öğrencilerine Fen Bilgisi dersi kapsamında Solunum Sistemi ünitesi ders yılının 1.döneminde öğretilmeye çalışılmaktadır. Öğretmen branşında ders verebilecek seviyede bilgiye sahip ve yeteneği oldukça yüksektir. Öğretimin gerçekleştirileceği sınıfın mevcudu 36 kişidir ve bunların 25’i erkek 11’i kız öğrencidir. Sınıf ortamı normal düzeyde olup bunun yanı sıra dersin işlene bileceği laboratuar ve yardımcı materyal olarak bilgisayarlar bulunmaktadır. Öğretime geçilmeden önce öğrencilerin hangi seviyede olduğu hakkında bilgi edinmenin en iyi yolu işlenecek konu hakkında hazırlanmış bir ön test sunulmasıdır. Bu test öğretmenin nasıl bir ders planı izlemesi gerektiği konusunda fikir verir. Çünkü sunulan bu test ile öğrencilerin konu hakkındaki bilgi s...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
SolunumAkciğerlerde, hava keselerindeki hava bulunan O2 kana, kandaki C02 hava keselerine geçer.Dokularda, kanda fazla olan 0 dolu sıvısı aracılığı ile hücrelere, CO2 ise hücrelerden kana geçer.Canlylarda, solunum organlarıyla alınan 02, kan tarafından (karasal böcekler hariç) dokulara taşınır.02 ve COz, kan sıvısında erimiş halde veya alyuvarlarda taşınır. Hayvanlaryn kanında O2 ve CO2 taşıyıcı, solunum pigmentler denilen boya maddeleri vardır. Solunum pigmentleri ortak özellikleri 02 ile tersinir reaksiyon girebilmeleridir.Omurgalylarda, alyuvarlarda bulunan bu pigmentler, omurgasız hayvanlarda genellikle plazmada bulunur. Organizasyon arttıkça 02 ihtiyacı artmış, buna bağlı olarak kanın, 02 taşıma kapasitesi de artmıştır.
Sol-Elli Proteinler Protein olusumuyla ilgili evrimci tezlerin gerçeklesmesinin imkansizligini biraz daha detayli olarak inceleyelim.Canlilarda bulunan bir protein molekülünün meydana gelmesi için yalnizca uygun amino asitlerin uygun sirada dizilmeleri yeterli degildir. Bunun yani sira, proteinlerin yapisinda bulunan 20 çesit amino asitten herbirinin de yalnizca "sol-elli" olmasi gereklidir. Kimyasal olarak ayni amino asitin hem sag-elli hem de sol-elli olmak üzere iki farkli türü vardir. Bunlarin aralarindaki fark, üç boyutlu yapilarinin birbiriyle zit yönlü olmasindan kaynaklanir. Aynen insanin, sag ve sol elleri arasindaki farklilik gibi... Her iki gruptan amino asitler de birbirleriyle rahatlikla baglanabilir. Ancak yapilan incelemelerde sasirtici bir gerçek ortaya çikmistir: En basit organizmadan en mükemmeline kadar bütün canlilardaki proteinler, sadece sol-elli amino asitlerden olusmaktadir. Ayni amino asitin sol elli (L) ve sag elli (D) izomerleri. Canlilardaki proteinler sadece sol elli amino asitlerden olusur. Proteinin yapisina katilacak tek bir sag-elli amino asit bile o proteini ise yaramaz hale getirmektedir. Hatta bazi deneylerde bakterilere sag-elli amino asitlerden verilmis, ancak bakteriler bu amino asitleri derhal parçalamislar, bazi durumlarda ise bu parçalardan yeniden kendi kullanabilecekleri sol-elli amino asitleri insa etmislerdir. Bir an için evrim teorisinin iddia ettigi gibi canliligin tesadüflerle olustugunu varsayalim. Bu durumda, yine tesadüflerle olusmus olmasi gereken amino asitlerden dogada sag ve sol-elli olmak üzere esit miktarlarda bulunacakti. Dolayisiyla, tüm canlilarin bünyelerinde sag ve sol elli amino asitlerden karisik miktarlarda bulunmasi gerekirdi. Çünkü, kimyasal olarak her iki gruptan amino asitlerin de, birbirleriyle rahatlikla birlesmesi mümkündür. Oysa bütün canli organizmalardaki proteinler yalnizca sol-elli amino asitlerden olusmaktadir. Proteinlerin nasil olup da bunlarin içinden yalnizca sol-ellilerini ayik...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
SINIR SISTEMIMERKEZI SINIR SISTEMI:Merkezi Sinir Sistemi 2 ana parçadan olusur: beyin ve omurilik. Ortalama bir eriskinin beyni 1300-1400 gramdir. Beyin 100 milyar sinir hücresi (nöron) ve trilyonlarca “glia” denilen destek hücrelerinden olusur. Omurilik ise yaklasik olarak kadinlarda 43 cm erkeklerde ise 45 cm uzunlugunda ve 35-40 gram agirligindadir. Omurilik Kolumna Vertebralis denilen birçok kemikten olusmus bir kemik yapi içinde bulunmaktadir. Kolumna Vertebralis 70 cm uzunlugundadir, yani omurilik kolumna vertebralisten oldukça kisadir.
Sigaranın, Avrupalı kâşiflerin Kuzey Amerikaya gidip, oranın yerli halkıyla barış çubuğu tüttürmesine kadar uzanan çok eski bir tarihçesi var. Sizlere burada tütünün kronolojik tarihçesini sunuyoruz: 19. Yüzyıldan Önce Tütün Kullanımı 1492den önce: Amerika kıtasının yerlileri tedavi ve dini amaçlarla tütün üretimi yapıyorlardı. 1492: Kristof Kolomb Amerikayı keşfetti. Avrupaya döndüğünde yanında bu kıtada daha önce hiç görülmemiş olan tütün tohumları ve yaprakları vardı. Kolombun mürettebatından Rodrigo Jerez tütün içerken görüldü ve şeytan tarafından ele geçirildiği iddia edilerek hapis cezasına çarptırıldı. 1535: Montreal Adasına ulaşan Jacques Cartier oradaki yerli halkın kendisine tütün sunmasından sonra günlüğüne "vücutlarını, ağızları ve burunları sanki birer bacaymışlar gibi tütene kadar, dumanla dolduruyorlar", "biz de onları taklit ettik, ancak duman biber gibi acıydı ve ağzımızı yaktı" diye yazmıştı. 1556: Fransa ilk defa tütünle tanıştı ve Jean Nicot kısa zamanda tütün içmeyi popüler hale getirdi (19. Yüzyıl bilim adamları "nikotin" olarak tanınan kimyasal maddeye onun adını verdiler). 1565 yılına gelindiğinde, tüm Avrupaya yayılan tütün alışkanlığı, ünlü İngiliz aristokratı ve şairi Sir Walter Raleighnin tütün içmeye başlamasıyla, İngiltereye de girdi. 1610: Japonyada tütün üretimi ve içimi yasaklandı. 1612: Amerikada Virginiada ilk defa ticari tütün ekimi yapıldı ve başarıya ulaştı. Amerikalı tütün ekicisi John Rolfe daha sonra ünlü Kızılderili kızı Pocahontasla evlendi. On yıl içinde, tütün Virginia eyaletinin en önemli ihraç maddesi haline geldi. Tütün ekimi için köle iş gücü kullanılmaya başlandı. 1618: Virginia 20.000 libre tütün üretti. 1622: Virginia, bir Kızılderili saldırısında kolonisinin üçte birini kaybetmesine rağmen 60.000 libre tütün üretti. 1627: Virginia, 500.000 libre tütün üretti. 1629: Virginia tütün üretimini üç katına çıkararak 1.500.000 libre tütün üretti. 1634: Maryland kuruldu. Marylandde de tütün ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
SAHTE ZEVKTütün; patlıcangiller familyasından bir bitkidir. Tropikal bir bitki olmasına karşı günümüzde geniş bir tarım alanında yetiştirilmektedir. Dünyanın en önemli sanayi ürünlerinden birisidir. Gıda maddesi olmamasına karşılık dünyada tüketimi ve ekonomik faaliyetleri yüksek bir bitki olarak dikkat çekmektedir.Tütünü diğer bitkilerden ayıran en önemli özellik yapraklarında bulunan nikotindir. Nikotin organik azotlu maddelerden oluşan bir alkoloiddir. Bu sebeple tütün keyif verici olarak kullanılmaktadır.Asıl dikkat çekici nokta tütünün keyif verici olarak nitelendirilmiş olmasıdır. Tütün keyif verici değil rahatsızlık vericidir ve alışılan, tütünün keyfi değil tütünün kendi verdiği rahatsızlığı yine kendisinin ortadan kaldırmasıyla oluşan sahte zevktir. Yani gerçekte insan sigarayı değil sigaranın yaratmış olduğu rahatsızlığı (hastalığı) yine sigaranın ortadan kaldırmasıyla oluşan rahatlamayı sever ve bu da sahte bir sevgi, sahte bir zevktir.
RNA-DNA RIBONÜKLEIK ASIT (RNA) RNAlar ribonukleotitlerinbirbirlerine baglanmasi ile meydana gelen tek zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kiyaslandigi zaman boylari daha kisadir. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak bulunmaktadirlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde genellikle üç ana sinif RNAya rastlanmaktadir. Bunlar mesencir RNA (mRNA), ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dir. Bütün RNAlar tek zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül agirligina sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir. MESENCIR RNA (mRNA) DNAda sakli bulunan genetik bilginin, protein yapisina aktarilmasinda kaliplik görevi yapan araci bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur ve DNAdan aldigi genetik sifreye göre sentezlenecek proteinin amino asit sirasini tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde bulunan ve gen adi verilen belirli bir bölge ile komplementerlik göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklasik 10.000 farkli mRNA molekülü ihtiva etmekte ve bunlarin her birinden bir veya daha fazla polipeptid zinciri sentezlemektedir. TRANSFER RNA (tRNA) tRNAlar da ribonukleotidlerin polimerize olmasi ile meydana gelmis, çok kivrimlar gösteren ve tek zincirli yapiya sahip bir RNA çesididir. tRNAlar yonca yapragina benzeyen üç boyutlu yapilarinda yer yer çift sarmalli bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid sayisi 70 ile 99 arasinda, molekül agirligi ise 23.000 ile30.000 dalton arasinda degismektedir. Dogada yer alan 20 aminoasitin her biri için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadir. tRNAlar adaptörlük görevi yaparak bir uçlarina bagladiklari amino asiti, ribozoma tutunmus mRNAnin tasidigi kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNAlar üç bazdan meydana gelen antikodon adi verilen uçlari ile yine mRNA üzerinde bulunan ve kodon adi verilen bölgeye geçici baglanarak amino asitlerin mRNA üzerindeki sifreye göre dogru bir sekilde dizilmelerini temin etmektedir. RIBOZOMAL RNA (rRNA) ...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
RADYOAKTİVİTENİN TANIMI Bazı elementlerin kendiliğinden ışın ve enerji salmasıdır. Bu tanımı daha da açacak olursak,şöyle diyebiliriz:Uzayda enerjini belirli bir kaynakta tanecik ya da tanecik demetleri biçiminde yayılarak iletimi. Işınım sözcüğü yalnız enerjinin yayılımını ve iletimini değil,enerjinin kendisini de kapsar. Röntgen ışınları elektromanyetik ışınım adıyla bilinen genel türde bir ışınımdır;röntgen ışınlarının yanısıra elektromanyetik ışınım gamma ışınımlarını,morötesi ışınları,görünür ışığı,kızılötesi ışınları,mikrodalgaları ve radyo dalgalarını da kapsar. Elektromanyetik ışınım başka bir türüyle yüksek hızla hareket eden tanecikler biçiminde ışınım arasındaki ayrım her zaman kesin değildir;bir elektromanyetik dalga tanecikmiş gibi,tanecik ya da tanecik demetleri de elektromanyetik dalgaymış gibi hareket edebilir. Atomu iyona dönüştüren ışınmaya ise iyonlaşmış ışınım adı verilir;atom,proton ve nötronlardan oluşan bir çekirdekle,çekirdeğin çevresinde dönen bir ya da birkaç elektrondan oluşur;iyonlaşmış ışınım olan atom,elektron yiyerek iyona dönüşür. İyonlaşmaya ışınım ise,morötesi o,ışınları,görünür ışığı ve radyo dalgalarını kapsar. İyonlaşmış ışınımın başlıca iki türü vardır: 1-)Elektromanyetik ışınım (Röntgen ışınları ve gamma ışınları.) 2-)Tanecik ışınımı (Alfa parçacıkları,beta parçacıkları,nötronlar ve kozmik ışınlar.) 1-)ELEKTROMANYETİK IŞINIM: a-)Röntgen ışınları:Işığa benzeyen fakat gözle görülmeyen, oldukça delici özellikli bir radyasyon. Röntgen ışınlarına X ışını da denir. Sebebi;bu ışınları keşfeden ve ışınların özelliklerini tam bulamayan Wilhelm Conrad Rontgen “bilinmeyen” manasında kullanmıştır. Röntgen ışınlarının meydana gelişi ise : Röntgen ışını meydana gelirken,katottan çıkıp süratle hareket eden elektron katodun tam karşısındaki maden levhanın atomlarına vurunca, iç yörüngelerde dönmekte olan bir elektronu atomdan dışarı atar. Bu elektronun boş kalan yerine dış yörüngeden bir elektron atlar. Elektronlar bir yörünge...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Protista alemi, bir hücreli ve çok hücreli fotosentetik algleri, çok çekirdekli ya da çok hücreli heterotraf cıvık mantarları, bir hücreli yada basit Koloniyal heterotrafları içeren ökaryotik canlılardır. 1-Protistanın Genel Özellikleri Basit yapılı olmalarına rağmen çok hücreli organizmalarda görülen yaşamsal faaliyetlerin tümünü, sitoplazmalarındaki organellerinde gerçekleştirirler. Tatlısularda yaşayanlarda genellikle, denizde yaşayanlarında nadiren, boşaltım kofulu vardır. Algler, diatomlar, amipler, plazmodyum, terliksi hayvan, öglena protista alemine örnek verilebilir. 2-Protista Çeşitleri 1)Protozoalar 2)Algler 3) Cıvık mantarlar a)Protozoa: Protistaların bir hücreli hayvanlarına protozoa denilmektedir. Protozoa; kamçılılar, kökayaklılar,sporlular ve silililer olmak üzere dört grupta incelenirler. I)Kamçılılar: Hareket organeli olarak bir ya da birkaç kamçı bulundururlar. Çoğu pigment içeren plastidlere sahiptirler. Kendi besinlerini kendileri yaparlar. Bazıları serbest bazıları saprofitik bazıları da parazittirler. II)Kökayaklılar: Besinlerini ve hareketlerini pseudopod adı verilen yalancı ayaklarla sağlayan bir hücrelilerdendir. Kamçılılar ve silililere göre daha az organel içerdiklerinden daha basit yapılı organizma sayılılar. III)Sporlular: Çoğu omurgalı ve omurgasız hayvanlarda parazit yaşama uyum sağlamıştır. Besinlerini ozmosla alırlar. Gregarina, plasmodium bu grubun örneklerindendir. IV)Silililer: Vücutlarının üzerinde birçok sil, bir ağız ve anüs gibi büyük ve küçük çekirdek bulunmasıyla özelleşmiştir. Bazıları gözle görülebilecek kadar büyüktür. Denizlerde ve tatlısularda yaşarlar. Bazıları omurgalı hayvanlarda ortak yaşama uyum sağlamıştır. Ayrıca sitoplazmanın sertleşmesiyle meydana gelen canlı bir tabaka olan pelikula ile vücudun şekli sabit tutulur. b)Algler: Klorofil içerdikleri için fotosentez yapabilirler. Böylece kendi besinlerini üretebilirl...
Anasayfa: http://www.edubilim.com
Ana Menü
| Anasayfa |
| Haberler |
| Arama |
| İlanlar |
| Eğitim Siteleri |
Edubilim
| Forum |
| Resim Galerisi |
| Video Galerisi |
| Program Arşivi |
| Döküman Arşivi |
| Bilim Adamları |
| Kolay Ulaşım |
Üniversiteler
| Türkiye Üniversiteleri |
| Yabancı Üniversiteler |
Popüler Döküman
(Eğitim)
(Psikoloji)
(Eğitim)
(Otelcilik)
(Sunular)
Eğitim Siteleri
- Edebiyat- Türkçe -Şiir (12)
- Okul Öncesi (7)
- Sınavlar (10)
- Rehberlik Siteleri (11)
- Üniversite Siteleri (77)
- Eğitim Haberleri (12)
- Sözlük - Çeviri Siteleri (6)
- Ders Yardımcıları (5)
- Eğitim Forumları (9)
- Genel Eğitim Siteleri (13)