.

http://www.edubilim.com/ana




Basın Yayın

DosyalarEkleme Tarihi

Sıralama : İsim | Tarih | Tıklama [ Artarak ]
‘DÖRT T’ PLANI İşin ucunu insanların canına kastetmeye kadar götüren Ermeni terörünün amacı, sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır. Nihai hedef ise, "Büyük Ermenistan" rüyasıdır. Büyük Ermenistana giden yolda atılması gereken en önemli adim, sözde iddialar konusunda kamuoyu oluşturmak ve Türkiyeye yönelik emelleri gerçekleştirmektir. Bunun için uygulamaya konan ve "Dört T" seklinde adlandırılabilecek olan plan su dört kavrama dayanmaktadır: Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak... Yani, sözde Ermeni sorunu tüm dünyada terör yoluyla "tanıtılacak", sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiye’ce "tanınacak", sözde soykırımdan dolayı Türkiyeden "tazminat" alınacak ve "Büyük Ermenistan" rüyasını gerçekleştirmek için gerekli olan "toprak" Türkiyeden koparılacaktır!... "Dört T" plânına dayanak oluşturulan Ermeni iddiaları ise şunlardır: 1. Türkler, Ermenistan’ı işgal ederek Ermenilerin topraklarını ellerinden almışlardır. 2. Türkler, 1877-78 savaşından itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuşlardır. 3. Türkler, 1915 yılından itibaren Ermenileri plânlı şekilde soykırıma tabi tutmuşlardır. 4. Talat Paşanın, Ermenilerin soykırıma tabi tutulması konusunda gizli emirleri vardır. 5. Soykırımda hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1,5 milyondur. Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için iddiaların ve Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihsel gelişimini incelemek gerekmektedir. ERMENİ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ Ermeniler, tarih boyunca baska devletlerin yönetimi altinda kalmislar ve bagli olduklari devletlerin hizmetinde bulunmuslardir. Ansiklopedik kaynaklarda, Erivan, Gökçegöl, Nahcivan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukari memleket anlamina gelen Armenia, bu yörelerde yasayan halka ise Ermeni denildigi yer almaktadir. Ermeni tarihçilerin bir kis...
ÖZEL EGE LİSESİ 2001-2002 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM TÜRKÇE KİTAP SUNUMU İbrahim TAŞYURT 11/A No:126 Kitabın Adı: Hangi Laiklik Kitabın Yazarı: Attilâ İlhan Yayınevi: Bilgi Yayınevi, Ankara,1995 Attilâ İlhan’ın Hayatı: 15 Haziran 1925’te Menemen’e doğan Attilâ İlhan, Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu’nu ve Karşıyaka Ortaokulu’nu bitirdi. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıftayken Türk Ceza Kanunu’nun 141. Maddesine aykırı davrandığı gerekçesi ile tutuklandı, okuması engellendi. Danıştay kararı ile eğitimini sürdürdü. İstanbul Işık Lisesi’ni bitirdikten sonra, İstanbul Hukuk Fakültesi’ni yarıda bıraktı. 1949-1965 yılları arasında, aralıklarla altı yıl Paris’te yaşadı. Ali Kaptanoğlu adıyla senaryolar yazdı. Demokrat İzmir Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını yürüttü. Ankara’da Bilgi Yayınevi’nin danışmanlığını yaptı(1973-1979). Çeşitli dergi ve gazetelerde köşe yazıları ve sinema eleştirileri yazdı. Yazarın yayımlanan ilk şiiri 1941’de yazdığı Balıkçı Türküsü’dür. 1946 yılında yazdığı “Cebbaroğlu Mehemmed” şiiri CHP şiir ödülünü kazandı. Kısa sürede şiir, denme ve eleştirileriyle, edebiyat dünyasında kendine özgü bir yer edindi. Attilâ İlhan, şiirde Garip ve İkinci Yeni akımlarına şiddetle karşı çıktı. Mavi Hareketi adlı toplumsal gerçekçi bir şiir akımı başlattı. Sanat hayatının ilk dönemlerinde takip ettiği Nazım Hikmet çizgisinden ayrılarak, karmaşık ve bireysel bir duyarlılığa yöneldi. Eleştiri, deneme ve romanlarında ise toplumsal gerçekçiliğe bağlı kaldı. Düşünceleri: “Benim formasyonum solculuk. Ben başından beri aynı istikamette yaşamışımdır. Haya tarzım da solcudur.” ifadeleriyle, düşünce yapısının ana hatlarını çizen Attilâ İlhan’ın sol anlayışı; daha çok, burjuva temeline dayanan ve milli çizgide bir anlayıştır. Bu yönüyle diğer sol aydınlardan ayrılan Attilâ İlhan, aydınları kıyasıya eleştirir. Onları bilinç değil inanç aydını olmakla suçlar ve aydınların düşüncelerinin dogmatik olduğunu savun...
Zeynep Alemdar 1961de Ankarada doğdu. 1982de SBF Basın Yayın Yüksek Okulunu bitirdi, Associated Pressin Ankara bürosunda muhabir olarak çalışmaya başladı. Alfred Friendly basın bursunu kazanarak gittiği ABDde, altı ay Washington Post gazetesinde çalıştı. Şimdi yine Associated Pressteki görevini sürdürüyor. ESERİ:Oyunun Kuralı Basında Özdenetim Bilgi Yayınevi ...
Zekeriya Sertel Selanike bağlı Usturumcada varlıklı bir ailenin çocuğu olarak 1890 yılında doğdu. İlk öğrenimini doğduğu yerde, orta öğrenimini Selanik ve Edirnede tamamladı. Ardından Selanikte Hukuk Mektebine devam etti. Gazeteciliğe Selanikte çıkan İttihat ve Terakkinin yayın organı Rumelide başladı. Selanikin işgalinden sonra İstanbula geldi ve burada "Tasvir-i Efkar gazetesinde çalışmaya başladı. İstanbul Hukuk Mektebini bitirip, Pariste Sarbonnede sosyoloji öğrenimine başladı. 1. Dünya Savaşının çıkmasıyla İstanbula döndü. 1914de kendi gazetesi Turanı yayınladıktan sonra Sabiha Hanım’la evlendi. 1919da eşiyle birlikte ABDye giderek Colombia Üniversitesi Gazetecilik Fakültesini bitirdi. 1924te Resimli Ay dergisini yayınladı. Bu dergide, Nazım Hikmetin başlattığı Putları Yıkıyoruz yazıları nedeniyle tepki aldı. Dergide ayrıca Sadri Ertem, Sabahattin Ali ve Suat Derviş gibi tanınmış isimler de yazıyordu. Dergideki yazılarından dolayı İstiklal Mahkemesinde yargılanarak 3 yıla mahkum oldu. 1932de Faik Sabri Duranla birlikte Hayat Ansiklopedisini çıkarttı. 1936da İstanbulda İş Bankası tarafından çıkartılan Tan gazetesini Ahmet Emin Yalmanla birlikte satın alarak yeni biçimde yayınlamaya başladı.Tan 2. Dünya Savaşı sırasında, etkili bir gazete haline geldi. Yayınladığı yazılarından dolayı birkaç kez tutuklanan Sertel, Tek Parti yönetiminin baskılarının artması üzerine eşiyle birlikte ülkeyi terketti. Önce Parise, daha sonra Baküye giden Sertel, eşinin ölümü üzerine yeniden Parise yerleşti. Mart 1977de İstanbula dönen Sertel, Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde yazılar yazdı. 1980de öldü. ESERLERİ Sertelin, gazete ve dergilerdeki yazılarının yanı sıra, "Mavi Gözlü Dev (1968)", "Hatırladıklarım (1968)" ve "Nazım Hikmetin Son Yılları (1978)" adlı eserleri de vardır. Hatırladıklarım Zekeriya Sertel Remzi Kitabevi Zekeriya Sertel, Türk basın ve siyaset tarihinin en önemli isimlerindendir. Gazeteciliğe 1...
Yıldız Sertel ESERLERİ Ardımdaki Yıllar Yıldız Sertel İletişim Yayınevi / Anı Dizisi İstanbul 2001 "Ardımda kalan yıllar, Türkiyede demokrasi, hürriyet, insan hakları ve sosyal adalet için sürekli bir savaş veren iki insanla, annem ve babam, Sabiha ve Zekeriya Sertelle beraber geçti. Polis devletinin baskısı yüzünden, onlarla beraber 1950de yurtdışına çıkmak zorunda kaldıktan sonra, Doğu ve Batı Avrupanın değişik ülkelerinde yaşadım, değişik üniversitelerde okudum, değişik sosyal rejimler, yaşantılar gördüm. Kısacası çok gezdim, çok gördüm, gördüklerim üzerinde düşündüm." Yıldız Sertelin Ardımdaki Yılları, uzayan bir sürgünlüğün, sıkıntıların, anne ve baba acısının her anlamda tarihe düşülmüş notları... Entelektüelin gönüllü sürgünlüğünün yanına, siyasi baskıların, ayrılığın, yarım kalmış yaşamların acısını da katan bu kitap, bütün bir hayatın içinde, yalnızca yazarının yaşadıkları açısından değil, farklı yaşamların kesişme noktasında olması açısından bugün çok daha değerli... (Arka Kapak) xxx Annem Sabiha Sertel Kimdi, Neler Yazdı? Yıldız Sertel Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi İstanbul 2001 Cumhuriyet döneminin ilk kadın gazetecilerinden Sabiha Sertelin yaşamı yakın tarihimizin bir özeti: Sürgünler, tutuklanmalar, düş kırıklıkları ve bunlara direnen bir çalışma azmi, özgürlük uğruna onurlu bir mücadele... Kızı, araştırmacı-yazar Yıldız Sertelin, kişisel yönleri ve toplumsal-siyasal çağrışımlarıyla "roman gibi" kaleme aldığı bir yaşam öyküsü. Yakın tarihizimizin bilinmeyen yönlerini bu "çok özel" yaşam çerçevesinde keşfetmemiz, bireysel deneyimler aracılığıyla kolektif belleğimize sahip çıkmamız için... (Arka Kapak) xxxxxxx Sertellerin Anılarında Nazım Hikmet ve Babıali Zekeriya Sertel , Sabiha Sertel , Yıldız Sertel Adam Yayınları / Anı Dizisi İstanbul 1993 "Annem Sabiha Sertel, babam Zekeriya Sertel ve ben ömrümüzün önemli ve uzun yıllarını Nazım Hikmetle geçirdik. (...) Nazım Hikmet hakkınd...
Yücel Yener HAKKINDA YAZILANLAR TRT Çiftlik Gibi haberturk.com Haber giriş tarihi 25.05.2001 - TRTDE GENEL MÜDÜRLÜK KAVGASI TAM BİR ÇAMUR ATMA YARIŞINA DÖNÜŞTÜ !!! HABERTÜRK, TRTYİ BÜYÜK DEVLET KİTİ OLARAK HER ZAMAN ELEŞTİRDİ, VATANDAŞIN VERGİSİNİN GEREKSİZ YERE TRTNİN ŞİŞKİN KADROSUNA VE İZLENMEYEN PROGRAMLARINA HARCADIĞI İÇİN DE YERDEN YERE VURDU !!! ANCAK SON ZAMANLARDA ÇIKAN KOLTUK SEVDASI ADLI KİTAP, ADETA GENEL MÜDÜRÜ YENİDEN SEÇTİRMEME KAMPANYASININ BİR PARÇASI HALİNE GELDİĞİ İÇİN ETİK KAYGILARA YOLAÇIYOR... BENZER ŞEKİLDE YÜCEL YENER HAKKINDAKİ E-MAİL BOMBARDIMANLARI DA YİNE FAİR PLAY KAPSAMINA GİRMİYOR. BÜTÜN BUNLAR NEDEN DAHA ÖNCE SIZDIRILMADI, ARAŞTIRILMADI, NEDEN GENEL MÜDÜRLÜK YARIŞIYLA BİRLİKTE YOĞUNLAŞTI ? ASLINDA BU SORUNUN YANITI NEDEN TRTNİN BİR AN ÖNCE ÖZELLLEŞTİRİLMESİ GEREKTİĞİNİ DE GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR !!! TRTde genel müdürlük seçimi yaklaştıkça, bu rekabet çerçevesinde e-mail bombardımanları yaşanıyor. Şimdiye kadar ortaya çıkmayan söylentiler bir bir dedikodu olarak yayılıyor. Oysa bu pek fair değil... Yolsuzluk varsa, daha önceden bu maillerin gönderilmesi ve araştırılmasının istenmesi gerekyordu. Şimdiyse büyük olasalıkla genel müdürlük yarışı çerçevesinde bir ihbar mekinazmasıişlemeye başladı. İddialar doğru olabilir de olmayabilir de, ama kesin olan şu ki TRTde yönetimiyle muhalefetiyle etik bir sorun yaşanıyor... İşte elimize onlarcası ulaşan aşağıdaki önreği de biraz da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor !!! TRT ÇALIŞANLARI TRTyi İHBAR EDİYOR Görev süresinin bitimine iki ay kala, Genel Müdür ve ekibinin hergün yeni bir yolsuzluğu gün yüzüne çıkıyor. Biz TRT çalışanları, bu yönetim yüzünden kurumumuzda çalışıyor olmaktan utanır hale geldik; artık çocuklarımıza genelevde kağıt peçete sattığımızı söylüyoruz... KOLTUK SEVDASI adlı kitapta, Y.YENER ve ekibinin bütün pislikleri, belgeleriyle ortaya konuyordu...Şimdi, bunlara bir yenisi eklendi: Dramalardan sorumlu Genel M...
Yusuf Sancak 1960 yılında Muş’ta doğdu.Eğitim Fakültesinde ve Azerbaycan Üniversitesinde eğitim yaptı.1984 yılında Milli Gazete’de muhabir olarak gazeteciliğe başladı.Türkiye gazetesinde çalıştı.İhlas Haber Ajansı İstihbarat Servisi Şefliği ve TGRT Haber Müdürlüğü yaptı.Veri Haber Ajansı Genel Müdürü.Avrasya,Platform ve Çağrışım dergilerinde yazıları yayınlandı. ...
KİTABIN ÖZETİ :Rust görevine yeni başlamış genç bir savcıdır. John Whıte ise Rust’ ın kendine örnek aldığı birisidir ve başsavcı yardımcısıdır. Whıte, Rust’a ilk ve en önemli dersi verir. Onu bir duruşmaya götürür. Bu duruşma jürili bir duruşmadır. Whıte Rust’ a sanığı mutlaka “suçlu” olarak eliyle işaret etmesi gerektiğini; bunu yapmaya cesaret edemezse jürinin de sanığı suçlu bulmaya cesaret edemeyeceğini anlatır. Kendi bölgesinde göreve başlayan Rust, çalışma ortamından memnun değildir. 
İÇİNDEKİLER I. BÖLÜM 3 1. DERGİ 3 1.1. Dergi Nedir? 3 1.2. Derginin Tarihi 4 1.3. Türkiye’de Dergiler 6 1.4. Dergilerde Reklam 8 II. BÖLÜM 10 2. DERGİ TASARIM 10 2.1. Kapak Tasarımı 10 2.2. Dergilerde Tipografi 11 2.3. Dergilerde Fotoğraf ve İllüstrasyonlar 12 2.4. Dergilerde Sayfa Düzenlemesi 12 3. ÜNİVERSİTEMİZ TARAFINDAN DÜZENLENEN AYLIK BÜLTEN 14 3.1. Bülten Nedir? 14 3.2. Kapak Tasarımı 14 3.3. İçeriği 15 3.4. Sayfa Düzenlemesi 15 3.5. Tipoğrafik Düzen 15 3.6. Çıkış Aşamaları 16 4. SONUÇ 17 5. ESKİ BÜLTEN ÖRNEKLERİ 18 6. PROJE UYGULAMAMDAN ÖRNEK SAYFALAR 20 7. KAYNAKÇA 23 8. TEZ PROJE SAVUNMASI 24 ÖNSÖZ Dergiler günümüzün basılı iletişim ve grafik tasarım elemanları arasında önemli yer tutar. Hitap ettikleri hedef kitlelere göre insanları bilgilendirirler. Dergilerde gazeteler gibi bir takım haberleri içerir, ancak günlük olarak yayınlanmazlar. Dergiler periyodik olarak haftalık, aylık yada üç aylık yayınlanırlar. Bültenler genel olarak bir kurumun çalışmalarından ilgili kişileri bilgilendirmek amacıyla belirli zamanlarda yayınlanan mektuplardır. Ancak benim projemde işlediğim bülten ise dergi formatında bir bülten tasarımıdır.Üniversitemizin halkla ilişkiler mesajlarının hedef kitleye ulaştırılmasında bir araç olarak kullanılmaktadır. Çalışmalarımda eleştiri ve yönlendirmeleriyle yardımını esirgemeyen danışman hocam Öğretim Görevlisi Ahmet Vildan BÜYÜKEKŞİ’ye ve Süleyman Demirel Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Erdoğan ÜNSER’ e yardımlarından dolayı teşekkür eder, saygılarımı sunarım. I. BÖLÜM DERGİ Dergi Nedir? Düzenli aralıklarla yayınlanan, değişik ilgi alanlarına hitap eden, deneme, makale, inceleme, araştırma ve eleştiri gibi yazılar, değişik edebi türleri ya da belirli konulara yönelik derlemeleri içeren ve genellikle resimli olan basılı yayınlardır. Dergiler alanlarına göre; toplumu bilinçlendiren medya iletişim araçlarındandır. Bu dergi t...
Yalçın Doğan Gazeteci-Yazar.. Uzun yıllar Milliyette köşe yazarlığı ve genel yayın yönetmenliği yaptıktan sonra işten çıkarıldı. Halen Cumhuriyette köşe yazarlığı, TRTde bir program yapıyor. ...
Yalçın Bayer HAKKINDA YAZILANLAR Yalçın Herkes hırsız Bayer FATİH ALTAYLI Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi Gün boyunca en az iki telefonla aynı anda konuşur, o sırada masasında çalan cep telefonuna da asistanına baktırır. Ve her üç dakikada bir ‘‘Hırsıııııııız’’ diye bağırır. Hırsıııııııııız.’’ 130 desibellik böyle bir haykırışla günde en az 20 kere yerinizden fırladınız mı hiç? Fırlamadıysanız, bizim Reha Erdoğanın neler çektiğini anlayamazsınız. Bu nida Rehanın içine öyle bir işledi ki, zaman zaman yataktan bile bu sesle uyanıyormuş: ‘‘Hırsıııııııııız’’ Rehanın tek suçu, Yalçın Bayere oda komşusu olmaktı. Çünkü Sevgili Bayer gün boyunca biri bir kulağında, biri diğer kulağında en az iki telefonla aynı anda konuşur, o sırada masasında çalan cep telefonuna da asistanına baktırır. Ve her üç dakikada bir ‘‘Hırsıııııııız’’ diye bağırır. Önceleri hepimiz koridora fırlıyor ve birisi Yalçın Abinin bir şeylerini çaldı diye peşinden koşmak için kaçmakta olan birilerini arıyorduk. Ama sonradan hepimiz öğrendik ki, bu Yalçın Bayerin doğal hali. Adam arada bir birilerine ‘‘Hırsıııııııız’’ diye bağırmadan duramıyor. Gerçi Yalçın Bayerin bu seslenişi hiç sahipsiz kalmıyor ve ülkemizde Yalçının her saniye bağırmasına karşılık gelecek kadar hırsız var, olan bizim ve tabii başta Reha Erdoğanın kulaklarına oluyor. Reha geçen hafta Ertuğrul Özköke giderek ‘‘Ben bu odada oturacaksam, işgüçlüğü zammı isterim’’ dedi. Bunun üzerine Özkök Rehanın odasını başka yere taşıttı ama Yalçın Abinin yanına kimse taşınmıyor. ‘‘Hırsıııııız’’ nidalı oda bomboş duruyor. Gerçi Yalçın Bayer o odayı pek yakında doldurur. Çünkü Yalçın Abi aynı anda iki telefonla kunuştuğu gibi, her iki telefonda konuştuğu her şeyi bir yandan da bilgisayara aktarıyor. Fakat eski kuşak gazetecilerden olduğu için, bütün gün bilgisayara aktardıklarını ‘‘Ne olur ne olmaz’’ diyerek işten çıkmadan önce kağıda döküyor. Ve her gün gazet...
Virus Klezden kurtulmanızda yardımcı olacak bir link NimdaVirusu Palavra Virüs Haberleri Virüs Uyarısı En tehlikeli virus Clinton Virüsü Beceriksiz Çıktı Yeni virüs uyarısı "FBound.C" Coolsite (JS/Collsite-A) Wscript.Kakworm Noel Solucanı Yayılıyor, 20-12-2001 Yeni virüs "Goner"a dikkat ! Yeni virüs "Gokar" Badtrans E-mail Worm BadTrans Virüsünden Nasıl Kurtuluruz? WORM_BADTRANS.B sms_client/ Cep Telefonunda Virüs Tehlikesi "War Vote " Virüsü . İnternette Palavra Virüs Haberleri Kandırıyor Yazar: Turgay Seçen 23-09-2002 Geçen yıldan beri virüs haberleri hayatımızda hayli önemli bir yer tutuyor. Ancak bir de kandırmaca virüs haberleri var. Muhtemelen şakacı insanların yaydıkları bu haberlerin bazıları sanki ciddiymiş ifadesi veriyor. Öyle ki bunların bir tanesi Hürriyet Gazetesinde pazar günü sanki ciddi bir habermiş gibi yayınlandı. Özellikle internetin gelişmesi ve demirperde ülkelerindeki programcılar yenilenme dönemi sonrası, hayatımıza Bilgisayar virüsleri ifadesi girdi. Küçük program parçacıkları olan bu virüsler, çoğu zaman iş bulamayan ama yeteneği yüksek programcılar tarafından üretildi. 2001 ve 2002de hayli yoğun bir virüs saldırısı altında kaldık. Ancak virüslerin yanısıra, yalan virüs mailleri ile de karşılaşıyoruz. Bu virüs mailleri şakacı kişiler tarafından sanki gerçek virüsmüş gibi ince ince tariflenerek yazılıyor ve birbirine gönderme yoluyla internette yayılıyorlar. Öyleki, bir müddet sonra gerçekten bir virüs olduğunu zanneden kişiler artıyor. Nitekim Hürriyet Gazetesi de bu tür bir oyuna düşmüş gözüküyor. Pazar günü yayınladığı Hayat Güzeldir virüsüne dikkat ! başlıklı haberde; Microsoftun popüler sunum programı PowerPoint ile gönderilen yeni bir virüsün, bilgisayarın kontrolünü virüsü gönderen kişiye verdiği bildirildi. Trojan (Truva Atı) cinsi virüs, "Life Is Beautiful" (Hayat Güzeldir) adlı bir dosyayl...
VII. KÜTÜPHANELER VE SÜRELİ YAYINLAR Süreli yayınlar araştırmacılar için vazgeçilmez kaynaklardır. Çünkü bunlar genellikle en yeni ve en ayrıntılı bilgileri içerirler. Bu yayınların her sayısında birden fazla kişinin araştırma ve incelemeleri yer alır. Bir süreli yayın(periodical) yılda birkaç kez ve düzenli aralıklarla çıkartılır. Bu yayınları günlük hayatta, “dergi”, “mecmua” ya da “periyodik olarak adlandırırız. Bir de süreli olmayan yayınlar vardır. Bunlar yılda birden çok kez yayınlanırlar; ne var ki bunların yayınlanışı düzenli değildir, yani hangi aralıklarla çıkartılacakları ve yayımlarının ne zaman kesileceği belirlilik göstermez. Bu iki grubun dışında bir de serials olarak adlandırılan, dilimizde ise “dergi”, “sürekli yayın” ya da “süreğen yayın” olarak adlandırılan; belirli alanlarda yayımlanan, düzenli veya düzensiz aralıklarla çıkartılan kaynaklar vardır. Örneğin bir istatistik örgütünün tarım, sanayi, fiyatlar gibi alanlarda zaman zaman yayınladığı istatistik bültenler buna örnektir. Süreli yayınların kitaplara göre bazı özellikleri vardır. Bunlar genellikle sayılar halinde çıkartılırlar. Sayıların bir araya gelmesinden ciltler oluşur. Çoğu kütüphanelerde süreli yayınların son sayıları, ayrı bölümlerde ve özel raflarda sergilenir. Böylece okuyucu son çıkan dergideki yazıları daha kolay görebilir. Derginin o yıla ait önceki sayıları ise alt tarafta biriktirilir ve yıl sonunda sayılar tamamlandıktan sonra bunlar ciltlettirilerek kütüphanedeki yerlerine koyulurlar. Süreli yayınların numaralandırma sistemleri farklılık gösterebilir. Bazı dergilerin ilk sayısında sayfa numarası 1 ile başlar ve bu numaralandırma onu izleyen sayılarda da devam eder. Bu durumda kaynak gösterilirken yalnızca o yılın cilt numarası ile kaynağın sayfa numarasını belirtmek yeterli olur. Bazılarında ise her sayının sayfa numarası tekrar 1 den başlatılır. Bu sistemde ise cilt numarası ile sayı numarası ve sayfa numaralarının gösterilmesi gerekir. Günümü...
VII. KÜTÜPHANELER VE SÜRELİ YAYINLAR Süreli yayınlar araştırmacılar için vazgeçilmez kaynaklardır. Çünkü bunlar genellikle en yeni ve en ayrıntılı bilgileri içerirler. Bu yayınların her sayısında birden fazla kişinin araştırma ve incelemeleri yer alır. Bir süreli yayın(periodical) yılda birkaç kez ve düzenli aralıklarla çıkartılır. Bu yayınları günlük hayatta, “dergi”, “mecmua” ya da “periyodik olarak adlandırırız. Bir de süreli olmayan yayınlar vardır. Bunlar yılda birden çok kez yayınlanırlar; ne var ki bunların yayınlanışı düzenli değildir, yani hangi aralıklarla çıkartılacakları ve yayımlarının ne zaman kesileceği belirlilik göstermez. Bu iki grubun dışında bir de serials olarak adlandırılan, dilimizde ise “dergi”, “sürekli yayın” ya da “süreğen yayın” olarak adlandırılan; belirli alanlarda yayımlanan, düzenli veya düzensiz aralıklarla çıkartılan kaynaklar vardır. Örneğin bir istatistik örgütünün tarım, sanayi, fiyatlar gibi alanlarda zaman zaman yayınladığı istatistik bültenler buna örnektir. Süreli yayınların kitaplara göre bazı özellikleri vardır. Bunlar genellikle sayılar halinde çıkartılırlar. Sayıların bir araya gelmesinden ciltler oluşur. Çoğu kütüphanelerde süreli yayınların son sayıları, ayrı bölümlerde ve özel raflarda sergilenir. Böylece okuyucu son çıkan dergideki yazıları daha kolay görebilir. Derginin o yıla ait önceki sayıları ise alt tarafta biriktirilir ve yıl sonunda sayılar tamamlandıktan sonra bunlar ciltlettirilerek kütüphanedeki yerlerine koyulurlar. Süreli yayınların numaralandırma sistemleri farklılık gösterebilir. Bazı dergilerin ilk sayısında sayfa numarası 1 ile başlar ve bu numaralandırma onu izleyen sayılarda da devam eder. Bu durumda kaynak gösterilirken yalnızca o yılın cilt numarası ile kaynağın sayfa numarasını belirtmek yeterli olur. Bazılarında ise her sayının sayfa numarası tekrar 1 den başlatılır. Bu sistemde ise cilt numarası ile sayı numarası ve sayfa numaralarının gösterilmesi gerekir. Günümü...
VERİ AMBARLARI GENEL TANITIMI Veri yönetimi Verilerin yönetime ilişkin kullanılışlılığı önündeki engellerden başlıcaları, mevcut uygulamalardan gelen bilgilerin "elde edilebilirliği" ve "kalitesidir". Mevcut uygulamaların bir çoğu belirli bir operasyonel amaç için tasarımlanmış olup, sadece o amaca yönelik yönetime olanak tanır. Farklı zamanlarda farklı operasyonel amaçlarla geliştirilmiş olan farklı uygulamalar diğer uygulamalardaki verilerle uyumsuz veya onların tekrarı (artık bilgi) olan veriler içerir. Aynı isimli veriler farklı olarak tanımlanmış olabilir. Farklı sistemlerdeki aynı veri elemanı farklı bir isimle saklanıyor olabilir. Hatta daha kötüsü, bazen aynı alana birden fazla eleman gömülmüş olabilir. Genel olarak kuruluşlarda, verinin değeri iyi bir şekilde belgelenmiş olsa da, veri genel olarak kuruluşun değerli bir varlığı olarak görülmez. "Sloan Management Review" makalesinde şu yorumlar yapılmaktadır: ° Yöneticilerin çoğu kullandıkları verilerin kalitesi hakkında hiçbir fikre sahip değillerdir. Yöneticilerin bir çoğu kalite faktörünü göz ardı etmektedir. ° Verinin kalitesinin kötü oluşu, kısa sürede ekonomik zararlara yol açabileceği gibi, daha başka dolaylı olumsuz etkileri de olabilir. ° Yönetim kademelerinde kötü kalitedeki verilerin kullanılması, yöneticilerin etkin stratejiler geliştiremeyeceği anlamına gelecektir. ° Doğru olmayan yetersiz veri nedeniyle, "tam zamanında üretim", "kendi kendine yönetilen çalışma takımları" ve "yeniden tasarımlama(reengineering)" gibi yöntemler başarısız kalacaktır. Veri yönetiminden kurumsal verinin kalitesinin yönetimi anlaşılmalıdır. Yönetim için şu noktaların üzerinde durulması gerekir: ° Verinin sahibi veya taraftarı olan kişi(veya kişiler) belirlenerek yönetilmelidir: verinin taraftarı olan kişi ile, veri elemanları topluluğunun kalitesinden sorumlu olan kişi kastedilmektedir. Böyle bir kişi, çoğunlukla verinin ortaya çıktığı iş sürecinden sorumlu grubun içinde yer alan anahtar bir ki...
Türkiye’de medya sektöründeki yoğunlaşma, 1990’lılardan itibaren büyük bir ivme kazanmış, gazeteci ailelerin kontrolünün söz konusu olduğu geleneksel medya sahipliği, yerini medya dışı sektördeki büyük sermaye gruplarının egemen olduğu “yeni medya sahipliğine” bırakmıştır. (Medya Politikaları Dergisi : ????) Ve bu sektörde hızlı bir yoğunlaşma(*) yaşanmaya başlamıştır. (* Piyasada yoğunlaşma oranı endüstrideki bir yada birkaç firmanın piyasanın yüzde kaçını kontrol altında tuttuklarını gösteren bir orandır. Bunun için bir endüstri kolunda belirli sayıdaki en büyük iki, dört, sekiz firma ele alınır. Bu firmalar endüstrideki toplam üretim miktarı içindeki piyasa payları toplamı hesaplanarak piyasayı ne ölçüde kontrol edebildikleri saptanmaya çalışılır. Diğer bir ifadeyle yoğunlaşma oranı, endüstrideki en büyük birkaç firmanın toplam üretim hacmi içindeki paylarını göstermektedir. (Söylemez Alev Medya Ekonomisi ve Türkiye Örneği 1998 Ankara s:92) Tüm dünyada hızla yayılmaya başlayan ve neo-liberal söylem, 1980’li yıllarda da Türkiye’de de etkili olmaya başladı. Bu söylem, tüm sektörlerde etkin olmaya başladı. Bu söylem, tüm sektörlerde etkin olduğu gibi, medya sektöründe de yeni oluşumlara ve değişime de olanak sağlıyordu. Medyanın ekonomisi politiği tartışılırken, öncelikle üzerinde durulması gerekn kurumsal yaklaşım mülkiyet ilişkilerinin düzenleyici ve merkezi kurumu olarak da görülen “devlet” kavramıdır. Bu kavram gerek liberal gerekse marksist yaklaşımlar içerisinde çok farklı biçimlerde ele alınmıstır. Fakat daha çok marksist kumanda yer aln devlet ve sınıflar arasındaki ilişkiler yapılsal çözumlemelesinde yola cıkılarak incelenmistir. Markx’ın cozullenmesinde devlet,yanlızca ekonomik alanı degil,butun bir toplıumsal formasyonu “duzenleyen”temel organlardan biri olarak temellendirilmektedir.(medya politikalar:149 s.) Devletin duzenleyici durumunda hareketle,iletişim alanın ekonomi politigi için odak soru,”kulturel uretim ve dagıytım uzerinde kontrol ...
TÜRK KİTAPÇILIK TARİHİNDE TEZHİB SANATI VE FATİH DEVRİ TEZHİBLERİ Tezhib Nedir? Tezhib, uzun ve köklü bir geçmişe sahip eski kitap sanatlarımızdandır. Tezhib aynı zamanda, ken9disi gibi kitap sanatlarından olan hüsn-i hat ve cilt sanatlarını tamamlayan, onlara ahenk ve güzellik kazandıran, bu sanatlarla birlikte kitaba nakış ve renk harmonisi katan bir güzel sanat koludur. Tezhib sanatı, hüsn-i hat ve cilt sanatları ve bunlara bağlı diğer eski kitap sanatlarıyla birlikte; kitap sevgisi ve okuma hevesi uyandırmak, kitap toplama ve istinsah yoluyla kitap çoğaltmayı teşvik etmesi yönünden, kitapçılık tarihimizde önemli bir yer işgal eder. Burada tezhib sanatıyla, Türk kitapçılık tarihinde kendine has milli özelliklere sahip bir ekolün kurucusu olan Fatih devri kitapçılığından, özellikle bu devir kitap tezhiblerinden söz edeceğiz. Eskiden yazma kitapların ve hüsn-i hat murakkâlarının kenarlarını boya ve yaldızlı süslemelerle tezyin etme işine tezhib denirdi. Bu işleri yapanlara da müzehhib tâbir olunurdu. Tezhib, Arapça’da, sözlük manası itibarıyla altınlama demekse de, yalnız altın yaldızla yapılan işlere değil, toprak boyalarla yapılan ince kitap tezyinatına da tezhib tabir olunur. Altın yaldız kullanmak suretiyle, sırf altınla yapılan tezhibe ayrıca halkâri denir. Tarihi Gelişimi İçinde Tezhib Sanatında Kullanılan Üsluplar Tezhib sanatındaki üslup, yapıldığı devrin sanat üslubuna göre değişir. XVI. Yüzyıl tezhibleri genellikle Rumî üsluptaki kıvrımlı bezemeler, Lâle devrinde ise kökler ve çiçekler şeklinde yapılmış, Barok devrinde de Avrupa Rönesans ve Barok kıvrımlarını taklit etmiştir. Tezhib, yapıldığı devrin sanat üslubuna göre değişmekle beraber, bu üsluplarla onları doğuran medeniyet tarzları arasında da çok sıkı bir münasebet vardır. Çok çeşitli olan kıvrık-dal nakşı, Rumî ve Hatayî diye iki üslûba ayrılır. Rumî üslup birbirine bağlı, uçları kuş gagalarını andıran yarım palmetlerle sona eren spirallerden teşekkül eder. Hatayî üslup ise, ince kı...
TV, ‘büyükbaba’ değil Çocukların televizyon tutkusuna dikkat çeken uzmanlar, ‘‘Evde televizyona büyükbaba statüsü verip başköşeye koymayın’’ uyarısında bulunuyor. 1538 öğrenci ile yapılan araştırmanın sonuçların açıklayan Dr. Hüseyin Emin Öztürk, ‘‘Televizyon, lüzum görüldükçe ailece seyredilmeli’’ diyor. SAKARYA Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi Dr. Hüseyin Emin Öztürkün Çocuğun Sosyalleşmesinde Televizyonun Etkisi konulu araştırmasına göre, ilköğretim çağındaki çocukların televizyon tutkusu hergeçen gün artıyor. Dr. Öztürk, ‘‘Çocukların televizyon tutkusunu ailece aşın. Evde televizyona ‘büyükbaba statüsü verip baş köşeye koymayın’’ önerisinde bulundu. Araştırmaya göre çocuklar en çok yerli filmler seyrediyor, açık saçık sahnelerden rahatsız oluyor, yabancı müzik dinlemekten hoşlanıyor. Çocuğun televizyon alışkanlığında ailenin televizyon tutumunun etkisinin çok büyük olduğunu söyleyen Dr. Öztürk, ‘‘Hele hele ailenin topluca oturduğu ve sohbet etme imkanı olan odadan televizyon uzak tutulmalı. Aile içi iletişimi engelleyen televizyon lüzum görüldükçe ailece seyredilmeli‘‘ dedi. Dr. Öztürk, araştırmanın 8i devlet, 7si özel okul olmak üzere toplam 15 okulda, 1538 öğrenci ile yapılan görüşmeler sonucunda yapıldığını vurguladı. ‘‘Televizyon çocuğa hiçbir zaman arkadaş olmaz. O kendine yüklenen komutları yerine getiren bir robot. Ciddiye alınmamalı’’ diyen Dr. Hüseyin Emin Öztürk, çocuğu televizyonla baş başa bırakmaktansa ona hoşça vakit geçirecek başka imkanlar sağlanması gerektiğini söyledi. Dr. Öztürk, ‘‘Çocuklara televizyonu yasaklamak çare olamaz. Onlarda yasaklanan şeylere karşı aşırı bir merak var. Anne baba olarak televizyon seyredilmesine rehberlik yapmak ve seçici davranmak gerekiyor’’ diye konuştu. Televizyonun çocuklarda dil gelişimini sağladığı, hayal dünyasını geliştirip, söz dağarcığı ve bilgisi artırdığı konusunda olumlu görüşler de bulunduğunu söyleyen Dr. Öztürk, şöyle dedi: ‘‘Kişilik oluşumu ve yap...
The Magazine ISSUE NUMBER 3 IN THIS ISSUE 1 Summary of the sections.. 4 LIFE 2 SCIENCE AND TECHNOLOGY Hobbies and Interests Chips and Tools Schools and education The Earthquake Forests and the Weather Intelligent Animals 5 FUN 3 HEALTH Strange But True Some Facts About Diet Crossword Puzzle Look After Yourself Inventions and Discoveries ...
THE EARTHQUAKE An earthquake can be defined as a sudden , violent shaking of the earth’s surface.Turkey is an earthquake country. Turkey has lots of earthquakes during its history. Approximately , in every ten years a big earthquake occurs in different parts of the country.For example , Erzincan , Gediz , Izmir and Adana earthquakes took place at last forty years. The last earthquake occured in Gölcük on 17th of the August 1999 . There were lots of deads and injured people.It is felt on the most part of the Marmara Region.. ...
THE CALL OF THE WILD 1) PRESENTATION OF THE STORY a) Where Does The Story Take Place? The story takes place in north of Canada. b) When Does The Story Take Place? The story takes place in1897. c) Who Are The Main Characters? Buck is the main character. 2) THE SUMMARY OF THE STORY Buck lived in Mr. Miller’s big house in the sunny Santa Clara valley. Buck was chief dog; he was born here, and this was his place. He was four years old, weighed sixty kilos and big, strong dog. He goes walking and swimming with the children, and sits by his owner’s fire in the winter. This was 1897, and dogs like Buck are needed in the Yukon, where men have found gold. So Buck is stolen from his home and taken north. Perrault and François bought Buck. Buck worked like a horse, pulling François on a sledge. There he learns how to pull a sledge, traveling day after day over the frozen snow. He learns how to steal food, how to break the ice in water holes, how to fight the other dogs when they attack him. Perrault and François liked him. Thus he was lead-dog. His team in Sol-leks, Dave, Pike, Dub and Joe and they pulled sledge a lot of hundred kilometers. Afterwards another men bought him and his team. It was heavy work; the sledge was loaded with letters for the gold miners of Dawson. Buck did not like it, but he worked hard, and made the other dogs work hard, too. Each day was the same. They started early, before it was light, and at night they stopped and camped and the dogs ate. For the dogs this was the best part of the day, first eating, then resting by the fire. Sometimes as he lay there, he seemed to see, in a waking dream, a different fire. And he saw next to him, not the Indian cook, but another man, a man with shorter legs, and longer arms. This man had long hair and deep eyes, and made strange noises in his throat. He was very frightened of the dark, and looked around him all the time, holding a heavy stone in his hand. ...
Tanzimat dönemiyle birlikte Batıya yönelen genç kuşak, Batılılaşmanın hangi noktalarda olması gerektiğini düşünmeden "her yönüyle Batılı olmak" hevesine kapılmıştır. Bunun sonucu olarak da gerek toplum gerekse aile yapısında meydan gelen büyük sarsıntıların yanısıra, çözülmeler de görülmeye başlamıştır. Bu büyük değişim sonucu toplumda yaşanan Doğu-Batı çatışması, çok sayıda sanatçının roman, hikaye ve yazılarına konu olmuş, yanlış Batılılaşmanın getirdiği sosyal problemler, bu eserlerde en çarpıcı örneklerle dile getirilmişti. Peyami Safanın Fatih-i Harbiyesi de bu romanlardan birisidir. Kitabın konusu kısaca şöyledir: Neriman ve Şinasi, İstanbulda Darülelhanda iki gençtir. Neriman Fatih semtinde oturan, geleneklerine bağlı bir ailenin kızıdır. Muhafazakar bir genç olan Şinasi ile, yine muhafazakar bir ailenin kızı Neriman birbirlerini severler. geleneklerine son derece bağlı olan Nerimanın babası Faiz Bey her bakımdan beğendiği ve kendine yakın gördüğü Şinasi ile Nerimanın evlenmelerini istemektedir. Ancak Neriman Fatihdeki yaşam tarzından hiç de memnun değildir, O Harbiyedeki hareketli, danslı, alafranga hayata özenmektedir. Bu iki gencin hayat felsefeleri birbirinden oldukça uzak lduğu için sevgileri uzun sürmez. Neriman kendisini tertemiz duygularla seven Şinasiden gittikçe uzaklaşır ve Beyoğlunda tanıştığı ve kendisi gibi alafranga yaşamı benimsemiş olan Macite bağlanır. Bu arada Neriman Darülelhanı da bırakmıştır. Nerimana göre hayat Beyoğlundadır. Artık sık sık Beyoğlunda arkadaşlarıyla buluşup gece geç vakitlere kadar eğlenmektedir. Fakat Nerimanın bu davranışları, babası ve eski arkadaşlarıyla arasının bozulmasına neden olmuş ve Neriman babsıyla sık sık tartışır olmuştur. Herşeye rağmen Neriman bunları görmezden gelmekte ve "daha modern" olmak istemektedir. Alafranga hayatın içinde ilerledikçe Neriman, bu yaşam tarzının da çirkin tarafları olduğunu farkeder ve o günlerde dinlediği bir h...
TAHAR BEN JELLOUN (YOKSULLAR HANı) GÖZÜYLE FAS hazırlayan, Onur Kölemenoğlu 99031068 İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Yıldız Teknik Üniversitesi İstanbul, 2003 Ödev danışmanı, Yrd. Doç. Dr. Ester Biton Ruben İÇİNDEKİLER Bölüm 1 Kısaca Yoksullar Hanı 1 Bölüm 2 Sosyal Yapı 5 Bölüm 3 Ekonomik Çıkarsamalar 7 Ekonomik Yapı 8 Bölüm 4 Marakeş 9 Kaynakça 11 Tahar Ben Jelloun kimdir? Tahar Ben Jelloun, 1944 yılında Fas’ta doğdu. Ortaöğrenimini, ailesiyle birlikte gittiği Tanca’da yaptı; ardından Rabat’ta yükseköğrenim gördü. Tetuan ve Casablanca’da gazetecilik, öğretmenlik yaptı. 1971 yılında Fransa’ya göç ederek sosyoloji ve sosyal psikiyatri öğrenimi görmeye başladı. Paris’e gider gitmez ilk şiir kitabını, 1973’te de ilk romanı Harrouda’yı yayınlattı. Şiir, roman ve denemelerinde göçmenler ve yersiz yurtsuz kalmışları çokça işledi. 1985’te yayınlanan “Kum Çocuk” ününü iyice artırdı. Bu romanın devamı niteliğindeki “Kutsal Gece” 1987 yılında yayınlandı ve Ben Jelloun bu kitabıyla Fransa’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden olan Goncourt’u alarak, bu ödüle layık görülen ilk Faslı yazar oldu. 1984’te François Mitterrand tarafından kurulan Fransızca Yazını Yüksek Konseyi’ne de üye olan Tahar Ben Jelloun, karısı ve kızlarıyla birlikte Paris’te yaşıyor. Yazarın Türkçe’ye çevrilen yapıtları Tanca’da Sessiz Bir Gün Bay Ahlak’ın Çöküşü Kör Melek Kızıma Irkçılığı Anlatıyorum Hata Gecesi Kutsal Gece Kum Çocuk Yoksullar Hanı Duygular Labirenti Bölüm 1 KıSACA YOKSULLAR HANı Özgün adı L’Auberge des Pauvres olan Yoksullar Hanı’nda, yazarın diğer romanlarında da sıkça görüldüğü gibi Faslı bir kahraman, yine Fas ile ilgili bir öykünün içinde bulunuyor. Yazar roman kahramanı yerine kendisini koyarak konuyu kurguluyor. Bu nedenle ödev boyunca roman kahramanından “Yazar” olarak söz edilecektir. Romanın başında yazar, hayata kırgınlığını, bezginliğini sıkça dil...
Tagore Rabindranath Tagore , 7-Mayıs-1861 yılında Kalküta’da doğdu . Babası varlıklı bir din adamıydı . Özel dersler aldı ve yedi yaşında Londra’ya gönderildi . Burda edebiyat kültürünü genişletti . 1880’lerde bir dizi şarkı kitabının ardından 1890’da daha olgun bir uslubun görüldüğü Manasi’yi yayınladı . 1891 yılında geri dönen Tagore orda köylülerle tanıştı ; onların geri kalmışlığı ve yoksulluğu eserlerinin ana temalarından biri oldu . 1902-07 yılları Tagore için zor yıllardı . Karısını ve iki çocuğunu kaybetti . Fakat en güzel şiirlerini bu dönemde yazdı . Gora adlı eseriyle 1913’te Nobel Ödülünü’nü kazandı . 1915’te kendisine ‘sir’ ünvanı verildi . İngilizlerin Hindistanda giriştiği Amritsar Katliamı’nı protesto etmek için 1919’da kendisine verilen ünvanı geri verdi . Tagore 7-Ağustos-1941 yılında doğduğu yerde öldü . Tagore yapıtlarını Bengal dilinde vermiş Hintli bir şairdir . Hint kültürünün Batı’ya , Batı edebiyatının da Hindistan’a tanıtılmasında önemli rol oynamıştır . Kendisini , geleneklerden kurtararak edebiyatta yeni bir çığır açtı . Genç yaşta yeni sanat kuşağının öncüsü oldu . Şiirlerinde bir yandan lirizmle mistik duyguları dile getirirken diğer yandan da çevresindeki sosyal konuların etkisinde kalarak politik konuları anlatı . Önemli Eserleri Sabah Şarkısı , Gitan Jali , Bahçıvan ,Gora , Büyüyen Ay , Şairin Dini Stendhal Asıl adı Marie-Henri Belye olan Stendhal , 23-Mart-1783 yılında Grenoble’de doğdu . Babası avukat annesi ise ünlü bir hekimin kızıydı . Annesini yedi yaşında kaybeden Stendhal sonraki yıllarını baskıcı bir baba ve katı disiplinden yana teyzesiyle geçirdi . 17 yaşında Paris’e gitti ve Savaş Bakanlığında bir iş buldu . Üç ay sonra Napoleon’un yedek ordusuna katıldı . Ordu Milano’ya vardığında bu şehir Stendhal’ı çok etkiledi ve ordudan ayrılarak Paris’e döndü . Burda bir süre konsolusluk yaptı ve 23-Mart-1842 yılında Paris’te öldü . 19. yüzyılın önde gelen Fransız romancılarından olan Stendhal Restorasyon dönemi Fransız...
T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük III. Selim Devri Islahatları (1789-1807) Açık düşünceli ileri görüşlü ve yenilik taraftarı bir insan olan III.Selim yapılan savaşlarda yeniçerilerin yetersizliğini anlamıştır. a-III.Selim yaptığı bütün ıslahatlara Nizam-ı Cedit (Yeni düzen) denir. Nizam-ı Cedit aynı zamanda kurulan ocağında adıdır. b-Bu ocağın masraflarını karşılamak üzere İrad-ı Cedit adında bir hazine kuruldu. c-Ocağın eğitimi için Fransa’dan subaylar getirildi. Selimiye kışlası kuruldu. d-Dış siyasete önem verildi. Sürekli büyükelçilikler açıldı. e-Yabancı dil öğrenimine ve kültür hareketlerine önem verildi. Islahatları bazı çevrelerce iyi karşılanmayan III.Selim, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirildi. (1807) IV. Mustafa padişah oldu. Islahat Hareketleri II.Mahmut Devri Islahatları Alemdar Mustafa Paşa, Anadolu ve Rumeli’de devlet aleyhine güç ve saygınlık kazanan Ayanları İstanbul’a çağırarak 1808’te Senedi İttifak sözleşmesini imzalamıştır. Bu senet uygulanamamıştır. Asker alanda Nizam-ı Cedit yerine Sekban-ı Cedit ordusunu kurdu. II.Mahmut Eşkinci Ocağını kurdu. Yine yeniçeriler isyan edince halkın ve ulema sınıfının da desteğiyle yayınlanan bir hattı hümayunla tüm ülkede Yeniçeri Ocağını kaldırdı (1926). Dönemin ıslahatları: 1-Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu kurdu. 2-Sadece Deniz Mühendishanesi mezunlarının kaptan olması kararlaştırıldı. 3-Divan örgütü kaldırılarak bakanlıklar kuruldu. 4-Müsadere sistemi kaldırıldı. 5-Posta ve karantina örgütü kuruldu. 6-Askeri amaçlı ilk nüfus sayımı yapıldı. 7-Memurlar için kıyafet zorunluluğu getirildi. 8-Padişah portreleri devlet dairelerine asılmaya başlandı. 9-Medreselerin yanında çağdaş eğitim veren okullar açıldı. İlköğretim zorunlu oldu. Rüştüye (ortaokul) gibi orta dereceli okullar açıldı. 10-Memur yetiştirmek amacıyla Mekteb-i Maarif-i Adliye, Harp okulu, Tıp okulu gibi okullar açıldı. 11-1821’de Tercüme odası adı ile ilk yabancı dil okulu açı...
T.C. KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ GEBZE MESLEK YÜKSEKOKULU MEKATRONİK PROGRAMI MİCROSOFT .NET (YÖNLENDİRİLMİŞ ÇALIŞMA-I) YÖNETEN Okt. Hüsnü BAYSAL HAZIRLAYAN Zeynep KARA (Öğr. No: 014201012) GEBZE BAHAR 2001-2002 WİNDOWS XP Dijital dünyaya açılan kapı: Windows XP Güçlü Windows 2000 altyapısı üzerinde geliştirilen, güvenilirlik ve güvenlik özellikleriyle performansı artırılan Windows XP, bugüne kadar geliştirilen en yüksek performanstaki işletim sistemi. ‘Windows XP Home Edition’ ve ‘Windows XP Professional Edition’ olmak üzere iki versiyonu bulunan Windows XP, gerçek zamanlı ses, görüntü ve uygulama paylaşımı gibi özellikleriyle kullanıcıların daha etkin iletişim kurmalarını sağlıyor. Windows XP Professional, sağlam altyapısı, iletişim özellikleri ve yeni destek imkanları ile iş yerinde daha verimli çalışabilmek için gerek duyulan esnekliği sunarken, Windows XP Home Edition, ev kullanıcılarına kesintisiz ve güvenli çalışabilecekleri, dijital dünyanın deneyimlerini en iyi şekilde yaşamalarını sağlayacak bir ortam yaratıyor. Bilgilerine her zaman, herhangi bir yerden ulaşabilecek olan mobil kullanıcıların yaptıkları işlemler de Windows XP ile daha da geliştiriliyor. Windows XP, multimedya konusunda da büyük yeniliklere sahip; dijital fotoğraf ve video görüntüler daha kolay oluşturulabilirken, düzenlenme ve dijital hafıza paylaşımı da yapılabiliyor. Kullanıcılara yüksek kalitedeki ses ve video içeriklerinin internetten indirilmesi, kişiselleştirilmesi, dinlenmesi ve izlenmesinde en iyi deneyimi sunan Windows XP, ev içinde bilgi, cihaz ve internet bağlantılarının da en kolay şekilde paylaşılmasını mümkün hale getiriyor. WİNDOWS XP * Home Edition * Windows XP Home Edition, ev bilgisayarınızla ve Internet le şimdiye dek olası olduğunu düşünmediğiniz deneyimleri yaşama özgürlüğü verir. Dijital fotoğraf deneyimini yaşayın. Dijital fotoğrafları kolayca yükleyerek, düzenleyerek ve paylaşarak yaşa...
Stefan Zweig (1881 - 1942) Stefan Zweig, 28 Kasım 1881de Viyanada doğdu. 18 yaşına geldiğinde, Viyana Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Bilimleri Fakültesine girdi. Yüksek öğrenimini burada yaptı. Zweig ilk şiirlerini 1901de "Gümüş Teller" adıyla yayınladı. Bu epik eser, ona, tarihsel minyatürleri ve biyografi yazıları ile aynı derecede şöhret kazandırdı. 1902de "Yeni Özgür Basın Gazetesi"nde, uzun yıllar devam edecek bir işe başladı. Theodor Herzl ile buradayken tanıştı ve dost oldu. Aynı yıl, Paul Verlaine ve Baudelariein şiirlerini Almancaya tercüme etti. Aynı yılın yaz mevsiminde yaptığı Belçika seyahatinde Emeli Verhaeren ile tanıştı ve 1904e gelindiğinde, Verhaerenin şiirlerini tercüme etti. Yine aynı dönemde, "Hipolyte Tainein Felsefe" başlıklı doktora tezini vererek, yüksek öğrenimini tamamladı. 1907-1909 yılları arasında Seylan, Gwaliar, Kalküta, Benores, Rangun ve Kuzey Hindistanı gezdi. Bunu, 1911deki Newyork, Kanada, Panama, Küba ve Portorikoyu kapsayan Amerika Seyahati izledi.1914 yılında Belçikaya Emile Verhaerenin yanına gitti. 1. Dünya savaşı, Stefon Zweig Belçikadayken patlak verince, Viyanaya döndü. Savaş Bakanlığı, Zweigi " Savaş Arşivine" memur olarak tayin etti. Bu görevi sırasında " Yabancı Ülkelerdeki Dostlara Açık Mektupu yazdı ve yayımladı. Zweig, 1917-1918 Yıllarında Herman Hesse, Fritz Von Uruh, James Joyce, Ferrucio Buroni ve Anette Kolb ile görüştü. 1920 yılına gelindiğinde, Frederike Von Winternit ile Viyanada evlendi. 1927de Almanyanın Münih şehrinde "Duygu Karmaşası", " Yıldızın Parladığı Anlar" ve " Tarihsel Baş Minyatür" adlı kitapları yayımlandı. Yine 1927nin 20 şubat tarihinde "Rilkeye Veda" başlıklı konuşmasını yaptı. Bir yıl sonra ise , Ünlü yazar Kont Leo Tolstoyun 100. Doğum Yıldönümü Kutlamalarına katılmak üzere Sovyetler Birliğine gitti. 1931deki seyahati Fransaya oldu. Cap dAntibeste Joseph Roth ile buluştu. Tarihler "1933"ü gösterirken, Nazilerin yakmaya başladıkları kitaplar aras...
SOME FACTS ABOUT DIET Your body needs energy,protein,minerals,vitamins and fibre.In order to get all of these it is important to have a varied and balanced diet,and to eat the right amount.The body burns food to get energy.The amount of energy provided by food is measured in units called calories. How many calories do you need?This depends on your weight and on what you do.When you are asleep,your body uses nearly one calorie in an hour for every kilogram of weight.More calories are needed for different activities... For Example : Reading -> 100 cal/h Watching TV -> 100 cal/h Playing Football -> 350 cal/h If you eat more then you need,the extra calories turn into fat.If you eat less than you need,the body burns fat to get energy and you lose weight.Eating less is one of the ways of loosing weight.Another way is to go on eating the same amount,but to increase your body’s need for energy by taking more exercise. BuT Be CaReFuL !! Trying to lose a lot of weight fastly can be DaNGeRouS !!! ...
SINIF YÖNETİMİNİN KENDİNE ÖZGÜ ÖZELLİKLERİ Yönetim, bir kurumun mevcut madde ve insan gücü kaynaklarının akılcı olarak kullanılmasıdır. Sınıf yönetimi,toplumsal yaşamdaki diğer yönetsel kurumların yönetiminden ayıran temel özellikler şunlardır: Sınıf yönetimi okul yönetiminden daha dar bir uygulama alanıdır. Sınıf yönetimi okul yönetiminden ayrı düşünülemez.. Okul yönetimi baskıcı bir yönetim biçimi uyguluyorsa sınıf yönetimi bu uygulamadan mutlaka etkilenecektir. Okul yöneticisinin benimsediği politika, okul disiplin politikasını, okul disiplin politikası da sınıf kurallarını yönlendirmektedir. Okul kültürü ve iklimi, sınıf yönetimini etkileyen bir faktördür. Okulun değerleri, gelenekleri,okulda yaşanan olaylar ve okulun tarihi okulun kültürünü oluşturur. Okulun psikolojik özellikleri ise okulun iç özelliklerini oluşturmaktadır. Okulun kültür ve iklimi, öğretmenin sınıf yönetimini etkiler. Sınıf yönetimi iki temel boyut üzerinde odaklanmıştır:bu iki boyut sınıf düzeni ve öğretimdir. Öğretmen hem sınıfın düzenini korumaya çalışırken, hem de etkili öğretimi gerçekleştirmeye çalışır. Toplumsal kültür, sınıf yönetimini etkiler. Toplumun değerleri, gelenekleri, çocuk yetiştirme biçimi, aile yapısı ve ahlak anlayışı, sınıf yönetimi üzerinde etkide bulunur. Katı kuralların, otokratik yönetimin uygulandığı bir toplumda demokratik bir sınıf yönetimi zordur. Sınıf yönetimi bir ülkenin eğitim politikasına göre farklılıklar göstermektedir. Ülke eğitim yönetiminin merkeziyetçi ve yerinden yönetim biçimine sahip olması, ülkede uygulanan öğretim yöntemleri, eğitim programlarının içeriğini ve eğitime ilişkin yasal düzenlemeler, sınıf yönetimi uygulamalarını yakından etkilemektedir. Sınıf yönetimini etkileyen çok fazla iç ve dış faktör vardır. Aile, toplumsal kültür, ülkenin eğitim politikası ve kitle iletişim araçları gibi dış faktörler; fiziki düzen, öğrencilerin istek ve beklentileri, sınıf kuralları ve öğretmenin yönetim biçimi gibi iç faktörler sınıf yöneti...
SEFİLLER Bay Myriel genç yaşında evlenmiştir. Eski parlamento üyeleri dağıtıldıktan sonra Bay Myriel İtalya’ya göç etmiştir ve burada uzun süredir hasta olan eşini Fransız İhtilali ile birlikte kaybetmiştir. Uzun bir aradan sonra Bay Myriel tekrar Fransa’ya dönmüştür. Burada rahip olmuştur ve Digne piskoposluğuna atanmıştır. Bu atamayla Bay Myriel kendisinden on yaş küçük olan kız kardeşini ve hizmetçilerini alarak görev yerine gitmiştir. Piskoposluk sarayı çok görkemli bir konaktır fakat bunu yanında hastane tek katlı çok küçük bir yerdir. Bay Myriel bir akşam hastanenin başhekimini evine yemeğe çağırır ve ona evi ile hastaneyi değiştirmeyi önerir. Bu öneriyi sevinçle karşılayan başhekim bu öneriyi kabul eder ve kısa bir sürede hastane ile piskoposluk sarayının yeri değişir. Bay Myriel yaptığı yardımlarla kısa sürede halkın kalbinde taht kurmuştur. Halka verdiği vaazlarda hasta olan insanlara kötü gözle bakılmaması gerektiğini bunu aksine hastalığı yaratan koşulları görüp onları iyileştirmenin bir çaresini bulmanın gerektiğini anlatmıştır. 1815 yılının Ekim ayında Digne kentine kırk yaşlarında bir adam gelmiştir. Bu adam ilginç giyimiyle garip bir görüntü oluşturuyordur. Adam kentin en gösterişli bir hanına doğru yürür ve orada kalmak istediğini han sahibine iletir fakat kalacak yer olmadığı için buradan geri döner. Halbuki bu handa yer vardır fakat hancı sahibinin gözü tutmadığı için adama yalan söyler ve onu başından atar. Adam, girdiği diğer meyhanede de handaki olaylara benzer davranışlarla karşılaşır ve bir cezaevinin kapısını çalar. Küçük pencereden bakan gardiyana bir gecelik yatak istediğini söyler fakat gardiyan oraya sadece suç işleyenlerin girebileceğini söyler ve pencereyi kapatır. Gece yaklaştıkça adam iyice titremeye başlamıştır. Yürüdüğü yolun sonunda yıkık bir kulübe görür ve geceyi geçirmek için oraya sığınmaya karar verir. Fakat içeri girer girmez kocaman bir köpekle karşılaşır ve haykırarak oradan uzaklaşır. Bütün umutlarını yitirmiş bir v...
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
Sonuçlar 1 - 30 Toplam: 285